{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/697 <br>KARAR NO\t: 2025/922<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                              \t  K A R A R <br><br>BAŞKAN\t\t: ...                    (...)<br>ÜYE\t\t: ...   (...)<br>ÜYE\t\t: ...       (...)<br>KATİP\t\t: ...                  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 11/11/2022<br>NUMARASI\t\t: 2022/5 E.  -  2022/291 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/11/2022 Tarih ve 2022/5 Esas - 2022/291 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, ... Restaurant’ın ilk olarak 1912 yılında Gaziantep ilinde kurulduğunu, müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı ...’nin 1966 yılında İstanbul’a gelerek, İstanbul'un tarihi mekânlarından ...’da ... Restaurant'ı açtığını, müvekkilinin restoranlarının 2012 yılında 100. yaşını kutladığını, toplum nezdinde sadece bir restoran olmadığını, aynı zamanda tanınır bir marka olduğunu, toplam 8 şube ile faaliyetlerinin bulunduğunu, ... adlı İngiliz gazetesinde 2005 yılında ilan edilen dünyanın en iyi 100 restaurantı listesinde “...” markası altında ... ...’nin de yer aldığını, müvekkilinin markasının WIPO nezdinde de tescilli olduğunu, davalı yanın 2021/071531 nolu ... ibareli ve 10.05.2021 tarih ve 2021/071532 nolu ... ... ibareli markalarının kötüniyetle tescil edilmiş markalar olduğunu, davalının amacının müvekkilinin markalarının sektördeki bilinirliğinden yararlanmak olacağını, müvekkilinin “...” markası üzerinde gerçek ve üstün hak sahibi olduğunu, davalı yanın müvekkilinin markasındaki sessiz harfleri silerek markasını oluşturduğunu, davalı yanın müvekkilinin ana faaliyet alanlarında bu ibareyi tescil ettirmeye çalışarak müvekkili markaları ile iltibas yaratmak istediğini, bu halde markaların ayırt edilemeyecek kadar benzer olduklarını, her iki markanın da 43. Sınıfta aynı tüketici grubuna hitap ettiğini, müvekkili markalarının sektöründe çok tanınmış olduğunu, daha evvel “...” ibaresini tescil ettirmeye çalışan birçok markaya karşı yaptıkları itirazların Kurum nezdinde kabul gördüğünü ileri sürerek 2021/071531 nolu \"...\" ibareli ve 2021/071532 nolu \"... ...\" ibareli markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili, davacının kötüniyet iddialarının yersiz olduğunu, davacı yanın dava konusu başvurulara itiraz dahi etmediğini, müvekkilinin markaları ile davacı taraf markaları arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığını, markaların birbirlerinden farklılaştıklarını, tüketicinin davacı markalarının sahip oldukları bütünsel görünüm ile müvekkili markalarının sahip olduğu görünümü birbiri ile karıştırmayacaklarını, “...” ibaresinin 43. Sınıf hizmetler için ayırt edici olmadığını, ayrıca ...'nin Kayseri'nin “...” adlı yemeği ile meşhur ilçesi olduğunu, “... ...” için C2004/011 numaralı Coğrafi İşaret Tescili dahi yapıldığı gözetildiğinde “...” ibaresinin de ayırt edici bir karakteri haiz olmadığını, davacı yanın tanınmışlık iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.<br>Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu 2021/071531 ve 2021/071532 sayılı markaların kapsamlarında \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.\"nin bulunduğu, hükümsüzlüğe mesnet 2020/170942 sayılı marka kapsamında, \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.\"nin olduğu, hükümsüzlüğe mesnet 2019/90274, 2016/39119, 2015/83860, 2013/87504 ve 2013/84637 sayılı markaların kapsamlarında, \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.\"nin bulunduğu,  hükümsüzlüğe mesnet 204172 sayılı marka kapsamında, \"Yiyecek ve içecek temini hizmetleri: Restoranlar, self-servis restoranlar, kafeteryalar, kahvehaneler, kantinler, kokteyl salonu hizmetleri.\"nin olduğu, davacı yanın markalarının birçoğunda 43.02 alt grubundaki “konaklama hizmetleri” bulunmamakta ise de, uygulamada da kabul gördüğü üzere “yiyecek ve içecek emtiaları ile bunların satımına ilişkin 43. sınıfta yer alan yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri\" ve \"Geçici konaklama hizmetleri.