{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/473 <br>KARAR NO\t\t: 2025/832<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 06/02/2025<br>NUMARASI\t\t: 2024/547 Esas<br>DAVANIN KONUSU\t: İhtiyati Tedbir<br>KARAR TARİHİ \t: 22/05/2025 <br>KARAR YAZIM TARİHİ \t: 22/05/2025 <br>                     <br>İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin  06/02/2025 tarih 2024/547 Esas sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TALEP \t:  İhtiyati tedbir isteyen davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin evvelce %95,55'ine denk gelen 95.550 adet hissesinin sahibi olduğunu, ancak şirketin İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1988/401 E. 1988/19 K. sayılı ve 19.04.1988 tarihli kararı ile iflasına karar verildiğini, müvekkilinin şirketin içinde bulunduğu dar boğazdan kurtulması için dava dışı Av.... isimli şahsa ve yakını avukatlara şirket adına vekaletnameler verdiğini, bu avukatın yasak olmasına rağmen hem alacaklıların vekilliğini yaptığını, hem de iflas masasında iflas memuru olarak atanmayı sağlayarak usulsüz işlemler yaptığını, bu avukatlık bürosunun çalışmaları doğrultusunda müvekkili ve eşine ait bir çok taşınmazın satıldığını, bu taşınmazlardan elde edilen gelirlerin Av....'ya verilerek şirketin alacaklarının piyasadan temlik alınması süreci başlatıldığını, alacaklı konuma geçen ...'nun İstanbul 1. İflas Memurluğuna başvurarak İflas İdare Memurluğuna seçildiğini, bu kapsamda usulsüz işlemlerin müvekkilinin çocuklarının kontrolünde devam ettiğini; 2001 yılında müvekkilinin çocuklarının müvekkiline, bir kısım iflas borçlarının ödendiğini ve şirketin iflastan kurtulması için genel kurul yapılması gerektiğini, bunun için de gerekirse şirket hisseleri satılarak gayrimenkul bedelinin tahsili için Av. ... tarafından belirlenen ... isimli bir kişiye vekaletname vermesi gerektiğini söylediklerini, müvekkilinin de kimlik dökümü dahi belirsiz ... isimli bir şahsa vekalet çıkarıp oğullarına teslim ettiğini, müvekkilinin çocuklarının da annelerinin güvenini devam ettirmek yönünde aynı evrakla kendilerinin de ... isimli hayali bir isme vekalet verdiklerini, 2001 yılında iflasın kaldırılabilmesi için muvafakatı gerekli alacaklılardan birinin muvafakat vermemesi üzerine şirketin iflasının kaldırılamadığını, müvekkilinin çocukları ve Av....'nun iflasın kaldırılmasının şu an için mümkün bulunmadığını, artık muvafakat vermeyen kişinin açtığı davaların sonucunun beklenmesi gerektiğini beyan ettiklerini, şirketin borçlarının ödenmesi ve muvafakatlar nedeniyle 2011 yılında İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/498 E., 2011/7 Karar nolu ilamı ile şirketin iflasının kaldırılmasına karar verildiğini, ilerleyen yaşı nedeniyle müvekkilinin sadece oğullarından öğrendiği kadar bilgi sahibi olduğunu, ancak müvekkilinin haricen oğullarının ve Av. ...'nun şirkete ait Kartal Soğanlık'ta bulunan 6100 m2'lik taşınmazı satmaya çalıştıklarını öğrendiğini, İstanbul 1. İflas İdaresi ve İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu nezdinde yapılan incelemelerde yukarıda belirtilen işlemlerin müvekkilinin bilgisi dışında yapıldığını tespit ettiklerini, yaşayıp yaşamadığı dahi belli olmayan ... ile ... arasında imzalanan, iflas etmiş şirkete ait hisse devirlerinin onaylanması ve Ticeret Sicil Memurluğuna bildirilmesi sürecinde müflis ... A.Ş. unvanlı şirketin vekili olan Av....'nun imzasının bulunduğunu, iflas idare memuru sıfatıyla Av....'nun ... isimli sözde vekile ait hiçbir araştırma yapmadığını, resmi bir makam önünde atılmayan imzalarının sarahatini dahi inceleme gereği duymadan, bu hisseleri satın aldığını bildiren eniştesi ... ve diğer alıcıların taleplerini kabul ettiğini, İstanbul 1. İflas Müdürlüğü 1988/19 İflas dosyasına sunulan hisse devir sözleşmesine ilişkin evraktaki ... imzasının sahte olduğunu, müvekkilinin ... A.