{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2023/373 Esas<br>KARAR NO:2025/572 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/218 Esas- 2022/819 Karar<br>TARİH:14/12/2022<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:10/04/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin davacı şirkete 17/04/2013 tarihli ... nolu 675,00 Euro bedelli, 17/05/2013 tarihli ... nolu 249,41 Euro bedelli, 17/06/2013 tarihli ... nolu 141,90 Euro bedelli, 07/08/2013 tarihli ... nolu 675,00 Euro bedelli, 10/10/2013 tarihli ... nolu 675,00 Euro bedelli, 11/10/2013 tarihli ...nolu 3.150,00 Euro bedelli faturalar muhteviyatı üyelik ücretleri ve komisyon ücretleri ve cari hesaptan bakiye 3.746,31 Euro alacağını tahsil edemediğini, bu alacağın tahsili amacıyla ... sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatılarak borçlu şirkete ödeme emrinin gönderildiğini, bu ödeme emrine karşı süresinde itiraz edilerek takibin durduğunu beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirketin itirazının iptali ile duran takibin devamına, haksız ve kötü niyetli davalı yanın %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderlerinin ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket ile davacı arasında imzalanmış herhangi bir sözleşmenin mevcut olmadığını, dosyaya ibraz edilen sözleşmenin davalı şirket yetkilileri tarafından imzalanmadığını, bu şekilde bir sözleşmeden davalı şirketin haberdar olmadığını, davalı şirketin yetkililerinden ...’in eşi ...’in sözleşme üzerinde ... (şirket sahibi) olarak adı yer alsa da bu kişinin davalı şirketin yetkilisi olmadığı gibi imzasının da bulunmadığını, sözleşmede imzası bulunan...’ın şirketin yetkilisi veya çalışanı olmadığını, davalı şirketin ... isimli firma ile herhangi bir sözleşme imza altına almaksızın sözlü şekilde deneme süresi olarak kısa süreli bir çalışma yaptığını, tarafların sözlü olarak uzlaşıya vardıklarını, ancak üyelik ücreti veya ücret olarak herhangi bir kapsamda anlaşma yapmadıklarını, davalı şirketin kesilen faturalardan icra takibi ile haberdar olduğunu, davacının kendi internet sitesi üzerinden yapılan bir kaç oda satışına aracılık ettiğini, yaptığı oda satışlarının bedelini otel müşterilerinden kredi kartı ile tahsil ettiğini, fakat oda bedellerini davalı şirkete ödemediğini, dolayısıyla satışını yaptığı oda ücretlerini davalı şirkete ödemeyerek hak ettiği komisyondan kat kat fazlasını tahsil ettiğini, bunun dışında da hak etmiş olduğu başkaca bir komisyonun bulunmadığını, bedellerin ödenmemesi üzerine davacı ile çalışmanın sona erdirildiğini, 2015 yılının başında otelin devredilip satışının gerçekleştiğini, bu kapanış ile birlikte davacının yurtdışında olması ve tahsil zorluğu sebebiyle ticari defterlerden kayıt kapanışın yapıldığını, diğer taraftan herhangi bir şirket yetkilisinin veya temsilcisinin imzası olmasa da sözleşmenin sadece son sayfasında imzanın yer aldığını, bu nedenle ilk iki sayfanın değiştirilmesi imkanının ve olanağının bulunduğunu, bu belgenin kim tarafından ne şekilde düzenlendiğinin belirsiz olduğunu, sözleşmenin yabancı dilde olduğu ve içeriğinin çevirisi olmaksızın imzalanmış olmasının da imza altına alan kişi tarafından bağlayıcılığını ortadan kaldıracağını, davacı yanın geçerli bir vekaletname veya yetki belgesi görmeksizin herhangi bir sözleşmeyi imzalamaması gerektiğini, imzalamışsa da bunun ancak sözleşmeyi imzalayan tarafları bağlayacağını, davalı şirketin bundan dolayı sorumlu tutulamayacağını, davacı yanın tanzim ettiği ve davalıya tebliğ etmediği faturaların muhteviyatı ile sunulan sözleşme arasında da çelişki bulunduğunu, özellikle 11/10/2013 tarihli ...nolu 3.150 Euro bedelli fatura içeriği ile sunulan imzasız sözleşme tercümesinde bu şekilde bir ücrete ilişkin hüküm dahi bulunmadığını beyanla, davanın reddine, %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 14/12/2022 tarih 2021/218 Esas- 2022/819 Karar sayılı kararında;\"...Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkememizce istinaf ilamı öncesinde verilen usulden ret kararı, davanın esasına geçilerek taraf delillerinin toplanması sonucunda yeniden inceleme yapılmak ve karar verilmek üzere kaldırıldığından istinaf ilamı nazara alınarak yargılamaya devam edilmiştir.Taraf şirketler arasında otel işletilmesine yönelik olarak ticari hizmet sözleşmesi akdedilmiştir.Sözleşme kapsamında davacı şirket, davalı şirketin otelini kendi sistemine dahil edecek, genel tanıtım ve reklam kampanyalarından yararlandıracak, kendi oluşturduğu sistem ve alt yapıdan davalı şirketin oteline rezervasyon yapılmasını sağlayarak bu kapsamda davalı şirkete tüm dünyadaki müşterilere ulaşım imkanı sağlayacaktır.Davalı, davacı şirketin organizasyon sistemine dahil olmakla davacı şirketin sistemi üzerinden