{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/300 <br>KARAR NO: 2025/796<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 02/11/2021<br>NUMARASI: 2019/1290 Esas - 2021/792 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senedine Dayalı takip Nedeniyle)<br>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı tarafça müvekkili aleyhine kambiyo senedine mahsus haciz yolu ile takibe konu edilen bononun 27.08.2014 tarihinde ödeme tarihi boş olarak davalı bankaya verildiğini, davalı bankanın bu takip öncesinde ihtarname keşide ederek müvekkilinden alacaklı olduğunu iddia ettiğini, cevabi ihtarda borçlu ... Ticaret Ltd. Şti. ile ortaklık ilişkisinin 2015 yılının Haziran ayında sona erdirdiğini ve bu hususun 04.06.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğinin bildirildiğini, davalı bankaca kredi sözleşmesi yerine ödeme tarihi sonradan doldurulan 27.08.2014 düzenleme tarihli bononun işleme konulduğunu, müvekkilince imzalanan sözleşme nedeniyle 2015 yılından sonraki bir tarihteki vadeyi içerecek bir bononun bankaya verilmesinin mümkün olmadığını, taraflar arasında bunun dışında bir ticari ilişki bulunmadığıın, 30.03.2018 tarihinde 126.59,51 TL alacak istenirken bu miktarın fahiş miktarda arttığını ve artışın sebebinin açıklanmadığını ileri sürerek, müvekkilinin takip ve bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin teminatsız olarak durdurulmasına, talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; bononun TTK'da düzenlenen şekil şartlarını haiz olduğunu, davalının aval veren sıfatının bulunması nedeniyle eş rızasının aranmayacağını, kefaletin geçersizliğine ilişkin iddiaların yersiz olduğunu, davacı ile dava dışı borçlu ... ve ...  Ticaret Limited Şirketinin borçlarını ödememesi üzerine takip başlatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Yapılan yargılama, toplanan deliller, tarafların dilekçe ve beyanları ile duruşma esnasındaki sözlü açıklamaları, mahkememize sunulan bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı ile dava dışı şirket arasında çeşitli sözleşmeler imzalandığı, dava dışı şirkete kredi kullandırıldığı, davalı ve dava dışı diğer borçlulardan 170.000,00 TL bono alındığı açıktır. Davanın menfi tespit davası olması sebebi ile dava konusu icra dosyası mahkememiz dosyası arasına alınmış, yapılan incelemede İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası ile mahkememiz dosyasının taraflarının aynı olduğu, icra dosyasında alacaklı olarak yer alan bankanın dosyamızda davalı konumunda olduğu, dosyamız davacınısın borçlu ve dava  değerlerinin aynı olduğu görülmüştür. Değinilmesi gereken en önemli husus takibin kambiyo takibi olduğu ve davalı tarafça davacıya verilen bonoya istinaden başlatıldığıdır. Davacı taraf bononun sonradan doldurulduğu iddiasındadır. Bir kambiyo senedi olan bononun keşideci tarafından bazı unsurları eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulması TTK'nun 778/2-f maddesi yollamasıyla TTK'nun 680. maddesi gereğince mümkündür. Davacı keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (senet,yemin) ispatlamak zorundadır. (İstanbul BAM  16. HD 2017/2923 Esas 2019/2356 Karar ) Ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de yerleşik içtihatlarında bonoda borçlu olarak yer alan GKS kefili yönünden GKS şartlarının araştırılmasına gerek bulunmadığı ifade edilmektedir. Daire kararında, 'menfi tespit istemine ilişkin olup; takip davacının avalist olduğu bonoya dayanılarak yapılmıştır. Davacı, davalıdan kredi kullanan dava dışı şirketin ortağı iken 21.07.2011 tarihinde ortaklıktan ayrıldıktan sonra davalıya gönderdiği 08.03.2012 tarihli ihtarname ile, kredi kullanan şirketin ortaklığından ayrıldığını, 21.07.2011 tarihinde sorumluluğunun sona erdiğini, bu tarihten sonra kullanılacak kredilerden dolayı sorumluluk kabul etmediğini bildirmiştir. Davalı ise dava dışı borçlu şirkete kullandırılan