{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t: 2021/2350 <br>KARAR NO\t\t: 2025/689<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 01/07/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/57 Esas  2021/615 Karar <br>DAVA\t\t: MENFİ TESPİT <br>KARAR TARİHİ\t: 27/03/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 27/03/2025<br><br>İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/57 Esas ve 2021/615 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacılar vekili  ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.<br>\t<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br><br>Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili Mahkememize verdiği 15/01/2018 tarihli dilekçesinde; müvekkilli ile davalı arasında gerçekleşecek demir alım- satımı konusunda para transferleri yapıldığını ancak bu transferlere karşılık mal alım-satımı konusunda taraflar arasında mutabakat sağlanamaması sonucu davalı tarafa iade edilmesi gereken meblağ için 2 adet senet imzalanmak suretiyle teminat olarak davalıya verildiğini, cari hesaba göre davalı tarafından davacıya gönderilen para transferlerinin tamamının iade edildiğini, davalı tarafa muhtelif tarihlerde geri ödenen meblağlar ile verilmiş bulunan senetler bedelsiz kalmasına rağmen davalı tarafından kötü niyetle İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/7170 ve 2017/14284 sayılı dosyaları ile senetlerin mümzileri olarak hem ... Şti'ne hem de ... aleyhine 23/01/2017 tarihli ödemeli 200.000,00 TL lik ve 14/08/2016 ödeme tarihli 300.000,00 TL lik senetlere dayanarak ayrı ayrı icra takibi başlatıldığını, başlatılan bu takiple birlikte takibin geri çekilmesi için davalıya yapılan müracaatların sonuçsuz kaldığını, tarafların banka kayıtları ve ticari defter, kayıtlarında davalının davacılardan hiçbir alacak bulunmadığının görüleceğini bu nedenle davacılar aleyhine haksız ve mesnetsiz olarak kötü niyetle açılmış bulunan İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/7170 ve 2017/14284 sayılı dosyaları ve takiplerin müstenildiği senetler ile borçlu olmadıklarının tespitine ve davalının senet asıl alacağının %20 si oranında tazminata mahkumiyetine karar verilmesi için dava açma zorunluluğu doğduğunu, ilerde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak üzere davanın 200.000,00 TL olarak açıldığını belirtmiş, davacıların davalıya İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/14284 sayılı dosyası ile ve takibin müstenidatı olan senet karşılığı borcunun olmadığının tespitine, takibin iptaline, asıl alacak üzerinden %20 oranında tazminata mahkumiyetine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili Mahkememize verdiği 23/02/2018 havale tarihli dilekçesinde; davacı ile davalı arasında demir alım- satımı konusunda bir anlaşma gerçekleştiğini, anlaşma çerçevesinde davalının davacıya demir stok alımı için 2016 senesinin Kasım ayında 150.000,00 TL ve 2017 senesinin Ocak ayında 60.000,00 TL olmak üzere toplam 210.000,00 TL nakit para verdiğini, davacının demir borcunu yerine getirmediğini, bu durumda davacının müvekkiline toplam 130.300 kg demir borcu bulunduğunu, tarafların anlaşmalarının davalıya kar payı verilmesi üzerine de olduğunu, böyle bir ödemenin hiçbir zaman olmadığını, müvekkilinin verdiği paraların da geri ödemesinin yapılmadığını, davacının güncel demir fiyatları üzerinden borcunun 358.325,00 TL olduğunu, davacının bahsi geçen anlaşmayı ve borcunu kabul ettiğine dair e - mail ve telefon mesajları bulunduğunu, davacının söz konusu borçtan dolayı müvekkiline 300.000,00 TL senet verdiğini, senedin vadesinde ödenmediği için İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/7170 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davacının takibe imza itirazında bulunduğunu, İzmir 4. İHM'nin 2017/458 sayılı dosyası ile dava açıldığını, davanın derdest olduğunu, itirazın kötü niyetli olduğunu, davacının imzasını itiraz ettiği senedin icra takibi dosyasında müvekkili ile harici anlaşmaya vardığını, davacının müvekkiline ulaşarak anlaşmak istediğini, borcu kabul ettiğini, ödeme yapmak istediğini, bir kısım nakit ödeme yapacağını, kalan kısım için senet verebileceğini, nakit ödeme yapıldıktan sonra hacizlerin kaldırılmasını istediğini beyan ettiğini, müvekkilinin bu anlaşmayı kabul ettiğini, bir kısım nakit ödeme yapıp 200.000,00 TL senet imzalandığını, böylece yeni bir borç ilişkisi kurulduğunu, harici anlaşma sonrası önce yalnızca gayrimenkul hacizlerinin kaldırıldığını daha sonra ise anlaşma nedeniyle icra takibinden feragat edildiğini, davacının 200.000,00 TL senedi vadesinde ödemediğini, bu senet ile ilgili de İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/14284 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, belirtmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/14284 sayılı dosyasının incelemesinde; alacaklının ..., borçluların ... ve ... Şti, borç miktarının 221.171,23 TL , takip dayanağının 23/01/2017 ödeme tarihli 200.000,00 TL bedelli 1 adet senet, takibin kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip olduğu ve takibin derdest olduğu belirlenmiştir.