{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ......<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ......<br>KARAR NO\t: ......<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>KATİP\t\t: ......  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/06/2024<br>NUMARASI\t\t: ... Esas - ... Karar<br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: .........   <br>VEKİLLERİ\t: Av....... Av......<br>İSTİNAF EDEN DAVALI\t: ........<br>VEKİLİ\t: Av.......<br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 24/04/2025<br>YAZIM  TARİHİ\t: 24/04/2025<br>Davacı tarafından davalı aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 28/02/2020 tarihinde tesis edilen dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı davalının istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 28/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı istinaf başvuru talebinin esastan reddine ilişkin kararın kesinleştiği, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 12/06/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dosyanın dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde; <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkete ve iştiraki olan şirketlere değişik zamanlarda yüksek oranlarda kar payı dağıtılacağı, istediği zaman parasını kısmen veya tamamen geri alabileceği yönünde güven telkin edildiği için para verildiğini, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını, davalı şirket yetkililerinin Türk Ticaret Kanunu, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası ve sair kanun hükümlerini ihlal ettiklerini, bu konuda şirket yetkilileri hakkında ceza davaları açıldığını, bunun üzerine Bakırköy...... Asliye Ticaret Mahkemesinin ......... Esas sayılı dosyasında davalıya karşı müvekkili tarafından dava açıldığını, açılan davada bilirkişi incelemesinin yapılarak müvekkilinin alacağının tespit edildiğini, öncelikle işbu davanın sözü geçen dava ile birleştirilmesi gerektiğini, bu kabul görmediği takdirde taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik davalı tarafa verilen 477.215,00 TL'nin davalı tarafa verildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.   <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin merkezinin dava tarihi itibarıyla Konya olduğundan yetkisizlik itirazlarının bulunduğunu, ilk davanın 14.08.2008 tarihinde açıldığı ve bu davanın cevaba cevap dilekçesi incelendiğinde davacının parasını geri alamayacağını anladığı tarihin 2005 yılı olduğunu, aradan 14 yıl geçtikten sonra 05.03.2019 tarihinde açılan işbu ek davada ileri sürülen taleplerin zamanaşımına uğradığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. <br>Davacı tarafından davalı aleyhine Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 28/02/2020 tarihinde tesis edilen dava hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına ilişkin karara karşı davalının istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen 28/04/2021 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı istinaf başvuru talebinin esastan reddine ilişkin kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.<br>ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: <br>Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile  7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin  Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, <br>Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; <br> Anayasa Mahkemesinin 20/12/2023 tarih ... başvuru numaralı kararında; \"...4. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.<br>5.Başvurucular ilgili kanun hükmünün iptal edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir  (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.\" gerekçesiyle başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,<br>-Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, <br>-Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE şeklinde karar verilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; \"...Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça davalı şirketin Türk Ticaret Kanununa, Bankacılık Kanununa, Sermaye Piyasası Kanuna, Borçlar Kanuna aykırı şekilde faaliyet yürüterek davacı ve birlerce yatırımcıdan yürürlükte bulunan kanunların ve emredici kuralları ihlal edilmek suretiyle haksız fiil neticesiyle para toplandığı ve bu şekilde davacının zarar uğratıldığı iddialarına karşılık davalı tarafça cevap dilekçesiyle davada 1 yıllık (alt) hak düşürücü ve 10 yıllık (üst) zamanaşımı sürelerinin dolduğu yönünde ilk itirazda bulunulduğu anlaşılmıştır.<br>Dosyada bulunan SPK Tahsilat Dağılım Belgesi, Ek1-a ve davacı vekilinin iddiaları doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 22/09/2000 tarihinde başladığı ve davacı tarafça davaya konu edilen paranın o tarihte davalı şirkete teslim edildiği bildirilmiş olduğundan mevcut uyuşmazlıkta davalı savunmaları değerlendirilirken o tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı borçlar kanunun haksız fiile ilişkin 60.maddesindeki hak düşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin nazara alınması gerekmektedir.<br>Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tüketilmesi anlamına gelmektedir.