oluşturulan bireysel ya da grup rezervasyonlar için davacı şirkete sözleşmede kararlaştırılan komisyon ücreti ile sözleşmesi süresi boyunca belirlenen sisteme üyelik ücretini ödeyecektir.Davalı yargılama sırasında sunduğu cevap dilekçesi ile taraflar arasında akdedilen 02/11/2012 tarihli ticari hizmet sözleşmesinin davalı şirket yetkilileri tarafından imzalanmadığını söyleyerek sözleşmenin kendileri için bağlayıcı nitelikte olmadığını savunmuştur.Bahse konu ticari hizmet sözleşmesi incelendiğinde; davalı şirket adına şirket yetkilisinin (...' in) eşi ... ile ...' ın imzalarının bulunduğu görülmüştür.Gerçekten de; sözleşmenin akdediliği 02/11/2012 tarihi itibariyle bu şahıslar davalı şirket yetkilisi değildir.Davalı şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerin celp edilen ticaret sicil kayıtlarından ... ve ... olduğu belirlenmiştir. Ancak, sözleşme yetkisiz temsilciler tarafından imza edilmiş olsa da; davalı şirket yetkililerinin sözleşmeden ve yetkisiz temsilden haberdar oldukları, nitekim cevap dilekçesinde davacı şirket ile sözleşme kapsamında belirli ve kısa süre çalışıldığının / rezervasyon yapıldığının ikrar edildiği, öte yandan ticari defterler üzerinde yapılan inceleme sonucunda hem üyelik hem de rezervasyon ücretlerine yönelik bir kısım faturaların bizatihi davalı defter ve kayıtlarına işlendiği / kabul edildiği anlaşılmakla, davalının yetkisiz temsilci tarafından yapılan sözleşmeye sonradan icazet verdiği ve bu suretle sözleşmenin geçerlilik kazandığı anlaşılmış, açıklanan nedenlerle davalının savunmalarına itibar edilmemiş, sözleşmenin davalı şirket için bağlayıcı nitelikte olduğu belirlenmiştir.Esasen,Yargıtay' ın yerleşik içtihatları uyarınca davacı tarafından rezervasyon komisyon ücreti ile üyelik ücretine ilişkin faturaları kabul ederek bunları kendi ticari defterlerine işleyen davalının basiretli hiçbir tacirin kendi aleyhine kayıt oluşturmayacağı ilkesi kapsamında artık taraflar arasında akdi ilişkinin varlığı / akdi ilişkinin mevcut olduğu davacı tarafından ispatlanmıştır.Taraflar arasında açık hesap usulü işleyen cari hesap sözleşmesi kapsamında;Eldeki itirazın iptali davası ve icra takibine konu faturalar;1-17/04/2013 tarihli 675,00 Euro, (3 aylık üyelik ücreti) 2-17/05/2013 tarihli 249,41 Euro, (rezervasyon komisyon) 3-17/06/2013 tarihli 141,90 Euro, (rezervasyon komisyon)4-07/08/2013 tarihli 675,00 Euro,(3 aylık üyelik ücreti) 5-10/10/2013 tarihli 675,00 Euro,  (3 aylık üyelik ücreti)6-11/10/2013 tarihli 3.150,00 Euro (üyelik ücreti) bedelli faturalardır.Mahkememizce, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde yeniden inceleme yaptırılmıştır.Hem istinaf ilamı öncesinde mali bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, hem de istinaf ilamından sonra mali bilirkişi ... tarafından tanzim edilen raporda bilirkişiler müşterek şekilde 17/04/2013 - 17/05/2013 - 17/06/2013 (1, 2, 3 numaralı faturalar) tarihli faturaların davalı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı oldukları, davacı hesabına alacak olarak kaydedildikleri anlaşılmıştır. Davalı vekili ticari defterlere kaydedilen bu faturalar yönünden istinaf ilamı öncesinde alınan bilirkişi raporuna karşı düzeltme işlemi yapıldığını ve davacı şirkete 14 adet fatura kesildiğini söyleyerek itirazda bulunmuştur.Ancak, mahkememizce bu yöndeki itirazların karşılanması ve davalı vekilinin talebi uyarınca inceleme ve ek rapor alınmasına yoluna gidildiği halde, defterler üzerindeki düzeltme işlemini ortaya koyan hiçbir dayanak belge ve fatura ibraz edilmemiş, nitekim ek raporda düzeltmenin dayanağının bulunmadığı / inceleme için dahi sunulmadığı bildirilmiştir.İstinaf ilamından sonra diğer mali bilirkişiden alınan raporda da aynı şekilde, müşterek olarak; düzeltme işleminin dayanağı olmadığı, düzeltmenin neden yapıldığına yönelik herhangi bir kaydın da tespit edilemediği, öte yandan davalı şirket tarafından bu faturalardaki alacağın sona erdirilmesine yönelik davacı şirkete 14 adet fatura düzenlendiği, ancak faturalar içeriğinde hangi konaklama, hangi rezervasyona ilişkin olduğuna yönelik hiçbir açıklamanın olmadığı, bu faturaların alacağın sıfırlanmasına yönelik düzenlendiği ve fakat herhangi bir hizmet karşılığı olmadığı, hatta davalı tarafından davacı şirketin unvanın dahi yanlış yazıldığı tespit edilmiştir.Nihayetinde, davalının kendi ticari defter ve kayıtlarından sabit olduğu üzere düzeltme işleminin dayanaksız olduğu, 17/04/2013 tarihli (3 aylık üyelik ücreti), 17/05/2013 tarihli (rezervasyon komisyon) ve 17/06/2013 tarihli (rezervasyon komisyon) faturalar sebebiyle davacı şirketin davalıdan alacaklı olduğu noktasında tereddüt bulunmamaktadır. 