\" birbirleriyle ilişkilendirilebilecek mal ve hizmetler (Yargıtay 11. HD, 2019/2205 E., 2020/367 K., 14/01/2020 T.; 2019/35 E., 2019/7063 K., 11/11/2019 T.) olduğu, somut uyuşmazlıkta benzerliği tespit olunan 43. Sınıftaki hizmetlerden 43.01 alt grubundaki “yiyecek – içecek sağlanması hizmetleri” açısından ilgili tüketicilerin hemen her kesimden kimseler olabilecekleri ve tüketicilerin bu hizmetlerden yararlanırken yüksek bir dikkat düzeyi ile hareket etmeyecekleri, ancak 43. sınıf diğer alt gruplarında yer alan hizmetler nitelikleri itibariyle nispeten daha yüksek fiyat aralığına sahip, düzenli olarak yararlanılmayan hizmetler olduğundan, tüketicilerinin de nispeten daha dikkatli ve seçicilik düzeyi daha yüksek kimseler olarak değerlendirilebilecekleri, \"Şekil+...\" ve \"Şekil+... ...\" şeklindeki markaların her ikisinde de stilize olarak yazılmış büyük bir “D” harfi ile birlikte “...” harf kombinasyonunun kullanıldığı, dava konusu markalardan birinde ek olarak jenerik mahiyetteki “...” ibaresinin de yer aldığı, “...” harf diziliminin 43. sınıf ilgili tüketicileri tarafından harflerin Türkçe okunuşlarına karşılık gelecek şekilde “...” olarak telaffuz edilecek olduğu, her iki markada da esas unsurun bu harf kombinasyonu olduğu, davacı markalarının her birinin esas unsurunun doğrudan “...” kelimesi olduğu, dava konusu markanın işitsel olarak “...” ya da “... ...” şeklinde, markayı oluşturan harflerin standart telaffuzları ile telaffuz edilebileceği, zira bu gibi markalarda, normal şartlarda, tüketici, sessiz harf dizilimlerini doğrudan alelade bir harf kombinasyon markası olarak algılayacağı, bu durumun istisnasının, tüketicinin, sessiz harflerden oluşan markayı önceden bildiği bir marka ile eşleştirme eğiliminde olması olduğu, ancak her durumda “...” şeklindeki telaffuzda dahi “... – ...” ibareleri arasında fonetik açıdan güçlü bir benzerlik ortaya çıkacağı, SMK m.6/1 hükmü bakımından yapılan değerlendirmede, dava konusu markalardan daha evvel tescil edilmiş ve yine dava konusu markalar ile birebir aynı hizmet/mal sınıflarını kapsayan, başka bir ifadeyle dava konusu marka ile birebir aynı alanda faaliyet gösterdiği/gösterecek olduğuna kanaat getirilebilecek şekilde “...” markalarının olduğu, tüketicinin, somut uyuşmazlık konusu markayı, karşılaştırabileceği/kıyaslayabileceği bir önceki markanın mevcudiyeti, başka bir ifadeyle önceden bilinen bir marka ile eşleştirme eğilimi gösterme ihtimalinin somut olay açısından meydana geldiği, davacı markalarının esas olarak faaliyet alanını oluşturduğu görülen, “Yiyecek – İçecek Sağlanması Hizmetleri” alanında, “...” ve hatta özellikle “... ...” şeklinde oluşturulan markalar ile karşı karşıya kalan tüketicilerin, bu ibareyi “...” şeklinde telaffuz edebileceği gibi daha evvelden bildiği davacı markaları olan “...” kelimesine tamamlama eğilimi de gösterebilecek, anılan markaları davacı yanın markalarının yeni bir serisi/versiyonu gibi algılayabileceği, tüketicinin, daha evvelden davacı markalarının bilinir olduğu “yiyecek – içecek sağlanması hizmetleri” sektöründe davacı markalarını deneyimlediği bir durumda, aynı hizmetlerde “... – ... ...” şeklinde oluşturulmuş dava konusu markaları gördüğünde ya da işittiğinde, her iki markadaki “...” harflerini de “...” kelimesine tamamlamasını sağlayacak önceki bir marka, yani etken unsurun halihazırda bulunduğunu, bu noktada taraf markalarının sesli okunuşlarının “...” ile “de-ve-li” şeklinde birbirine yakın olması da bu durumu kuvvetlendirici nitelikte olduğunu, benzer işareti gören ve duyan tüketicilerin, daha önce tanıdıkları “...”