{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2022/1822 <br>KARAR NO: 2025/873<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 12/11/2021<br>NUMARASI: 2019/670 Esas - 2021/782 Karar<br>DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 15/05/2025<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ye ait olan ... plakalı römorkun kasko poliçesinin davalı şirket tarafından yapıldığını, müvekkilinin sigortalı araç ile 22.03.2018 tarihinde kaza yaptığını, arabuluculuk yolu ile çözüm arandığını, ancak anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin alkollü şekilde araç kullanmadığını, kaza sonrası yapılan ölçümde 0.16 promil alkol tespit edildiği beyanı ile öncelikle dava konusu alacağın miktarı tespit edilerek davanın kabulünü ve davalı şirketten talep edilen bilirkişi tarafından zarar hesabı yapıldığında belirsiz alacak davası esaslarına göre dava değeri arttırılmak üzere 1.000,00 TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 22.03.2018 tarihinde hasara uğradığı beyan olunan ... plakalı muhtelif marka - 2017 Model yarı römorkun, müvekkili şirketin nezdinde ... numaralı 25.09.2017 - 25.09.2018 tarihleri arasını kapsar, 80.000,00 TL azami bedelle sınırlı olmak üzere kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, dava dosyası incelendiğinde; davacı tarafından zararın miktarının tespitine elverişli delillerin sunulması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, bu nedenle öncelikle davanın usülden reddine karar verilmesi gerektiğini aksi takdirde davaya kısmi alacak davası olarak devam edilmesinin davacı tarafından iddia olunan hasarı ispatlar ya da tespit edilebilmesini sağlar nitelikte herhangi bir bilgi/belge veya fotoğraf sunulmadığını, davanın ve hasar bedelinin kabulü anlamına gelmemek üzere, müvekkili şirket tarafından görevlendirilen eksper tarafından hasar ve işçilik bedeli toplamı 6.650,00 TL olarak belirlenmiş ve talep teminat dışı olduğundan talebin reddine karar verildiğini, kasko sigortası genel şartları uyarınca, hasarın teminat dışı olması için sigortalı araç sürücüsünün yasal sınırın üzerinde alkollü olmasının yeterli olduğunu, kaza tespit tutanağının 2. sayfasında Alkol Kontrol durumuna ilişkin kısma 2 kodu yazılmış olup, 2 kod nolu seçenek; “Sağlık Kuruluşunca kontrol edildi.” şeklinde olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kaza yaptıktan sonra olay mahallinde geçirdiği süre, kaza tespit tutanağına göre yerleşim yeri dışı olan Ayvalık - Sarımsaklı Köyü'ndeki kaza mahallinden ilk müdahalenin yapıldığı Ayvalık Devlet Hastanesine kadar geçen süre, yaralı olduğu için hastanede yapılan ilk müdahale ve alkol ölçümünün yapıldığı ana kadar geçirilen sürede alkol oranının yasal sınır olan 0,20 promilin çok üzerinde olduğunun sabit olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, \"Davanın  kabulü İle 7.847-TL nin 12/06/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, sair hususların gerekçeli kararda belirtilmesine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı ve davalı vekileri istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketinin, başvurularına rağmen taraflarına ödeme yapmadığını ve 12.06.2018 tarihinde temerrüte düştüğünü, kısa kararda ve gerekçeli kararda faiz başlangıç tarihi olarak sehven 12.06.2021 yazıldığını, gerekçeli kararın değerlendirme kısmında belirtildiği gibi faiz başlangıç tarihinin  12.06.2018 olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafından, müvekkili şirkete başvuru yapıldığını gösteren evrakların dava dosyasına sunulmadığını, davacının uğradığı zararın belirlenebilir nitelikte olduğundan belirsiz alacak davası açılamayacağını, ıslah tarihi olan 09.06.2021 tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğunu, zamanaşımı defileri dikkate alınarak ıslah edilen tutar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından zararın varlığı ve miktarı ispat edilemediğini, yerel mahkemece, 2918 s. KTK.’nın 48. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca sigortalı araç sürücüsünün kaza anında yasal sınırın üzerinde alkollü olduğu dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, yerel mahkemece KTK.’nın 48. maddesindeki 24.05.2013 tarihinde yapılan değişiklikten sonra da Yargıtay’ın münhasıran alkollülüğe ilişkin görüşünü değiştirmediğinden bahisle karar verildiğinin belirtildiğini, sundukları Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da görüş değişikliğine gidildiğini,bilirkişi heyeti ek raporu ile haklılıklarının kanıtlandığını, yerel mahkemece bu hususun dahi göz ardı edildiğini, uyuşmazlığa konu aracın, kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, kasko sigorta poliçesi ve kara araçları kasko sigortası genel şartlarının uygulanması gerektiğini belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere yapılan inceleme sonucunda:   Dava, davalıya kasko poliçesiyle sigortalı bulunan aracın karıştığı trafik kazası sonucu  uğradığı hasarın tazminine ilişkindir.2918 sayılı KTK'nun 48. maddesinde, alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin \"Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı\" başlıklı 97/1. maddesinde ise alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan \"b-2\" bendinde, alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.