<br>İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/7170 sayılı dosyasının incelemesinde;  alacaklının ..., borçluların ... ve ... Şti, borç miktarının 324.423,29TL , takip dayanağının 14/08/2016 ödeme tarihli 300.000,00 TL bedelli 1 adet senet, takibin kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip olduğu alacaklı vekilinin icra müdürlüğüne verdiği 02/07/2017 tarihli dilekçesi ile icra takip dosyasında borçlu ile alacaklının aralarında haricen anlaştıkları, borçlunun alacaklıya 130.000,00 TL ödeme yaptığı, kalan borç için süre verildiği belirtilerek dosyadan feragat edildiği , icra müdürlüğünce 01/02/2019 tarihinde dosyanın feragat nedeniyle işlemden kaldırılmasına krar verildiği belirlenmiştir.<br>İzmir CBS'nin 2018/76733 sayılı evrakın incelemesinde; müştekinin ..., şüphelinin ..., suçun bedelsiz senedi kullanma, suç tarihinin 31/10/2017 olduğu, 16/10/2018 tarihinde senetlerin bedelsiz oldukları hususunda yargılamanın devam ettiği, olayın hukuksal sorun niteliğinde bulunduğu, yargılama neticesinde sorunun çözülebileceği, senetlerin bedelsiz olduğuna ilişkin şüphelinin söz konusu suçu işlediğine dair kamu davasının açılmasını gerektirecek yeterli delil bulunmadığı anlaşıldığından bahisle şüpheliye yöneltilen eylemden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, kararın 30/03/2021 tarihi itibariyle kesinleştiği belirlenmiştir.<br>İzmir 4 İHM'nin 2017/458 Esas 2018/757 Karar sayılı dosyasının incelemesinde; davacının ..., davalının ..., davanın imzaya itiraz davası olduğu, Mahkemece 25/10/2018 tarihinde İİK 170/3-4c uyarınca İzmir 21. İM'nin 2017/7170 sayılı dosyası ile ilgili olarak imzaya itirazın reddine, İİK 170/3-4c uyarınca takip durdurulmuş olduğundan davacı borçlunun takip konusu asıl alacak olan 300.000,00 TL'nin %20 si oranında 60.000,00 TL inkar tazminatına ve yine asıl alacak olan 300.000,00 TL'nin %10 u oranında 30.000,00 TL para cezasına mahkumiyetine karar verildiği belirlenmiştir.<br>Mahkememizin 27/09/2018 tarihli celsesinde; davacı vekiline takip toplamı üzerinden eksik harcı tamamlamak üzere 2 haftalık süre verilmiş, davacı tarafça ara karar doğrultusunda eksik harç 11/10/2018 tarihinde tamamlanmıştır.<br>Taraflar arasındaki ticari ilişkinin taraflara ait defterlere ne şekilde yansıdığı, takip ve davaya konu bonoların taraflara ait defterlerde kayıtlı olup olmadığı, dava dilekçesinde belirtilen ve davacı tarafça 24/10/2018 tarihli dilekçe ekinde sunulan para transferlerinin taraflara ait defterlerde kayıtlı olup olmadığı, davalıya iade edilen bir bedelin bulunup bulunmadığı, takip ve dava tarihi itibariyle tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıdan bir alacağının bulunup bulunmadığının belirlenmesine yönelik olarak taraf ticari defter kayıt ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin ara karar oluşturulmuş , alınan 11/07/2019 havale tarihli SMMM bilirkişi raporunda; davacının yasal defter ve dayanağı muavin kayıtları kapsamında davalı ... 'e takip ve dava tarihi itibariyle 140.000,00 TL borçlu olduğu buradan hareketle şayet davacının yasal defterlerinden hareket edilir ise takip ve dava tarihi itibariyle davalı yana 140.000,00 TL borçlu bulunduğu dolayısıyla takibe konu senedin 60.000,00 TL lik kısmının iptalinin gerekeceği dosya içeriğinde sunulan tablo halinde rapor içeriğinde de yer alan ve bir kısmı davacının yasal defterlerine intikal ettirilmemiş ödeme belgeleri dikkate alınmak suretiyle hesaplama yapıldığında ise davacı tarafından davalı yana 590.000,00 TL lik iade ödeme yapıldığı buna karşılık davalı ... tarafından davacıya 210.000,00 TL ödemede bulunulduğu ve dolayısıyla davacının davalıya belgeler kapsamında 380.000,00 TL lik fazla ödemede bulunulmuş olduğu, davacının delilleri içerisinde sunmuş olduğu yasal defterlerinde davalı ... 