{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2025/540 <br>KARAR NO: 2025/786<br>İNCELENEN ARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/01/2025<br>NUMARASI: 2025/7 E. - 2025/8 K.<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Fikir Ve Sanat Eseri İle İlgili Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/05/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: <br>ASIL DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar ve davacı arasında 30/01/2023 tarihinde akdedilen “... Franchise Sözleşmesi”  ile tesis edilen ticari ilişki çerçevesinde, davalılara davacının tüm haklarını tekelinde bulundurduğu “...” markasının ve ... İşletim Sistemi’nin tarafınızca Sözleşme içerisinde belirlenen şartlar çerçevesinde kullanımına izin verildiğini, sözleşme’nin “Sözleşme Konusu, Kapsamı ve Süresi” başlıklı 3. maddesi uyarınca; sözleşme imza tarihi itibari ile yürürlüğe girecek olup 5 yıl süre ile geçerli olacağı hususunda mutabık kalındığını, fakat tarafınızca sözleşme, sözleşme’ye aykırı birçok harekette bulunmak kaydıyla ihlal edildiğini ve ardından Beyoğlu ... Noterliği’nin 11.10.2023 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi tamamen haksız bir biçimde feshedildiğini, bu kapsamda davacının birçok açıdan zarara uğramış olup, davalıların bilinçli olarak yapılan bu sözleşmeye aykırılıklar ile ilgili davacı zararlarını tazmin yükümlülüğünü bulunmakta olup işbu dava ile davacının sözleşmeden kaynaklanan cezai şart alacağının talep edilmesi zaruriyetinin doğduğunu, Mahkememizin davaya bakmakla görevli ve yetkili olduğunu, Franchise (veya franchising), bir sistem ve markanın imtiyaz hakkı sahibinin, belirli süre, koşul ve sınırlar içinde, işin yönetim ve organizasyonuna ilişkin sürekli disiplin ve destek sağlayarak, belirli bir bedel karşılığında, bağımsız yatırımcılara sistem ve markasını kullandırmasına dayanan, uzun vadeli ve sürekli bir iş ilişkisi olduğunu, her ne kadar yargı uygulamasında tescilli markalara ilişkin franchise sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ise Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri görevli olsa da; Franchise sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminat ve cezai şart gibi genel taleplerle ilgili olan uyuşmazlıklarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu,  Yargıtay  güncel kararlarının bu yönde olduğunu, davalılar ... ve ...'ın bir adi ortaklık kurmak suretiyle davacı ile Franchise Sözleşmesi imzalamış olup, bu kapsamda adi ortaklığın tüzel kişiliği haiz olmaması nedeniyle davanın doğrudan kendilerine yöneltilmesi gerekliliğinin doğduğunu,  taraflar arasındaki Sözleşme'nin 31.1. Maddesinde Mahkemenin yazılı olarak yetkili mahkeme olarak belirlendiğini, kaldı ki; yetki sözleşmesi bulunmasa dahi, Franchise Sözleşmesi'ne konu olan ve işbu Sözleşme'nin de uygulama alanını bulunduğu işyerinin Mahkememiz yetki  sınırları içerisinde olduğunu,  Arabuluculuk yoluna başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını,  davalıların taraflar arasındaki sözleşme devam ederken ve sona erdiğinde sözleşme içerisinde yer alan neredeyse her yükümlülüğün ihlalini gerçekleştirdiğini,  bu kapsamda sözleşme içerisinde yer verilen cezai şartın talep edilmesinin koşullarının oluştuğunu, davacı ...'ın, ülkemizin önde gelen saç uzmanlarından biri olmakla beraber bu alanda ilklerin de öncüsü olduğunu, \"...