Ş.'nin %95,55 hissesinin satıldığı davalı ...'ın da Av....'nun kızkardeşinin kocası olduğunu, müvekkilinin küçük oğlunun karısı adına kurulu dava dışı ... Şti. unvanlı şirketin yıllarca davalı ...'a ait ... Bankası A.Ş. hesaba \"Av....'ya verilmek üzere\" açıklamaları ile paralar gönderildiğini, ...'ın, Av....'nun ve müvekkilinin çocuklarının elbirliği içerisinde hareketle müvekkili dolandırdıklarını iddia ederek, İstanbul 1. İflas Müdürlüğü 1988/19 İflas dosyasına 19.10.2009 tarihinde sunulan ve müvekkilinin ... A.Ş. deki hisselerini ...’a sattığı beyanını içeren belgenin HMK md. 208 – 209 uyarınca sahteliğinin tespiti ile müvekkilinin halen ... A.Ş.'nin paydaşı olduğunun tespitine, davalı ... A.Ş.'nin maliki bulunduğu tek varlığı olan İstanbul, Kartal, Soğanlık mevkii, ... pafta, ... ada, ... parsel numarasında kayıtlı taşınmazın üçüncü kişilere satışının engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tCEVAP\t: Davalılar vekili, davacı tarafın sahte vekaletname ile ya da var olmayan bir kişinin sahte imzalarıyla vekaleten hisselerinin satıldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını,  davanın zamanaşımına uğradığını, davacı ve ailesinin ...'u tanıdıklarını, davacının bizzat kendi iradesiyle noterden vekil kılındığını, gönderildiği iddia edilen paralarla hisse devrinin ilgisinin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 17.12.2015 tarihli, 2014/1637 E. 2015/1242 K. sayılı kararı ile; 19.04.1988 tarihi itibariyle iflasına karar verilen davalı şirketin tasfiye işlemleri devam ederken şirket yönünden İİK'nın 182. maddesinde belirtilen iflasın kaldırılmasına ilişkin koşulların gerçekleştiği gerekçesiyle iflasının İİK'nın 182. maddesi uyarınca kaldırıldığı, bu kararın 05.04.2011 tarihinde kesinleştiği, davacının bu karar öncesinde davalı şirketin iflas işlemlerini yürüten İstanbul 1. İflas Müdürlüğünün 1988/19 Esas sayılı dosyasına gönderilmek üzere Kartal 4. İcra Müdürlüğüne verdiği 17.06.2010 tarihli dilekçede, ... A.Ş. unvanlı şirketteki hisselerinin tümünü 25.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesi ile 3. şahıslara satarak devrettiğinden müflis şirketin iflasının kalkmasına muvafakat ettiğini bildirmiş olduğu, dilekçenin kimlik tespiti yapılmak suretiyle davacıdan alındığı, davaya konu hisse devir sözleşmesinin ...'a verilen vekaletnameye dayalı olarak geçerli bir şekilde yapıldığı, bu hususun davacı tarafça da kabul edildiği, davacı tarafın dayandığı Avukatlık Kanunu'nun Çekişmeli Hakları Edinme Yasağına ilişkin 47. maddesi yönünden yapılan incelemede ise Avukat ...'nun masa vekili veya müflis şirket vekili sıfatıyla iflas tasfiye dosyasında herhangi bir talep veya işlem yaptığına dair bir bilgi ve belgeye rastlanmadığının İstanbul 1. İflas Dairesinin 02.10.2015 tarihli 1988/19 Esas sayılı yazısı ile bildirilmiş olduğu, davalı şirketin yasal olarak müflis durumda bulunduğu sırada yapılan tüm iş ve işlemlerin mahkeme kararları ve iflas müdürlüğü tarafından verilen kararlara uygun olarak yerine getirildiği, davaya konu hisse devir sözleşmesinin davacı ... adına vekili olarak tayin edilen ... ve davalı ... arasında yapıldığı, ...'nin yapılan işlemlerden haberdar olup, hisselerin karşılığı olan bedeli de almış olduğu, yapılan işlemlerde Avukatlık Kanunu'nun 47. maddesinde düzenlenen çekişmeli hakları edinme yasağı kapsamında kalan bir durumun mevcut olmadığı, Avukat ... yönünden ileri sürülen madde kapsamında bir işlemin bulunmadığı, bu nedenlerle davacının iddialarının yasal olarak yerinde olmadığı gibi 25.08.2001 tarihinde geçerli olarak yapılan ve yüklediği edimler karşılıklı olarak