{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  22. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/751 - 2025/561<br><br>T.C.<br>A N K A R A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ<br>22. H U K U K   D A İ R E S İ  <br><br>ESAS NO\t: 2024/751 \t\t                                            (ESASTAN RET )<br>KARAR NO\t: 2025/561<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/03/2024<br>ESAS-KARAR NO\t: 2022/106 E -  2024/180 K<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Sözleşmenin Uyarlanması|<br>KARAR TARİHİ\t: 12/05/2025<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 12/06/2025<br><br>\tTaraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.\t<br>\tGEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ\t<br>İDDİANIN ÖZETİ<br>Davacı vekili; Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 01.06.2010 tarihli kararıyla, Hazine adına kayıtlı olan ... parsel sayılı taşınmazların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar verildiğini,  karar gereği gerçekleştirilen ihaleye müvekkil şirketin de katıldığını, müvekkilinin 369.000.000,00 TL teklifte bulunduğunu, ihalenin, 370.000.000,00 TL bedelle en yüksek teklifi veren başka bir şirkette kaldığını, müvekkilinin ikinci sırada kaldığını, ÖYK.nun 22.07.2015 tarihli kararıyla, en yüksek teklifi veren şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, ikinci firma olan müvekkili  ile sözleşme yapılmasına karar verildiğini ve 09.11.2016 tarihinde satış sözleşmesinin imzalandığını, müvekkilinin, vadeli ödeme seçeneğini tercih ederek, davalı kuruma 461.988.000,00 TL ödemeyi teklif ettiğini, sözleşme gereği, 73.800.000,00 TL’yi ödeme tarihinde, 25.568.000,00 TL’yi birinci yılın sonunda nakden ödediğini, Kalan tutarı: 09.11.2018 tarihinde:  100.368.000,00 TL, 09.11.2019 tarihinde:  93.726.000,00 TL, 09.11.2020 tarihinde:  87.084.000,00 TL, 09.11.2021 tarihinde: 80.442.000,00 TL şeklinde ödemeyi taahhüt ettiğini ve kesin ve süresiz teminat mektubu verdiğini, daha sonra, müvekkili şirketin; en yüksek teklifi veren şirketin, ihale katılım sırasında verilen geçici teminat mektubunun, davalı kurum tarafından irat kaydedildiğini, bu şirketin de “teminat mektubunun paraya çevrilerek irat kaydedilmesi işleminin iptali için Danıştay’da iptal davası açtığını, Danıştay 13. Dairesinin 23.02.2017 tarih, 2016/1383 E. K:2017/437sayılı kararıyla davanın kabulüne, dolayısıyla, teminat mektubunun irat kaydedilmesi işleminin iptaline karar verildiğini öğrendiğini, anılan şirketin Danıştay kararına dayanarak müvekkili ile yapılan sözleşmenin feshi ile kendisiyle sözleşme yapılması talebinin reddi kararının iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinin 2017/2815 sayılı dosyasıyla, ikinci kez dava açıldığını, Danıştay Savcısının mütalaasında anılan işlemin iptalinin düşünüldüğünün belirtildiğini, bu süreçte  sözleşme konusu taşınmazlarda, yapılacak olan otel, konut ve ticari ünitelerin inşası ve satışı için yerli ve yabancı yatırım firmaları ve büyük inşaat şirketleri ile yapılan görüşmelerde sözleşmenin iptali için devam eden davalar nedeniyle, tüm şirketlerin dava sonuçlanıncaya kadar projede yer almayacaklarını bildirdiklerini, bu  davanın aynı zamanda, müvekkili şirketin de tek başına projeye girişmesini engellediğini, zira projeye başladıktan ve tüketicilere daire sattıktan sonra davanın aleyhe sonuçlanması halinde, sözleşmenin iptal edilerek taşınmazların geri alınabileceğini öngördüğünü, böyle bir durumda, yüzlerce mağdur ile kalınacağı, bu nedenle, dava sürecinde, müvekkilinin taşınmazlarda hiçbir faaliyette bulunmadığını, durum böyle iken, müvekkilinin davalıya ödeme yapmasını beklemenin hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağı gibi, ödeme yapılmasının ya müvekkil şirketin mahvına neden olacağı yada devleti milyonlarca zarara uğratacağını belirterek, muarazanın giderilmesine, Danıştay 13 Dairesinin 2017/2818 Esas sayılı davasının kesinleşmesinin beklenmesine, Danıştay’daki davanın reddi ve kesinleşmesi halinde aradan geçen zaman dikkate alınarak, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen ödeme vadelerinin hukuka ve hakkaniyete uygun bir şekilde uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davacı vekili birleşen davada ise özetle; Danıştay 13. Dairesinin 2017/2818 esas sayılı davasının kesinleşmesinin beklenmesine, davanın reddi şeklinde kesinleşir ise aradan geçen zaman dikkate alınarak taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen ödeme vadelerinin hukuka ve hakkaniyete uygun bir şekilde uyarlanmasına şayet davanın kabulü şeklinde kesinleşir ise müvekkil şirketleri tarafından ödenen bedelin en yüksek reeskont faiziyle birlikte iadesine ve müvekkil şirketlerinin menfi ve müspet her türlü zararının şimdilik 50.000,00 TL'sinin yine en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalı kurumdan tahsilini talep ve dava etmiştir.<br><br><br>SAVUNMANIN ÖZETİ<br>Davalı vekili; davacının talebinin iyi niyetli olmadığını, idare ile davacı arasındaki sözleşmenin hala ayakta olduğunu,  bu nedenle davacı firmanın sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini belirterek, asış ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ<br>Mahkemece; taraflar arasındaki ihale satış sözleşmenin 2/c maddesinde, vadeye bırakılan meblağın vadesinin uzatılmasının hiçbir şekilde talep edilemeyeceği hükmü düzenlendiği, basiretli bir tacir olan davacı şirketin sözleşme hükümlerine uygun davranması yükümlülüğünün bulunduğu, davacı her ne kadar, ihaleye katılan  birinci firma tarafından Danıştay’da açılan davaları TBK’nun 138. maddesi hükmüne göre uyarlama gerekçesi olarak göstermiş ise de; Danıştay 13.D.’nin 2017/2818 Esas sayılı dosyasında 19/12/2018 tarihinde davanın reddine karar verildiği, davanın  ise 06/11/2018 tarihinde açıldığı, yaklaşık 1,5 ay sonra uyarlama talebinin gerekçesinin  ortadan kalktığı,  Danıştay’da dava devam ediyor olsa dahi; taraflar arasındaki sözleşmenin devamı sırasında, davalı kurum tarafından herhangi bir muaraza yaratılmadığı, davalının sözleşme gereği edimlerini yerine getirerek tapuda devir işlemini gerçekleştirdiği,  davalı tarafından sözleşmenin yerine getirilmeyeceğine dair davacı tarafa bir bildirimde de bulunulmadığı, aksine davalı kurum tarafından ihaleye katılan dava dışı şirketin taleplerini reddettiği, sözleşmenin taraflar arasındaki hükümlerinin geçerli olarak taraflarca yürütüldüğü, Danıştaydaki davanın bu şartlar altında sözleşmenin vade yönünden uyarlanmasını gerektirir öngörülemeyen bir durum olarak kabul edilmeyeceği,  ayrıca, her ne kadar davalı şirket sözleşme gereğince zarara uğrayacağı iddiasında bulunmuş ise de; getirtilen tapu kayıtlarına göre davacının dava tarihinden önce ve sonra sözleşme gereği iş ve eylemlerine devam ettiği, taşınmazları yaparak üçüncü şahıslara devir işlemlerini gerçekleştirdiği, böylece davacı şirketin hiçbir şekilde zarara uğramadığı gibi zarar ihtimalinin de söz konusu olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin vade yönünden uygulanmasını gerektirir bir husus bulunmadığı, davacının bu yöndeki talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı asıl ve birleşen davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Asıl ve birleşen davada davacı vekili; davalının ihale şartnamesine ve Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına aykırı hareket ettiğini, dava dışı ihaleye katılan firmanın belirlenen sürede sözleşme imzalamadığı ek süre de talep etmediği davalı tarafından müvekkili ile sözleşme imzalaması gerekirken dava dışı şirkete ek süre verildiğini, sonrasında dava dışı şirket tarafından Danıştayda dava açıldığını, bu süreçten habersiz olan müvekkilinin davalı ile sözleşme imzaladığını, açılan dava sonucu ihalenin feshi ile taşınmazın müvekkilinin elinden alınabileceğini, davalı tarafından müvekkiline açılan davalar nedeniyle teminat verilmediğini, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna aykırı karar verildiğini, uyarlama koşullarının oluştuğunu davalı idare tarafından yaratılan durum nedeniyle  ciddi ve gerçek tehlike meydana gelmesine, bu tehlike nedeniyle sözleşmenin amacının yerine getirilmesi imkanının ortadan kalkmasına, böyle bir taşınmazda yatırım ve proje geliştirmenin imkansız hale gelmesine ve bunlara davalı idarenin yol açmasına rağmen ilk derece mahkemesinin bu hususları göz ardı ederek karar