{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/668 Esas<br>KARAR NO: 2025/863 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2024/398 Esas- 2024/463 Karar<br>TARİH: 09/05/2025<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinde<br>Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 22/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin İBB 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesinde verilen yetkiye dayanılarak TTK hükümleri kapsamında kurulmuş bir sermaye şirketi olduğunu, müvekkilinin sermayesinin %99,87 hissesine sahip İBB iştirak şirketi olduğunu, davacı müvekkili şirketin yaptığı ve yapacağı tüm iş ve işlemlerde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve sair mevzuat hükümlerine tabi olduğunu, müvekkili şirketin İBB meclis kararı ile verilen tasarruf yetkisi kapsamında çiçek büfelerini işletmeye başladığını,17/07/2020 tarih-606 sayılı meclis kararına göne müvekkili şirketin söz konusu çiçek büfelerinini işletme yetkisi 30/11/2022 tarihine kadar devam ettiğinden ve büfeler üzerindeki hak ve tasarruf yetkisi mevcudiyetini korumuş olduğundan davalı borçlu işletmecinin cari hesap borcunu ödenmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, davalı borçlu ile müvekkili şirket arasındaki 01.12.2016 tarihli 1 nolu çiçek büfesi işletme sözleşmesinin süresi dolmuş olmasına rağmen davalı borçlu 1 nolu çiçek büfesini hukuki bir ilişkiye dayanmaksızın kullanmaya devam etmiş olup fuzuli şagil olduğunu, tebliğ edilen faturalara itiraz edilmemesi ve ödeme yapılmamasının akabinde müvekkili şirket tarafından davalı borçluya ihtarname gönderilmiş olup ihtarname tebliğ alınmış ise de, herhangi bir ödeme yapılmadığını, Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyası kapsamında davalı borçlu vekili tarafından asıl alacağın tümüne itiraz edildiğini, hukuka aykırı ve haksız itiraz sonucunda takibin durdurulmasına karar verildiğini beyanla itirazın iptaline, takibin devamına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı taraf süresi içerisinde davaya cevap vermemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 09/05/2025 tarih 2024/398 Esas- 2024/463 Karar sayılı kararında;\"Huzurda görülen dava, itirazın iptaline ilişkindir.Dava dilekçesi incelenmekle taraflar arasındaki uyuşmazlığın 01/12/2016 tarihli ... Numaralı Çiçek Büfesi İşletme Sözleşmesi'nden kaynaklandığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"Sulh hukuk mahkemelerinin görevi\" başlıklı 4/(1-a) hükmü; “Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları  görürler” şeklindedir.Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 01/12/2016 tarihli çiçek büfesinin işletilmesine ilişkin sözleşme imzalandığı; sözleşme içeriği incelendiğinde söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesi niteliğinde bulunduğu; davacı tarafından söz konusu sözleşmenin sona ermesine rağmen davalının sözleşmeye konu çiçek büfesinin tahliye etmediği; davalının haksız işgal nedeni ile ödemesi gereken tutarın tahsili istemli olarak huzurdaki dava açılmıştır. Taraflar arasında çiçek büfesinin kiralanmasına ilişkin kira sözleşmesinin bulunduğu, söz konusu kira sözleşmesinin sona erip ermediği ile davacının talep edebileceği tutarın hesaplanabilmesi için kira sözleşmesinin irdelenmesi gerekeceği anlaşıldığından uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesi'nde görülüp sonuçlandırılması gerekmektetir. Kamu düzeninden sayılan mahkemenin görevli olmasının HMK'nın 114/1-c maddesinde dava şartı olarak düzenlendiği, taraflarca ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği dikkate alınmakla huzurda görülen davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeni ile reddine; uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğunun tespitine karar veriletek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir...\"gerekçesi ile; ''Göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle, HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince DAVANIN USULDEN REDDİNE, uyuşmazlığın çözümünde Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi'nin  görevli olduğuna,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme tarafından davacı tarafın icra takibine konu ettiği alacak ilişkisinin kira sözleşmesine dayalı olması sebebiyle HMK'nın 4-1-a maddesi uyarınca görevli Mahkemelerinin Bakırköy Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğu tespit edilerek görevsizlik kararı verildiğini ancak mahkemece göreve ilişkin hukuki ilişkinin nitelendirilmesi ve değerlendirmesi hatalı olduğundan görevsizlik kararına karşı itiraz etme zarureti doğduğunu; Yerel mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişki ve dava konusu hakkında hatalı niteleme yapıldığını, her ne kadar Mahkemece kira ilişkisi olduğundan bahisle bu şekilde bir hukuki niteleme yapılmışsa da; aynı adli çevrede Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen ve taraflarının yine davacı müvekkili ... A.Ş. ve davalının da yine çiçek büfe işletmecisi olduğu aynı nitelikli davaya ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 2024/5038 Esas ve 2024/2666 Karar sayılı, 18.12.2024 Tarihli kesin nitelikli kararında taraflar arasındaki hukuki ilişki nitelemesinin değerlendirildiğini ve; ''Dosyaya sunulan ve taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan 01/12/2016 tarihli ... nolu Çiçek Büfesi Sözleşmesi incelendiğinde, sözleşmenin konusunun ... nolu Çiçek Satış Büfesinin işletmeci tarafından işletilmesi olduğu görülmüştür. Davacı taraf dava dilekçesinde, davalının hiçbir hukuki sebebe dayanmadan taşınmazı kullandığını, fuzuli şagil olduğunu, taşınmazı haksız şekilde kullanması sebebiyle kullanım bedeli için takip başlattıklarını, takibe yapılan itirazın iptalini talep etmiştir. “Kira alacağı talebi ile ecrimisil talebi davanın sebebi yönünden ayrı mahiyettedirler. Kira alacağı sözleşmeye göre belirlenirken ecrimisil rayice göre hesaplanacağından verilen kararların birbirlerine karşı kesin hüküm dahi teşkil edemeyecekleri düşünüldüğünde aynı dava olduklarından bahsedilemez. Bu durumda davacı vekili kira sözleşmesine dayanmadığından anılan bu isteğin 4721 sayılı Kanun hükümlerinden kaynaklandığı ve uyuşmazlığın çözümünün 6100 sayılı Kanun'un 2/1 inci maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinin görevinde bulunduğunun kabulü gerekir.”(HGK 2023/1-235 E. 2024/195 K.) gerekçesi ile Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevine ilişkin Yerel mahkeme kararına ilişkin itirazların reddedildiğini, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kira sözleşmesi değil ticari işletme ilişkisi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin kesinleştiğini; Her ne kadar aynı kararda müvekkili şirketin tacir olmamasından ötürü davanın mutlak ticari davalardan olmaması nedeniyle Ticaret Mahkemelerinin görevine ilişkin olumsuz değerlendirme yapılmışsa da; Yargıtay HGK., E. 2014/208 K. 2014/138 T. 19.2.2014 tarihli kararı gereğince yargının görev alanı incelenirken öncelikle dava konusu işlemi veya eylemi yapan kuruluşun niteliğinin saptanması, daha sonra yürütülen faaliyetin hukuki rejiminin belirlenmesi ve hangi disiplin konusu olduğunun tespiti gerektiğini, somut olayda yürütülen faaliyetin hukuki rejiminin; davaya konu işlemlerin dayanağının ne olduğuna gelindiğinde; Davacı müvekkili ''... Anonim Şirketi''nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 5216 Sayılı kanun kapsamında kurulmuş Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi bir sermaye şirketi olduğunu, bu anlamda müvekkili şirketin yaptığı ve yapacağı tüm iş ve işlemlerde başta  Türk Ticaret Kanunu olmak üzere sair diğer mevzuat hükümlerine tabi olduğunu, 30.11.2007 tarihli 2860 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan çiçek satış büfelerinin işletme ve tasarruf yetkisinin, elde edilecek gelirin %50'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesine ödenmesi kaydıyla 10 yıl süre ile ... A.Ş.’ye verildiğini, büfelerinin 10 yıllık işletme süresinin 30.11.2017 tarihinde dolması sebebiyle ilgili meclis kararının yenilenmesi ile 17.07.2020 tarihli 604 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile 30.11.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süre ile çiçek satış büfelerinin işletme ve tasarruf yetkisinin müvekkili şirket ... A.