yerine getirilmiş bulunan hisse devir sözleşmesinin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra geçersiz olduğu iddiasıyla hükümsüz kılınmasına ilişkin olarak açılan işbu davanın hukuken de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalı şirkete ait hisselerin devrinin önlenmesine ilişkin olarak konulan ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiştir. Kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.11.2017 tarihli 2016/4141 E. 2017/6296 K. Sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir. Karara karşı yine davacı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.02.2019 tarihli 2018/1219 E. 2019/1474 K. sayılı ilamı ile, davanın davalı şirketin %95,55 hissesine tekabül eden 95.550 adet hissenin davacıya ait olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, mahkemece, hisselerin toplam değeri 955,00 TL olarak kabul edilip, bu bedel üzerinden alınan maktu harç ile davanın görülüp tek hakim tarafından sonuçlandırıldığı, ancak, cevap dilekçesinde davalılar tarafından, şirket adına kayıtlı taşınmazın değerinin 13.000.000,00 USD olduğu, eksik harcın tamamlanması ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 5. maddesi uyarınca  davanın heyet tarafından görülmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, davacı tarafından davalıların bildirdiği taşınmazın değerine itiraz edilmediği; dosyaya sunulan davalı şirketin iflasının kaldırılmasından önce düzenlenmiş tarihsiz Gayrimenkul Satış/Komisyon ve Satış Vekalet Verme Sözleşmesinde davalı şirkete ait taşınmazın değerinin 6.000.000,00 USD olduğunun belirtildiği; ... A.Ş. tarafından düzenlenen 11.12.2015 tarihli Gayrimenkul Değerlendirme Raporunda taşınmazın arsa değerinin 28.675.000,00 TL olarak gösterildiği; dava tarihinden önce 02.11.2009 tarihli olağanüstü genel kurulunda davalı şirket tarafından alınan sermaye artımı kararı ile şirket sermayesinin 50.000,00 TL'ye çıkarıldığı; davanın niteliği itibariyle nispi harca tabi olduğu; mahkemece nisbi harca tabi işbu davada nisbi harcın dava konusu hisselerin dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplanması gerektiği göz önünde bulundurularak, hisselerin değeri tespit edilip, harç tamamlattırıldıktan sonra işin esasına girilmesi, harcın tamamlanmaması halinde Harçlar Kanununun 30. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekirken, anılan husus nazara alınmaksının maktu harç ile davanın görülüp sonuçlandırılmasının doğru olmadığı; 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 18.06.2014 tarih, 6545 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile değişik 5. maddesi gereğince dava konusu hisselerin dava tarihindeki gerçek değerinin 300.000,00 TL'nın üzerinde bulunduğunun sabit olduğu, somut uyuşmazlık yönünden davanın heyet halinde görülüp karar verilmesi gerekirken tek hakimle hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. <br>\tYargıtay bozma kararı üzerine İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda, 04.12.2019 tarihli 2019/75 E. 2019/1368 E. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.04.2021 tarihli 2020/1912 E. 2021/3349 K. sayılı ilamı ile, ilk derece mahkemesince bozmaya uyulmasına ve bu çerçevede eylemli olarak davanın bozmadan sonraki tahkikat aşamasının mahkeme heyeti marifetiyle görülmesine rağmen, uyulan bozma kararında öngörüldüğü şekliyle nisbi harcın ikmali için kanuni gereklilikler yerine getirilmeden davanın esasına girildiği ve davanın esastan reddine karar verildiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. <br>\tYargıtay'ın ikinci bozma kararı üzerine İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.10.2022 2021/484 E. 2022/690 K. Sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.02.2024 tarihli 2023/1293 E. 2024/1662 K. sayılı ilamı ile, davacı ...'nin 06.07.2019 tarihinde vefat ettiği, geriye mirasçı olarak oğulları ..., ... ve eşi ...'nin kaldığı, dava dilekçesinde iddia edilen vakıalar karşısında terekeyle bir kısım mirasçılar arasında menfaat çatışması olduğu, bu durumda mirasçıların terekeyi temsilen davayı takibinin mümkün olmadığı, terekeye mümessil tayin edilerek davanın takibi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş, dava dosyası mahkemenin 2024/547 Esas sırasına kaydedilmiştir.   <br>\tDavacı vekili 04.07.2024 tarihli dilekçesi ile; davalı şirketin tek mal varlığı olan, ... ili, ... ilçesi, ... mevkii, ... ada, ... parsel numarasında kayıtlı taşınmazın şirket üzerinde kalan bağımsız bölümlerinin kısmen veya tamamen 3. şahıslara satışının önlenmesi için, teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir kararının verilmesini gerektirir şartlar oluşmadığından tedbir talebinin reddine  karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 05.12.2024 tarihli 2024/1499 E. 2024/2066 K. sayılı ilamı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekili, 06.12.2024 tarihli dilekçesi ile, eldeki davada hisse devrinin iptali talep edilen davalı şirket ile bu şirketin sahibi olduğu arsa üzerine kat karşılığı inşaat yapılması konusunda sözleşme yapılan yüklenici dava dışı .... A.Ş. arasında anlaşmazlık çıktığını, yüklenici şirketin İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/351 E. sayılı dosyasında dava açtığını, davalı şirketi iflastan kurtarma vaadiyle ele geçiren Av.... ve ekibinin, şirketin sahip olduğu İstanbul Anadolu Adliyesi yanındaki çok değerli fabrika arsasını, kat karşılığı inşaat yapma vaadiye anlaştığı ... A.Ş.'ne plaza inşaatını tamamlattırdığını, sonrasında onları da iflas ettirerek paylarına düşen bağımsız bölümleri ele geçirme operasyonuna giriştiğini, ihtiyati tedbir taleplerinin reddinden sonra taraflar arasında İstanbul Anadolu 32. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülen davaya muttali olduklarını, derhal davaya müdahale edildiğini, dosya sözü edilen davadaki dava dilekçesinden öğrenildiği kadarıyla, davalı şirketin eski ortakları ve alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla, şirketin payına düşen bağımsız bölümlerin tamamının üçüncü kişilere devir edildiğini, bağımsız bölümleri muvazaalı olarak devralan kişilerin davalı şirketin avukatı ...'nun eş, dost, akrabaları ve tanıdıkları olduğunu,  bu devirler neticesinde davalı arsa sahibi şirketin üstünde herhangi bir mal varlığı kalmadığını iddia ederek, davalı ....San.ve Tic.A.Ş.'nin tek mal varlığı olan, ... ili, ... ilçesi, ... mevkii, ... ada, ... parsel numarasında kayıtlıyken muvazaalı olarak dava dışı ...'a devredilen 15 adet bağımsız bölüm, dava dışı ...'ya devredilen 24 adet bağımsız bölüm, dava dışı ...'a devredilen 27 adet bağımsız bölüm, dava dışı ...'ya devredilen 4 adet bağımsız bölüm, dava dışı ...'ye devredilen 1 adet bağımsız bölüm, dava dışı ...'e devredilen 1 adet bağımsız bölüm üzerine taşınmazların yeniden kısmen veya tamamen tamamen satışının önlenmesi için, kamu düzeni sebebiyle teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.<br>\tİlk derece mahkemesince 06.02.2025 tarihli ara karar ile, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, ihtiyati tedbir kararının verilmesini gerektirir şartlar oluşmadığından mahkemenin 12.07.2024 tarihli ara kararı ile tedbir talebinin reddine karar verildiği, davacı vekilince bu karar tarihinden sonra kararda değişikliği gerektirir başkaca yeni delil ve belge dosyaya temin edilmediği gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. <br>\tKarara karşı ihtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, ilk derece mahkemesinin