'den yapılan tahsilatlar olarak yer alan 480.000,00 TL lik tahsilat tutarının davalı lehine alınması uygun görülür ise davacının davalı yana yaptığı ödemelerin 590.000,00 TL olduğu, buna karşılık davalıdan 480.000,00 TL lik tahsilatta bulunulduğu görülmekte olup buradan hareketle davacının takip ve dava tarihi itibariyle dosya içeriğinde sunulan belgeler ve yasal defterlerde yer alan davalı ödemeleri kapsamında davalı yana herhangi bir borcunun olmayacağı, takip ve dava konusu 200.000,00 TL lik senedin karşılıksız kaldığı iptalinin gerekeceği görüşüne varıldığı ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtilmiştir.<br>Mahkememizin 13/09/2019 tarihli celsesinde davanın İzmir 21 İM'nin 2017/14284 ve 2017/7170 Esas sayılı icra takip dosyalarından dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası olduğu ,mahkemece yapılan yargılama sırasında 27/09/2018 tarihli celsede eksik harcın yatırılması yönünde davacı vekiline süre verildiği, davacı vekili tarafından da 11/10/2018 tarihli makbuz ile 5.902,00 TL harcın yatırıldığı, davacı vekiline her iki takip dosyası toplamı üzerinden var ise eksik harcı tamamlamak üzere 2 haftalık kesin süre verildiği belirlenmiş, davacı vekili Mahkememize verdiği 23/09/2017 tarihli dilekçesinde , her iki takip dosyasındaki toplam harca esas değerin 545.594,52 TL olduğu, bu miktar üzerinden yatırılması gereken harcın 9.317,50 TL tutarında olup harcın 3.415,50 TL lik bölümünün 15/01/2018 tarihinde 5.902,00 TL lik bölümünün 11/10/2018 tarihinde yatırıldığını  eksik harcın bulunmadığını belirtmiştir.<br>Dosya 13/09/2019 tarihli celse 2 nolu ara kararı ile heyete tevdi edilmiş, yargılamaya heyetçe devam olunmuştur.<br>Bilirkişi incelemesinin yalnızca davacı defterleri üzerinde yapıldığı, davalı defterlerinin incelenmediği belirlenmiş, bu hususta ara karar oluşturulmuş davalı vekili 21/01/2021 tarihli celsede müvekkilinin tacir olmadığını ve defter tutmadığını, bu hususta Mahkemeye yazılı beyanda bulunduklarını belirtmiş, müvekkilinin şahıs olarak tacir olmadığını ve ticari defter tutmadığını beyan etmiştir.<br>Davalı ... 'in tacir olup olmadığı konusunda ...'ne ve İzmir Vergi Dairesine yazılar yazılmış, alınan yazı cevaplarında davalı ... 'in ... ... 'in temsilcisi olduğu, firmanın 19/10/2016 tarihinde terk olduğu, davalı ... 'in vergi dairesinde herhangi bir mükellefiyet kaydının bulunmadığı, ... 'in ... Şti'nin tek ortağı ve temsilcisi olduğu belirlenmiştir.<br>Toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda davacı tarafça davacıların İzmir 21. İcra Müd'nün 2017/14284 ve 2017/7170 sayılı dosyaları ile davalı tarafa borçlu olmadıklarının tespitine yönelik olarak davalı hakkında Mahkememize menfi tespit davası açıldığı, taraflar arasında gerçekleşecek demir alım satımı konusunda davalı tarafça davacı tarafa bir miktar para gönderildiği , davalı tarafça gönderilen para karşılığı verilmesi gereken demirin davacı tarafça davalı tarafa verilmediği ve taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacıların davalıya 14/08/2016 ödeme tarihli 300.000,00 TL bedelli ve 23/01/2017 ödeme tarihli 200.000,00 TL bedelli iki adet senet verildiği hususunda uzlaşmazlık bulunmadığı , uzlaşmazlığın verilen senetlerin teminat senedi olup olmadığı ,davalı tarafça gönderilen paranın davalı tarafa iade edilip edilmediği ve senetler dolayısıyla davacıların davalıya borçlu olup olmadığı hususlarında toplandığı , dava konusu edilen 300.000,00 TL bedelli senedin İzmir 21. İM'nin 2017/7170 sayılı dosyasında takip konusu edildiği,  söz konusu takipte alacaklı vekilinin 02/07/2017 tarihli dilekçesi ile dosyadan feragat ettiğini belirttiği, söz konusu feragat beyanı doğrultusunda icra müdürlüğünce 01/02/2019 tarihinde icra takibinin feragat nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 200.000,00 TL bedelli senedin de İzmir 21. İM'nin 2017/14284 sayılı dosyasında icra takip konusu edildiği, söz konusu icra takibinin dava tarihi itibariyle halen derdest olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin taraflara ait defterlere ne şekilde yansıdığı ve dava ve takip konusu bonoların taraflara ait defterlere kayıtlı olup olmadığının belirlenmesine yönelik olarak taraf ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin ara karar oluşturulduğu, ara karar doğrultusunda davacı  .. Ltd Şti'nin yasal defterleri üzerinde inceleme yaptırıldığı ancak davalı ... kişisel olarak tacir olmadığı ve ticari defter tutmadığı için