Öte yandan, Kasko Sigortası Genel Şartlarının B.5.5 maddesinde; ve Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5. maddesinde, taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0,50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK hükümleri gereğince sigortacıya düşmektedir. Hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığını ispat yükü, 6762 sayılı TTK'nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün ve 2005/11-624-713; YHGK 10.12.2014 gün ve 2013/17-1199 E. 2014/1018 K. sayılı ilamları).Somut uyuşmazlıkta; mahkemece hükme esas alınan içinde nöroloji uzmanı da bulunan heyet bilirkişi raporuna göre,\"... kazanın meydana gelmesinde alkolün münhasıran etkili bulunmadığı, ... plakalı çekici ve ... plakalı yarı römork sürücüsü ...'nün 22.03.2018 tarihinde yaptığı kaza anında 0,217 promil alkollü olup tablo:2 den görüleceği üzere 0,30 promil altında alkollü olduğundan alkol etkisiyle güvenli sürüş yeteneğini kaybetmemiş olduğu, bu nedenle kaza alkole ve münhasıran alkole bağlı olarak meydana gelmemiştir. Dikkatini yola vermeyen, mahal şartlarına göre kontrolsüz seyir halinde olan, aracının özellikleri ve yol özelliklerini de dikkate alarak şeridinde kalacak şekilde seyrine özen göstermediği, sevk ve idare hatası sonucu direksiyon hakimiyetini kaybederek orta ayırıcı bariyere çarparak devrilen sigortalı sürücünün asli ve tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir...\" Bilirkişi raporunun dosya kapsamı, kaza tespit tutanağı, olayın oluş şekli de gözetilerek uygun  illiyet bağını da açıklar şekilde düzenlendiği, alkolün münhasır etkisi bulunmadığı konusunda yeterli ve gerekçeli olduğu, zararın kapsamının aracın çarpma noktası ve hasarlı parçaları nazara alınarak belirlendiği anlaşıldığından  Mahkemece işbu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Yargıtay  Hukuk Genel Kurulu'nun 17.11.2020 tarih,  2017/17-1102 E. ve 2020/905  K. sayılı kararında  \"... Davacıya ait, davalıya kasko sigortalı araçta trafik kazası sonucu meydana gelen gerçek zarar miktarı,  aracın onarımının olanaklı olup olmadığı taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli değildir.... HMK 107/2 maddesinde belirtildiği gibi tahkikatten sonra mümkün olabileceğinden davacının iddia ettiği zararın dava tarihi itibariyle miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği kabul edilmelidir. \" yönünde karar verilerek kasko poliçesine dayalı davarda da HMK’nın 107. maddesine uygun olarak  dava açabileceği sonucuna varılmıştır.Belirsiz alacak davasında zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için değil, tüm dava için kesilir. 6100 sayılı HMK hükümleri gereğince davacının iddianın genişletilmesi yasağına  tabi  olmaksızın, davanın  başında belirtmiş olduğu alacak talebini HMK'nın 107/1. maddesi hükmüne göre bilirkişi raporu ile tam ve kesin olarak belirlendiği anda arttırması mümkündür. HMK'nın 107/2. maddesi gereğince yapılacak bu artırım bir ıslah olmadığı gibi bu artırım nedeniyle zamanaşımının da gerçekleştiğinden söz edilemeyeceğinden davalı vekilinin ıslah zamanaşımına ilişkin istinaf talebi yerinde değildir (Benzer yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin  2016/20495 E.ve 2019/7842 K.sayılı kararı). Davacı sigortalı tarafından davadan önce başvuru yapılarak davalı kasko sigortacısının temerrüde düşürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak Mahkemece gerekçeli kararda \"...Davacı vekilince, sigorta şirketine başvuru evrakı sunulmamış olup, sigorta şirketinin cevabi yazısından davalı tarafından başvuru yapıldığı ve hasar dosyasının oluşturulduğu anlaşılmakla, ekspertiz rapor tarihi olan 27/04/2018 tarihinde hasar bildirimi yapıldığı kabul edilerek 45 gün sonrası olan 12/06/2018 tarihi temerrüt tarihi olarak belirlenmiştir.\" açıklamasına yer verildiği halde hüküm kısmına sehven faiz başlangıç tarihinin  12/06/2021 olarak yazılması doğru olmamış ve istinaf talebi yerinde görülerek hüküm düzeltilmiştir. Bu nedenle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi gereğince esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince, İlk Derece Mahkemesi kararı düzeltilerek aşağıda yazılı olduğu şekilde esas hakkında  yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: A-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere KALDIRILMASINA, B-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Buna göre: 1-Davanın KABULÜ ile 7.847,00 TL nin 12/06/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Sair hususların gerekçeli kararda belirtilmesine, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 536,03  TL harçtan dava açılırken peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 491,63 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 44,40 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret tarifesi uyarınca  5.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan 114,80 TL müzekkere ve tebligat gideri, 1.800,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.1914,80 TL yargılama giderinin  davalıdan  alınarak davacıya verilmesine,6-Davalı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 7-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde kendilerine iadesine, 8-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00 TL'nin davalıdan  alınarak hazineye irad kaydına.<br>C-İSTİNAF İNCELEMESİ BAKIMINDAN; 1-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının, istem halinde İlk Derece Mahkemesi tarafından kendisine iadesine,2-a-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan 45,50 TL posta ve tebligat giderinden ibaret yargılama gideri ile 220,70 TL istinaf başvuru harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, b-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 536,03 TL harçtan peşin alınan 220,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 315,33 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan  gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.15/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a1ee888e7cbb96fd","SID":"34e9ba83450d15f0"}}