{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/260 - 2025/556<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2024/260 <br>KARAR NO\t: 2025/556<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08/12/2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/361 Esas - 2023/930 Karar<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 17/04/2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 28/05/2025<br><br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; <br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde; 24.12.2011 tarihinde, plakası tespit edilemeyen aracın firari sürücüsünün karşıya geçiş için yaya geçidinde bulunan müvekkiline çarpması sonucu oluşan kazada müvekkilinin ağır yaralandığını, davacının kaza tarihinde 11 yaşında olduğunu ve gelirinin asgari ücret düzeyinde bulunduğunu, kazaya sebep olan araç sürücüsünün firari olması nedeni ile davacının zararından davalının sorumlu olduğunu, davacının zararının karşılanması talebi ile 02.12.2019 tarihinde yazılı başvuruda bulunulduğunu, arabuluculuk görüşmelerinin de olumsuz sonuçlanması nedeni ile iş bu davanın açılması zaruretinin hasıl olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.000,00.-TL sürekli maluliyet tazminatının başvuru tarihi olan 02.12.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavacı vekili talep artırım dilekçesi ile talebini 200.000,00 TL olarak belirleyerek, davalıdan tahsilini istemiştir.<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı tarafça zararın tazmini talebi ile yapılmış başvuru sonucu yapılan incelemede, davacının sürekli iş göremezlik zararının oluşmadığının belirlendiğini ve bu durumun davacıya bildirildiğini, öncelikle tarafların kusur durumlarının tespiti gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası bulunmayan araç sürücüsünün kusuru ve kaza tarihindeki poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, SGK tarafından davacıya gelir bağlanıp bağlanmadığının belirlenmesi gerektiğini, yapılan başvurularda davacının sürekli maluliyet zararı olmadığının belirlendiğini, bu durumda muaccel bir alacak bulunmadığından alacağa faiz işletilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirerek, davanın reddini istemiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davanın, haksız fiil niteliğindeki trafik kazasından kaynaklı maddi tazminatın tahsili istemine ilişkin olduğu, somut uyuşmazlıkta plakası tespit edilemeyen aracın firari sürücüsünün karşıya geçiş için yaya geçidinde bulunan davacıya çarpması sonucu trafik kazasının meydana geldiği, davacının yaralandığı, kazaya sebep olan araç sürücüsünün firari olması nedeni ile davacının zararından davalı Kurumun sorumlu olduğunun ileri sürüldüğü, davacının dava açılmadan önce davalıya başvurusunun bulunduğu, tazminat ödenmesi yönünde zorunlu arabuluculuğa gidildiği, davalının da davanın reddini savunduğunun dosya kapsamıyla sabit olduğu, davalının, süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu, zamanaşımı def'inin değerlendirildiği, buna göre, somut olayda kazanın, 24/12/2011 tarihinde gerçekleştiği, davanın ise 31/05/2021 tarihinde açıldığı, görüntüler ve diğer kanıtlardan, davacıya plakası ve sürücüsü tespit edilemeyen bir aracın çarptığı hususunun dosya kapsamıyla sabit olduğu, kazanın, yaralamalı trafik kazası niteliğinde olduğu, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinde, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin taleplerin, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu sürenin, maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağı, zamanaşımının, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olacağı, sigortacı bakımından kesilen zamanaşımının, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılacağının hüküm altına alındığı, zamanaşımının başlaması için, hem zararın hem de tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi gerektiği, bu öğrenmenin de 10 yıl içinde olmasının zorunlu olduğu, ayrıca, eylemin ceza zamanaşımı süresine tabi olduğu, her ne kadar yaralamalı trafik kazasında bu süre 8 yıl ise de, somut olayda halen zarar verenin belli olmadığı, kural olarak davalı ... 