07/08/2013, 10/10/2013 ve 11/10/2013 (4, 5, 6 numaralı faturalar) tarihli faturaların ise mali bilirkişi incelemesi sonucunda davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı belirlenmiş, alacak miktarları itibariyle yasal vergisel sınırın altında kaldığından faturalar ilgili BA formu düzenleme zorunluluğu bulunmadığından BA formu verilip verilmediği de araştırma sonucunda tespit edilememiştir. Ancak, bu faturalardan 07/08/2013 ve 10/10/2013 (4 ve 5 numaralı fatura) tarihli faturalar 3 aylık üyelik ücretlerine karşılık düzenlenmiştir.Nitekim,  taraflar arasındaki sözleşmenin 3/a. maddesine göre aylık üyelik ücreti 225,00 Euro olup, 1. çeyrek yani 3 aylık üyelik ücreti toplam 225,00 x 3 = 675 Euro 'dur. Mali bilirkişi tarafından raporda ifade edildiği üzere, davalının 2. çeyrek 17/04/2013 tarihli 675,00 Euro bedelli 3 aylık üyelik ücretine ilişkin faturayı kabul edip ticari defterine işlediğine göre, devam eden 3. çeyrek 07/08/2013 tarihli 675,00 Euro bedelli ve 4. çeyrek 10/10/2013 tarihli 675,00 Euro bedelli faturalarını da kabul etmesi gerekmektedir.Taraflar arasındaki sözleşme tek taraflı ya da karşılıklı olarak fesih edilmediğine göre sözleşmenin halen ayakta ve yürürlükte olduğu dönemde, sözleşmeden doğan borçların taraflarca yerine getirilmesi zorunludur.Ahde vefa ilkesi uyarınca sözleşme geçerli olduğu sürece tarafların sözleşmeden doğan borçlarını ve edimlerini yerine getirmeleri gerekir. Bu itibarla, üyelik ücretlerine yönelik taraflar arasındaki sözleşmenin 3/-a maddesi nazara alındığında, davalı şirketin üç aylık üyelik ücretlerine yönelik 07/08/2013 ve 10/10/2013 tarihli faturaları da kabul edilmesi gerektiği, davacının bu faturalardan ötürü de davalıdan alacaklı olduğu kanısına varılmıştır.Hemen belirtmek gerekir ki, davalı yargılama sırasında sözleşmenin kendileri tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini ileri sürmüş ise de; sözleşmenin 5. maddesi uyarınca sözleşmenin derhal feshi noktasında haklı bir sebebin varlığı davalı tarafından ispatlanamamıştır. Kaldı ki, sözleşmenin 4/1. maddesi uyarınca olağan feshe yönelik üç ay öncesinden yazılı bildirim yapıldığına ilişkin delil de ibraz edilmediğinden bu yönde de sözleşmenin feshedildiğini davalı tarafça ispat edilememiştir.Davacı vekili 30/01/2019 tarihli beyan dilekçesinde,10/10/2013 tarihli (6 numaralı) 3.150,00 Euro bedelli faturanın davalının sözleşme yükümlülüklerine aykırı davranması nedeniyle düzenlendiği ifade etmiştir.Mahkememizce yapılan incelemede; sözleşmenin 4.maddesinde, sözleşmenin 01/12/2012 tarihinde yürürlüğe gireceği, 28/02/2015 tarihinde sona ereceği hüküm altına alınmış, üç ay öncesinden yazılı olarak feshedilmedikçe her defasında birer yıl daha sözleşmenin süresinin uzayacağı belirtilmiştir.Ayrıca, sözleşmenin 4/4. maddesinde; sözleşme süresince herhangi bir sebepten dolayı davalı şirketin otel işletmesini durdurması halinde oteli işletecek yeni şirkete sözleşmenin varlığından bahsetmesi ve süre boyunca sözleşmeden doğan ücretlerin davacı şirkete ödemek zorunda kalacağını bildirmekle yükümlü kılınmış, oteli işletecek yeni şirket sözleşmeden doğan ücretleri davacı şirkete ödemezse, bu ücretlerin hem davalı hem de oteli yeni devralan şirketten tahsilini talep edebileceği noktasında davacı şirkete hak ve yetki verilmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde ve yazılı beyanlarında davacı taraf ile çalışma ilişkisinin sona erdirildiğini, 2015 yılı başında da otelin başka kişiye satılarak devredildiğini beyan ve ikrar etmiştir. Ancak, yukarıda kapsamlı şekilde ifade edildiği üzere davalının tek taraflı bu feshi haklı sebebe dayanmadığı gibi, otelin bir başkasına devri halinde sözleşme hükmü doğrultusunda davacı şirkete üyelik ücreti ödemesi yapılmadığından sözleşmedeki üyelik ücretlerinden davalı şirketin sorumlu olmaya devam ettiği aşikardır. Bu itibarla, 11/10/2013 tarihli üyelik ücretine ilişkin faturadan sonra sözleşmenin süresinin sona ereceği 28/02/2015 tarihine kadar geçen 14 aylık sürede; 14 ay x 225,00 Euro aylık üyelik ücreti = toplam 3.150,00 Euro (6 numaralı fatura) alacaktan yine davalı şirketin sorumlu olduğu kanısına varılmıştır.Mali bilirkişi 20/06/2022 tarihli raporunda, faturalardaki alacak miktarının mahkemece yapılacak hukuki değerlendirmeye göre kabul edilip edilmeyeceği noktasında takdiri mahkemeye bırakarak üç farklı durum için alacak hesabı yapmıştır.Bu nedenle, Mahkememizce, davaya konu tüm faturalar yönünden davacı lehine alacak olarak bu faturaların neden kabul edilmesi gerektiği noktasında tek tek ve ayrıntılı olarak açıklama yapılmış, kapsamlı gerekçe oluşturulmuş, nihayetinde toplam altı adet faturadan davalının ticari defterlerine kaydettiği üç adet fatura (1,2,3 numaralı) dışında taraflar arasındaki sözleşme hükümleri doğrultusunda  diğer faturaların (4,5,6 numaralı) da davacı lehine alacak olarak kabul edilmesi