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “... ...” gibi markalar varken, “Şekil+...” ve özellikle de “Şekil+... ...” şeklindeki dava konusu markaları da, davacı yanın yeni bir hizmeti için oluşturduğu, revize edilmiş, modernleştirilmiş alternatif markalar olarak değerlendirmelerinin mümkün olduğu, davacı yanın markalarını özellikle 43.01 hizmet grubunda görmüş, işitmiş veya deneyimlemiş olduğu bir durumda, tüketici, bu marka ile birebir aynı hizmet grubunda ve fakat markayı oluşturan “...” kelimesinin, sesli harfleri olmaksızın yaratılmış sonraki markaları da önceden deneyimlediği davacı markaları ile ilişkilendirecek, bu ilişki sonucunda her iki taraf markasının da aynı iktisadi kaynağa ait olduğunu düşünerek sonraki markadan yararlanmayı tercih edebileceği, bununla birlikte aynı değerlendirmenin dava konusu markadaki 43.01 alt grubu dışında kalan hizmetler açısından yapılmasının mümkün olmadığı, zira davalı markaları ile 43.02, 43.03 ve 43.04 alt grubunda yer alan hizmetlerde karşılaşan tüketiciler için, “...” ibaresinin artık davacı markalarını doğrudan anımsatacak şekilde sonuçlar doğurmayacağı, tüketicinin bu hizmetlerde, davacı markalarının varlığına aşinalığının olduğunu gösterir hiçbir delilin dosyada bulunmadığı, taraf markalarının kapsamlarının birebir aynı olduğu ve dosya kapsamındaki delillerden davacı yan markalarının da sektörel anlamda bilinirliği bulunduğuna kanaat getirilebilecek 43.01 hizmetlerde dava konusu her iki markanın da davacı yanca yeni bir hizmet grubu için yaratılmış markalar olduğu algısının tüketicide oluşabileceği, bu algının özellikle “Şekil+... ...” şeklindeki markada “...” ifadesinin bir yemek sunum hizmetini tanımladığı için (43.01) daha da yüksek olduğu, bu durumun ise nihai anlamda karıştırılma ihtimaline yol açabilecek sonuçlar meydana getirebileceği, davacı yanın markalarının tanınmışlığı iddiaları ile ilgili olarak dosya kapsamında bu iddiaları destekler davacı markaları ile ilgili yazılı ve görsel medyada muhtelif tarihlerde çıkan çok sayıda haber, davacı markalarının dünyanın en iyi lokantaları arasında olduğunu gösterir haber içerikleri, ulusal ve uluslararası tescilleri, davacı markalarının çok eski tarihlerden bu yana fiili olarak “yiyecek – içecek sağlanması hizmetleri”nde aktif olarak var olduğunu gösterir belgeler gibi delillerden; davacı markalarının sektörel anlamda “yiyecek – içecek sağlanması” hizmetlerinde belli bir bilinirlik elde ettiği yorumunda bulunulması mümkün olup bu durumun da taraf markaları arasındaki iltibas ihtimalini, 43.01 hizmetler açısından ortaya çıkaracak etken olarak görüldüğü, ancak davacı yanın 43. Sınıftaki sair hizmetlerde bir bilinirliği olmadığından sair hizmetler açısından SMK m.6/5 maddesinin koşullarının oluştuğu yönünde bir yorumda bulunulmasının mümkün olmadığı, davaya konu markalar ile hükümsüzlüğe mesnet markaların bir kısım hizmetler bakımından iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalının kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemlerin yerinde bulunmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile, 2021/071531 ve 2021/071532 sayılı markaların kapsamlarında yer alan \"yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri\" bakımından bu markaların hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece son derece hatalı ve eksik bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verildiğini, itirazların incelemede dikkate alınmadığını, markalar karıştırılmaya yol açacak derecede benzerlik olmasına rağmen bilirkişi ve mahkemece markaların benzer olmadığı yönünde hatalı bir değerlendirme yapıldığını, yapılan değerlendirmenin gerek açık kanun hükmü ile gerekse de bilirkişilerce bizzat aynı raporda yapılan değerlendirmeler ile çelişkili olup bu değerlendirmenin dikkate alınmasının mümkün olmadığını, marka işaretleri ile mal ve hizmetlerin benzerliğinin markanın reddi/hükümsüzlüğü için yeterli bulunduğunu, somut olayda SMK madde 6/1 hükümlerinin şartlarının oluştuğunu, bilirkişilerin ayrıca müvekkilinin mezkur sınıfın içinde yer alan tüm emtiada markasını