8 yıllık zamanaşımı süresine tabi ise de, fail henüz belli olmadığından ve fail bakımından 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından failin belli olmaması nedeniyle sorumlu olan davalı açısından da zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davanın 10 yıllık süre içinde açıldığının kabul edildiği, sigortanın kamu yararı niteliği dikkate alınarak bu yönde yorum yapılmalısı gerektiği, öte yandan davacının, kaza tarihi itibariyle 11 yaşında ve gelişim çağında olduğu, zararın varlığının ve boyutunun belirlenmesi de tıbbi rapor gerektirdiği, zararın öğrenildiği tarih itibariyle de zamanaşımının dolmadığı, alınan kusur raporuna göre, kazanın meydan gelmesinde plakası tespit edilmeyen aracın %50 oranında kusurlu olduğu ve kaza neticesinde davacının %32,3 oranında çalışma gücünü kaybettiğinin tespit edildiği, alınan aktüer bilirkişi raporuna göre de sürekli iş göremezlikten doğan toplam zararının 1.285.183,38.-TL olarak hesaplandığı, kaza tarihi itibarı ile geçerli zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitinin 200.000,00 TL olduğu ve davacı başvurusu sonrasında KTK'nın 98. maddesi uyarınca 8 iş günü sonu olan 10/12/2019 tarihinde de davalının temerrüdünün gerçekleştiği sonucuna varılarak karar vermek gerektiği gerekçesiyle; “1-Davacının davasının kabulüne, 200.000,00 TL daimi iş göremezlik tazminatının 10.12.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal oranda temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,” karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde; alacağın zamanaşımına uğradığını, davanın gerek 2 yıllık, gerekse de ceza kanunlarında öngörülen 8 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığını, bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin sorumluluğu açısından, plakası tespit edilmeyen aracın varlığının ve kazanın kanıtlanması gerektiğini, bu nedenle kazaya plakası tespit edilemeyen aracın neden olduğunun gereği gibi irdelenmediğini, davalının eksik evrak ile müracaat ettiğini, davanın bu nedenle de reddine karar verilmesi gerektiğini, hesaplamanın TRH 2010 yaşam tablosu ve teknik faiz uygulanarak yapılması gerektiğini, hükme esas alınan maluliyet raporunun yetkili kurumlarca hazırlanmadığını, bu nedenle eksik inceleme ile karar verildiğini, anne ve babanın gözetim ve denetim görevini yerine getirmemesi nedeniyle hesaplanan tazminattan %20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının eksik evrak ile müracaatı nedeniyle temerrüt gerçekleşmediği halde 07/12/2021 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen kararda, kamu düzenine aykırılıklar gözetilerek, istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak HMK'nın 355. maddesi gereğince yapılan inceleme neticesinde;<br>\tDava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle, ...'ndan maddi tazminat istemidir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>\t1-Davalı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf sebeplerinin incelemesinde; 24/12/2011 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle müvekkili hakkında uzamış ceza zamanaşımı süresi olan 8 yıl içerisinde davanın açılması gerektiğini, eldeki davanın ise 31/05/2021 tarihinde zamanaşımı süresinden sonra açıldığından bahisle kararın kaldırılarak davanın reddini istemiştir.<br>\tİlk derece mahkemesi tarafından eldeki davada, dava 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmakla birlikte, davanın KTK'nın 109/1maddesi gereğince 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılabileceği, kazaya faili belli olmayan aracın sebep olması nedeniyle davanın 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmış olması nedeniyle, alacağın zamanaşımına uğramadığını, ayrıca davacının kaza tarihinde 11 yaşında ve gelişim çağında olduğundan zararın boyutunu ancak rapor ile öğrendiği kabul edildiğinde de alacağın zamanaşımına uğramadığının kabulü ile yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında karar verilmiştir.