gerektiği, mali bilirkişinin 20/06/2022 tarihli raporundaki 3.görüş esas alınması yönünde hukuki değerlendirmede bulunulmuştur.Böylelikle, davacının davalı adına tanzim ettiği tüm faturalar sebebiyle davalı şirketten alacaklı olduğu, altı adet faturaya konu toplam alacağın ise 5.566,31 Euro olduğu, ancak davacının icra takibinde tüm bu faturalar ve cari hesap sebebiyle davalıdan 3.746,31 Euro alacak isteminde bulunduğu, bu kapsamda hem taleple bağlılık ilkesi hem de davacının talep miktarı gözetildiğinde davalıdan cari hesaptan 1.820,00 Euro tahsilat yapıldığının kabulünün zorunlu olduğundan, bilirkişi heyetinin 20/06/2022 tarihli raporundaki 3. görüş hükme esas alınarak davacının davasının tümden kabulüne karar verilmiştir.Diğer taraftan; icra inkar tazminatı talebi bakımından, alacak likit ve muayyen olduğundan İİK'nın 67. maddesindeki yasal koşullar bulunmakla davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.Yerleşik Yargıtay içtihatlarında vurgulandığı üzere, yabancı para cinsinden yapılan icra takiplerinde, icra inkar tazminatına takip tarihindeki kur karşılığı Türk Lirası üzerinden hükmedilmesi gerektiğinden (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2018/1997 E., 2020/852 K.). takip tarihindeki kur birimi esas alınarak icra inkar tazminatına hükmedilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''Davanın KABULÜ ile davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile; takibin kaldığı yerden aynı koşullar altında ve aynen DEVAMINA\" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket yetkilileri tarafından imzalanmayan sözleşmeyi kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için mahkemenin kabul gerekçesinin doğru olduğunun var sayılması halinde sözleşmedeki yetki hükmü ve yetki itirazları kapsamında davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esas yönünden verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel Mahkemece, \"davacı tarafça sunulan sözleşmenin fiilen uygulandığı yönünde kabulle\" 13.02.2017 tarih ve 2017/137 E., 2020/176 K. sayılı karar ile süresi içerisinde ypılan yetki itirazı kapsamında davanın usulden reddine karar verildiğini, davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 25.01.2021 tarih ve 2021/8 E., 2021/50 K. sayılı kararında hatalı hukuki değerlendirme ile \"cevap dilekçemizin ve yetki itirazımızın süresinde olmadığından\" bahisle maddi hataya müstenit olarak Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verildiğini, Yerel mahkemece işbu BAM kararına karşı HMK kapsamında direnememesi, diğer bir ifade ile işbu karara uymak zorunda olması nedeniyle usul yönünden inceleme yapamadan yeniden yaptığı yargılama sonucunda usul ve yasaya aykırı olarak davanın kabulüne karar verildiğini;Maddi hataya müstenit olarak verildiğini düşündükleri BAM kararının aksine yetki itirazı ve cevap dilekçesi yasal süresinde yapılmış olup,Yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın usul yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, dava dilekçesi, delil listesi ve tensip zaptının 14.03.2017 tarihinde müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, ancak davacı tarafın delil olarak bildirmiş olduğu belgelerin tebliğ edilmediğini, dosyada fiziken yapılan kontrol neticesinde de fiziken sunulmuş bir sözleşme veya faturaya da rastlanılmadığını, davacı tarafça uyap ortamında gönderilen/yüklenen belgelerin ise okunaksız olduğunu ve aynı zamanda sunulan belgelerin yabancı dilde düzenlendiğini, HMK m. 223 gereği usulüne uygun şekilde çevirisi yapılmaksızın ve okunaksız bir şekilde dosyaya ibraz edildiğini;Davacı tarafça uyap üzerinden sunulan davaya dayanak belgelerin okunaksız, yabancı dilde ve çevirisinin de yaptırılmadan sunulmuş olması nedeniyle sözleşme içeriğine ilişkin itiraz haklarını saklı tutarak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gereğince \"mübrez sözleşmenin okunaklı bir sureti ile beraber türkçe tercümesinin dosyaya sunulması için karşı tarafa süre verilmesine, belgenin ve tercümesinin tarafımıza tebliği ile cevap süresinin başlamasına karar verilmesine\" dair cevap süresinin uzatılması/başlangıcı talepli dilekçenin yasal süre içerisinde 22.03.2017 tarihinde dosyaya sunulduğunu, davacı tarafça, dava dilekçesi ekinde sözleşmenin okunaklı ve tercüme edilmiş suretinin sunulmaması, sunulan sözleşmenin ise müvekkili şirket yetkileri tarafından imzalanmaması ve böyle bir sözleşme ilişkisinin kurulmaması sebebiyle bu aşamada yani süre uzatım talebi/cevap süresinin başlangıcı hakkındaki dilekçede yetki itirazında bulunulmasının kendilerinden beklenmesinin kabul edilemeyeceğini;Süre uzatım/cevap süresinin başlangıcı hakkındaki dilekçe ile ilgili Yerel Mahkemece bir karar verilmemiş olsa da, işbu dilekçe doğrultusunda davacı tarafa;\"Mahkememiz dosyasında 13/02/2017 tarihli delil dilekçeniz ekinde sunulan sözleşmelerin tercümeli ve onaylı suretlerinin 2 haftalık kesin süre içerisinde mahkememize sunulması tarafınıza ihtar olunur.