<br>Zamanaşımı, kanunun belirlediği süreler içerisinde hakkın kullanılmaması sebebiyle dava ve icra kabiliyetini, karşı tarafın defi ile kaybettiren ve hak üzerinde etki yapan kanuni bir sukut sebebidir.<br>Öteki deyişle, borcun zamanaşımına uğramasıyla alacak sona ermemekte, alacaklının dava yolu ile alacağını elde etme imkanı ortadan kalkmaktadır. Kısaca zamanaşımına uğrayan bir borç eksik borç (doğal borç=obligtio naturals) haline gelmektedir. (M. Serhat Şen Zamanaşımı ve Uygulamaları)<br>818 sayılı Borçlar Kanunun madde 60'daki süreler mahkemece doğrudan doğruya nazara alınamaz. Davalı tarafça süresi içerisinde ileri sürülmelidir. Süresi içerisinde ileri sürülmezse davacı tarafından savunmasının genişletilmesi itirazında bulunulabilir. (HUMK 202)<br>818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ve ayrıca tazminat cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Yani tazminat davasının kural olarak, zarar ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden (bilinmesinden) başlayarak 1 yıl içinde açılması gerekir. Ayrıca ilgili kanun maddesi dava açılabilmesi için yasal bir üst sınır belirlemiştir ki, bu üst sınır yasada 10 yıl olarak düzenlenmiştir. 10 yıllık sürenin başlangıcı eylem günü, sonu ise 10 yılın tamamlanmasıdır. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.<br>818 sayılı Borçlar Kanunundaki zamanaşımına ilişkin genel açıklamalardan eldeki somut uyuşmazlığa dönülecek olursa; öncelikle zamanaşımı süresinin başlangıcının tespiti önem arz etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.03.2023 tarih ve 2022/2012 Esas, 2023/1479 Karar sayılı emsal ilamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.04.2022 tarih ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme kararına atıf yapılıp emsal kabul edilerek paranın davalı hesabına aktarılması tarihi bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İçtihadı Birleştirme Kararları yerel mahkemeler için bağlayıcı nitelikte olduğundan davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak Ek-1a tahsilat dağılım listesinin işlem tarihi olan 22/09/2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu EK DAVANIN açılış tarihi 05/03/2019 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır.<br>Her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'da tazminat sorumluluğuna neden olan fiil ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve bu suçun ceza zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde tazminat sorumluluğu için uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı yönünde düzenleme mevcut ise de; Konya Adliyesinde Ceza Mahkemelerinde açılan ve yargılaması tamamlanan hiç bir davada davalı şirket yetkililerinin mahkumiyetine dair bir karar verilmemiştir.<br>Davalı şirketin yetkilileri aleyhinde Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında ise; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla \"Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık\" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4.  ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan bahis ile CMK'nun 223/8 maddesi gereğince ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.<br>765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır. Davacının 22/09/2000 tarihinde davalı şirkete para yatırdığı anlaşıldığından eldeki EK DAVANIN 7,5 yıllık uzamış zamanaşımı süresinden sonra açıldığının kabulü gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle dava tarihi itibariyle 10 yıllık üst zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davalı tarafın zamanaşımı definin kabulü ile davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; ancak Yargıtay' ın çok uzun süren ve istikrar kazanan uygulamaları doğrultusunda ilk derece mahkemelerince daha önce davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def' i reddedilirken, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin zamanaşımı hususunda görüş değişikliği yapması nedeniyle mahkememizce de görüş değişikliğine gidilmiş olduğundan, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenirlik ve öngörülebilirlik prensipleri nazara alınarak davalı taraf lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmemesi gerektiği yönünde vicdani kanaate varıldığından, davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. (Yargıtay 11. HD nin 29.04.2024 T. 2024/1802 E., 2024/3297 K. Sayılı ilamı ve Konya BAM 6. HD 16.01.2024 T., ... E, ... K. Sayılı İlamı)...\" gerekçesiyle, davacının davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kararın hukuka, yasalara ve yargı teamüllerine aykırı olduğunu, zamanaşımı definin davalılarca kullanılamayacağını, bu durumun dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı ile yargılama usulü bakımından yasal düzenleme öncesine dönüldüğünü, bu çerçevede daha önce verilen bozma ve kabul kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini, teamül gereği, mahkeme tarafından, 21.03.2016 tarihli Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin davanın reddine dönük mahkeme kararının bozulması ilamına uyulmasına karar verilmesinin ardından yeniden bu kez de zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dönük karar vermesinin kabul edilebilemeyeceğini, usul açısından yerinde olmayan bu durumunun düzeltilmesi