{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2023/900 <br>KARAR NO\t: 2025/1018<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                K A R A R <br><br>BAŞKAN\t\t: ...  \t    ...<br>ÜYE\t\t: ...  ...<br>ÜYE\t\t: ...  \t     ...<br>KATİP\t\t: ...  \t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 30/09/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/345 E.  -  2022/237 K.<br><br><br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 30/09/2022 Tarih ve 2021/345 Esas - 2022/237 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ...  tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br>  <br> TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t: Davacı vekili, müvekkilinin  33. sınıfta yer alan “Rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar.” emtiasında tescili için yaptığı  2021/071080 sayılı ve \"...\" ibareli başvurusunun SMK'nın 5/1-i maddesi uyarınca reddedildiğini, oysa  \"rakı\" ibaresinin C2009/007 (tescil no: 136) sayı ile coğrafi işaret (menşe adı) olarak tescilli bulunduğu, müvekkilinin dava konusu ibare üzerinde müktesep hakkının bulunduğu, \"...\" ibareli markanın ülkemizde refleks halinde bilinen ve müvekkil ile doğrudan ilişkilendirilen tanınmış bir marka olduğunu,  dava konusu ibareyi gören tüketicinin \"rakı\" coğrafi işareti ile dava konusu ibare arasında bir bağ kurarak yanılgıya düşmeyeceğini, dava konusu markanın tescili kapsamında yer alan 33. sınıftaki “alkollü içecekler/içkiler” olarak nitelendirilen ürünlerin ilgili tüketicilerinin 18 yaş üstü olduğunu, dava konusu marka başvurusu coğrafi işaret barındırsa dahi piyasadaki bilinirliği ve ayırt edicilik kazanması nedeniyle başvurusunun reddedilmemesi gerektiğini  ileri sürerek, 2021-M-10813 sayılı YİDK kararının iptaline ve dava konusu başvurunun tescil işlemlerine devam edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili, redde konu işaretin “...” ibaresinden oluştuğunu, bu ibarenin başvuru kapsamında yer alan emtiaların tamamı (Rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar) yönünden, tescilli coğrafi işaretin eşdeğeri biçiminde algılanacağını, bu nedenle SMK'nın 5/1(i) maddesi uyarınca reddinin yerinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvurunun \"...\" şeklinde “...” coğrafi yer adı ile birlikte ve “... ...” şeklinde ikincil konumda değerlendirilebilecek bir tamlama ile birlikte esasen “...” esas unsuru ile birlikte gerçekleştirildiği, başvurunun  spesifik olarak “rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar” emtialarını kapsadığı, “RAKI” ürününe ilişkin C 2009/007 sayılı coğrafi işaret belgesinde yapılan tanımlamalar incelendiğinde; “Karakteristik özelliğini Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan doğal unsurlardan, özellikle Türkiye’de yetişen üzüm, anason ve Türkiye’de uygulanan geleneksel üretim yöntemlerinden alan üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerinin tamamıyla Türkiye sınırları içinde yapıldığı kendine has, renksiz bir distile alkollü içkidir” şeklinde tanımlandığı, “RAKI” ürününün Türkiye genelinde yetişen üzüm ve anason başta olan üzere diğer doğal unsurların ve kimyasal bileşenlerinin ürüne kattığı lezzet ile birbirinden farklılaşan bir alkollü içki olduğu, ilgili coğrafi işaret belgesinde herhangi bir coğrafi bölgeye özgülenmiş bir aidiyetten bahsedilmediği, “rakı” ürününün bahsi geçen coğrafi işaret kriterlerini sağlayabilmesinde farklı bölgelerden temin edilen üzüm/anason çeşitlerinin varlığından bahsedildiği, esas olanın “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan doğal unsurlardan, özellikle Türkiye’de yetişen üzüm, anason ve Türkiye’de uygulanan geleneksel üretim yöntemlerinden” bu alkollü içkinin üretilmesi gerekliliği olduğu, bu tespitler ışığında davalı Kurum tarafından yayınlanan kılavuzda “rakı” coğrafi işaretinin, coğrafi yer adları ile birlikte tescilinde sanki o yere/bölgeye özel farklı özellikler ihtiva eden “rakı” şeklinde algı yaratabilecek algılar oluşturacağının kabulünün mümkün olmayacağı aksine ortalama zeka seviyesine sahip bir rakı tüketicisi/alkol tüketicisinin, işareti bütün olarak algılarken (somut olay bazında ...) zihninde “rakı” coğrafi işareti ile yanılgı yaratır bir algıdan ziyade, olsa olsa anılan bölge bağlarından toplanan üzümlerle üretilen ve esasen coğrafi işaret tanımlamasında belirtildiği gibi karakteristik özelliğini ülkemizde yetişen üzüm, anason ürünlerinden alan bir rakı algısı yaratacağı, tüketicinin ürünü tescilli coğrafi işaretten farklı bir şekilde üretiminin yapıldığı yönünde bir algıyı edinmeyeceği, mitekim ortalama tüketici açısından “rakı” alkollü içeceğinin temel özellikleri zaten bilindiği, bunun dışında