{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/1667 <br>KARAR NO\t\t: 2025/632<br>KARAR TARİHİ\t: 20/03/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 31/03/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/574 Esas 2021/215 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 20/03/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 20/03/2025<br><br>\tDavalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ile davalı ile arasındaki palet satımına dayalı ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesaba dayalı olarak 06.06.2017 tarihi itibari ile 104.142,44 TL alacaklı olduğunu, bu hususun faturalar, sevk irsaliyeleri ve iki tarafın ticari kayıt ve defterleri ile sabit olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine borçlu şirket hakkında Torbalı İcra Müdürlüğünün 2017/2338 esas sayılı dosyası ile yasal takip başlatıldığını, ancak borçlu şirket tamamen kötü niyetli ve haksız olarak takibe ve borca itiraz ederek takibin durmasına neden olduğunu, borçlu şirket itiraz dilekçesinde Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/7329 Srş. Sayılı dosyasına atıfla eksik ifa nedeni ile herhangi bir borçlarının bulunmadığını iddia ettiklerini, ticari uyuşmazlıklarda ispatı vasıtalarının fatura, irsaliye ve ticari defterlerin olduğunu, davalı borçlunun bu belgeler ile ispat edemediğini ve davalı borçlu şirketin iddiasına dayanak yaptığı tek taraflı tutulan, değiştirilmesinin her an mümkün olan ve ispat hukuk açısından hiçbir değeri bulunmayan Araç Kapı Giriş Kaydı delil olarak değerlendirilmeyeceğini, teslim edildiği ticari belge, kayıt ve defterlerden açıkça görülen malların bedelini ödemekten kaçındığını, tarafların ticari defter ve kayıtları incelendiğinde vergi dairelerinden ilgili dönemlere ilişkin BS-BA formları getirdiğinde ve tüm bunlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığında alacağının varlığı açıkça ortaya çıkacağını, davalı borçlunun Torbalı İcra Müdürlüğünün 2017/2338 esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini  talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;   davacı tarafından açılan davayı kabul etmediklerini, itiraz ettiklerini, alacaklı firmanın alacağının kaynağı cari hesap ilişkisine dayandığını, müvekkili firma ambalaj sektöründe üretici olarak faaliyet gösteren Manisa Organize Sanayi Bölgesinde yerleşik bir fabrikadaki üretim tesislerinde kullanılmak üzere tahta palet ihtiyacını yıllardan beri alacaklı firmadan karşıladığını, hatta tahta palet alımı alacaklı firma haricinde hiçbir firmadan yapılmadığını, 17.02.2017 tarihinde kendisini alacaklı firmanın finans muhasebe kalite üretim müdürü olarak görev yaptığını belirten ... isimli bir kişiden müvekkili firmaya elektronik posta kanalı ile ihbarda bulunulduğunu, bu ihbar üzerine müvekkili firma yetkilileri tahta palet alımları ile ilgili geçmişe dönük olarak yapılan irsaliye fatura ve kapı araç giriş çıkış kayıtlarına ilişkin denetim gerçekleştirdiğini, yapılan denetimler sonucu alacaklı firmadan teslim edilmediği halde sanki müvekkili şirket tarafından teslim alınmış tahta paletler varmışçasına sevk irsaliyesi ve fatura tanzim edilerek haksız menfaat temin edildiğini tespit edildiğini, bu tespitler esnasında müvekkili firma çalışanı satınalma uzmanı ... da istifa ettiğini, müvekkili firma tarafından konu derhal adli makamlara intikal ettirildiğini, Manisa Cumhuriyet Savcılığının 2017/7326 Soruşturma numaralı dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu, yapılan soruşturma neticesinde 18.12.2018 tarihinde iddianame düzenlenerek kamu davası açıldığını, Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/687 esas sayılı dosyası ile kovuşturma aşamasına geçildiğini, alacaklı firmanın ortakları ... ile ... ve ... hakkında “tacir veya şirket yöneticileri ile Koparatif yöneticilerinin dolandırıcılığı” suçundan 2014 -2016 yılları arasında teslim edilmediği halde teslim edilmişcesine 44 adet fatura ve sevk irsaliyesi düzenlenerek toplam 433.0000,73 TL müvekkili firmanın zarara uğratıldığının tespitinin yapıldığını, bahsi geçen dönem aralığı takibe konu cari hesap bakiyesi arasında olduğunu, bu nedenle mahkemece yürütülen davayı doğrudan etkileyeceğinden ceza davasının bekletici mesele yapılmasını öncelikle talep ettiklerini, müvekkili firmanın alacaklı olduğunu iddia eden firmaya hiçbir borçu bulunmadığı,  haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile %20 oranından az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>MAHKEMECE: \"...,Dava; İİK nun 67. maddesi uyarınca alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali  ve takibin devamı ile icra inkar tazminatı istemine ilişkin itirazın iptali davasıdır.   <br> Mahkememizce  toplanan deliller ile hüküm kurmaya yeterli bulunan bilirkişi raporları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde;  dosyada mevcut rapor içeriğine göre davacı ve davalının ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde tarafların  ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve sahipleri lehine delil teşkil ettiği,  davacı tarafından düzenlenen faturaların davalının defterinde kayıtlı olduğu, davalının davacı şirkete takip tarihi olan 06.06.2017 tarihi itibarıyla toplam 104.141,95 TL.si cari hesap borcunun bulunduğu anlaşılmış; her ne kadar davalı vekili Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/687 esas sayılı dosyasında görülen davanın sonucunun görülmekte olan davayı doğrudan etkileyeceğinden bahisle söz konusu davanın bekletici sorun yapılmasını talep etmiş ise de, yapılan yargılama neticesinde mahkemesi ve esas numarası değişen davada Manisa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.10.2019 tarih 2019/67 esas-2019/43 karar sayılı kararı ile,  sanıkların atılı suçu işledikleri  yönünde cezalandırılmaları için yeterli kesin ve somut delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verildiği, verilen kararın  İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13.Ceza Dairesinin 27.02.2020 tarih ve 2019/3125 esas-2020/528 karar sayılı kararı ile  onanarak 27.02.2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmış; davalının kendi defter kayıtlarına göre de davacıya borçlu olduğunun anlaşıldığı,  basiretli tacir gibi davranması beklenen davalının borçlu olduğu tespit edilen tutar nazara alındığında  savunmasında dayandığı vakaların boyutu itibarıyla  yapılan alışverişleri farketmemiş olmasının, yapılan işlemlerin tamamıyla bilgisi dışında gerçekleştiğinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalının usulüne uygun tutulan taraf defter kayıtlarının aksini ispat edemediğinin  kabulünün gerektiği; davacının mahkememiz dosyasında asıl alacak dışında işlemiş  faiz talep etmediği davaya esas değer olarak takip dosyasındaki asıl alacak tutarı toplamı olan 104.142,44 TL yönünden talepte bulunduğu, ancak bilirkişi raporları ile belirlenen 104.141,95 TL asıl alacak tutarına göre davanın kısmen kabulü ile davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptaline  davacının talep edebileceği alacak miktarı üzerinden takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine ; alacak likit ve itiraz haksız kabul edildiğinden kabul edildiğinden hükmolunan miktar üzerinden hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, dair aşağıdaki  karar verilmiştir.,\" gerekçesi ile; <br>\"1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ ile,<br>Torbalı İcra Dairesi'nin 2017/2338 Esas sayılı takip dosyasında davalı tarafından takibe yapılan itirazın kısmen iptali ile 104.141,95 TL asıl alacak üzerinden takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,<br>2-Takibe yapılan itiraz haksız ve takibe konu alacak likit kabul edildiğinden hükmolunan 104.141,95 TL üzerinden hesaplanacak %20  icra inkar tazminatının davalıdan  tahsili ile davacıya verilmesine,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki iddialarının değerlendirilmediğini, araştırılmasını istedikleri hususlara dair bir incelemede bulunulmadığını ve tanıklarının dinlenilmediğini, salt mali açıdan incelemeye dayalı bilirkişi raporları esas alınarak hüküm tesisi yoluna gidildiğini ve haksız ve yersiz şekilde icra inkar tazminatına hükmedildiğini, dosya kapsamında davacı ve müvekkili şirket defter kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu oluşturulmuş olan bilirkişi raporlarının sadece muhasebesel açıdan fatura içerikleri doğru kabul edilerek oluşturulmuş fatura içeriklerine dair ileri sürmüş oldukları aynı zamanda ceza yargılamasının da konusunu oluşturmuş bulunan kısımların hariç tutulduğunu, ... isimli davacı eski çalışanı tarafından 17.02.2017 tarihinde mail aracılığıyla yapılan ihbar üzerine müvekkili firma nezdinde inceleme ve araştırma başlatıldığını, tıpkı bilirkişi raporlarında olduğu gibi öncelikle ilk bakışta kayıtlar üzerinden ne kadar sarfiyat ve alım yapıldığına ilişkin inceleme yapılmışsa da kayıtlarda her şeyin doğru görüldüğünü, bunun üzerine müvekkili firmaya gelen ihbarın doğruluğunu teyit amacıyla kapı giriş kayıtlarına dönülmesinin zorunluluğunun hasıl olduğunu, akabinde ise ceza yargılamasına konu eylemlerin ortaya çıkarılabildiğini, kapı giriş kayıtlarına dair verilerin de mahkeme dosyasında bulunmakla birlikte bu konuda yerel mahkemede bir incelemede bulunulmadığını, müvekkili firma nezdinde ihbar sonucunda ayrıca müşterilere yapılan sevkiyatlar ve palet sayıları yine ERP programından çekilerek incelenmiş bu incelemede müşterilere sevk edilen