Ş.’ye verildiğini, davaya konu büfeye ilişkin meclis kararı ile verilen işletme yetkisinin süresi 2022 yılında dolmuş olup müvekkili şirketin dava konusu büfede tasarruf yetkisinin sonlandığını; Her ne kadar Yerel mahkemenin gerekçeli kararında somut olayın temelindeki işlem 'çiçek büfesi kiralama sözleşmesi' olarak belirtilmiş ve bu niteleme ile görevsizlik kararı verilmişse de, burada kira sözleşmesinden ayırt edilmesi gereken hususun taraflar (müvekkil ile davalı) arasındaki sözleşmenin 4.1. maddesinde görüleceği üzere büfenin münhasıran çiçek satış büfesi olarak işletilmesi olup bu amacın dışında kullanımının mümkün olmadığını, yani sözleşme konusu, yerin işletme işi olduğundan bu hususun taraflar arasındaki temel hukuki ilişkiyi gösterir nitelikte olduğunu;Bu anlamda taraflar arasındaki ilişki ve uygulanacak hukukun Borçlar Kanunu kapsamında bir kira sözleşmesinden doğan bir ilişki olarak değil Ticaret Kanunu kapsamında ticari iş olarak değerlendirilmesi gerektiğini, TTK madde 3'de bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerin ticari iş olarak nitelendirildiğini ve 4. madde ile de her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olacağının düzenlendiğini, müvekkili şirket TTK hükümlerine göre kurulmuş bir ticari işletme olup, şirketin tasarrufu altında olan bir yerin yine ticari olarak davalı tarafından işletilmesi nedeniyle icra takibi başlatılmış olduğundan davaya konu uyuşmazlıkta görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu;Yine bir işin ticari iş olduğu tespit edilirken 6102 sayılı Kanun madde 3 ve madde 19'un birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, davalı borçlu ile müvekkili şirket arasında, dava dilekçe ekinde de sunulmuş olduğu üzere işletme sözleşmesi mevcut olduğunu, davaya konu edilen çiçek büfelerinin müvekkili şirketin ticari işletme alanlarından olduğunu, bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerin örneğin ticari işletmenin işletilmek üzere devri, işletmeye araç alımı, kira sözleşmesi yapılması vb durumların ticari iş sayıldığını, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiiller ticari iş olduğundan uyuşmazlığa TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğini;Davaya konu alacağın, bir yerin kiralanmasından değil;  mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne,  tasarruf yetkisi ise iştirak şirketi olan müvekkili şirkete ait olan büfenin işletilmesinden doğduğunu, dolayısıyla ihtilafa uygulanacak hukuk ve hukuki nitelendirme yapılırken bu hususların gözden kaçırılarak değerlendirme yapıldığını, zira işletme hakkının devir sözleşmesinde de, tıpkı kira sözleşmesindeki gibi sözleşme taraflarından birinin karşı tarafa, sözleşme konusunu belirli süreyle kullandıktan sonra devrini borçlandığını, uygulamada çokça karıştırılan bu iki sözleşmenin en önemli farklarından birinin; mülkiyeti kamu tüzel kişilerine ait bir işletmenin, bu işletme üzerindeki işletme hakkının bedel karşılığında ve belirli süre ile özel hukuk kişilerine devrinin söz konusu olduğunu, somut olayda mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, tasarrufu ise dosyaya sunulu meclis kararı ile müvekkili şirkete verilen işletme yetkisi kapsamında çiçek büfesinin işletmesinin devri amacıyla davalı ile sözleşme imzalandığını, kira sözleşmesi ve işletme hakkı devri sözleşmesi benzer nitelikte olsa da iki sözleşmenin farklı olduğunu, bu kapsamda davalı ile müvekkili arasındaki sözleşmenin işletme hakkı sözleşmesi olduğunun açık olduğunu;Davaya konu somut olayda taraflar arasındaki ilişkide de davalı ile müvekkili arasındaki ilişkinin yanı sıra müvekkili ile işbu büfelerin işletilmesine olanak sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye arasındaki hukuki ilişkinin de tespitinin önemli olduğunu, zira bu ilişkide tarafların Kamu İhale Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na tabi olduklarını, müvekkili şirketin belediye meclis kararı ile aldığı \"çiçek büfesi işletme işinden\" kaynaklı İBB'nin kiracısı olmadığını, İdare konumunda olan İBB ile müvekili şirket arasında kiracılık ilişkisi bulunmuyorken davalı ile kiracılık ilişkisi yaratmanın kanuna aykırı bir nitelendirme olduğunu, bu açıdan da verilen görevsizlik kararı çerçevesinde Sulh Hukuk Mahkemesinde bu uyuşmazlığın çözülmesinin tarafların sorumlulukları ve işleyecek faiz yönlerinden hatalı olacağını;Zira temelde ihale