kredilerin aynı sözleşmeye dayanılarak kullandırıldığını ve dava konusu  icra takibinin davacının kefilliğine değil, avalist sıfatına dayalı olarak yapıldığını savunmuştur. Mahkemece, asıl borçlu ile davalı banka arasındaki kredi sözleşmeleri ve davacının bu sözleşmelere kefaleti incelenmek suretiyle sonuca gidilmiş ise de davacı takibe konu bonoyu avalist sıfatıyla imzalamış olup, mülga 6762 sayılı TTK’nun 614 maddesi ve yürürlükteki 6102 sayılı TTK’nun 702. maddesi uyarınca avalist asıl borçlu gibi sorumlu olduğundan, davanın reddine karar verilmesi gerekirken...' denilmek suretiyle anılan husus ifade edilmiştir. Aynı yönde 12. HD 2007/21937;2008/626 Sayılı kararında, TTK.nun 690. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması geren aynı kanunun 592. maddesi gereğince, bononun aradaki anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Bu nedenle tanzim tarihinin sonradan yazılmış olması ile ilgili itirazın reddi yasaya uygundur  denilmektedir. Son tahlilde davacının vadenin sonradan anlaşmaya aykırı tamamlandığına dair itirazını kesin deliller ile ispatlaması gerekirken hayatın olağan akışına yönelik savunması üzerinden ispatında isabet görülmemiş...\"  gerekçesiyle davanın reddine, davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine, karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 2015 yılı Haziran ayında borçlu şirketin ortaklığından ayrıldığını, kredi borcunun 2016 yılına ait olduğunu, davalı banka tarafından ödeme planı dahi oluşturulmadığını, müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasından sonra 2018 yılının Mart ayında ihtar gönderildiğini, müvekkilinin ayrıldığının bankaca bilinmesine rağmen bononun boş olan vade tarihinin 03.12.2018 olarak doldurulduğunu, 30.03.2018 tarihinde 126.59,51 TL istenmesine rağmen bono ile 170.000,00 TL istendiğini, bononun genel kredi sözleşmesine bağlandığının yargılamada açıklığa kavuştuğunu, bononun genel kredi sözleşmesine bağlanmasına rağmen, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacaktan fazla tahsilat yapılmasının hatalı olduğunu, müvekkilin ödeme planında ve buna bağlı olarak taksit tutarlarını gösteren hiçbir belgede imzası bulunmadığını, borcn ve kredi sözleşmesinden doğan sorumluluğun kabul edilmediğini, banka tarafından yargılamanın hiçbir aşamasında ödeme planı ibraz edilmediğini, esasen böyle bir planın bulunmadığını, banka ile müvekkili arasında genel kredi sözleşmesi dışında bir ilişki bulunmadığını, krediye ait ödeme planının da asıl borçlu ve müteselsil kefillerce imzalanması gerektiğini, müvekkilinin sonradan düzenlenen genel kredi sözleşmesinde imzası olması sebebi ile kredi sözleşmesinden doğan borçtan sorumlu tutulduğunu, müvekkiline ödemeleri gösteren planın imzalatılmadığını, senedin sonradan doldurulmasının bu iddiayı doğruladığını, davaya konu bononun sonradan gerçeğe aykırı şekilde doldurulduğunu, müvekkilin imzası dahi olmayan taksitli ticari kredi sözleşmelerinin esas alarak rapor düzenlendiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan kambiyo takibine konu bono nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle İİK'nın 72. maddesi uyarınca açılmış bir menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı banka tarafından 27.08.2014 düzenleme, 03.12.2018 ödeme tarihli 170.000 TL bedelli bonoya dayalı olarak, bono borçluları ... Ticaret Ltd.