palet sayısından fazla ERP programına palet sarfı kaydı yapıldığının tespit edildiğini, paletlerin sarf malzemesi olup sürekli giriş çıkışı yapılmakta stok hareketinin bulunduğunu, dolayısıyla sirkülasyon halinde sürekli akışın olduğu bir malzemede barkod okutarak çıkış yapılması gibi kontrollü bir sistem bulunmadığından yapılan usulsüzlüklerin fark edilmesinin güçlük arz ettiğini, zira kalan malzeme ile stok girişinin karşılaştırılarak ne kadar harcama yapıldığı tespit edilebilmekte nereye ne kadar malzeme verildiğinin tespitinin ise mümkün olamadığını,  gerekçeli kararda davalının kendi defter kayıtlarına göre de davacıya borçlu olduğunun anlaşıldığı, basiretli tacir gibi davranması beklenen davalının borçlu olduğu tespit edilen tutar nazara alındığında savunmasında dayandığı vakaların boyutu itibarıyla yapılan alışverişleri farketmemiş olmasının, yapılan işlemlerin tamamıyla bilgisi dışında gerçekleştiğinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, şeklindeki gerekçe ile sonuca ulaşıldığını, halbuki müvekkili firmanın yapılan usulsüzlerin farkına varamamış olmasının gerekçeleri müteaddit kereler açıklanmış ve iddialarının ispatı noktasında delil toplanması istenmiş ancak talep etmiş oldukları deliller toplanmaksızın \"hayatın olağan akışına aykırı\" şeklindeki bir gerekçe ile ihtilaflı faturalar doğru kabul edilerek hüküm tesis edildiğini, bu durumun ise müvekkilinin adil yargılanma hakkını zedelediği gibi maddi açıdan da mağduriyet yaşamasına sebebiyet verdiğini, davacının eylem ve fillerinden müvekkilinin uğradığı zarar yalnızca bu dava konusu meblağ ile sınırlı olmayıp bu meblağın çok üzerinde bir zararla karşı karşıya kalındığını, yine yerel mahkeme kararının gerekçesinde ceza yargılamasında ilgili kişilerin beraat almış olduğu belirtilerek bu karara dayanıldığını, ancak ne var ki ceza yargılamasında delil yetersizliğinden kaynaklı olarak beraat kararı verildiğini ve bu yöndeki bir kararın hukuk mahkemesi hakimi için kesin delil teşkil etmeyeceğinin yüksek mahkeme içtihatlarında da kabul edildiğini, yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık teşkil eden bir başka noktanın ise icra inkar tazminatına hükmedilmiş olması olduğunu, fatura içeriklerine yönelik ileri sürmüş oldukları iddialarının  karşısında alacağın likit olduğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, belirterek yerel mahkeme kararındaki eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hatalı tespit ve değerlendirmeleri kabul etmediklerini beyanla davanın tümden reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.  <br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br><br>Dava, cari hesaptan kaynaklı  icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br> Bir satım  ilişkisinde  satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı  ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Somut olayda; Davacı tarafça  davalı ile arasındaki palet satımına dayalı ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesaba dayalı olarak  104.142,44 TL alacaklı olduğunu, bu hususun faturalar, sevk irsaliyeleri ve iki tarafın ticari kayıt ve defterleri ile sabit olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine borçlu şirket hakkında Torbalı İcra Müdürlüğünün 2017/2338 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, itirazın iptali için dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde yapılan denetimler sonucu alacaklı firmadan teslim edilmediği halde sanki müvekkili şirket tarafından teslim alınmış tahta paletler varmışçasına sevk irsaliyesi ve fatura tanzim edilerek haksız menfaat temin edildiğini tespit edildiğini, bu tespitler esnasında müvekkili firma çalışanı satınalma uzmanı ... da istifa ettiğini  beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, bilirkişi raporlarında faturaların davacı ve davalı defterlerinde kayıtlı olduğunun,  her iki yan defter kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten  104.141,95 TL  TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinin, aksinin davalı tarafından kanıtlanmadığının anlaşılmasına  göre davalı vekilinin  tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM     : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31/03/2021 tarih, 2018/574 Esas ve 2021/215 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 7.113,93 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 1.778,48 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 5.335,45 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, <br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince oy birliği ile kesin olmak üzere  karar verildi. 20/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"be8af5e198d5196b","SID":"604b873d6eb6e382"}}