ile alınmış ve daha sonra yine ihale ile münhasır ve sınırlı bir yetki ile sadece çiçekçi olarak işletilmesi zorunluluğu kapsamında yapılmış bir işlem mevcut olup üst kanuna tabi tarafların yetki ve sorumluluklarının ve bu hukuki ilişkinin; Borçlar Kanunu'ndaki hükümlere göre tasnifinin mümkün olmadığını, örneğin Yerel mahkeme kararında; ''davacının kiraya veren, davalının kiralayan olduğu, kira sözleşmelerinin süresinde yenilenmese de kendiliğinden uzayabileceği dolayısı ile davacı tarafın icra takibine konu ettiği alacak ilişkisinin kira sözleşmesine dayalı olması sebebi'' karara gerekçe gösterilmişse de; esasen tabi olunan üst kanunlara göre taraflar arasındaki işletme işi sözleşmesinin bu şekilde kendiliğinden uzamayarak, meclis kararı süresinin dolması, alt ihale süresinin sona ermesi, ihale şartlarının sağlanmaması, ihalenin iptali veya sair nedenlerle sona erebileceğini, bu hususların da sulh hukuk mahkemelerince değerlendirilmesinin usul kanununa ve hukuka uygun olmayacağını;İcra takibine konu alacağın haksız işgalden kaynaklı doğduğunu, davalı ile yapılan işletme sözleşmesinin süresinin 30.11.2017 tarihinde meclis kararıyla dolması ile birlikte son bulduğunu, sözleşmenin 5. maddesine göre 30.06.2017 tarihinde sözleşme süresi sona ermekte olup, sözleşmenin süre sonunda devam edeceğine ilişkin hiç bir hüküm de bulunmamasına rağmen davalı borçlunun büfeyi tahliye etmeksizin haksız işgal suretiyle kullanmaya devam ettiğini, çiçek büfelerinde 30.11.2017 tarihi itibariyle müvekkili şirketin tasarruf yetkisinin sonlandığını ve 17.07.2020 tarihli 604 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile 30.11.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süre ile tasarruf yetkisinin yeniden verildiğini, verilen bu yeni yetkiye dayanılarak çiçek büfelerinin işletilmesi işi kapsamında müvekkili şirket tarafından ihaleye çıkıldığını ve ihalenin başka bir firma üzerinde kaldığını, söz konusu firma ile davalı arasında da  herhangi bir sözleşme imzalanmadığını, arada geçen bu süre zarfında davalı ile yeni bir işletme sözleşmesi yapılmadığını, davalının haksız işgalle büfeyi işletmeye devam ettiğini; Müvekkilinin tasarruf yetkisinin olmadığı bir tarih aralığında, süresi son bulmuş bir sözleşmeyi, kira sözleşmesi olarak nitelendirerek tasarruf yetkisinin olmadığı bir dönemde davalıyı kiracıları gibi addetmenin ve sözleşmeyi yıl bazlı arka arkaya uzatmanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu anlamda da Yerel mahkeme tarafından verilen kararın hatalı olduğunu;Görevsizlik kararının hukukun yeknesaklığı ilkelerine aykırı olduğunu, Yerel mahkemece verilen görevsizlik kararının; hukuki işlemin temelindeki hukuki ilişkinin Türk Ticaret Kanunu'na tabi olması nedeniyle bu anlamda hukukun yeknesaklığına ilişkin genel ilkelerine de aykırılık teşkil ettiğini, hukukun tutarlı ve yeknesak şekilde uygulanmasının; hukukun genelliğini, kanun önünde eşitliği ve hukuki kesinliği sağladığını, öte yandan hukukun yeknesak şekilde uygulanmasını sağlama ihtiyacının, çelişkili mahkeme kararlarının önüne geçmek olduğunu, hukukun tutarlı ve yeknesak şekilde uygulanmasının, halkın mahkemelere olan güveninin artmasına katkıda bulunduğunu ve halkın hakkaniyet ve adalet algısını geliştirdiğini, bunun mümkün olması için de yargılamada eldeki davanın tüm özel koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini, önceki içtihadın uygulanacağı eldeki davanın bağlamı ve durumunun göz önünde bulundurulması gerektiğini;Müvekkili şirketin bir anonim şirket olduğunu, Büyükşehir Belediyesi'nden aldığı işlerle ilgili olarak alta verdiği işlerde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin (İBB'nin) çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesinin, işin ihale ya da başka bir usulle veriliş yönteminin tespiti nasıl müvekkili şirketin bir yükümlülüğü ise, müvekkili şirketin tasarrufuna bırakılmış bir ticari işletme nedeniyle doğan uyuşmazlığa uygulanacak yasa hükümlerinin de üst ilişkiyle bütünlük içerisinde aynı hukuki rejime tabi olmasının yeknesaklık açısından önem arz edeceğini;Bunun yanı sıra aynı nitelikli, tamamen aynı hukuki ilişkiye, işletme sözleşmesine ilişkin yine müvekkilinin davacı, karşı tarafın ise farklı bir