{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>46. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/3007 <br>KARAR NO: 2025/806<br>KARAR TARİHİ: 29/05/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E   A D L İ Y E   M A H K E M E S İ    K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/06/2022<br>NUMARASI: 2019/1093 Esas 2022/523 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat ( Sözleşmeden Kaynaklanan )<br>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.<br>G E R E Ğ İ   D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Asıl dava; davalı yükleniciden satın alınan taşınmazlara ilişkin teslim yükümlülüğünün ayıplı ve eksik ifa edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine; Birleşen Dava ise; asıl dava ile asıl dava davacısından satın alınan bağımsız bölümün davalı yüklenici tarafından  ayıplı ve eksik ifa edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; \"...Davalı ... ile dava dışı arsa sahipleri arasında Kadıköy ... Noterliğinin 20.01.2014 tarih ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi imzalandığı ve davalının bu işin müteahhitliğini üstlendiği,  asıl dosyamız davacısı ...'nın İstanbul İli, Kadıköy İlçesi, ... Mahallesinde kain (... pafta, ... ada, ... parselde kayıtlı ... Apartmanın ..., ... ve ... numaralı bağımsız bölümleri satın aldığı daha sonra ... numaralı bağımsız bölümü ise birleşen dosyanın davacısı ...'e sattığı ve böylece asıl davada davacının ... ve ... numaralı bağımsız bölümün maliki olarak birleşen davada ise davacının ... numaralı bağımsız bölümün maliki olarak eksik ve ayıplı işler nedeniyle tazminat talep ettikleri vazıhtır. Dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre aynı olaya ilişkin olarak İstanbul Anadolu 32.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/794 Esas sayılı dosyası ve işbu dosya ile birleşen 10 ayrı dava daha bulunduğu anlaşılmıştır. Öncelikle birleşen dosya yönünden davacının sıfatına yönelik itiraz ayıplı ve eksik işler yönünden yeni malik sıfatıyla talepte bulunulmasına engel yasal bir düzenleme bulunmadığından dinlenmemiştir. Mahkememizce İstanbul Anadolu 32.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/794 Esas dosyanın gerekçeli kararı ve hükme esas alınan bilirkişi raporu celbedilmiş dosyaya kazandırılmıştır.  Mahkememizce usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde hareket edilerek 08.08.2021 tarihli bilirkişi 2.ek heyet raporu esas alındığında eksik ve ayıplı işlerin tamamlanması için  bulunan toplam 634.602,30 TL rakamının davacıların bağımsız bölümlerinin arsa payına ayrı ayrı bölünmesi suretiyle davacıların zararını da kolayca tespit edilebileceği ve uyuşmazlığın bu şekilde çözülebileceği anlaşılmıştır. Dolayısıyla aynı işlemlerinin tekrar edilmesine ve yeniden bilirkişi raporu alınmasına, tanık dinlenmesine gerek görülmemiştir. Filvaki asıl-birleşen dosya davacı vekilinin konuya ilişkin beyan ve talep arttırım dilekçesi de gözetilerek  anılan İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan  08.06.2021 tarihli bilirkişi ek raporu da denetlenmek ve benimsenmek suretiyle davacıların  eksik ve ayıplı işler yönünden bağımsız bölümlerinin arsa payı oranında tazminata hak kazandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Binaenaleyh, davacı-birleşen dosya davacılarının TMK'nin 6 , HMK'nin 190. ve TBK'nın 470 vd. maddeleri nazarında davalarını ispat ettikleri sonuç ve kanaatiyle tarafların sıfatı ve işin ticari niteliği, taleple bağlılık ilkesi, davanın niteliği ve davanın niteliği ile bağdaşmayan istenen faiz tür ve oranı ve davanın  belirsiz alacak davası olarak açılması ve harcın tamamlanmasına göre temerrüt olgusu gibi tüm hususlar düşünülmek,  denetlenmek ve gözetilmek suretiyle..\" gerekçesi ile, \"2019/1093 ESAS SAYILI ASIL DAVA DOSYASI YÖNÜNDEN; Davanın KABULÜ ile, 84.904,51 TL tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek bankaların uyguladıkları en yüksek mevduat faiz oranını geçmemek üzere avans faiziyle birlikte;  davalıdan alınarak davacıya verilmesine, İST. ANADOLU 11.ATM'NİN 2019/1106-2021/250  E.K. SAYILI BİRLEŞEN DOSYASI YÖNÜNDEN; Davanın KABULÜ ile, 38.300,88 TL  tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek bankaların uyguladıkları en yüksek mevduat faiz oranını geçmemek üzere avans faiziyle birlikte; davalıdan alınarak davacıya verilmesine..\" şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Cevap dilekçesinde belirtilen hususlarda yeterli araştırma yapmaksızın, eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiğini, davacıların almış oldukları taşınmazın  sözleşme hükümlerine aykırı olarak teslim edildiği iddiasının dayanaksız olduğunu ve yine davacıların Kadıköy ... Noterliği'nin 30.01.2014 tarih ve ... yevmiye nolu Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin tarafları olmamakla birlikte bu sözleşmeye dayanılarak dava ikame edilmesi, akabinde davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/794 E. sayılı  dosyası kapsamında alınan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun da hükme esas alınamayacağını, ilgili dosyanın hala derdest olup kesinleşmemiş bir dosyada alınan raporun dosya arasına alınamayacağını, taşınmazın tesliminden yaklaşık 3 sene sonra dava açıldığını, oysa dilekçede belirtilen ayıplar gizli ayıp olmayıp çok kısa süre içerisinde ortaya çıkabileceğini, D.