\" içeriğindeki ihtar 24.03.2017 tarihinde gönderilmekle, cevap süresinin uzatılması ve/veya başlangıcına ilişkin talebin zımnen kabul edildiğini, Mahkemece gönderilen ihtar üzerine, davacı tarafça 17.04.2017 tarihinde \"Delil listemizde yer alan bir kısım delillerin Türkçe  tercümeleri ile birlikte sunumu hakkında.\" konulu dilekçe ile eksikte olsa bir kısım belgelerin sunulduğunu, davacı tarafça, ihtar üzerine 17.04.2017 tarihinde sunulan işbu dayanak belgelerin, Yerel Mahkemece 18.04.2017 tarihinde taraflarına ptt ile gönderildiğini ve 25.04.2017 tarihinde tebliğ olduğunu, yani cevap süresinin bu tarih itibariyle başladığını;Tebliğ üzerine süresi içinde 02.05.2017 tarihinde sunulan cevap dilekçesinde açıkça yetki itirazında bulunulduğunu, HMK'nın 127. maddede \"süre uzatım talebi hakkında verilen kararın derhal taraflara bildirileceği\" nin hüküm altına alındığını, süre uzatım ve/veya cevap sürecinin başlangıcı konusundaki talep zımnen kabul edildiği gibi, talebin reddine dair bir karar da verilmediğini, bu konuda herhangi bir tebligat yapılmadığını, davacı tarafça da cevap dilekçesinin süresi içerisinde verilmediğine ilişkin bir itirazda bulunulmadığını;Yukarıda açıklandığı üzere, süre uzatım/cevap süresinin başlangıcı konusundaki talebin zımnen kabul edildiği dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi bir an için Yerel mahkemenin talebe istinaden işlem tesis etmemiş olması halinde dahi yerleşik Yargıtay içtihatlarında \"cevap süresi uzatım talebinin reddine dair bir karar verilmemesi ve/veya redde dair kararın talep edene bildirilmemesi halinde sonradan verilen cevap dilekçesinin ve delillerin süresinde sunulduğunun kabulü gerekeceği\" nin hüküm altına alındığını;Açıklanan nedenlerle, müvekkili şirket yetkilileri tarafından imzalanmayan sözleşmeyi kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafın iddialarını ve taleplerini dayandırdığı sözleşmenin \"Yasaya Müracat\" başlıklı 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"Yetki Sözleşmesi\" başlıklı 17. maddesi kapsamında yetki itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken aksi yöndeki kabul hükmünün usul ve yasaya aykırı olup, kararın kaldırılması gerektiğini;Müvekkili şirket ile davacı taraf arasında imzalanmış bir sözleşme bulunmadığını, davacı tarafın, dosyaya ibraz etmiş olduğu sözleşmenin müvekkili şirket yetkilileri tarafından imzalanmadığını, müvekkili şirketin, davacı tarafça sunulan bu sözleşmeden dosyaya sunulana kadar haberdar dahi olmadığını, sözleşmenin huzurda ikame edilen dava eki olarak ilk defa görüldüğünü;Müvekkili şirket ile davacı taraf arasında sözleşme imzalanmaksızın ve sözlü olarak varılan uzlaşı kapsamında kısa bir dönem 3 aylık deneme süreli bir çalışma olduğunu, deneme süresi sonunda çalışmaya devam edilmediğini, taraflar arasında kısa süreli (3 aylık) bir çalışma ve çalışma yapılan süreye ilişkin ödemelerin yapılmış olduğunun davalının ikrarı, bilirkişi raporu ve dosya kapsamında sabit olduğunu, hal böyleyken, Yerel Mahkemece, müvekkili şirket yetkililerinin imzasının bulunmadığı sözleşmeye dayalı olarak verilen kararın adalete, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu;Yerel mahkeme karar gerekçesinin aksine sözleşmede müvekkili şirket yetkilisi...'in eşi ...'in imzasının bulunmadığını, müvekkili şirket ile davacı taraf arasında yazılı hizmet sözleşmesi akdedilmediğini, davacı tarafça sunulan sözleşme üzerinde ise müvekkili şirket yetkililerinden ...'in eşi ...'in ...(şirket sahibi) olarak adına yer verildiğini, bu kişinin müvekkili şirket yetkilisi olmadığı gibi sözleşmede imzasının da bulunmadığını, sözleşmenin sadece son sayfasında kime ait olduğu belli olmayan tek imza bulunduğunu ve işbu imza müvekkili şirket yetkilisinin eşi ...'e ait değilken, Yerel Mahkemece herhangi bir imza incelemesi yapılmaksızın, ...'in sözleşmede imzasının bulunduğuna dair hüküm kurmasının, kararın dosya incelenmeden karar verildiğinin en açık göstergesi olduğunu;Sözleşmede pazarlama müdürü olarak yer verilen ...'ın müvekkili şirketle herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, davacı tarafça sunulan sözleşmede pazarlama müdürü olarak ismine yer verilen ... isimli kişi müvekkili şirket yetkilisi olmadığı gibi müvekkili şirket çalışanı da olmadığını, bu nedenle bu kişinin imzalamış olduğu sözleşmenin müvekkili şirketi bağlamadığını, müvekkili şirket ile herhangi bir iş ilişkisi ve bağı bulunmayan ... ile müvekkili şirket arasında nasıl bir bağ kurulduğu kararda açıklanmadan, bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan, sanki yetkisiz temsilci sıfatıyla imza atmış gibi gösterilerek karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca sözleşmenin sadece son sayfasında yer alan imzanın ...'a ait olduğuna dair dosyada herhangi bir delil de bulunmadığını;Bilirkişi ... tarafından tanzim edilen 20.06.2022 tarihli bilirkişi raporunda; \"Sözleşmede imzaları bulunan pazarlama müdürü ...'