ortalama tüketicinin içeceğin üretim yöntemine yönelik genel bir bilgisinin zaten mevcut olmayacağı başka bir ifadeyle tüketicinin “rakı” ibaresinin coğrafi bir yer adı ya da farklıca bir ayırt edici unsur ile birlikte markasal bir bütün içerisinde kullanımında, bu ibareyi coğrafi işaretin özelliklerinin değiştirilmiş olup olmadığı açısından değerlendirilmesinin beklenemeyeceği, kaldı ki SMK m. 44 “Coğrafi işaret korumasının elde edilmesi ve tescilden doğan hakların kapsamı”nı düzenlemekte olup coğrafi işaret hakkını elinde bulunduran hak sahibinin, bu hakka dayanarak, “rakı” coğrafi işaretine uygun olmayan kullanımları hangi hallerde müdahale ederek engelleyebileceği düzenlenmişken yine SMK m. 48 uyarınca da coğrafi işaretin markalarla olan ilişkisi tanımlanırken, özellikle coğrafi işaretin tescilinden sonraki başvurular ile ilgili bir düzenlemeye yer verildiği, hâlbuki davacı yanın koruma süresi devam eden ve “...” ibaresi içerir en eski tarihli markasının 2005/00172 sayılı “... 24 ayar” ibareli markalarının olduğu, bunun haricinde, davacı yanın, C2009/007 sayılı coğrafi işaretten önce çok sayıda “...” esas unsurlu seri markanın da sahibi olduğu, dolayısıyla davacının, tüketici nezdinde “...” ibaresi üzerinde, bir bütün olarak, ticari – iktisadi kaynağa işaret eden bir algıyı, bahsi geçen coğrafi işaretten önce sağladığı, böyle bir halde YİDK kararında belirtilenin aksine, tüketicinin \"...\" ibaresini, görsel, işitsel ve kavramsal açıdan tescilli coğrafi işaretin eşdeğeri biçiminde algılamayacağı, ona markasal bir vasıf yükleyeceği, davacının gerçekleştirdiği başvuruda da 33. sınıfta “rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar” emtialarını kapsar şekilde başvuruda bulunarak, C2009/007 sayılı coğrafi işarete uygun üretilmiş rakı ürünlerinin satışını yapacağını esasen taahhüt etmiş olduğu, dolayısıyla dava konusu markanın tescilinin, coğrafi işaretin varlığına bir zarar verecek sonuçlar doğurmayacağı gibi aksi yönde gerçekleşmesi muhtemelen eylemlere yönelik olarak da SMK kapsamında ilgili düzenlemelerin halihazırda zaten mevcut olduğu, tüm bu açıklanan gerekçelerle “RAKI” ibaresi tescilli bir coğrafi işaret olmakla birlikte, bu ibarenin somut olaydaki gibi coğrafi işaretin kendisine özgülendirilmiş emtia grubunda tescil başvurusuna konu edilmesi halinde 6769 sayılı SMK m.5/1-i bendi kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne 2021-M-10813 sayılı YİDK kararının iptaline karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, redde konu işaretin “...” ibaresinden oluştuğu, bu ibarenin başvuru kapsamında yer alan emtiaların tamamı, (Rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar) yönünden, tescilli coğrafi işaretin  eşdeğeri biçiminde algılanacağı bu neden SMK'nın  5/1(i) uyarınca reddinin yerinde olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.  <br><br>GEREKÇE\t:Dava, marka başvurusunun reddine ilişkin YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.   <br> İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tİşlem dosyasının incelenmesinden, davacının  2021/071080 sayılı \"...\" ibareli, 33. sınıfta yer alan \"Rakı coğrafi işareti özelliklerine uygun rakılar\" mallarını içerir marka başvurusunda bulunduğu, Markalar Dairesi Başkanlığınca başvurunun SMK'nın 5/1-i maddesi gereğince reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazının da  YİDK'in 2021-M-10813  sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararının davacı tarafa 06/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği ve işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 29.12.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.<br>                              6769 sayılı SMK'nın 5/1-i maddesine göre, “Tescilli coğrafi işaretten oluşan ya da tescilli coğrafi işaret içeren işaretler.”in marka olarak tescil edilmelerinin mümkün bulunmadığı, “RAKI” ibaresinin C2009/007 sayısı ile 15.04.2009 tarihinde coğrafi işaret tescil başvurusuna konusu edildiği, 18.06.2010 tarihinde de coğrafi işaret olarak tescil edilmiş bir işaret olduğu, ancak dosya kapsamında belirlendiği üzere bu coğrafi işaretin faaliyet alanına giren sektörde ağırlıklı olarak, esas bir marka yanında coğrafi işaretin yazıldığı ve ürünlerin sunumunun bu şekilde yapıldığı (... Rakı vb.),  “rakı” coğrafi işareti bakımımdan, anılan ibarenin olağan şartlarda ayırt ediciliği bulunan başkaca bir ibarenin yanında marka içerisinde kullanılmasının ürünün sunumu gereği olduğu, başvuru kapsamının “rakı coğrafi işaretine uygun rakılar” olarak sınırlanması suretiyle tescilinin mümkün bulunduğu, “rakı” ürünü için herhangi bir coğrafi bölgeye özgülenmiş bir aidiyetten bahsedilmediği, diğer yandan alkollü