davalının defterleri üzerinde inceleme yapılamadığı, HMK 222 .maddesi göz önüne alındığında yalnızca davacı defterlerine dayanılarak değerlendirme yapılamayacağı, davacıların dava ve takip konusu senetlerin teminat senedi olduğuna ve söz konusu senetler dolayısıyla davalıya borçlu olmadıklarına yönelik iddialarını usulüne uygun deliller ile kanıtlayamadıkları ancak 300.000,00 TL lik senet yönünden davalı alacaklı tarafından yapılan İzmir 21. İM'nin 2017/7170 sayılı dosyasından feragat edildiğinden 300.000,00 TL lik senet ile ilgili yapılan icra takibi yönünden davacıların davalıya borçlu bulunmadıkları bu icra takibi yönünden davacıların talebinin kabulünün gerektiği , söz konusu takibin  kötü niyetli olduğunun  davacı tarafça ispat edilemediği , bu sebeble söz konusu takip dosyası yönünden İİK 72/5 maddesinde düzenlenen kötü niyet tazminatının yasal koşullarının oluşmadığı ve bu takip yönünden davacının tazminat talebinin reddinin gerektiği , İzmir 21. İM'nin 2017/14284 sayılı dosyası yönünden de Mahkememizce takibin durdurulmasına yönelik karar verilmediği ve  İİK 72/4 maddesinde düzenlenen tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı ve bu takip yönünden de tazminat ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesinin gerektiği...\" gerekçesi ile; Davanın KISMEN KABULÜNE, İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2017/7170 sayılı dosyasında davalı alacaklı  icra takip dosyasından feragat ettiğinden söz konusu takibe ilişkin menfi tespit talebinin feragate binaen kabulü ile davacının İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2017/7170 Esas sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, Söz konusu takip yönünden yasal şartları oluşmayan tazminat talebinin REDDİNE, Davacının İzmir 21. İcra Müdürlüğünün 2017/14284 Esas sayılı dosyası ile ilgili davalıya borçlu olunmadığının tespitine yönelik talebinin REDDİNE, Yasal şartları oluşmadığından söz konusu takip yönünden kötü niyet tazminatı ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, verilen bu karara karşı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br><br>İSTİNAF NEDENLERİ: <br><br>Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının tek ortağı olarak bulunduğu ... Ltd.Şti.'nce müvekkiline gönderilen ödemelerin, bu şirkete müvekkili tarafından yapılan geri ödemelerin ve bu şirkete ait defterlerin sunulmamasının mahkemece göz önüne alınmadığından yerel mahkemenin feragate binaen davanın kabulüne ilişkin kısmının gerekçesinin tam olarak yeterli olmadığını, senetlerin davalı tarafın şahıs olarak  ticari faaliyetlerine devam ettiği süreçte verildiğini, bilirkişi raporunda ve mahkemeye sunulan dekontlardan müvekkiline yapılan bir takım ödemelerin ... Ltd.Şti.'nce yapılması ve müvekkili tarafından 40.000-TL. bedelli ödemenin ise bu şirkete yapılması ve bu şirketin halen ticari faaliyetlerine devam ettiği halde, defterlerinin davalı tarafça mahkemeye sunulmadığı göz önüne alınarak İzmir 21.İcra Müdürlüğü'nün 2017/14284 Esas sayılı dosyası ile ilgili olarak da borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, feragat edilen dosyanın İzmir 21. İcra Müdürlüğünde 2017/7170 Esas sayılı dosyası olduğunu, hüküm fıkrasında sehven maddi hata yapılarak İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7170 Esas sayılı dosyasının yazılı olduğunu, feragat edilen icra dosyası yönünden davacının eldeki davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığını, davacının hukuki yararı bulunmadığı dikkate alınmadan yargılama giderleri, harçlar ve vekalet ücreti bakımından hatalı ve hukuka aykırı karar verildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.  <br><br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: <br><br>Dava, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takiplerinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.<br>Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).<br>Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.<br>Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).<br>Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.<br>Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıdadır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıdadır. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya aittir (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).<br>Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK'nın 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def'îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.