\" adlı saç tasarım markasının da kurucusu olduğunu, davalı tarafların ise ilgili yerde uzun yıllar çalıştığını, 30/01/2023 tarihi itibariyle ise davacı  ile adi ortaklıkları arasında Franchise Sözleşmesi imzalayarak  ticari iş ilişkisi kurduklarını, işbu sözleşme ... Nişantaşı şubesinin davacı tarafından davalılara franchise olarak verilmesi amacıyla akdedildiğini, işbu sözleşme ile tesis edilen ticari ilişki çerçevesinde, davacının tüm haklarını tekelinde bulundurduğu “...” markasının ve ... İşletim Sistemi’nin davalılar tarafından Sözleşme içerisinde belirlenen şartlar çerçevesinde kullanımına izin verildiğini, davalıların söz konusu işletmeden davacının müşteri pörtfoyü ve tanınırlığı sayesinde oldukça yüksek meblağlarda paralar kazanmaktayken, hiçbir geçerli neden olmaksızın sözleşme'nin birçok esaslı unsurunu ihlal ederek, süreç içerisinde davacının müşterilerine yeni bir şube açılacağı bilgisini zamanla yayarak, davacının franchise olarak devrettiği şubeyi davacının izni ve bilgisi olmadan kapatıp, aynı hizmeti sundukları başka bir işletme açtıklarını, bu aralarındaki sözleşme uyarınca sözleşmenin ihlali anlamına geldiğini, davalıların davacının müşteri pörtfoyü ve tanınırlığını kullanarak ettikleri kar, davacıyı hem marka değerine hem de ekonomik olarak kendisinde doğrudan oluşturdukları zararların, işbu cezai şart maddesinde konulan tutar ile dahi tazmininin mümkün olmayabildiğini, davalılar ile sürekli kendilerine tahsis edilen dükkanı boşaltmaları ve en azından uğranılan zararın azaltılmasına yönelik girişmlerin tamamen sonuçsuz kalması nedeniyle hiçbir düzlemde anlaşma sağlanamayacağı anlaşıldığından, işbu cezai şartın talebi zorunluluğunun doğduğunu, davalıların sözleşmeye aykırı davranışlarda bulunduğunu, bunlara ilişkin dava dilekçesinde detaylı açıklamalarla bahsedildiğini, davalılar tarafından sözleşmenin birçok maddesinin birden fazla kez ve bilinçli olarak ihlal edildiğini, bu çereçvede  davacı nezdinde onarılması oldukça güç zararlar oluştuğunu,  bu zararların karşılığı hiçbir şekilde mümkün olmamasına karşın, aralarında imzalamış oldukları sözleşmede yer alan ve detaylıca bahsedilen cezai şart miktarını da ödemekten de kaçınıldığı nazara alındığında ilgili davayı açmalarının  hasıl olduğunu, davacının uzun zamandır yaşadığı mağduriyetin bir nebze hafiflettilmesi adına davanın kabulüne  karar verilmesini talep ettiklerini belirterek davanın kabulüne, davalıların davacı ile aralarındaki sözleşmenin ihlali nedeniyle belirlenmiş olan cezai şart miktarı olan 250.000,00 USD'nin (ikiyüzellibin Dolar)  fazlaya ilişkin talep hakkımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 USD(YüzBin Dolar)'ının Sözleşme'nin davalılarca tek taraflı olan fesih tarihi olan 11.10.2023 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek suretiyle taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP VE KARŞI DAVA: Davalılar vekili cevap ile karşı dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında geçerli bir franchise sözleşmesin olmadığını, davacının davalıların kendisinden ayrılıp bağımsız olarak Bağdat Caddesinde bir kuaför açacaklarından haberdar olduğu andan itibaren, davalılar ile ortak olarak kuracakları bir girişimin öncülüğünde birlikte çalışabileceklerini açıkça beyan ettiğini ancak kurulacak ortak girişimin ilk faaliyetini Nişantaşı şubesinde gerçekleştirmesini, bu amaçla Nişantaşı şubesinde faaliyet gösteren kişilerden ortaklık hisselerinin devir alınmasını istediğini, davalıların da bu isteğe uygun olarak kişilerden ortaklık hisselerini noterliğinden yapılan tarih yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devraldıklarını, ... Nişantaşı şubesinin devralındığı günden itibaren davalıların, ortaklarının davacı ... olduğunu bilerek hareket ettiklerini, var olan kira sözleşmesi ve hissesini devraldıkları ...'nin muhasebecisi ile çalışmaya devam ettiklerini, muhasebeci aynı zamanda davacının yakın akrabası olduğunu, sadece işlerini yaptıklarını, işletme ile ilgili hiç bir masraf ve ödemeye karışmadıklarını, çünkü bu işlerin diğer ortağın sorumluluğunda olduğunu, ..., hissesini devretmesine rağmen elini Nişantaşı şubeden hiç çekmediğini, bu durumun davalılarca  da doğal karşılandığını çünkü davacı ile ...'nin ortak olduğunu, ortaklığın getirdiği şartlar nedeniyle davacı adına hareket ettiğini düşündüklerini, davalıların  Nişantaşı şubeyi devralmadan önce şubenin iş hacminin çok düşük olduğunu, şubenin bakımsız ve yeni müşteri gelmesini engelleyen bir ortama sahip olduğunu, davalıların yüksek çalışma gücüyle iş hacmini ve karlılığı yaklaşık on kat arttırdıkları, ortak olarak bildikleri kişiler tarafından kendilerine söylendiğini, bu durumun şirket ticari defterlerinden izlenebilmesinin mümkün olduğunu, yani davacının iddia edilen şöhreti nedeniyle kuaföre gelen müşteri sayısının çok az olduğunu, Franchise sözleşmesinin 32.1 maddesinde, sözleşmenin 30.01.2023 tarihinde bir asıl nüsha olarak tanzim edildiği ve bir suretinin franchise alana verileceğinin yazılı olduğunu, bir suretin davalılara verilmediğini, çünkü bu tarihte görüşmeleri yürütülen sözleşmenin, ortaklık sözleşmesi olduğunu, davalıların yedi yıl ve beş yıl olmak üzere yanında, birlikte çalıştığı patronlarının, kendilerine başka bir sözleşme imzalatacağı konusunda en küçük bir şüpheye dahi düşmediklerini, davalılardan ..., Beşiktaş ... Noterliği 13.02.2023 tarih, ... yevmiye nolu devir sözleşmesi; ..., 27.02.2023 tarih, ... yevmiye nolu devir sözleşmesi ile ... ve ... adi ortaklığını kurduklarını, ortaklığın kurulmasından yirmi yedi gün önce ortaklık anlaşması denilerek ve bir nüshası da verilmeyerek, kendilerine başka bir sözleşme imzalatıldığından haberlerinin olmadığını,  davalılar işe başlarken, Bağdat Caddesinde açılacak kuaför salonu ile ilgili olarak kendilerine verilen sözlerin tutulmayacağının anlaşıldığı Temmuz 2023 tarihinden sonra bu projelerini hayata geçirmeye karar verdiklerini ve durumu ortaklarına bildirdiklerini, bu aşamadan sonra imzalanan sözleşmeye göre cezai şart ödemek zorunda kalacakları bilgisinin davacı tarafından dile getirildi ve kendilerine bir avukat bulmalarının önerildiğini, Franchise sözleşmesinden haberdar edildikten sonra davacının, davalıların sözleşmenin bir suretinin kendilerine gönderilmesi konusundaki sözlü taleplerini yine yerine getirmediklerini, 15.07.2023 tarihinde  davacının şirket muhasebecisine, bu defa whatsApp üzerinden, sözleşmenin tam nüshasının kendilerine gönderilmesini talep ettiklerini, 18.07.2023 tarihinde muhasebe tarafından gönderilen sözleşmenin,  27.02.2023 tarih, ... yevmiye nolu devir sözleşmesi olduğunu,  19.07.2023 tarihinde istedikleri sözleşmenin gönderilmediğiıs, on beş sayfa olarak imzalanan sözleşmenin istendiği ısrarı üzerine bu defa franchise sözleşmesi, davacı vekilinin kişi kartı ile birlikte gönderildiğini, davalıların franchise sözleşmesinden fiilen haberdar oldukları ilk anın bu an olduğunu, cezai şartın muteber olmadığını, Franchise sözleşmesinin 25.4 maddesinde yer alan cezai şart yükümlülüğünün, sözleşmenin davalılar tarafından herhangi bir