tesis ettiğini, karar ile, hem maddi gerçekler hem hukuki ilkelerin göz ardı edildiğini, belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSUSLAR<br>Uyuşmazlık; taraflar arasındaki taşınmaz satış  sözleşmesinin imzalanmasından sonra davalı hakkında ihaleye giren birinci sırada yer alan şirket tarafından açılan dava ile satış sözleşmesinin iptali ve taşınmazların iadesi istemli açılan dava karşısında, 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesi gereğince sözleşmenin uyarlanması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>Asıl ve birleşen dava, taraflar arasında imzalanan ihale sonrası taşınmaz satış bedelinin taksitlerinin  vadesi yönünden uyarlanması istemine ilişkindir.<br>İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.<br>6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesinin birinci fıkrası hükmü şöyledir:<br>\"Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.\"<br>Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle “sözleşmenin uyarlanması” kavramının açıklanmasında fayda vardır.<br>Sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca taraflar sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi belirleyebilirler. Serbestçe belirlenen sözleşme hükümlerinin taraflar arasında edim ve karşı edime ilişkin bir denge unsurunu barındırması gerekir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi beraberinde tamamlayıcısı olan ahde vefa ilkesini (pacta sund servanda) getirmektedir. Bu ilke gereğince hukuki güvenliği sağlamak amacıyla taraflarca belirlenmiş sözleşme hükümlerine tarafların bağlı kalması beklenir. <br>Öte yandan, bazen sözleşmenin kurulduğu sıradaki şartlar ilerleyen zamanlarda öyle değişir ki artık borçludan edimini ifa etmesini beklemek, sözleşme adaletine ve dolayısıyla dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Bu durumda, bir yanda her ne olursa olsun sözleşmeye sadık kalmayı gerektiren ahde vefa ilkesi yer alırken diğer yanda ise değişen şartlar neticesinde taraf edimleri arasındaki denge unsurunun kaybolması söz konusudur. Birbirine aykırı görünen bu iki durum ancak sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması yoluyla bağdaştırılabilir. Dolayısıyla sözleşmenin uyarlanması ve sözleşmeye güven ilkeleri birbirini bertaraf eden ilkeler değildir. Zira tarafların değişen şartlar karşısında yerine getirmek durumunda kaldıkları yükümlülük, sözleşmeye güvenerek planladıkları ve üstlendikleri yükümlülükten önemli ölçüde farklılık arz ettiğinden burada sözleşmeye güven ilkesi de anlamını yitirmektedir. <br>Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması, imkânsızlık söz konusu olmadığı müddetçe geçerliliğini sürdüren sözleşme ilişkisinin, imkânsızlık boyutuna ulaşmadan önce hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda (borçludan borcun ifasının dürüstlük kuralına göre beklenemeyeceği) da sona erebileceği veya değişikliğe uğrayabileceği esasına dayanmaktadır. Sözleşmenin kurulmasından sonra değişen şartların sözleşmenin uyarlanması sonucunu doğurabilmesi için işlem temeline ilişkin hususların esaslı surette farklılaşması gerekmektedir. Sözleşmenin temelini oluşturan unsurlar, sonradan ortaya çıkan esaslı değişiklikler nedeniyle taraflardan biri için artık katlanılamaz şekilde bozulmuşsa yahut ortadan kalkmışsa bu durumda işlem temelinin çökmesinden bahsedilir. <br>Hemen belirtilmelidir ki taraflarca belirlenen sözleşme hükümlerinde sonradan değişen şartlara yönelik bir uyarlama hükmü varsa yahut kanunda özel olarak o sözleşmenin uyarlanması düzenlenmişse bu hâlde yapılacak uyarlama gerçek anlamda bir uyarlama değildir. Ancak gerek sözleşmede gerek kanunda uyarlamaya ilişkin bir düzenleme bulunmuyorsa bu durumda değişen şartların sözleşmeye etki edip edemeyeceği, etki edecekse hangi şartların sözleşmenin uyarlanması sonucunu doğuracağı hususları gerçek anlamda sözleşmenin uyarlanmasını ifade etmektedir. <br>Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması ile ilgili doğrudan hüküm 6098 sayılı Kanun'un \"Aşırı ifa güçlüğü\" başlığı altındaki 138 inci maddesi ile getirilmiştir. Bu madde 6098 sayılı Kanun'un Üçüncü Bölümü olan “Borçların ve Borç İlişkilerinin Sona Ermesi Zamanaşımı” üst başlığı altında yer almaktadır. 