kullanıp kullanmadığının incelenmesinin kabul edilebilir yanı bulunmadığını, müvekkilinin markalarının zaten dava konusu emtiada tescilli olarak korunduğunu, mal ve hizmet incelemesinde bilirkişilerin yaptığı gibi bir alt sınıf ayrımı yapılmasının da doğru olmadığını, SMK madde 6/5 hükmü ile öngörülmüş tanınmış marka müessesesinin “markanın tescilli olduğu mal ve hizmetler dışında kalan mal ve hizmetler için de korunmasını sağlamak” amacı ile öngörülmüş bir hüküm olduğunu, bilirkişilerce müvekkilinin markalarının tanınmış olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen “sadece tanınmış olduğu hizmet bakımından korunabileceği” gibi absürt bir değerlendirme yapıldığını, hatta bilirkişilerin daha da ileri <br>giderek, müvekkilinin markasının tescilli olduğu “yiyecek-içecek hizmetleri sağlanması” emtiası dışında kalan ancak tanınmış olmayan emtia bakımından korumasız kalacağı sonucuna vardıklarını, davalı yanın marka tescillerinin tümüyle kötüniyetli olmasına ilişkin değerlendirmenin mahkemece yapılması gerekirken, tamamen matbu bir gerekçe ile deliller incelenmeksizin verilmiş mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br>Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, karar gerekçesinde ve karara mesnet bilirkişi raporunda zikredildiği üzere davacı markaları ile müvekkilinin markalarının benzer olmadığını, “...” ibaresinin 43. Sınıfın ilk alt grubu olan hizmetler bakımından ayırt edici olmadığını, markalar arasında karıştırılma yada ilişkilendirme ihtimali bulunmadığını, “...”nin Kayseri İlinin “...” adlı yemeği ile meşhur ilçesi olduğunu, “... ...” için C2004/011 <br>numaralı Coğrafi İşaret Tescili dahi yapıldığını, “...” ibaresinin 43. Sınıf için ayırt edici nitelikte olmadığını, müvekkiline ait üç harften oluşan çok kısa \"...\" markası bir harfin bile farklı olduğu diğer markalardan farklı olarak algılanabilecekken 6 harften oluşan \"...\" markasına benzer olmadığını, karar gerekçesinde ve karara mesnet bilirkişi raporunda zikredildiği üzere davacı markalarının sektörel anlamda bilinir olduğu yönündeki nitelemenin hukuken isabetsiz olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t: 1-Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle özgün niteliği bulunan \"...\" ve \"... ...\" ibareli markaları ile davacının mesnet gösterdiği, \"...\" esas unsurlu markaları arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartlarının bulunmadığı, tarafların markaları arasında benzerlik bulunmadığı için SMK'nın 6/5. maddesinin uygulama yeri bulamayacağı gibi SMK m.6/5 maddesinin koşullarının da oluşmadığı, davalının kötüniyetle hareket ettiğinin kanıtlanamadığı anlaşılmakla davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. <br>\t2-Davalı vekilinin istinaf itirazlarına gelince, somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki \"ihtimal\" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587). Diğer taraftan, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markanın ayırt edicilik gücünün de dikkate alınması gerekmektedir. Ayırt ediciliği zayıf olan markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti daha az olacaktır Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.247).  <br>\tBu bilgiler çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede,  davalının biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle özgün niteliği bulunan \"...\" ve \"... ...\" ibareli markaları ile davacının mesnet gösterdiği, \"...\" esas unsurlu markaları arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira, “...” harf diziliminin, “...” kelimesinde de yer almasının, markaların görsel olarak benzer algılanmaları için tek başına yeterli olmadığı, zira somut uyuşmazlık için emsal alınabilecek nitelikte bulunan  Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin \"...