<br>\tDavadaki uyuşmazlık, faili belirlenemeyen araç kazası nedeniyle, ...'na müracaat için eylemin ayrıca suç teşkil etmesi durumunda ceza kanunlarında öngörülen sürenin mi, yoksa KTK'nın 109/1. maddesindeki (failin ve zararın belli olmaması halindeki) kaza tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin mi uygulanacağı, ...'na doğrudan dava açma hakkının varlığı durumunda, zarar sorumluların bilinmemesinin ...'nın tabi olduğu zamanaşımı süresine etkisi olup olmayacağı, zarardan birden fazla kişinin sorumlu olması halinde zarardan sorumlu olan herkesin bilinmesi gerekip gerekmediği (örneğin iki aracın kusuru ile karıştığı kazada, bir aracın sürücüsü belli iken, diğer aracın sürücüsünün bilinmediği durumda tüm sorumlular yönünden 10 yıllık zamanaşımı süresinin mi uygulanacağı, ya da araç işleteni belli iken, sürücünün tespit edilmemesi durumunda işleten yönünden de 10 yıllık zamanaşımı süresinin mi uygulanacağı gibi) noktasında toplanmaktadır.<br>\tTrafik kazalarında meydana gelen maddi zararlara ilişkin zamanaşımı süresi 2918 sayılı Yasanın 109. maddesinde özel olarak düzenlenmiş ve maddede; \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.<br>\tDava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. <br>\tZamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur.<br>\tSigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.\tMotorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.<br>\tDiğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.\" denilmiştir. İlgili yasal düzenlemede, tazminat yükümlüsünün bilinmesinden bahsedilmiş olup, tüm tazminat yükümlülerin bilinmesine ilişkin açık ve net bir ifadeye yer verilmemiştir. Bu açıdan Kanunda \"tazminat yükümlüsünün bilinmemesi\" birden fazla tazminat yükümlüsünün bulunduğu hallerde, sadece bilinmeyen tazminat yükümlüsü açısından 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulaması zorunlu kılmaktadır. <br>\tTBK'nın 66. maddesinde; \"Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.\" düzenlemesine yer verilmiş, TBK'nın 155 maddesinde ise; \"Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.\"  düzenlemesine yer verilerek, müteselsil borçlularda, zamanaşımını kesen nedenlerin diğer müteselsil borçluya sirayeti düzenlemiş ise de, ilgili düzenlemelerde müteselsil borçlularda zamanaşımının başlangıcına yönelik sirayet hükmüne yer verilmediğinden, ilgili düzenlemelerden hareket ile zamanaşımının her zaman ve her durumda tüm sorumlular için aynı tarihte başlatılması gerektiği sonucuna ulaşmak da mümkün görülmemektedir.<br>\tYargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları da bu yönde olup, eldeki dosyada ilk derece mahkemesi tarafından da dosyaya kazandırılan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/8373 E. 2022/14447 K. sayılı, yine 2021/26766 E. 2023/4933 K. sayılı içtihatları da bu yöndedir. Dolayısı ile gerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin uygulaması, gerek TBK'nın müteselsil sorumluluğa ilişkin düzenlemeleri nazara alındığında, zamanaşımını kesen nedenler açsından müteselsil sorumlulardan birisi açısından kesen nedenler, diğerleri yönünden de zamanaşımını keser ise de, zamanaşımının başlangıcı açısından her bir tazminat yükümlüsünün durumu ayrıca değerlendirilmelidir.<br>\tBuna göre, eldeki davada, davacı 24.12.2011 tarihinde, plakası tespit edilmeyen bir aracın kendisine çarpması nedeniyle ...'ndan tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı tarafından dosyaya kazandırılan hasar dosyasına göre, ilk olarak 24/04/2012 tarihinde sigorta şirketine müracaat edildiği, akabinde 10/12/2019 tarihinde sigorta şirketine müracaat edildiği, sonrasında 22/03/2021 tarihinde dava şartı arabuluculuk yoluna gidilerek, 27/04/2021 tarihinde arabuluculuk sürecinin anlaşmama ile tamamlanması sonrasında 31/05/2021 tarihinde davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafından zamanaşımını kesen sebeplerin varlığı ileri sürülmemiş, aksine faili ve zararı öğrenmeden itibaren 10 yıl içerisinde dava açılabileceği ileri sürülmüştür. Mahkemece hükme esas alınan raporda ise, gelişen duruma yönelik bir belirleme olmadığı, davacının kaza nedeniyle çalışma gücü