{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/719 - 2025/924<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/719 <br>KARAR NO\t: 2025/924<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                          \tK A R A R <br><br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 04/09/2020<br>NUMARASI\t\t: 2019/210 E.  -  2020/141 K.<br><br><br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/09/2020 tarih ve 2019/210 E. - 2020/141 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin “...” markasının tescili için başvuruda bulunduğunu, başvurunun “tıbbi hizmetler ve güzellik bakım hizmetleri” yönünden kısmi olarak reddedildiğini, müvekkilinin söz konusu kısmi ret kararına itiraz ettiğini, YİDK’nın 15.08.2019 tarih ve 2019-M-6325 sayılı kararı ile itirazın ve başvurunun reddine karar verdiğini, söz konusu YİDK kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, anılan markanın daha önce 2015/103171 başvuru numarasıyla dava dışı ... adına başvuru konusu yapıldığını, aynı markaya ve aynı sınıfa ilişkin olarak bu sefer davacı şirket adına başvuru yapıldığını, ancak başvuruya davalının kısmi ret kararı vererek kendi içinde çelişkiye düştüğünü, dava konusu markanın Avrupa Birliği’nde koruma altında olduğunu, Google, facebook gibi internet ortamlarına reklam verdiğini, fiilen ve yaygın şekilde kullandığını, bu tanıtımlar sonucunda söz konusu işaretin davacının işletmesel kökenini göstermeye başladığını, dava konusu markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını, bu nedenle SMK m. 5 hükmünün uygulanamayacağını ileri sürerek YİDK’nın 2019-M-6325 sayılı kararının iptali ile 2018/86394 numaralı marka başvurusuna tam yayım kararı verilmesi ve “...” markasının davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ... vekili, bir işaretin marka olarak tescil edilebilmesi için SMK m. 4 kapsamında ayırt edici olması gerektiğini, buna göre tescili istenen sözcüğün, kullanılacak emtianın özgün yapısına bağlı olmadan algılanabilmesi, kelimenin kullanılacağı ürün/hizmetlerden bağımsızlaşması gerektiğini, söz konusu ibarenin SMK m. 5.1.c kapsamında tanımlayıcı olduğunu, davacının başvuru konusu markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığına ilişkin iddiasının mesnetsiz olduğu, SMK m. 5.2 hükmünün uygulanabilmesi için ticaret hayatında kendini kabul ettirmiş, kendisini onunla tanıtmış olması, işaretin belli bir mal ya da hizmetle ilgili olarak yoğun bir reklam kampanyası eşliğinde uzun süre kullanılması ve bunun sonucunda o malla ilgili çevrelerde bu işaretin, belli bir işletmenin markası olarak algılanmaya başlanması gerektiğini, SMK m. 5.2 hükmünün uygulanabilmesi için markanın tanınmış marka gibi refleks halinde akla geliyor olması gerektiğini, olayda koşulların bulunmadığını, YİDK kararının yerinde olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu marka başvurusunun \"...\" ifadesini içerdiği, bu ifadede ki \"...\" kelimesinin bold karakterle yazılmış olduğu, ayrıca başvuru markasında yeşil daire içinde beyaz ... kökü şekline yer verildiği,  \"...\" ifadesinin \"...\" ve \"...\" sözcüklerinin ingilizce karşılığını oluşturduğu, bu kelimelerin yabancı dilde olmasına rağmen Türkiye'de anlamı yaygın olarak bilinen ifadeler olduğu, anılan kelimelerin davaya konu hizmetlerin hitap ettiği ortalama tüketici nezdinde \"... ...\" anlamına geleceğinin tespit edildiği, \"... ...\" anlamsal karşılığının, davaya konu \"Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri\" bakımından bu hizmetlerin özelliği, amacı veya vasfına yönelik doğrudan tasvir edici özellikte olduğu, marka başvurusunu oluşturan ... kökü figürünün de bu hizmetler bakımından tasvir edici niteliğinin bulunduğu, \"...\" ifadesini destekleyici mahiyette olduğu, bu hale göre marka başvurusunun bir bütün olarak davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, davacı vekilinin, marka başvurusunun kullanım yolu ile ayırt edicilik kazandığını iddia ettiği, davacı tarafın bu kapsamda ibraz ettiği belgelerden 2015-2018 yılları arasına ilişkin olarak marka tanıtımının yapıldığının anlaşıldığı, markaya ilişkin 2014 tarihli faturaya istinaden alan adı tahsis ettiği, markanın tanıtımına ilişkin olarak bir kısım tarihsiz görsel evrak ibraz ettiği, ibraz ettiği yurtdışı menşeli sertifika ve kalite belgelerinin 2017 yılı tarihli olduğu, EUIPO nezdinde 44. Sınıfta bulunan hizmetler bakımından tescil belgesi ibraz ettiği, bir marka başvurusunun EUIPO nezdinde tescil edilmesinin SMK m.5 hükmünde düzenlenen mutlak tescil engelinin otomatik olarak aşılacağı anlamına gelmediği, her somut olayın kendine özgü koşullarına göre mutlak tescil engeli değerlendirmesinin yapılmasının gerektiği, davaya konu marka başvurusunun ibraz edilen delillere göre 2015-2018 