verdiği ilk kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi''nin 29.02.2024 tarih ve 2023/1293 Esas, 2024/1662 Karar sayılı ilamıyla bozulduğunu, bir hükmün Yargıtay tarafından esasa girilmeden dahi, herhangi bir sebeple bozulması halinde artık hukuken ortadan kalkmış olduğunu, hüküm usuli bir sebeple bozulduğunda mahkeme buna uyarsa dahi bağlılık sadece bozma ilamında gösterilen usul kuralı yönünden olmakla mahkemenin bozmaya uyduktan sonra verdiği kararın esasının da mutlaka önceki kararının bir benzeri olmak zorunda olmadığını, 04.05.2015 tarihinde verilen \"davaya konu hisselerin davalılar tarafından 3. kişilere devrinin önlenmesi\"ne ilişkin ihtiyati tedbir kararının hala devam ettiğini, 20.11.2015 tarihinde oluşturulan ara karar ile verilen \"Davalı ... A.Ş.'nin mal varlığı olan ... ili, ... ilçesi, ... mevkii, ... ada, ... parsel numarasında kayıtlı taşınmaz üzerine İhtiyati Tedbir Konulması\"na yönelik karar, verilen hüküm ile kaldırıldığından, davalı şirketin tek mal varlığı olan taşınmazın üçüncü kişilere satılması tehlikesinin ortaya çıktığını, mahkemece davanın reddine ve taşınmaz üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar verilen 17.12.2015 tarihinden sonra, davalı şirketin malik olduğu ... ili, ... ilçesi, ... mevkii, ... ada, ... parsel numarasında kayıtlı taşınmaz üzerine kat irtifakı kurulduğunu, müteahhide ait bağımsız bölümlerin tapuda devrinin yapıldığını, davalı şirket üzerinde kalan bağımsız bölümlerden 9 adedinin, 30.12.2015 tarihinde davalı vekili Av....'nun arkadaşı ... isimli şahsa satıldığını, aynı taşınmazların daha sonra 20.03.2018 tarihinde ... Şti.'ne devredildiğini, taşınmazların ilerleyen tarihlerde bu şirket tarafından da farklı kişilere satıldığını, davalı şirket üzerinde kalan 66 adet bağımsız bölümün satışı için de emlakçılar ile anlaşmalar yapıldığını, ilanlar verildiğini ve satış işlemlerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması için azami gayret içine girildiğini belirterek ihtiyati tedbir isteminin reddine dair ara kararın kaldırılmasını talep etmiştir.  <br>\tGEREKÇE\t: Talep, anonim şirket hisse devri sözleşmesinin geçersizliğinin ve davacının şirket ortağı olduğunun tespiti istemiyle açılan davada, davalı şirket adına kayıtlı arsa üzerine kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında inşa edilen ve davalı şirketin payına düşen bağımsız bölümlerden üçüncü kişilere devir edilenler üzerine ihtiyati tedbir konulması istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiştir.<br>\tHMK'nun 389/1. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut olayda, davalı şirkete ait taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulması hususunda yaklaşık ispat koşulu yerine getirilmediği gibi, istinafa konu talep bakımından üzerine ihtiyati tedbir konulması talep edilen taşınmazların dava dışı 3. kişiler adına kayıtlı olduğu iddia olunmakla, mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>\tBu durumda istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların, açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM-Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-İhtiyati tedbir isteyen davacılar vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-İhtiyati tedbir isteyen davacılar yönünden istinaf karar harcı olan 1.013,90 TL'den peşin alınan 615,40 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 398,50 TL'nin ihtiyati tedbir isteyen davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle ihtiyati tedbir isteyen davacıların yaptığı giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,\t<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.22/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0bb84f4a045ca450","SID":"97e7200f56c2c4fb"}}