çiçek büfesi işletmecisi olduğu Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2024/402 Esas sayılı dosyada aynı mahkemece Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verilmiş olup bu durumun da kararlar arasında çelişki yaratarak hukukun güvenilirliğini zedelediğini beyanla kararın kaldırılarak asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunun tespiti ve kabulü ile esasa girilerek karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki çiçek büfesi işletme sözleşmesinin süresinin sona erdiği ancak davalının söz konusu büfeyi tahliye etmediği, haksız işgalci olduğundan bahisle haksız işgal bedeli olarak düzenlenen faturanın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kira sözleşmesine dayandığı gerekçesi ile Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olup, bu husus mahkemece davanın her aşamasında re'sen dikkate alınmalı, dava şartının bulunmaması halinde HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmelidir.TTK'nın 3. maddesinde; \"Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlemesine yer verilmiştir. TTK'nın 4. maddesine göre bu kanundan doğan ve bu madde de belirtilen hukuk davaları, tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari dava; TTK'da düzenlenen bir hususa ilişkin olmamakla birlikte iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davalar ise nispi ticari davadır. Hükme göre bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için, hem davanın taraflarının tacir olması hem de uyuşmazlığın iki tarafın da  ticari işletmesini ilgilendirmesi gerekir.TTK'nın 11. maddesine göre; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır ibaresi Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir. Aynı Kanunun 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Yine Aynı Kanunun 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53. maddeler ile Türk Medenî Kanunu'nun 950. maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır. TTK'nın 11. maddesinin 02/07/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmiştir. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 176. maddesinde; tüccarların, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrıldığı, birinci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre defter tutanlar olduğu, ikinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlar olduğu hususu düzenlenmiştir. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiş, VUK'nun 178. maddesinde ise ikinci sınıf tüccarların kimler olduğu düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf, davalı ile aralarındaki kira sözleşmesinin süresinin sona erdiğini ve davalının haksız işgalci olduğunu iddia etmiştir. Talep ettiği alacak kira alacağı değil, ecrimisildir. Bu nedenle İlk derece mahkemesinin kabulünün aksine davada sulh hukuk mahkemeleri görevli değildir. Davanın TTK'nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olmadığı da açıktır. Davacı tacir olup dava konusu ticari işletmesini ilgilendirmektedir. Dava konusu aynı zamanda davalının da işletmesi ile ilgili ise de, davalının tacir olup olmadığı ve buna göre işletmesinin niteliğinin belirlenmesi gerekir. Bu hususta Mahkemece herhangi bir araştırma ise yapılmamıştır.Buna göre Mahkemece, davalının, dava konusu ticari ilişki tarihlerini de kapsar şekilde yıllık alış ve satış tutarlarına ilişkin gelir beyannameleri celbedilerek ticari ilişki yıllarına ilişkin yeniden değerlendirme oranları dikkate alınmak suretiyle VUK'nun 177. maddesinde belirtilen sınırları aşıp aşmadığı ve yukarıda belirtilen yasal mevzuat kapsamında tacir ve işletmesinin de ticari işletme olup olmadığının tespiti ile yargılama görevinin kendisine mi yoksa asliye hukuk mahkemelerine mi ait olduğunun belirlenmesi neticesinde bir karar verilmesi gerektiğinden davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-a.3, 353/1-a.6 maddeleri gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/05/2025 Tarih, 2024/398 Esas ve 2024/463 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a3 ve 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte İlk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/05/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3ba4632b4b4bac49","SID":"8c410a849670e847"}}