ın sözleşmenin imzalandığı tarihte, otel çalışanı olup olmadığının tespit edilemediği, dosya içerisindeki sözleşmede pazarlama müdürü olarak imzası bulunan ...'ın otelde çalışıp çalışmadığını belirten herhangi bir belgenin dosyada bulunmadığı (sigorta kaydı, personel listesi, vekaletname, sözleşme vb)\" tespitinde bulunulduğunu, açıklanan nedenlerle, müvekkili şirketle herhangi bir bağı olmayan ...'ın imza attığının ve müvekkili şirketi bağlayacağının kabul edilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu;Müvekkili şirket yetkililerin davacı tarafça sunulan sözleşmeye herhangi bir icazetleri söz konusu bile olmadığını, Yerel Mahkemece sözleşme imza tarihinde müvekkili şirket yetkililerinin sözleşmede imzası bulunan kişiler olmadığı tespitinden sonra, davacı tarafça sunulan sözleşmenin sadece son sayfasında kime ait olduğu belli olmayan tek imzanın hem müvekkili şirket ve yetkilileri ile herhangi bir bağı olmayan ...'a, hem de müvekkili şirket yetkilisinin eşi ...'e ait olduğu kabul edilerek, sözleşmenin yetkisiz temsilcilerce imzalandığı ve müvekkili şirketin sözlü uzlaşı kapsamında deneme süreli 3 aylık hizmet aldığı süre içerisinde ticari defterlerine işlediği 3 faturaya istinaden sözleşmeye icazet verdiği yönündeki kabulün, hukuka aykırı olduğunu;Yerel Mahkemece, icazet verildiği şeklindeki kabulün hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunun kabul edilmesi halinde, her an her şirket deneme süreli çalıştığı ve herhangi bir sözleşme imzalamadığı işlemlerinde borç altına sokulabilecek tehlike altında olacağını, bu durumun ise hukuk düzenince savunulmayacak bir durum olduğunu, sözleşmenin kabulüne yönelik herhangi bir ikrarları olmadığını,Yerel mahkeme karar gerekçesinde usul ve yasaya aykırı olarak sözleşme kapsamında çalışıldığına dair ikrarda bulunduklarına dair tespitte bulunulduğunu, oysaki yargılama süresince sunulan dilekçelerde ve beyanlarda hiçbir şekilde sözleşmenin kabul edilmediğini, her seferinde müvekkili şirket ile davacı taraf arasında imzalanmış bir sözleşme olmadığına vurgu yapıldığını, kendileri tarafından, sözlü varılan anlaşma uyarınca deneme süreli olarak kısa süreli yapılan çalışmaya ilişkin kabulün, sözleşmeyi kabul olarak değerlendirilmesi usul ve yasaya aykırı olup, Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini;Deneme süreli çalıştığı davacı tarafça düzenlenen faturaları ticari defterlerine işleyen müvekkili şirketin akdi ilişki içerisine girdiği kabul edilecek olsa dahi imzalamadığı bir sözleşme ile borç altına sokulmasının hukuk düzenince ve yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamında kabul edilmeyecek bir durum olduğunu, davacı tarafça sunulan sözleşme tercümesinin imzasız olan ilk sayfasında \"her iki taraf, noter huzurunda akdedilmiş olan resmi belgeye dayanan, kendilerine sözleşme akdetme ve taahhütte bulunmaya ilişkin gerekli yasal ehliyeti veren yeterli vekalete veya yasal temsil yetkisine sahip olduklarını ve yetkilerinin feshedilmediğini ve geçerli olmaya devam ettiğini beyan etmektedirler\" şeklinde bir hüküm bulunduğunu, bu hüküm uyarınca davacı tarafın geçerli bir vekaletname veya yetki belgesi görmeksizin herhangi bir sözleşme imzalamaması gerektiğini, imzalanmışsa da bu ancak sözleşmeyi imzalayan tarafları bağladığından, müvekkili şirketin bundan dolayı sorumlu tutulamayacağını, davacı yanın basiretli bir tacir gibi hareket etmesi ve sözleşmeyi imzalayan kişilerin yetkili olup olmadığını kontrol etmesi ve Yerel Mahkemece bu yönde değerlendirme yapılması gerekirken, aksi yöndeki müvekkili şirkete imzalamadığı bir sözleşmeden dolayı borç altına sokacak şekilde değerlendirme yapılmasının yasal mevzuata ve içtihatlara aykırı olduğunu; Sözleşmeyi tek taraflı feshettiklerine dair  dosyada herhangi bir iddiaları ve/veya beyanlarının bulunmadığını,Yerel Mahkemece dilekçelerdeki beyanlarının yanlış anlamlandırılarak karar kurulduğunu, dilekçenin 5. maddesinde izah edildiği üzere sözleşmeyi kabule yönelik herhangi bir ikrarları olmadığı gibi sözleşmeyi tek taraflı feshettiklerine ilişkin de dosyada bir beyanlarının olmadığını, taraflar arasında sözlü varılan anlaşma uyarınca 2013 yılı Nisan ve Haziran ayları arasında 3 aylık deneme süreli bir çalışma olduğunu, deneme süresi sonunda çalışmaya devam edilmediğini, deneme süreli çalışmaya ilişkin beyanlarının sözleşmeyi tek taraflı fesih olarak nitelendirilmesinin kabul