nedenle ihlali halinde davacının maddi manevi zararları yanında, başkaca bir kayıt ve şart aranmaksızın, tarafların tacir olduğu dikkate alınarak, indirime tabi tutulmaksızın 250.000,00 ABD doları olarak ödenir şeklinde belirtildiğini, Franchise sözleşmesinin, sözleşmenin kurulmasında davacı tarafın hileli davranışları nedeniyle tek taraflı olarak feshedildiğini, taraflar arasında karşılaştırılan sözleşme türünün franchise sözleşmesi olmadığını, taraflar arasında imzalandığı iddia edilen franchise sözleşmesinin 30.01.2023 tarihli olduğunu, bu tarihte davalıların henüz bir işletme sahibi olmadığını, Nişantaşı şubenin işletmesini elde ettikleri hisse devir sözleşmelerinin tarihi, 13 Şubat ve 27 Şubat 2023 tarihleri olduğunu,  Türk Ticaret Kanunu madde 12'de de ifade edildiği üzere, bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir dendiğini, sözleşmenin imzalandığı tarihte davalılar tarafından işletilen bir işletme söz konusu olmadığını, davalıların da tacir sıfatlarının olmadığını, cevap dilekçelerinde öne sürdükleri gibi davalıların işletmesini üstlendikleri ... şubesinin tüm mali, idari işlerini davacının ortağı ...'ye bıraktıklarını, çünkü davalılardan önce şubeyi işleten kişi olduğunu, muhasebe işlemleri, kira sözleşmesi, ürün satın alma ve satışı ile ilgili karar verme ödeme yapma, borçlanma yetkisinin ... beyde olduğunu, davacının ortak sıfatıyla Nişantaşı şubede vücut bulmuş hali olduğunu çünkü davacı ve ... aynı zamanda ortak olduklarını,  davalıların imzaladıklarına inandıkları ortaklık sözleşmesinin, gerçekte franchise sözleşmesi olarak akdedildiği anlaşıldığı anda bu sözleşme gereği olarak davacıya ne kadar ödeme yapıldığının bilinmediğini, şube  muhasebesini tutan kişilerden de bu konuda açıklayıcı bir bilgi alınamadığını, sadece 30.03.2023 - 31.12.2023 tarihleri arasında düzenlenmiş bir mizan cetveli alınabildiğini, sözleşmeyi kuran taraf iradelerinde sakatlık söz konusu olduğunda kural olarak, iradesi sakatlanan taraf sözleşmeyle bağlı olmadığını, bununla birlikte meydana gelen zararın tazmin edilmesi de (TBK 39/2) olanak dâhilinde olduğunu, davalıların sözleşmenin karşı tarafınca aldatıldıkları için sözleşme öncesi sorumluluk hükümlerine göre tazminat haklarını talep etmediklerini, talep edilen tazminat tutarının, eğer sözleşme imzalanmasa idi katlanılmayacak olan olumsuz zarar toplamı olduğunu, hakkaniyet kuralları çerçevesinde davalıların uğradığı olumlu zararların da tazminat konusu yapılması taleplerinin olduğunu belirterek öncelikle ilk itirazları doğrultusunda dava dosyasının görevli ve yetkili İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemelerine gönderilmesine,  davanın esasına girilirse, davacı karşı davalının davasının reddine, karşı davanın, karşı dava ile talep edilen fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000,00 TL tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; \"Davacıların  karşı davaya cevaba cevap dilekçesinde bildirdiği, yukarıda geçen beyanları ve yine Vergi Dairelerinden gelen cevabi yazılar incelendiğinde, tarafların tacir sıfatına haiz oldukları tartışmasız olup, bu durumda tarafların Ticaret Odası yahut Esnaf Odalarına kaydı olup olmadığının bir  ehemmiyetinin kalmadığı, davanın konusu itibari ile para alacağına ilişkin olup, her iki tarafın da ticari işletmelerini ilgilendirmesi sebebi ile mahkememizin 2024/229 esas sayılı dosyadaki karşı davanın( iş bu esas sayılı davanın) nisbi ticari dava olduğu ve zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu  ancak karşı dava yönünden arabuluculuğa başvurulmadan karşı davanın ikame edildiği, mahkememizin 2024/229 esas sayılı  asıl dava yönünden yapılmış arabuluculuk süreci var ise de; arabuluculuk tutanağı incelendiğinde karşı davaya konu talep yönünden bir görüşme olmadığı anlaşılmakla; dava konusunun niteliği gereği huzurdaki uyuşmazlıkta zorunlu olarak Arabulucuya başvurması  dava şartı olduğundan ve bu şart yerine gelmeden dava açıldığı anlaşıldığından; 6325 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk kanunun 18/A, HMK 115/2  maddeleri gözetilerek DAVA DİLEKÇESİNİN DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE dair aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.\" gerekçesiyle, Dava konusunun niteliği gereği huzurdaki uyuşmazlıkta zorunlu olarak Arabulucuya başvurması  dava şartı olduğundan ve bu şart yerine gelmeden dava açıldığı anlaşıldığından; 6325 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk kanunun 18/A, HMK 115/2  maddeleri gözetilerek DAVA DİLEKÇESİNİN DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE karar verilmiştir.<br>İSTİNAF: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; karşı dava yönünden cevaba cevap dilekçelerinde bildirdikleri ciro rakamlarının müvekkillerinin 2022 yılında davalı yanında sigortalı işçi olarak çalışırken gösterdikleri çarpıcı performansları belirtmek için kullanıldığını, bu kadar etkileyici performans gösteren çalışanlarının ayrılarak kendi başlarına iş kurmaları ve kendisine rakip olmaları yerine, ortak olarak birlikte çalışmak düşüncesinin davalıda niçin oluştuğunu anlatmak için kullanıldığını, ortaklık (... Franchise) sözleşmesinin imzalanma tarihinin 30.01.2023 olduğunu ve bu tarihten önce taraflar arasındaki ilişkinin işçi-işveren ilişkisi olduğunu, sözleşmenin imzalandığı tarihte müvekkilleri tarafından işletilen bir işletme söz konusu olmadığını, müvekkillerinin de tacir sıfatları olmadığını, vergi dairesinden gönderilen yazı cevabında tarafların adi ortaklık kurduktan sonraki dönem değerlendirilmek suretiyle birinci sınıf tüccar sayılabileceklerinin bildirildiğini, adi ortaklık kurulduktan sonra yapılan cironun da dava konusu ile bir ilgisi bulunmadığını, sözleşmenin imzalandığı tarihte müvekkili ...'ın tacir sıfatı olmadığını, açılan davanın ticari bir dava olmadığını, Vergi Dairesinin faaliyet dönemi başlangıcı olarak bildirdiği tarihin hatalı olduğunu, mahkeme tarafından müvekkillerinin tacir olup olmadığı konusunda etkili bir araştırma yapılmadığını, Mecidiyeköy Vergi Dairesi'nin müvekkili ...'ın  tacir olup olmadığına ilişkin cevap vermediğini, dava dosyası içinde bu konuya ilişkin bilgi ve belge olmaması sebebiyle bu hususun araştırılmadığını, Vergi Dairesi'nin cevabında adi ortaklık devam ederken ...'ın bilgilerinin gönderildiğini, bu bilgiler ... için de geçerli olarak kabul edildiyse delillerin yanlış değerlendirildiğini, görev itirazının, hükmün kesinleşmesine kadar geçen sürede tarflarca ileri sürülebilmesi ve hakimin de yargılamanın her aşamasında resen ele alacağı bir durum olması nedeniyle ilk itirazlarının bildirildiği dilekçelerinde ileri sürdükleri gerekçelerle davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu bildirdiklerini, Asliye Hukuk Mahkemelerinde arabuluculuk şartı olmadığını, mahkemece verilen davanın tefriki ve sonrasında usulden ret kararının sanki baştan beri geçerli bir franchise sözleşmesi varmış gibi değerlendirilerek verildiğini, oysa bu konunun