İş dosyası ile tespit yapılmış olmasına rağmen bedel arttırım talebinin de haksız ve hukuka aykırı olarak kabul edildiğini, dosya kapsamında bir bilirkişi raporu alınmamış olması, davacıların dayanak sözleşmenin tarafları olmaması, dava tarihi itibariyle taleplerin bildirim ve ihbar sürelerinden çok sonra kötü niyetli olarak dava ikame edilmesi gözetilmeksizin eksik inceleme sonucu davanın kabulüne yönelik karar verildiğinden bahisle; İlk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Davalı yükleniciden satın alınan taşınmazlara ilişkin teslim yükümlülüğünün ayıplı ve eksik ifa edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin asıl dava ile asıl dava davacısından satın alınan bağımsız bölümün davalı yüklenici tarafından  ayıplı ve eksik ifa edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin birleşen davada, yerel mahkeme tarafından az yukarıda yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da asıl ve birleşen dava davalısı tarafından İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun  341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Bilindiği üzere görev, 6100 sayılı HMK’nın 1 nci Maddesinde; \"Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir\" şeklinde düzenlenmiştir.Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda,  hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Bkz. Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425). Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114 üncü maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1 inci bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Bkz. Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).Bu noktada, somut uyuşmazlık bakımından, her ne kadar İstinaf başvuru dilekçesinde görevsizliğe ilişkin bir İstinaf sebebine dayanılmamış ise de; görev hususunun kamu düzenine ilişkin olması ve görev konusunda kazanılmış haktan da bahsedilemeyeceğinden ve Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından, \"ticarî dava\" kavramına değinmekte fayda vardır.Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları \"ticarî dava\" sayılır (Bkz. Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticarî davalar; tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.Nispi ticarî davalar; her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir.Üçüncü grup ticarî davalar ise; yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2 nci maddesi ile değişik TTK’nın 5 nci maddesinin 1 nci Fıkrası; \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir\" şeklinde ve  3 ncü fıkrası da; \"Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır\" şeklinde düzenlenmiştir.Anılan TTK’nın 5/3 ncü maddesinde yapılan düzenleme ile Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9 ncu maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Bknz. Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).6100 sayılı HMK'nın 2 nci maddesinde ise; \"Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir\" şeklinde düzenlemeye yer verildiği anlaşılmaktadır.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde ise; asıl ve birleşen davanın, davalı yükleniciden satın alınan taşınmazlara ilişkin teslim yükümlülüğünün ayıplı ve eksik ifa edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olduğu, az yukarıda da ifade edildiği üzere, görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği, ayrıca görevle ilgili hususlarda kazanılmış haktan da söz edilemeyeceği, bu haliyle somut olay incelendiğinde ise; somut davada her ne kadar davalı yüklenici şirket tacir ise de davalıların gerçek kişi olduğu,  ayrıca davanın da niteliği itibariyle 6098 sayılı TBK'da düzenlenen ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklandığı ve dolayısıyla da davanın nispi ya da mutlak ticari dava olduğundan da bahsedilemeyeceği anlaşıldığından, yerel mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam olunarak davanın esası hakkında karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.Bu itibarla da; kamu düzenine ilişkin olan ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken görev kuralı gereği davalının istinaf istemi incelenmeksizin, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.3 ncü maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, dosyanın  talep halinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesine karar vermek gerektiği görüş ve kanaatine oy birliği ile varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.Davalının istinaf başvurusunun KABULÜNE, inceleme konusu kararın görev yönünden usul ve yasaya uygun olmadığından HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/06/2022 tarihli ve 2019/1093 Esas - 2022/523 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,2.Davanın görev yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,3.Davaya bakma görevinin İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemelerine ait olduğuna,4.HMK 20. maddesinin ilk derece mahkemesince uygulanmasına,5.Dosyanın 6100 sayılı HMK nun 20. maddesi kapsamında talepte bulunulması şartıyla, Görevsizlik Kararı doğrudan Dairemizce verildiğinden ayrıca esasa alınmaksızın kayıtların kapatılarak görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere gerekli işlemlerin tamamlanması için mahalli mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,6.Harçlar Yasası uyarınca yatırılan 2.104,50 TL harcın talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya İadesine, 7.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca  ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,29/05/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"33b72c563259a40b","SID":"1b0be1e8418ab8fb"}}