Şti., ... ve ... aleyhine kambiyo senetlerine özgü yolla 163.490 TL asıl alacak ile 690,75 TL işlemiş faizin tahsili amacıyla takip başlatılmıştır. Borçlu şirket ile davalı banka arasında çeşitli tarihlerde genel kredi sözleşmeleri düzenlenmiştir. Banka borcunun ödenmemesi üzerine, kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için hesabın 30.08.2020 tarihli ihtarla kat edilerek kredili mevduat hesabından 15.886 TL, TL kredilerden 126.459 TL talep edildiği anlaşılmıştır. Bono, mücerret ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bonoda şekil şartları TTK'nın 688. maddesinde sayılmış olup, burada sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında bazı seçimlik şartlar da söz konusudur. Bonoya isteğe bağlı olarak faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senet olduğundan, herhangi bir sebebe bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “malen” ya da “nakden” olarak belirtilmişse,  alacaklının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna \"senedin talili\" denmektedir. Bu anlamda talil, senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün, kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bononun genel kredi sözleşmesi nedeniyle verildiği tarafların kabulündedir. Davacı, dava dışı şirketin kullandığı kredilere kefil olmuştur. Kefaletinin on yıllık süreyi doldurduğu ileri sürülüp kanıtlanmamıştır. Kefaletin şekil yönünden geçersiz olduğu da savunulmamıştır. İncelenen 27.11.2011 22.06.2012 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacının kefil olarak yer aldığı ve kefilin imzasının bulunduğu, kefalet miktarının el yazısı ile yazıldığı görülmektedir. 27.08.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinde de davacının 250.000 TL limitli kefaletinin bulunduğu, kullandırılmış ve kullandırılacak krediler bakımından kefaletin bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının bu tarihten sonra davalı şirketin ortaklığından ayrılmış olması, kefaletin de sona ermesi hukuki sonucunu doğurmaz. Kefalet sözleşmesinin tek taraflı irade beyanıyla sona erdirilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle kefaletin geçerli olduğu sürece borçlu şirketin doğmuş olacak borçlarından davalının sorumlu tutulması yerinde görülmüştür.  Mahkemece yapılan incelemede bankanın genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın bulunduğu belirlenmiştir. Kaldı ki borç kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren bonodan kaynaklandığından bono borçlusu, bankanın genel kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağından bağımsız olarak bu borçtan sorumludur. Şirket paylarının devir edilerek şirket ortaklığından ayrılmak, kefaletten istifayı gerektirmez. Kefalet ayrı bir sözleşme olup, şirket ortaklığından kaynaklı bir menfaat elde edilip edilmediğinden bağımsız olarak, yasada öngörülen süre ile hüküm ve sonuç doğurur.  Dava ve takip konusu bononun anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası ancak kesin delille ispatlanabilir. Bononun bazı kısımlarının sonradan anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası kanıtlanmamıştır. Kat ihtarıyla talep edilen borcun ödenmemesi üzerine ihtarda talep edilenden daha yüksek bir bedelin talep edilmiş olması, bankacılık sözleşmelerindeki akdi ve temerrüt faizine ilişkin olup, kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bonodaki miktarın talep edildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının aşamalardaki ve istinaf başvurusundaki kefaletin geçerliliğine ve borca ilişkin tüm istinaf başvuru nedenleri  yerinde görülmemiştir. Banka kayıtları ve yazılı belgelerle kanıtlanması gereken bir olgunun, davacı ile şirket arasındaki menfaat ilişkilerinin ve kefalet saikinin araştırılması ile kanıtlanması mümkün değildir. Bu nedenle borcun belgeden kaynaklandığı ve ödemelerin belgeli yapıldığı bir durumda HMK'nın 200 ve devamı maddelerine göre tanık dinletilmesi mümkün değildir. Kat ihtarı içeriğinde talep edilen miktar dikkate alındığında ve bononun kayıtsız şartsız borç ikrarı olması nedeniyle bilirkişi raporunda belirlenen miktarın dikkate alınmasına gerek bulunmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı  vekilinin istinaf başvurusunun  esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL  istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 08.05.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"92707044ce649b12","SID":"88cf51820d3e9635"}}