gerektiğini, dosya kapsamında eski kararlardan dönmeyi gerektirir yeni bir delil, düzenleme veya durum bulunmadığını, usulen bu değerlendirme ve gerekçeden dönülmesinin mümkün olmadığını, daha önce incelenen ancak itibar edilmeyen bir iddianın dikkate alınarak yeniden davanın reddi kararı verildiğini, bu karar ile yargının kendi eliyle güvenilirliğini yitirdiğini, bu hatanın düzeltilmesi gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece, zamanaşımı süresinin tespitinde terreddüt yaşandığını, bu sebeple hatalı karar ortaya çıktığını, her ne kadar bu durum, davanın sonucunu etkileyecek nitelikte değil ise de, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 6. sayfasının 1. paragrafında \"davacı tarafça davalıya para verildiği iddiasının delili olarak Ek-1a tahsilat dağılım listesinin işlem tarihi olan 22.09.2000 tarihi mahkememizce de zamanaşımı başlangıç süresi olarak kabul edilmiştir. Eldeki bu EK davanın açılış tarihi 05.03.2019 olduğundan bu tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu madde 60'daki zamanaşımı süresinin üst sınırı olan 10 yıllık sürenin de dolduğu anlaşılmıştır. \" şeklinde belirtildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatlarında belirttiği görüşünün aksine  bu ihtilafta, BK'nın 60. maddesinin 1 fıkrasında alt süre olarak öngörülen 1 yıllık ve üst süre olarak öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde tanımladığı fiillerin, ceza kanunu kapsamında suç olarak tanımlanmadığını, davacının alacak talebinin cezayı gerektiren bir fiilden doğmadığını, bu sebeple, ihtilafta uygulanması gereken zamanaşımı süresinin bir yıl olup, bu sürenin her halükarda on yılı geçemeyeceğini, davacı parayı yatırdığını iddia ettiği 22.09.2000 tarihinde, iddia ettiği zarara ve faile ıttıla ettiğinden, bir yıllık süre içerisinde ikame edilmeyen iş bu davanın üst sınır olan 10 yılın dolması nedeni ile değil BK 60/1 fıkrasında belirtilen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, bir an için davacının dava dilekçesinde tanımladığı fiillerin, ceza kanunu kapsamında suç olarak tanımlandığı bu sebeple,  BK’nun 60/2 fıkrasının uygulanması gerektiği düşünüldüğünde de, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin görüşünün aksine BK'nun  60/2. fıkraya göre dava 7.5 yıllık zamanaşımı süresine değil, 5 yıllık  zamanaşımı süresine tabii olması gerektiğini, mahkemece, davalı taraf lehine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu, işbu davada HMK'nın 326 ve 327. maddelerinde öngörüldüğü gibi özel bir sebep bulunmadığı gözetildiğinde, zamanaşımı nedeniyle reddedilen davada davalı taraf lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmemesinin yasaya aykırılık teşkil ettiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine  karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas-  2023/750 Karar sayılı ilamında \"....Öte yandan bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında veya savunmasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği kuşkusuzdur. Zira bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. İşte bu nedenledir ki, dava açıldığı anda haklı durumda bulunan tarafın, yargılama sırasında meydana gelen mevzuat değişikliği sonucu haksız çıkmış sayılamayacağından yargılama giderlerinden sorumlu tutulması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli ve 2009/18-421 Esas- 2009/526 Karar sayılı kararı)....\" hususu belirtilmiştir.<br>  Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut  belgelere göre davacının davalı şirkete 22/09/2000 tarihinde  para yatırdığı buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 05/03/2019 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin ve  yargılama sırasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 22.04.2022 tarih 2021/7 Esas 2022/2 Karar sayılı kararı ile haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kararlaştırıldığından, Yargıtay HGK'nın 12.07.2023 tarih, 2022/11-658 Esas - 2023/750 Karar sayılı kararı doğrultusunda davalının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılması  ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin  usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından tarafların istinaf başvuru taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1- Tarafların istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE,<br>2- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,8‬0 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,  <br>3- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,8‬0 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, <br>4- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,  <br>5- İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, <br>6- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,  <br>7- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine  24/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t<br><br><br>     Başkan ...              \t      Üye ...   \t                        Üye ...   \t                  Katip ...<br>         e-imzalıdır                       e-imzalıdır                       e-imzalıdır                     e-imzalıdır<br><br><br>......<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a71503b5d3f7ab97","SID":"f48b7faa9fda39df"}}