yılları arasında sınırlı bir kullanımı bulunduğundan bahsedilebileceği, bilirkişi raporunda her ne kadar aksi yönde değerlendirme yapılmışsa da, tespit edilen maddi vakıalar haricinde kalan ve hukuki nitelendirme içeren kısımların mahkemeyi bağlayıcı yönünün bulunmadığı, ibraz edilen deliller üzerinde yapılan maddi vakıa tespiti sonucunda, davaya konu marka başvurusunun kullanım yolu ile ayırt edicilik kazanıp kazanmadığı hususunun hukuki sorun kapsamında kaldığı, bilirkişi heyetinin tespit ettiği maddi vakıalar karşısında davaya konu markanın uzun süreli ve yoğun bir kullanımından söz edilemeyeceği, zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30/09/2019 tarih 2018/4681 E 2019/6004 K sayılı kararında, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan işaretlerin kullanım sonucu ayırt edici kılınmaları yasal olarak mümkünse de, bu denli tanımlayıcılığı yüksek ve somut ayırt ediciliği bulunmayan işaretlerin çok yoğun kullanımla dahi ayırt edici kılınmalarının oldukça güç olduğunun ifade edildiği, bu hale göre davaya konu marka başvurunun 3 yıllık sınırlı kullanımı ile ayırt edici niteliği haiz hale geldiğinden söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu <br> markaya ve sınıfa ilişkin müvekkili şirket tarafından yapılan başvuru hakkında kısmi ret kararı verilmesinin çelişkili ve hukuka aykırı bulunduğunu, dava dosyasındaki deliller değerlendirildiğinde ayırt edici niteliği haiz kullanımının mevcut olduğunun açık bulunduğunu, dava konusu markanın müvekkili şirket tarafından ulusal ve uluslararası uzun süreli, yaygın, kesintisiz, güçlü kullanımının söz konusu olduğunu, öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, kullanım sonucu ayırt edici niteliğin kazanılabilmesi için, markanın belirli bir süre ve yoğunlukta kullanılmış olması ve bu uzun süreli yoğun kullanım sonucunda ilgili çevrenin söz konusu adı bir mal veya hizmetin adı olarak değil bir işletmenin markası olarak algılıyor olması gerektiğini, müvekkili şirket tarafından dava konusu markanın yoğun ve uzun süreli kullanımı sonucunda kullanıcılar tarafından piyasada artık müvekkili şirketi doğrudan gösteren bir işaret ve müvekkili şirketin markası olarak algılandığını, dosyada bulunan delillerin uzun süreli, yaygın, kesintisiz, güçlü bir kullanımın varlığını açıkça gösterdiğini, dava dosyası bir bütün olarak değerlendirildiğinde, markanın tescil başvurusu yapılmadan önce ilgili hizmetle ilgili olarak yoğun bir reklam kampanyası eşliğinde uzun süre kullanıldığının, önemli ölçüde yatırım harcamaları yapılmış olduğunın, reklam yatırımları ile markanın güçlendirilerek pekiştirildiğinin, uzun süreli, yaygın, kesintisiz, güçlü bir kullanımın söz konusu olduğu, bu sebeple ayırt edici niteliği haiz kullanımının mevcut olduğunun açık olduğunu, YİDK Kararının SMK ve Yargıtay uygulaması ile uyumlu olmadığını, yetersiz gerekçe ile bilirkişi kurul raporunun aksi yönünde karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.        <br><br>GEREKÇE\t: Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu  \"...\" ibaresinin \"...\" ve \"...\" sözcüklerinin ingilizce karşılığını oluşturduğu, bu kelimelerin yabancı dilde olmasına rağmen, Türkiye'de anlamı yaygın olarak bilinen \"... ...\" anlamına geldiğinin tespit edildiği, \"... ...\" anlamsal karşılığının, davaya konu \"Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri\" bakımından, bu hizmetlerin özelliği, amacı veya vasfına yönelik doğrudan tasvir edici özellikte olduğu, diğer yandan marka başvurusunda bulunan ... kökü figürünün de, bu hizmetler bakımından tasvir edici niteliğinin bulunduğu, \"...\" ifadesini desteklediği, marka başvurusuna kona ibarenin bir bütün olarak davaya konu hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, diğer yandan dosya kapsamında bulunan delillere göre, bir marka başvurusunun EUIPO nezdinde tescil edilmesinin SMK m.5 hükmünde düzenlenen mutlak tescil engelinin otomatik olarak aşılacağı anlamına gelmediği, her somut olayın kendine özgü koşullarına göre mutlak tescil engeli değerlendirmesinin yapılmasının gerektiği, ayrıca, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan işaretlerin kullanım sonucu ayırt edici kılınmaları yasal olarak mümkünse de, bu denli tanımlayıcılığı yüksek ve somut ayırt ediciliği bulunmayan işaretlerin çok yoğun kullanımla dahi ayırt edici kılınmalarının oldukça güç olduğu, dosya kapsamındaki delillere göre dava konusu marka başvurusunun ayırt edici niteliği haiz hale geldiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 02/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/06/2025<br>\t\t\t<br><br>Başkan<br><br>Üye<br><br><br>Üye<br><br><br>Katip<br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a03fe2822ccba07a","SID":"0c09ebb053f52982"}}