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesi gereğince aşırı ifa güçlüğünde sözleşmenin uyarlanmasının istenmesi için bir takım şartların birlikte bulunması gerekmektedir. <br>Bu kapsamda sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması için öncelikle sözleşmenin kurulduğu andaki şartların önemli ölçüde değişmiş olması, bu değişen şartların taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum oluşturması ve bu durumun oluşmasının da borçludan kaynaklanmamış olması gerekmektedir. Bu olağanüstü durum sebebiyle sözleşmenin yapıldığı sıradaki olguların borçlu aleyhine değişmesi ve bu değişimin dürüstlük kurallarına göre borçludan ifanın beklenememesi kadar esaslı bir değişim olması gerekir. Ayrıca sözleşmenin uyarlanması için borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı güçlüğü hâlini saklı tutarak ifa etmiş olması gerekmektedir. Sözleşmenin  uyarlanması için gereken tüm bu şartların bir arada bulunması zorunludur. Başka bir deyişle 6098 sayılı Kanun'un 138 inci maddesinde belirtilen bu şartlardan bir tanesi dahi bulunmazsa sözleşmenin uyarlanması söz konusu olmayacaktır. <br>Somut olay itibariyle sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin şartlardan; sözleşmenin değişen şartlarının taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum oluşturmasının üzerinde durulması gerekir. Sözleşmenin kurulmasından sonra değişen şartlar, sözleşmenin kuruluşu safhasında mevcut olmayan ve o zamanki gerçeklerle bağdaşmayan, ancak sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkmış olan ve sözleşme bakımından belirli bir önemi haiz bulunan olaylardır. Değişen şartların öncelikle sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkması gerekir. Sözleşmenin kurulmasından önce var olan ancak taraflarca bilinmeyen veya yanlış tasavvur edilen şartlar sözleşmenin uyarlanmasına değil irade sakatlıklarına yol açar. <br>Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve sözleşmenin uyarlanmasını gerektiren şartların taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olması gerekir. Bu kapsamda öngörülemezlik, sözleşmenin uyarlanmasında en temel ve kilit noktayı oluşturmaktadır. Öngörülemezlik, genel olarak kişinin iş hayatının olağan akışında göz önüne almakla yükümlü olmadığı durumları ifade eder. Taraflar sözleşme ilişkisini kurarken, sözleşmenin kuruluşundan sonra ortaya çıkan durumları öngörebiliyorlarsa bu durumda sözleşmenin uyarlanması söz konusu olmaz. Bu hâlde tarafların değişen şartlara ilişkin her türlü riski üstlenmiş olduğu kabul edilir ve sözleşme hükümleri değişen şartlarda da uygulama bulur. <br>Değişen şartların öngörülemezliği tespit edilirken objektif bir değerlendirme yapılmalıdır. Başka bir deyişle objektif olarak öngörülmesi gereken bir durum tarafların basiretsizliği sebebiyle göz önüne alınmamışsa bu durumda öngörülemezlikten değil öngörülebilir bir durumdan bahsedilmelidir. Ayrıca öngörülemezliğin tespitini yapılırken yalnızca değişen şartların ortaya çıkma ihtimali göz önüne alınmamalı, değişen şartlar öngörülebilir olsa da bu durumun kapsamı, şekli ve sonuçları tahmin edilemez bir nitelik taşımalıdır. Başka bir deyişle taraflar sözleşmenin kurulmasından sonra değişen şartları öngörmüş olsalar da bu durumun sonuçları açısından bir öngörülemezlik söz konusuysa bu hâlde diğer şartların varlığı hâlinde öngörülemeyen hususlar için uyarlama talep edilebilmelidir. Bu durumda öngörülemezliğin hukuki sonuç doğurabilmesi için öngörülemeyen durumun, öngörülebilir durumdan esaslı surette sapmış olması gerekir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki somut olayda; davacı, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen ödeme vadelerinin uyarlanması talebinde; ihaleyi kazanan ilk sıradaki şirketin yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle  teminatın  irat kaydedilerek ihalenin ikinci sırada yer alan  davacı ile sözleşme imzalanmasından sonra şirketin teminatın iadesi için iptal davası açtığını ve Danıştay kararıyla teminat mektubunun irat kaydedilmesi işleminin iptaline karar verildiğini, daha sonra anılan şirketin bu kararı da sunarak davacı ile yapılan