edilemez olduğunu;Sözleşmeyi ve müvekkili şirketi bağlayacağını kabul anlamına gelmemek kaydıyla sözleşmenin sadece son sayfasında imza bulunması nedeniyle imza bulunmayan sayfaların dahi tarafları bağlayacağının kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, her ne kadar şirket yetkilisinin veya temsilcisinin imzası olmasa da ve Yerel Mahkemenin kabulünde olduğu gibi bir an için yetkisiz temsilci tarafından imzalandığının ve icazet verildiğinin var sayılması halinde dahi müvekkili şirkete ilişkin sözleşmenin sadece son sayfasında imza yer aldığını, bu nedenle diğer sayfaların her zaman değiştirilmesi imkan ve olanağı bulunduğunu, bu belgenin kim tarafından ne şekilde düzenlendiğinin belirsiz olduğunu, altında imza olmayan bir belgenin hukuken geçerliliğinin bulunmadığını, dolayısıyla sözleşmenin sadece son sayfasının imzası bulunan kişi açısından bağlayıcı olabileceğini, ayrıca sözleşmenin yabancı dilde olduğu ve içeriğinin çevirisi olmaksızın imzalanmış olmasının da imza altına alan kişi tarafından bağlayıcılığını ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu, tüm bu nedenler kapsamında, davacı tarafından ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, varsayıma dayalı ve soyut tespitlerden yola çıkılarak davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel mahkemenin kabulü ile davacı tarafın iddilarının dosya kapsamı ve sunulan beyanlarla örtüşmediğini, Yerel Mahkemece, hatalı tespitlerle usul ve yasaya aykırı olarak, taraflar arasında geçerli olduğu kabul edilen sözleşmede; sözleşmenin süresi 01.12.2012 başlangıç ve 28.02.2015 bitiş olarak gösterilmiş olmasına rağmen davacı tarafça, hizmet sözleşmesinin yürürlüğe girdiğinin iddia edildiği 2012 Aralık ayına ve sözleşmede hüküm altına alındığı haliyle 2013 yılı ilk çeyreğine (Ocak, Şubat, Mart) ilişkin hizmet verildiğine ve/veya fatura düzenlendiğine, işbu hizmetlerin alındığının ve düzenlenen faturaların müvekkili şirket tarafından kabul edildiğine dair bir belge de ibraz edilemediğini;01.12.2012 tarihinde sözleşmenin yürürlüğe girdiğini iddia eden davacı tarafın, 01.12.2012 tarihinden 17.04.2013 tarihine kadar fatura düzenlememiş olmasının da taraflar arasında böyle bir hizmet ilişkisinin kurulmadığını açıkça ortaya koyduğunu, hal böyle iken, taraflar arasında sözlü varılan anlaşma uyarınca sadece 3 aylık deneme süreli yapılan çalışma uyarınca düzenlenen faturaların yasalara uygun olarak müvekkili şirketin ticari defterlerine işlenmiş olmasından bahisle sözleşmenin taraflar arasında geçerli olduğunun kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu;Davacı tarafın, deneme süreli çalışılan süre içerisinde düzenlediği faturaya haksız kazanç sağlamak amacıyla bilinçli olarak \"2 Çeyrek\" açıklaması yazmış olduğunun ortada olduğunu, taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmamış olmasının, sözlü olarak varılan anlaşma uyarınca deneme süreli olarak çalışılan süre içerisinde ise müvekkili şirketin ödemelerini yapmış olduğunun davacı tarafın ikrarı ve bilirkişi raporuyla sabit olması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı hukuki değerlendirmeyle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini beyanla İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/819 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında sözleşmeye dayalı ticari ilişki bulunduğunu, davalıdan üyelik ve komisyon ücretleri ile cari hesaptan kaynaklanan alacaklarını tahsil edemediğini, bu nedenle hakkında icra takibi başlatıldığını beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacı ile aralarında herhangi bir yazılı sözleşme bulunmadığını, davacının sunmuş olduğu sözleşmenin yetkilileri tarafından imzalanmadığını, sözleşmenin yalnızca son sayfasında bulunan imzanın kim tarafından atıldığının belirsiz olduğunu, davacı ile sözlü olarak kısa süreli bir çalışma yaptıklarını, bu çalışmadan doğan borçların ödendiğini, davacıya herhangi bir borçlarının bulunmadığını, Mahkemece sözleşmenin geçerli kabul edilmesi halinde ise yetki itirazlarının bulunduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; davacı tarafından davalı adına 6 adet toplam 5.566,81 Euro bedelli fatura düzenlendiği, takip talebine bu faturaların eklendiği ancak takipte talep edilen alacak tutarın 3.746,31 Euro olduğu, buradan hareketle bilirkişiler ve Mahkemece davacının alacağını dayandırdığı faturalardaki toplam 5.566,81 Euro alacaktan 1.820,50 Euro'luk kısmın davalı tarafından ödenmiş olduğunun kabul edildiği, bu kabule davacının da bir itirazının olmadığı, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından düzenlenen 17/04/2013 tarihli-675 Euro bedelli, 17/05/2013 tarihli-249,41 Euro bedelli ve 17/06/2013 tarihli-141,90 Euro bedelli faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, diğer