{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2025/853 <br>KARAR NO\t\t: 2025/937<br>KARAR TARİHİ\t: 05/05/2025 <br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 25/02/2025<br>NUMARASI\t\t: 2024/606 -2025/191<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)<br>DAVA TARİHİ \t: 26/07/2024<br>DAİRE KARAR TARİHİ \t:  05/05/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ \t:  05/05/2025<br><br> İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/02/2025  tarih ve 2024/606 Esas 2025/191  Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine, Dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü.<br>İSTEM : Davacı,  taraflar arasında 01/09/2023 yürürlülük tarihli Kar Payı Dağıtım Protokolü imzalandığını, bu protokole göre davalı şirketin her ay 75.000,00-TL Kar Payı Avansı ve her yılın Temmuz ayında %4,5 ve Aralık ayında %4,5 olmak üzere toplam %9 şirket yıllık net karından ödeme yapacağını, protokol imzalandıktan sonra bir süre düzenli ödeme yapıldığını ancak Nisan 2024'ten beri ödemelerin yapılmadığını, bunun üzerine davalı şirkete Urla 2. Noterliğinin 09.05.2024 tarihli 05343 Numaralı ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin ise, Büyükçekmece 6. Noterliğinin 17.05.2024 tarihli 13409 numaralı ihtarname ile cevap verildiğini, bu cevaba göre davalı işverenin sözleşmenin geçerli olmadığını, zaten hiçbir zaman ödeme yapılmadığını ve kar payı dağıtımına ilişkin kararın Genel Kurul tarafından alınması gerektiğini beyan ettiğini, kendisi ile davalı şirket Yönetim Kurulu Üyesi ...'in 30.10.2023 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıklarını, birlikte çalışarak davalı şirketi kurduklarını, kuruluş aşamasında sermaya ihtiyacı nedeniyle kendi gayrimenkulünü satmak zorunda kaldığını, Gümrük Müşavirlik Şirketlerinde ortak olabilmek için özel koşulların gerektiğini, kendisinin ve ...'in böyle bir yeterliliği olmadığı için, sermaye onlara ait olmasına rağmen şirkette hissedar olarak görünmediklerinin, oysa arka aplanda ...'in gizli ortak olarak şirketi yönettiğini, dava konusu Kar Payı Dağıtım Protokolünün ... Gümrük Müşavirliği yetkilileri tarafından imzalandığını ve şirket kaşesi ile kaşelendiğini, ayrıca Şirket Yöneticisi konumunda bulunan bazı isimler tarafından da Şahit sıfatıyla imzalandığını, böylece sözleşmenin kendisi için güvenilir hale geldiğini garanti altına aldığını düşünerek boşanma aşamasında eşinden alabileceği şirket hisselerinin değeri, kar payı, gayrimenkuller ve tazminatlardan vazgeçtiğini, bir sözleşmeye imza atan şahitlerin normal şartlarda sözleşmeye sadece tanıklık ettiklerinin kabul edileceğini, ancak tanıkların sözleşmenin yerine getirilmesi noktasında sorumluluklarına gidilebilmesinin tek istisnasının bu kişilerin aynı zamanda şirket yöneticisi konumunda olmaları olduğunu, onların bu sözleşmenin geçerli olup olmadığını bilebilecek durumda olduklarını oysa tacir olmadığından bunu bilmek zorunda olmadığını ve bu anlamda iyi niyetli  üçüncü kişi konumunda olduğunu, davalı şirketin sözleşmeden sorumlu olduklarını, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını beyan etmekle, davalı şirkete kayyum atanmasına, alacağın belirlenip, ihtarname tarihinde muaccel olan alacakların ihtarname tebliğ tarihinden itibaren, takip eden aylarda muaccel olan alacakların muacceliyet tarihinden itibaren işleycek yasal faiz ile birlikte  ödenmesine, dava konusu sözleşmeden davalı şirketin sorumluluğunun tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tCEVAP ; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin merkezi Beylikdüzü/İstanbul olması nedeniyle yetkili mahkemenin Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davaya konu imzalanan protokolün davalı şirket açısından bağlayıcı olmadığını, protokolde şirketin imza sirkülerine uygun bir imza kurgusunun bulunmadığını, TTK'nın 371/3 md. hükmü dikkate alındığında, bir an için Şirketin imza sirkülerinde ve iç yönergesinde yapılan temsil sınırlamalarının iyiniyetli üçüncü kişileri bağlamayacağı, bu sebeple protokolün şirketi bağladığı iddia edilebilir ise de; protokolün karşı tarafı olan davacı ..., Şirketin Genel Müdürü olan ...in eski eşi olup, boşanma aşamasında bir şart olarak protokolü kullandığını ve dahası şirketin yöneticileri ile ilgili illegal yollardan ele geçirdiği bazı kişisel verileri ifşa etmekle tehdit ederek bu  protokolün imzalanmasını sağladığı gerçeği birlikte dikkate alındığında, hukuken ...in iyiniyetli üçüncü kişi olarak kabul edilemeyeceği ortada olduğunu, davacı tarafın dilekçesinde bahsettiği evliliğin bitişi aşaması ile ilgili beyanlarından, Kar Payı Dağıtım Protokolü'nün zorla imzalatıldığı yönündeki iddiaları ile örtüştüğünü, davacı tarafın iyiniyetli 3.kişi zırhına sığınmaya çalışmış ise de iddialarını, davacının şirkette yürüttügü Pazarlama Müdürlügü görevinde çalıştığını beyan ederek, yine kendi beyanları ile çürüttüğünü, zira şirkette tüm çalışanlar ile yakın temas halinde olup, kimin hangi görevi yürüttüğünü bildiğini, davalı şirketin bu protokolün konusu olan kar payı ödemesiyle ilgili bir genel kurul kararı almadığını, bu nedenle protokolde düzenlenen kar payı ödeme taahhüdünün hukuken şirketi bağlamadığını, davacının şirketten kendi isteği ile emekli olmasına rağmen emeklilikten sonra ara verdiği dönem için sigorta tespit davası açarak, şirketi zorlamak için hukuki olmayan yollara başvurduğunu, davacının bu davayı açma hakkı bulunmadığını, ...'e ödenmesi taahhüt edilen kar payı avansı bakımından da protokolün, Kanunun açık hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, davacının işbu protokole dayanarak şirketten kar payı avansı talep edemeyeceğini, şirketin kayyum atanmasını gerektirecek bir durumla ilgili olmadığını, davacının şirket ortığı olmadığı için böyle bir talepte de bulunamayacağını beyan etmekle, davanın yetkisizliğine, usulden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>\t İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>Mahkemece; davacının evli olduğu dönemde davalı şirketin pazarlama müdürü olarak çalıştığını beyan ettiği, tacir sıfatını haiz olmadığı, ticari işletmesinin bulunmadığı, boşanma sebebiyle imzalandığı belirtilen dava konusu sözleşmeden kaynaklı olarak, davalı şirketin ortağı olmayan üçüncü kişi sıfatı ile protokolden kaynaklı kar payı alacağı talep ettiği, belirtilen hususlar çerçevesinde ticari işletmesi bulunmaması yanında davaya dayanak sözleşmenin ve dava konusu alacak talebinin davacı açısından ticari mahiyette bulunduğunun kabulünün mümkün olmadığı, açıklanan gerekçeler dikkate alındığında mahkememizin görevli olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü noktasında görevli mahkemenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, dava şartlarının bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetileceği, dava şartı noksanlığını belirleyen hakimin davayı usulden reddetmekle yükümlü olduğu anlaşılmakla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c. maddesi yollamasıyla 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğu sebebiyle açılan davanın usulden reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN:<br>Davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.<br> İSTİNAF NEDENLERİ:<br> Davacı vekili istinaf başvurusunda özetle;<br> Somut olayın,  bir şirket ile tacir olmayan bir gerçek şahsın sözleşmesine ilişkin olduğunu,  Şirket temsilcileri bu sözleşmeyi  imzalamaya yetkili olmadıkları  halde iyi niyetli 3. Kişi konumunda bulunan kendisine kötü niyetli bir şekilde yetkili  olduklarını beyan etmiş ve imzalama işlemini gerçekleştirdiklerini, arka planda bir boşanma süreci gerçekleştiği için yerel mahkeme görevsizlik kararı verdiğini açıklamış olduğunu , belli hususlar ve belli kanun maddeleri söz konusu olduğunda tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunu, yerel mahkeme ise davacının tacir olmamasından dolayı bu kararı verdiğini açıkça beyan ettiğini, <br>Dava dilekçesinde konunun özünün ticari temsilciler ile ilgili olduğunu ifade ederek hukuki deliller kısmında da TBK md 547 vd. Şeklinde belirleme yapmış olduğumuz halde bu hususun dikkate alınmadığını, somut olay tamamen ticari temsilciler ile ilgili olduğundan kanunda, yerleşik uygulamalarda ve Yargıtay Kararlarında ticari temsilcinin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına göre her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılacağının  belirtildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. \t<br>GEREKÇE:<br>Dava, alacak davasıdır.<br>İstinafa konu karar İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin verdiği 25/02/2025 tarihli görev yönünden usulden ret kararına ilişkindir.<br>\t6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için  uyuşmazlık konusu iş, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava  haline  getirmez.<br>  6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir.<br>\tSomut olayda davacı vekili ; taraflar arasında 01/09/2023 yürürlülük tarihli Kar Payı Dağıtım Protokolü imzalandığını, bu protokole göre davalı şirketin her ay 75.000,00-TL Kar Payı Avansı ve her yılın Temmuz ayında %4,5 ve Aralık ayında %4,5 olmak üzere toplam %9 şirket yıllık net karından ödeme yapacağını, protokol imzalandıktan sonra bir süre düzenli ödeme yapıldığını ancak Nisan 2024'ten beri ödemelerin yapılmadığını, bunun üzerine davalı şirkete Urla 2. Noterliğinin 09.05.2024 tarihli 05343 Numaralı ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin sözleşmeden sorumlu olduklarını, arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını beyan etmekle, davalı şirkete kayyum atanmasına, alacağın belirlenip, ihtarname tarihinde muaccel olan alacakların ihtarname tebliğ tarihinden itibaren, takip eden aylarda muaccel olan alacakların muacceliyet tarihinden itibaren işleycek yasal faiz ile birlikte  ödenmesine, dava konusu sözleşmeden davalı şirketin sorumluluğunun tespitine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili, davalı şirketin bu protokolün konusu olan kar payı ödemesiyle ilgili bir genel kurul kararı almadığını, bu nedenle protokolde düzenlenen kar payı ödeme taahhüdünün hukuken şirketi bağlamadığını, davacının şirketten kendi isteği ile emekli olmasına rağmen emeklilikten sonra ara verdiği dönem için sigorta tespit davası açarak, şirketi zorlamak için hukuki olmayan yollara başvurduğunu, davacının bu davayı açma hakkı bulunmadığını, ...'e ödenmesi taahhüt edilen kar payı avansı bakımından da protokolün, Kanunun açık hükmüne aykırılık teşkil ettiğini, davacının işbu protokole dayanarak şirketten kar payı avansı talep edemeyeceğini, şirketin kayyum atanmasını gerektirecek bir durumla ilgili olmadığını, davacının şirket ortığı olmadığı için böyle bir talepte de bulunamayacağını beyan etmekle, davanın yetkisizliğine, usulden reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi 25/02/2025 tarihli kararı ile asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından kararın haksız olduğu, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesi ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>\tDavalı taraf şirkettir ancak davacı tacir sıfatını taşımamaktadır. Şirketin ortağı da değildir. Dava, davacı ile davalı şirket arasındaki 01/09/2023 tarihli kar payı dağıtım protokolünden kaynaklanmaktadır. Mutlak veya nispi ticari dava söz konusu değildir. Davaya dayanak sözleşmenin davacı ... ve davalı şirket yönetim kurulu üyesi ...'in anlaşmalı bir şekilde evliliklerini sonlandırmaları çerçevesinde düzenlendiği, davacının evli olduğu dönemde davalı şirketin pazarlama müdürü olarak çalıştığını beyan ettiği, tacir sıfatına haiz olmadığını, ticari işletmesinin bulunmadığı, boşanma sebebi ile imzalandığı belirtilen dava konusu sözleşmeden kaynaklı olarak davalı şirketin ortağı olmayan 3.kişi sıfatı ile protokolden kaynaklı kar payı alacağı talep ettiği, belirtilen hususlar çerçevesinde ticari işletmesinin bulunmaması yanında davaya dayanak sözleşmenin ve dava konusu alacak talebinin davacı açısından ticari mahiyette bulunduğunun kabulünün mümkün olmadığı bu sebeple görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf isteminin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesince hukuki nitelendirmenin davada ki ileri sürülüş ve dosya kapsamına uygun olarak belirlendiği, ihtilafa uygulanması gereken yasal mevzuatın doğru olarak tespit edildiği, mahkemenin karar gerekçesiyle hüküm fıkrasının birbiriyle uyumlu olduğu ve mahkeme hükmünün yasal unsurları taşıdığı, istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan incelemede ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından ileri sürülen istinaf itirazlarının HMK'nın 353/(1)-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/02/2025 Tarih ve2024/606 Esas2025/191  Karar sayılı kararının  kararı usul ve yasal düzenlemelere uygun olduğundan davacının karara yönelik  istinaf başvurusunun  HMK 353(1)-b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf talebinde bulunan davacı tarafından harç peşin olarak yatırıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>3-İstinaf talebinde bulunan davacı tarafından karşılanan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/(1)-a maddesi uyarınca  kesin olmak üzere  05/05/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc0148d641974d4a","SID":"8419d25502213709"}}