sözleşmenin iptali ile sözleşme yapılmasını istediğini, davalı idarenin talebi reddetmesi üzerine anılan şirketin ikinci kez dava açtığını,  bu süreçte  sözleşme konusu taşınmazlarda, yapılacak olan otel, konut ve ticari ünitelerin inşası ve satışı için yerli ve yabancı yatırım firmaları ve büyük inşaat şirketleri ile yapılan görüşmelerde sözleşmenin iptali için devam eden davalar nedeniyle, davacı şirketin de tek başına projeye girişmesini engellediğini, projeye başladıktan ve daireler satıldıktan sonra davanın aleyhe sonuçlanması halinde, sözleşmenin iptal edilerek taşınmazların geri alınabileceği ihtimali nedeniyle davacının taşınmazlarda hiçbir faaliyette bulunmadığını,  davacının davalıya ödeme yapmasını beklemenin hukuka ve hakkaniyete aykırı olacağı, ödeme yapılmasının müvekkilinin mahvına neden olacağından bahisle taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen ödeme vadelerinin uyarlanmasını talep etmiştir. <br>Taraflar arasındaki sözleşme gereğince 369.000.000,00TL olan satış bedelinin 73.800.000,00TL. olarak belirlenen ilk taksitin  sözleşmenin imza tarihinde ödeneceği, kalan 295.200.000,00TL'nin ise; her 12 ayda  bir taksit ödemek suretiyle 60 ayda (5 yıl) da taksitler halinde ödeneceği, her ödemeden dolayı kalan anapara tutarı için %9 basit faiz oranında  ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davacı yanca peşinat ve iki taksit dışında diğer taksitlerin ödendiği; 09.11.2018 ödeme tarihli 100.368.000,00TL tutarlı ikinci taksit ile, 09.11.2019 ödeme tarihli 93.726.000,00TL tutarlı üçüncü taksiti ödemediği, ancak davalı idarenin satış sözleşmesi uyarınca davacıya tapuda resmi şekilde devir işlemi gerçekleştirdiği anlaşılmıştır. <br>Davacı tarafça, davalı aleyhine ihalenin feshi istemli Danıştayda açılan davalar, TBK’nun 138. maddesi hükmüne göre uyarlama sebebi olarak göstermiş ise de; Danıştayda görülen davanın 19/12/2018 tarihinde ret ile sonuçlandığı, iş bu davanın açılmasından yaklaşık 1,5 ay sonra uyarlama davasına dayanak olarak gösterilen davanın sonuçlanmış olduğu anlaşılmıştır.<br>Taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşmeye bağlılık esas olup, sözleşmenin uyarlanması ise uyarlama koşullarının varlığı halinde başvurulması gereken istisnai bir durum olup, her şeyden önce sözleşmenin imzalanmasından sonra beklenmeyen olağanüstü durumların gerçekleşmesi, sözleşmenin uzun süreli olması, beklenmeyen olağanüstü durumların herkes için geçerli, objektif ve önceden belirlenemeyecek nitelikte bulunması, değişen koşulların sözleşmeyi çekilemeyecek hale getirmesi bu suretle işlem temelinin çökmesi zorunludur. Dava konusu olayda ise tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin vade yönünden uyarlanması  koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.<br> Yukarıda açılanan gerekçelerle mahkemece, yargılamanın HMK'da düzenlenen usul kurallarına uygun olarak yapılmış olmasına, kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip yasal düzenlemelere uygun isabetli, yeterli gerekçeyle karar verilmiş olmasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM \t:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-a)Asıl davada Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80TL harcın istinaf eden  davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>b)Birleşen davada Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden  davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>3-İstinaf eden tarafından yapılan istinaf posta giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>5-HMK'nin 333.maddesi gereğince gider avansından kalanının karar kesinleştiğinde yatırana  iadesine,<br>6-Kararın tebliğinin Dairemizce yapılmasına,\t <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere, 12/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. \t\t\t  \t\t\t\t<br><br>Başkan<br> e-imzalıdır<br><br>Üye<br>e-imzalıdır<br><br>Üye<br> e-imzalıdır<br><br>Katip<br> e-imzalıdır<br><br><br><br><br><br><br><br>  NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.<br> \"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur.\" <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8f1f26baf4fdffc0","SID":"37232055135e7bd9"}}