tartışmalı olduğunu, müvekkillerinin keşide ettiği sözleşmenin feshi ihtarı ile sözleşme kurulduğu andan itibaren geçersiz hale geldiğini, asıl dava görülürken dava konusu sözleşmenin geçersiz olduğu yönünde verilecek bir karar ile birlikte değerlendirildiğinde, karşı dava için verilen usulden ret kararının müvekkilleri bakımından haksız ve adil olmayan bir karar niteliğine bürüneceğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAFA CEVAP DİLEKÇESİ Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacıların istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususların mahkeme kararını kusurlandıracak yeni bilgi ve belge ihtiva etmediğini, bu nedenle haksız ve mesnetsiz istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Asıl davanın konusu; français sözleşmesindeki hükümlere aykırılık iddiası ile cezai şart talebi, karşı davanın konusu ise, sözleşmenin geçersizliğine dayalı tazminat talebidir.Mahkemece 2024/229 esas sayılı dava dosyası yönünden, karşı davaya ilişkin olarak tefrik kararı verilerek yeni esasa kayıt edildiği ve karşı dava yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ''Dava Şartı olarak Arabuluculuk'' başlıklı md.5/A-f.1: ''Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.'' şeklindedir. 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 31. Maddesiyle bu fıkrada yer alan \"paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında\" ibaresi \"para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında\" şeklinde değiştirilmiş ve yine 7445 sayılı Kanun'un Geçici 1.maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ''Dava Şartı olarak Arabuluculuk'' başlıklı 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 7036 sayılı Kanunun 3.maddesinin 1.fıkrasına eklenen Menfi Tespit ve İstirdat davaları hakkındaki hükmün, 01/09/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağı hükme bağlanmıştır.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi uyarınca, \"(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.\"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115/2 maddesi uyarınca, ''Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.''Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; dosyaya ibraz edilen ... Franchise Sözleşmesi'nin incelenmesinde; karşı davanın davalısı ... ile karşı davanın davacıları ... ve ... arasında 30/01/2023 tarihinde imzalandığı, sözleşmeye göre ... markasının ... Mah. Şişli/İstanbul adresindeki kuaför salonunda kullanım hakkının verildiği, mahkemece Vergi Dairesinden araştırma yapıldığında, davacı adi ortaklığın bilanço usulüne göre defter tuttuğu, davalının da bilanço usulüne göre defter tuttuğu ve tacir oldukları, tazminat davasının arabuluculuğa tabi davalardan olduğu, asıl dava yönünden taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin olarak ara buluculuğa başvurulduğu, karşı davanın konusunun da  sözleşmenin geçersizliğine dayalı tazminat talebi olduğu, arabuluculuğa tabi olduğu anlaşılmakla mahkemece arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesi ile davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen karar dosya kapsamına uygundur.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 17/01/2025 tarih ve 2025/7 E., 2025/8 K. sayılı kararına karşı davacılar vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davacılar tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 15/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"80e94968474ff801","SID":"f605a3fb7d4ddb6c"}}