\" kararının da bu yönde olduğu, diğer yandan davacının mesnet markasının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin Kayseri İlinin İlçesi olarak bilinen bir coğrafi yer olduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararı dikkate alındığında coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla, yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun kabulünün gerektiği, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.06.2018 tarih ve 2016/11850 E. - 2018/4241 K. sayılı ilamında da aynı ilkelerin tekrar edildiği ve kötüniyetli yapılmadığı sürece başkalarının da aynı coğrafi yer adını farklı bir takım eklerle marka olarak tescil ettirmesinin mümkün olduğu, yine 07.03.2016 tarih, 2015/7533 E.- 2016/2466 K. sayılı kararda Gürcistan Devleti'nin İngilizce dilindeki karşılığı olan \"...\" ibaresinden hareketle; şehir, ülke, bölge, maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanınamayacağına hükmedildiği, ayrıca ...'nin yemeği ile öne çıkan bir yerleşim yeri olduğu, buna göre uyuşmazlık konusu emtia yönünden dava konusu markalara yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, diğer yandan markaların bir bütün olarak düzenleme biçimlerinin, biçimlendirme, renklendirme, kaligrafi ve yönlendirme itibariyle tamamen farklı olduğu, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma sırasında işaretlerin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, iltibas incelemesinin sadece işaretlere bakılarak değil, onların kapsamında bulunan ürünler ile onların niteliğini gözeterek ve her ikisinin birbirine etkisi nazara alınarak yapılmasının gerektiği, ortalama tüketicilerin davalının markalarını davacının mesnet markaları ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde farklılık bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, davalının markalarını gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, yapılan değerlendirmede tarafların markalarının benzer olmadığı ve iltibas riski taşımadığı kanaatine varılmıştır. Bu itibarla somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunmadığı için mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi doğru bulunmamıştır.<br>\tSMK'nın 6/5. maddesi hükmüne göre, tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. Somut olayda tarafların markaları arasında benzerlik bulunmadığı için uyuşmazlığa SMK'nın 6/5. maddesinin uygulanmayacağı gibi SMK'nın 6/5. maddesinin koşullarının da oluşmadığı anlaşılmıştır.<br>\tDiğer yandan SMK'nın 6/9. maddesine göre, kötü niyetle yapılan marka başvurularının itiraz üzerine reddedileceği, somut olayda, davalının kötüniyetle hareket ettiğini gösterir somut olgunun kanıtlanamadığı görüldüğünden kötüniyet iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.<br>\tSonuç olarak, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan nedenlerle  dava konusu marka ile davacının mesnet markaları arasında benzerlik bulunmadığından, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 11/11/2022 gün ve 2022/5 Esas - 2022/291 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE,<br>\t4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70.TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,   <br>\t5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,\t\t\t\t\t\t<br>\t6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t7-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 100,00-TL posta masrafı ve 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 592,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333),<br>\t10-Davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,<br>\t11-Davacıdan alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,<br>\t12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, <br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 02/05/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br><br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/06/2025\t\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8ea8dc23eb5cd37","SID":"ed8509010513dc56"}}