üyelik ücreti açıklamalı ve toplam 4.500 Euro bedelli faturaların ise davalının defterlerinde kayıtlı olmadığı, defterlerde davacı tarafından talep edilmeyen ve bu şekilde ödendiği kabul edilen 1.820,50 Euro'ya ilişkin de bir kayıt olmadığı, davalı tarafından davacı adına 14 adet fatura düzenlendiği ve bu faturaların defterlerine kaydedildiği, sonuç olarak davalının kendi defterlerinde davacıdan alacaklı olduğu ve uyuşmazlığın ve davacının iddia ettiği alacağın, davalının defterlerinde kayıtlı olmayan 17/08/2013 tarihli-675 Euro bedelli, 10/10/2013 tarihli-675 Euro bedelli ve 11/10/2013 tarihli-3.150 Euro bedelli faturalardan kaynaklandığı, Mahkemece üyelik ücreti adı altında düzenlenen bu faturaların davacı tarafından sunulan sözleşmenin taraflar arasında akdedildiğinin kabulü ile sözleşmeye göre düzenlendikleri kabul edilerek davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.TBK'nın 46. maddesi uyarınca; bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriği malın teslim edildiğinin/hizmetin verildiğinin, düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Dosyada mübrez sözleşmenin incelenmesi ile, 01/12/2012 ila 28/02/2015 tarihleri arasında geçerli olmak üzere düzenlendiği, birinci maddesinde sözleşmenin davalı tarafça müdürü sıfatıyla ... tarafından imzalandığının açıklandığı, sözleşmenin yalnızca son sayfasında davalı şirkete ait kaşe ve üzerinde imza olduğu, imzanın üzerinde ise ... (Pazarlama Müdürü) ve ... (sahibi) isimlerinin yer aldığı, getirtilen ticaret sicil kayıtlarına göre ...'ın sözleşme tarihinde davalı şirketin yetkilisi olmadığı, sözleşmenin birinci maddesinde tarafların yetkilerinin noter huzurunda düzenlenmiş belgeye dayandığının kabul edildiği ancak  sözleşme ekinde dava dışı ...'ın davalı şirket tarafından noter huzurunda yetkilendirildiğine dair bir belgenin/vekaletnamenin bulunmadığı, dosyada taraflar arasında sözleşme öncesi/sonrası yapılmış görüşmelere ilişkin yazışma vs başkaca bir delilin de bulunmadığı,Mahkemece ...'ın davalı şirketin çalışanı olup olmadığının araştırılmadığı, davalı tarafça anılan kişinin şirket çalışanı olmadığının beyan edildiği, Mahkemece bir tanesi üyelik ücreti olmak üzere davacı tarafından düzenlenmiş üç adet faturanın davalı tarafça kabul edilerek ticari defterlerine kaydedilmiş olması sebebiyle yetkisiz temsilci tarafından imzalanan sözleşmeye zımni olarak icazet verildiği kabul edilmiş ise de, davalı tarafından, taraflar arasında deneme süresi için geçerli bir ticari ilişki kurulduğu ve bu süreye tekabül eden ücretlerin de ödendiğinin savunulduğu, taraflar arasında yazılı sözleşme olmaksızın ticari ilişki kurulabileceği, yalnızca düzenlenen faturaların kabul edilmiş ve ödenmiş olmasının davalı tarafından sözleşmenin sonradan kabul edildiği, sözleşmeye icazet verildiği anlamına gelmeyeceği, sözleşmenin süresi 01/12/2012 itibariyle başlamakta iken davacı tarafından ilk faturanın 17/04/2013 tarihinde düzenlenmiş olmasının da davalının savunmasını desteklediği, yazılı sözleşmenin geçerli olması halinde davacı tarafından ilk aylar için de üyelik ücreti faturası düzenlenmesi gerektiği, bu sebeplerle davalının yetkilisi tarafından imzalanmamış ve sonradan icazet verilmemiş sözleşme ile sorumlu tutulamayacağı, tek başına fatura düzenlenmesi ile alacağın ispat edilemeyeceği, davacının dayandığı fatura içeriği hizmetin verildiğini ispat eder bir delil sunmadığı ve bu şekilde alacağını ispat edemediği anlaşılmakla Mahkemece davanın ve davacının alacağını ispat edememiş olması doğrudan takipte kötü niyetli olduğu sonucu doğurmayacağı,dosya kapsamında davalı tarafından davacının kötü niyetli olduğu da ispat edilemediğinden davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.Sonuç olarak davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından  HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/12/2022 tarih ve 2021/218 Esas 2022/819 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,2-Davanın REDDİNE,3-Davalının şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 191,57 TL'den mahsubu ile bakiye 423,83 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydedilmesine,5-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,7-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 12.035,78 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 8-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 10-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,11-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 12-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 13-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminatın talep halinde yatıran ilgili tarafa iadesine,14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"87d5cf7b14e5ca70","SID":"275dcfbcf7818fa9"}}