{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ......<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ......<br>KARAR NO\t: ......<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>KATİP\t\t: ......  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/07/2024<br>NUMARASI\t\t: ... Esas - ... Karar<br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: .........   <br>VEKİLİ\t: Av.......<br>DAVALI\t: .........  <br>VEKİLLERİ\t: Av...... &Av......<br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 24/04/2025<br>YAZIM  TARİHİ\t: 24/04/2025<br>Davacı tarafından davalı aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 08/07/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 20/05/2021 tarih, ...  Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/03/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 03/07/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın  dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde;<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete verdiği paranın istenildiği her an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek faiz verileceği garantisiyle güven telkin ettiklerini, ancak davalı şirket tarafından müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalı şirket yetkililerinin mevzuata aykırı para topladıklarını, müvekkili ile davalı şirket arasında kanuna uygun bir ortaklık kurulmadığını beyan ederek müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığından davalı şirket ortağı olunmadığının tespitine ve kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10 DM (5,11 Euro)ortaklık durum belgesi tarihi olan 20/04/2000 tarihinden itibaren işleyecek, 3095 s. Kanun'un 4/a maddesi gereğince Devlet Bankalarınca 1 yıl vadeli Euro cinsinden açılacak vadeli hesaplara uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini  talep ve dava  etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki belgelere ve SPK listelerine göre davacının şirket ortağı olduğunu, bu nedenle ihtilaf 7194 Sayılı Yasa kapsamına girdiğinden, Resmi Gazete'de 07.12.2019 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giden 7194 Sayılı Kanunun 41. maddesi uyarınca davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralı gerekçe gösterilerek reddedilemeyeceğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. <br>Davacı tarafından davalı aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 08/07/2020 tarihinde tesis edilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 20/05/2021 tarih, ...  Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/03/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. <br>ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: <br>Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile  7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin  Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, <br>Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; <br> Anayasa Mahkemesinin 19/12/2023 tarih ... başvuru numaralı kararında; \"...7. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.<br>8.Başvurucular ilgili kanun hükmünün iptal edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir  (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.\" gerekçesiyle başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,<br>-Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, <br>-Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Konya....Asliye Ticaret Mahkemesine (E....) GÖNDERİLMESİNE şeklinde karar verilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; \"...Somut olayda ; Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 28/05/2010 gün ve 7573 sayılı nüshasının 209. sayfasınındaki bilgilerden ......... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Tic. A.Ş. 'nin ünvanının ......... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği, 17/07/2012 gün ve 8113 sayılı nüshasının 108. sayfasındaki bilgilerden ......... Sanayi Ticaret ve Yatırım A.Ş.'nin  ......... Holding A.Ş.'nin bünyesine girerek ......... A.Ş.'ye devredilmek suretiyle birleştirilmesine ve tasfiyesiz infisahına karar verildiği ve 08/06/2017 gün ve 9343 sayılı nüshasının 291. sayfasındaki bilgilerden de ......... Holding A.Ş.'nin ünvanının ......... A.Ş. olarak değiştirilmesine karar verildiği anlaşılmış, gerekçeli kararımızın karar başlığında da davalı şirket, güncel ünvanına uygun olarak ......... A.Ş. olarak yazılmıştır.<br>Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 30/11/1995 gün ve 3926 sayılı nüshasının 283. sayfasınındaki bilgilerden .........'ın ......... Holding A.Ş.nin kurucu yönetim kurulu başkanı olduğu, ........., ........., ......... ve .........'nin ise yönetim kurulu üyeleri olduğu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 08/12/1997 gün ve 4435 sayılı nüshasının 153. sayfasındaki bilgilerden de .........'ın davalı şirketin birleşme öncesi alt grup şirketlerinden olan ......... İnşaat Tarım ve San. İşletmeleri A.Ş.'nin kurucu yönetim kurulu başkanı, ......... ve .........'nın kurucu yönetim kurulu üyelerinden olduğu, yine Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 28/05/2010 gün ve 7573 sayılı nüshasının 209. sayfasındaki bilgilerden ise .........'in  ......... İnşaat Tarım ve San. İşletmeleri A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı .........'nfun ise yönetim kurulu üyelerinden olduğu anlaşılmıştır.<br>Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama kararı gereğince ; <br>a) Mahkememizin  08/07/2020 gün ve ... E. 2020/551 K.  sayılı, 28/03/2022 tarihinde kesinleşen kararının KALDIRILMASINA,<br>b) Bu davanın, Mahkememizin ... E. sayılı davasının devamı olduğunun TESPİTİNE,<br>c) Bu davanın, 6100 s. HMK'nin 374 vd. maddelerinde yer alan ve yeni bir dava niteliğinde olan \"yargılamanın iadesi\" davası değil, 6216 s. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2. maddesinde yer alan ve önceki davanın devamı niteliğinde olan \"yeniden yargılama yapılmasına\" ilişkin bir dava olduğunun TESPİTİNE karar verilmiş, yeniden yargılamaya  başlanılmıştır.  <br>Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesinin, \"bu davanın önceki yapılan yargılaması sırasında yürürlüğe giren kanuni düzenleme (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin yürürlüğe girmesi) sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilmesi olduğu\" belirlenmiştir. <br>Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu hak ihlaline gerekçe gösterdiği 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin, yine Anayasa Mahkemesinin 18/05/2023 gün ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı kararı ile iptal de edildiği tespit edilmiştir.  <br><br>Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesi ve ayrıca Anayasa Mahkemesinin başka bir kararı ile de 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin ayrıca iptal edilmiş olması nedeniyle, yeniden yargılama yapılırken davaya 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesi uygulanmamıştır. <br>Yargıtay 11. HD’nin 23.02.2023 gün ve 2022/4855 E. 2023/1071 K. sayılı emsal içtihadına göre de, \"Yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre yeniden yargılama sonucunda ilk kararın aynısını veya benzerini verebileceği gibi ilk kararının aksine de hüküm kurabilir.\"<br> Davalı tarafın cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunduğu, kesinleşen ilam öncesi yapılan yargılama sırasında da zamanaşımı itirazının reddine karar verildiği görülmüş ise de; bu davanın önceki davanın devamı olduğuna karar verilmesi karşısında ve uygulama değişikliği içeren sonraki tarihli Yargıtay 11. HD’nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı gereğince, davalının zamanaşımı itirazının yeniden değerlendirilmesi gerekmiştir. <br>Yargıtay 11. HD’nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadına göre, \"Uyuşmazlık, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir… Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını nazara alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, arkada kalanlar haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.<br>\tNeticede tüm bu hengamenin ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçmek maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi... Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir... <br> Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır...<br>\tDairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca  5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.\"<br>......... A.Ş.'ye karşı açılan benzer mahiyetteki (emsal) dosyalardan bilindiği üzere, Konya.... Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya.... Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya.... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve 2007/155  E.-2011/127 K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve 2012/13279 E.-44069 K. sayılı kararı ile onanmış, Konya.... Ağır  Ceza  Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve ... E.-... K. sayılı beraat kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve ... E.-... K. sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya.... Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ......... Holding A.Ş. ve ......... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş.'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir... <br> Konya'da ......... A.Ş.'ye karşı açılan aynı mahiyetteki yüzlerce davadaki tespitlerden, davalı şirket temsilcilerinin ve görevlilerinin, davacıdan üyelik vaadiyle para tahsil etme eylemlerinin, haksız fiil teşkil ettiği ve bu hususun Yargıtay uygulamalarıyla da kabul gördüğü bilinmektedir. <br>6101 s. Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Sekli Hakkında Kanun'un 5/1. maddesine göre de, \"(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce islemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanasımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden baslayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düsürücü süre veya zamanasımı süresi dolmuş olur.\" Bu nedenle dava konusu ihtilafa (paranın en son tahsil edildiği tarihte yürürlükte olan) mülga 818 s. BK'nin 60. maddesinin uygulanması gerekmektedir.<br> Mülga 818 s. BK'nin 60/1-2. maddesine göre de haksız fiil halinde, \"Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.<br>Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.\"<br>Mülga 765 s. TCK'nin 503/1. maddesine göre, \"Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir.\"\t<br>Mülga 765 s. TCK.nin 102/4. maddesine göre de, \"Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene\" geçmesiyle kamu davası ortadan kalkar.\"<br>Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı (ve benzer mahiyette 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. sayılı) emsal içtihadına göre de, \"Uzamış zamanaşımı süresi olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu kuralın dayanağı, somut olay bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesindeki “Müruruzamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden… itibar olunur.” Hükmüdür. Öte yandan, aynı Kanunun 104. maddesinde zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen ‘yarı oranında uzama’ kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz.\" <br>Yargıtay 11. HD.nin 02.05.2014 gün ve 2013/61 E. 2014/8195 K. sayılı emsal içtihadına göre ise, \"Kısmi dava açılmış olması halinde, zamanaşımı yalnızca açılmış olan kısım için kesilir, ek davanın da zamanaşımı süresi dolmadan açılması şarttır. Kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden ıslahla artırılacak olan miktar için de zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Aksi takdirde, karşı taraf, artırılan miktarın zamanaşımına uğradığını def’i olarak ileri sürebilir.