<br>Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def'îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.<br>Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def'îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartlarını içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.<br>Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.<br>Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def'îdir. Bedelsizlik bir kişisel def'î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def'îni ileri sürebilir.<br>Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def'îni dermeyan etme hakkını vermektedir.<br>Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmî bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.<br>Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def'î olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def'înin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.<br>Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def'î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.<br>Öte yandan, kişisel (şahsi) teminat sözleşmesinin alt kavramını oluşturan kefalet sözleşmesinin temel amacı, esas itibariyle asıl borç ilişkisinin tarafı olmayan üçüncü kişilerce, alacaklıya şahsi teminat (güvence) verilmesidir. Öncelikle kefalet sözleşmesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun  (BK) 484. maddesi hükmü uyarınca, geçerliliği yazılı şekle tabi olup; bu sözleşmede kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktar gösterilmesi gerekir. Bunun yanında, BK'nın 497. maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait def'îleri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahiptir. BK'nın 492. maddesi gereğince kefilin sorumluluğu, asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır.<br>Kefalet borcu, temin ettiği asıl borcun fer'î olup, asıl borç herhangi bir sebeple düşerse, kefil de borçtan kurtulabilir. Kefil, kanunun kendisine tanıdığı bu ve diğer hakları kullanmaya yetkilidir. Asıl borç tediye (ödeme) ile vesair surette düşerse, kefalet gibi fer’î haklar da düşer. Kefil asıl borçludan daha fazla mükellefiyet altına giremez (11.06.1969 tarihli ve 1969/4-6 sayılı YİBK'nın Gerekçesi).<br>Türk hukuk öğretisinde de, kefilin borcunun, fer'î (bağımlı) bir borç olduğu benimsenmiş; asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlı olduğu vurgulanmıştır. Kefaletin fer'î nitelik taşımasının sonuçlarından biri de, kefilin sorumluluğunun, asıl borçludan daha ağır olamayacağıdır. Asıl borçluya karşı yapılan iyileştirmeler (faizin düşürülmesi gibi) kefil için de etkili olur (Tandoğan, Haluk: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Cilt:II, İstanbul 2010, s.695 vd.; Ayan, Serkan: Kefalet Sözleşmesinde Kefilin Sorumluluğu, Ankara 2013, s.21 vd.; Gümüş, Mustafa Alper: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, Cilt: II, İstanbul 2014, s.322 vd.; Yavuz, Cevdet/Acar, Faruk/ Özen, Burak: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2013, s.1366 vd.; Özen, Burak: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2012, s.79 vd.; Elçin Granssınger, Gülçin: Borçlar Kanunu'na Göre Kefilin Alacaklıya Karşı Sahip Olduğu Savunma İmkanları, İstanbul 1996, s.13; Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s.22 vd., 208, 211; Aydoğdu, Murat / Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s.703; Zevkliler, Aydın/Gökyayla, K.Emre:Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2013, s.654 vd.; Aral, Fahrettin /Ayrancı, Hasan: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, Ankara 2012, s.418 vd.)...'' (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 25.11.2021 tarih ve 2017/(19)11-893 Esas 2021/1499 Karar sayılı İlamı)<br>''...Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; dava konusu bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi bir ibare olmadığı gibi bononun teminat bonosu olduğuna dair herhangi yazılı bir delil de davacı tarafından ibraz edilmediği, bir kambiyo senedi olan bononun keşideci tarafından bazı unsurlarının eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulmasının TTK'nun 778/2-f maddesi yollamasıyla TTK'nun 680.maddesi gereğince mümkün olduğu, davacının keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (senet,yemin) ispatlamak zorunda olduğu, dava konusu senedin verilen borç paranın teminatı olarak verildiği şeklindeki davacı beyanları ve yine senette yazılı nakden kaydı karşısında senedin talilinden ve ispat yükünün talil nedeniyle yer değiştirmesinden söz etmenin mümkün olmadığı, davacının dava konusu senedin anlaşmaya aykırı olduğuna dair yazılı delil ibraz etmediği gibi yemin deliline de dayanmadığı gerekçesi ile, davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. <br>Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.01.2022 tarih ve 2020/6396 Esas 2022/398 Karar sayılı İlamı)<br>''...İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dava konusu bonoda tarafların keşideci ve lehtar olduğu, bu nedenle senedin sebepten mücerret olduğu ilkesinin uygulanamayacağı, kural olarak menfi tespit davalarında, ispat külfetinin davalıda olduğu, davacı ile aralarında ne tür ticari ilişki olduğu, senedin hangi sebepten verildiğinin davalı tarafından kanıtlanamadığı, bu nedenle davacının iddiasının haklı görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalıya 25/07/2013 ödeme tarihli 83.000 USD bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2014/70770 esas sayılı takibin iptaline, asıl alacak miktarının % 20' si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>Bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamaya göre, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğu, borçlu olunmadığının ispat yükümlülüğü davacı borçluya ait olduğu, davacının bononun teminat bonosu olduğu yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispatlamasının gerektiği, ancak davacının, dava konusu senedin teminat senedi olduğu ve senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını yazılı ve kesin delil ile ispatlayamadığı, bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken ispat külfeti konusunda yanılgıya düşülerek menfi tespit talebinin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar verilmesinin doğru olmadığı, ancak bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/01/2018 tarih ve 2015/705 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.<br>Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir...'' (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2021 tarih ve 2020/4500 Esas 2021/6797 Karar sayılı İlamı)<br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle somut olaya uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin geçerli kesin delillerle ispatlanmasının gerekmesine, elinde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir bir bono bulunan davalının ayrıca alacağının nereden kaynaklandığını açıklama mecburiyeti bulunmadığı gibi bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de bulunmamasına, davacı tarafından dava konusu senetlerin teminat olarak verildiği iddiasının kesin delillerle ispatlanamamasına ancak dava tarihinden önce İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7170 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı davalının feragat beyanında bulunmasına ve dava tarihinden sonra icra dosyasının kapatılmasından dolayı senedin bedelsiz kalmasına, yerel mahkeme hüküm fıkrasında İzmir 21. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7170 Esas sayılı dosyası yönünden borçlu olmadığının tespiti yazılması gerekirken sehven maddi hata yapılarak hüküm fıkrasında İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7170 Esas sayılı icra dosyasının belirtildiği, bu durumun maddi hata niteliğinde olmasına ve mahallinde her zaman düzeltilebileceğine, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekili ile davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br><br>1-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/07/2021 tarih ve 2018/57 Esas  2021/615 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacılar vekili ve davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 615,40.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 59,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10.TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 22.161,35.TL nispi karar harcından peşin olarak alınan 5.540,34.TL harcın mahsubu ile bakiye 16.621,01.TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,    <br>4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davacılar ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde davanın kabul ve red edilen miktarları da dikkate HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 27/03/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.\t<br>\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4ea06d68acf52bf9","SID":"429768cb2f78af96"}}