kaybının %32,3 olduğu, iyileşme süresinin 18 ayı bulacağı tespit edilmiştir. Davacının kazaya bağlı yaralanması nedeniyle 2012 yılından sonra tedavi gördüğüne ilişkin tedavi evrakı da dosyaya sunulmamıştır. Bu durumda, ... hakkında dava KTK'nın 109/2 maddesi gereğince ceza kanunundaki zamanaşımı süresi nazara alındığında 24/12/2019 tarihinde sonra erecektir. Davacı 22/03/2021 tarihinde arabulculuk yoluna müracaat etmiş olup, başvuru tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolduğundan (arabulucuk süresi kadar zamanaşımı süresinin duracak olmasının, dolan zamanaşımı süresine etkisi olmayacağı da nazara alındığında), davalının yasal süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunmuş olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, süre gelen tedavi ve gelişen durumun kanıtlamaması yanı sıra meydana gelen zarara ilişkin 8 yıllık zamanaşımı süresinden sonra davanın açılmış olması nedeniyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davacının 10 yıllık süre içerisinde dava açtığı ve ayrıca dava açtığı tarihte dahi zararını bilmediği, ancak davadan sonra 28/07/2023 tarihinde zararını öğrenmiş sayılacağı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir. <br> \tYukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, mahkemece yapılan yargılamada eksiklik bulunmamasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılamaya ihtiyaç bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, buna göre davalı vekili tarafından tazminat talepli davada, dava dilekçesinin 15/06/2021 tarihinde tebliği üzerine 21/06/2021 tarihinde yasal süresi içerisinde verdiği cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunduğundan, davacının kazaya bağlı yaralanması nedeniyle iyileşme süresinin 18 ay olması, 2012 yılı sonrasında tedavisinin devam ettiğinin ve gelişen durumun kanıtlanmaması (davadan sonra alınan maluliyet raporunun zararın öğrenilmesi olarak kabul edilmeyeceği) nedeniyle, davanın 8 yıllık ceza kanununda öngörülen zamanaşımı süresi içerisinde açılmamış olması nedeniyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\tI-Davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile; Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 08/12/2023 tarihli, 2021/361 Esas 2023/930 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,<br> HMK'nın 353/1-b-2.maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesine, buna göre;<br>1-Tazminat alacağı zamanaşımına uğradığından, davanın REDDİNE,<br>2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 780,30 TL harçtan mahsubu ile yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, fazladan alınan 164,90 TL'nin isteği halinde davacıya iadesine, <br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinden bırakılmasına,<br>4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş bulunduğundan Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, <br>7-6325 sayılı Kanunun 18/4-14 maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacak olan 1.320,00 TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, bu amaçla karar kesinleştiğinde işbu karar eklenmek suretiyle ilgili vergi dairesine yazı yazılmasına,<br><br> <br>İSTİNAF HARÇ VE YARGILAMA GİDERLERİ YÖNÜNDEN<br>II-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,<br>III-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 180,00-TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 1.349,40 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>IV-İİK'nın 36. maddesi gereğince Ankara 10. İcra Hukuk Mahkemesinin 2024/199 D.İş - 2024/200 Karar sayılı icranın geri bırakılması kararı gereğince, Ankara 3. Genel İcra Dairesi'nin 2024/5242 dosyasına depo edilen 400.000,00 TL bedelli teminat mektubunun yatırana iadesine,<br>V-HMK'nın 333.maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>VI-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 17/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye<br>Katip<br> <br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.  <br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5851fcb0eac5083a","SID":"278e8a44560a39cc"}}