içeceklerin tüketicilerinin bilinçli olduğu, tüketicinin \" ... ... ..., \" ibaresini, görsel, işitsel ve kavramsal açıdan tescilli coğrafi işaretin eşdeğeri biçiminde algılamayacağı, ona markasal bir vasıf yükleyeceği, başvuru kapsamında yapılan emtia sınırlandırması da gözetildiğinde, 6769 sayılı  SMK'nın  5/1-i maddesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığından, ilk derece mahkemesince bu yönden yapılan değerlendirmede bir isabetsizlik bulunmamaktadır. <br>\tYukarıda özetlendiği üzere işbu uyuşmazlık, marka tescil başvurusunun SMK'nın 5/1-i maddesi uyarınca  reddine ilişkin YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.03.2005 tarih, 2004/4734 esas, 2005/2590 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere SMK'nın 5. maddesindeki mutlak ret nedenlerinin, gerek ... gerekse de mahkemelerce resen gözetilmesi gerekmektedir. Zira, söz konusu hükümde düzenlenen mutlak ret nedenleri, toplumun ortak menfaatleri gereği olup, kişilerin menfaatinden önde gelmektedir. Eldeki davaya konu YİDK kararı, her ne kadar SMK'nın 5/1-i  maddesine ilişkin ise de aynı maddenin diğer bentlerindeki mutlak ret nedenlerinin de açıklanan nedenlerle işbu davada değerlendirilmesi zorunludur. <br>\tMutlak ret nedenlerinin düzenlendiği SMK'nın sayılı 5/1-c maddesinde ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olamayacakları hüküm altına alınmıştır.<br>Dava konusu başvuru \"... ...\" ibarelerinden oluşmaktadır. \"...\" ibaresi ülkemizde bulunan bir şehrin adı olup, yer adlarının tek başlarına marka olarak tescil edilip edilemeyecekleri hususu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin PENDİK kararında tartışılmış ve bu karardan itibaren yer adlarının, hangi hallerde tescil edilebileceği istikrarlı şekilde uygulanmıştır. Söz konusu 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararda, \"... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbulun maruf bir ilçesinin adı olan sadece \"...\" sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın \"kök\" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK.nin genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin \"İstanbul\" ve \"Ankara\" adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, \"...\", \"...\" \"...\" gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir.\" denilmiştir. O halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun, bunun dışında tek başına yer adlarının ise tescil edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Ancak somut uyuşmazlıkta her ne kadar dava konusu başvuru bir bütün olarak, \"...\" ibarelerinden oluşsa da ...'ın rakısı ile ünlü bir ilimiz olduğu, başvuruda yer alan \"... ...\" ibaresinin de tescili istenen rakı emtiasının cinsine ve karakteristik özelliğine atıf yaptığı buna göre dava konusu başvurunun bir bütün olarak tescili istenen rakı malları bakımından SMK'nın 5/1-c maddesi anlamında tescili mümkün olmayan bir işaret olduğu kanaatine varılmıştır. Öte yandan, söz konusu ibareye SMK'nın 5/2 maddesi kapsamında, kullanımla ayırt edicilik kazandırıldığı ispat edilemediği gibi  seri marka gerekçesiyle SMK'nın 5/1-c maddesi kapsamındaki tescil engelinin aşılması da mümkün değildir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2009/13165 E-2011/6105 K sayılı kararında da aynı sonuca varılarak, davacının \"... ...\" ibareli başvurusunun 556 sayılı KHK'nın 7/1-c maddesi uyarınca tescillinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir.<br> Bu durumda, mahkemece  yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>\t<br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 30/09/2022 gün ve 2021/345 Esas - 2022/237 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA,<br>                        2-Davanın REDDİNE,<br>3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 59,30-TL’nin düşümü ile kalan 556,10-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, <br>\t4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiklerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,  <br>\t6-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı, 125,00-TL posta masrafından oluşan toplam 617,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, <br>\t7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333),\t<br>\t8-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\t9-Davalı ... tarafından istinaf başvurusunda  yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı kuruma iadesine,\t\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 09/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/06/2025  \t  \t<br><br>Başkan<br>...<br> <br> <br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"50257a9a7eb625b9","SID":"a750839dc04c098d"}}