\"<br><br>Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; <br>Davalı ......... A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır.<br>Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir.<br><br>Davacının dava dilekçesinde Ortaklık Durum Belgesine (ODB) göre 20/04/2000 tarihinden itibaren faiz de  istediği belirlendiğinden, Mahkememizce de en son işlem tarihinin 20/04/2000 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı 26/11/2019 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı ......... A.Ş.'nin cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve 2022/840 E. 2023/4352 K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de;<br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği 07/12/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K., 03.04.2014 gün ve 2013/17933 E. 2014/6603 K.,  30.05.2016 gün ve 2016/119 E. 2016/5924 K., 29/09/2016 gün ve 2015/15025 E. 2016/7632 K., 05/04/2018 gün ve 2016/9030 E. 2018/2444 K., 07/05/2018 gün ve 2017/1180 E. 2018/3234 K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir.<br>Her ne kadar Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmeleri hukuken mümkün olup, Mahkememizce de güncel kararların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiş ise de;<br>Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. <br>Bu nedenle Mahkememizce davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensipleri gereğince davalı taraf lehine vekalet ücreti ve  yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\" gerekçesiyle,davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya ibraz ettikleri 20.04.2000 tarihli ortaklık durum belgesinin düzenleme tarihinden itibaren 10 ve 5 yıllık zamananaşımı sürelerinin geçtiğinden bahisle mahkemece zamanaşımı yönünden red kararı verildiğini, kabul etmemekle birlikte uyuşmazlığa konu olayda 10 ve 5 yıllık zamanaşımı sürelerinin dikkate alınması gerektiği kabul edildiğinde dahi; davanın 26.11.2019 tarihinde açıldığını, ... eski esas sayılı dosya döneminde reddedilen ve hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilen zamanaşımı def'inin, yeniden yargılama yapılırken dikkate alınması hukuk mantığına, hukuki güvenirlik ilkesine, hakkaniyete ve kabul görmüş tüm hukuk normlarına aykırı olduğunu, mahkemece ön inceleme duruşmasında davalının zamanaşımı def'inin kabul edilmediğini, kısmen kabul kararı verildiğini, bozmadan sonraki yargılama aşamasında ya ön inceleme duruşmasında kabul edilmeyen zamanaşımı def'i hiçbir haklı gerekçe yokken kabul edilip 2017 tarihinde verilen kabul kararı dolayısı ile de davacının kazanılmış hakkı yok sayılacağını ya da 2017 yılında kısmen kabul kararı verilmiş olması ve zamanaşımı def'inin zaten karara bağlanmış olması hususları gözetilerek esas incelemesinin yapılacağını, bu hususun huzurdaki ve aynı mahiyetteki binlerce uyuşmazlığın hukuki güvenirlik ilkesi ışığında çözüme kavuşturulması gerektiğini, davacı konumunda birçok kişi davalı firmaya sunulan kazanç vaadiyle ödemelerde bulunduğunu ve davalı firma bu ödemeleri tahsil ettikten sonra vaad ettiği kar paylarını ödemediğini ve ödeme yapan kişileri ortak olduğu vaadiyle uzun yıllar oyaladığını, davada, bugüne kadar hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilen ve bu sebeple reddedilen zamanaşımı def'inin, hiçbir haklı ve geçerli sebep olmaksızın kabul edildiğini, mahkemece sürpriz karar yasağının ihlal edildiğini, üstelik görüş değişikliğine gidilmesini gerektirir ve davalının zamanaşımı def'ini kötü niyetli olarak ileri sürmediğini gösterir herhangi bir geçerli ve hukuk sınırları dahilinde mantıklı kabul edilecek yeni bir gerekçe de bulunmadığını, mahkeme kararının kabul etmemekle birlikte müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesi yerinde ise de,  davalı lehine vekalet ücretine hükmetmemeye sevk eden düşünce ile ve hakkaniyet ilkesi gereği müvekkilinin yargılama giderlerinden de sorumlu tutulmaması gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. <br>İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen  kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.<br> Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut  belgelere göre davacının  davalı şirketteki son işlem tarihinin 20/04/2000 tarihi olduğu, haksız fiil tarihinini bu tarih olarak kabul etmek gerektiği,  buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 26/11/2019 tarihinde açıldığı,  ilk derece mahkemesince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağının (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağının) kabul edilmesinin sonuca etkili olmadığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, ayrıca mahkemece davalının yaptığı yargılama giderlerinin davalının kendi üzerinde bırakıldığı, bu yargılama giderlerinden davacının sorumlu tutulmadığı, davacının  yaptığı yargılama giderlerinin ise davacının kendi üzerinde bırakılmasında da bir isabetsizlik olmadığı anlaşıldığından davacının istinaf başvuru talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacının istinaf başvuru talebinin ESASTAN REDDİNE,<br>2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,<br>3-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,  <br><br>4-İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, <br>5-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,  <br>6-Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine  24/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t<br><br><br>     Başkan ...  \t                  Üye ...   \t                  Üye ...   \t               Katip ...<br>         e-imzalıdır                       e-imzalıdır                       e-imzalıdır                     e-imzalıdır<br><br><br><br> <br><br>...... <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a9aac2dacdbd3bb","SID":"a3fe88433401976d"}}