{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/2232 <br>KARAR NO: 2025/720<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 21.04.2021<br>NUMARASI: 2018/45 Esas - 2021/267 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali (Bayilik sözleşmesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı alacaklı şirket ile davalı borçlu arasında bayilik sözleşmesinin akdedildiği, Muğla ili Bodrum ilçesinde abone bayisi olduğu, davalının işe başlaması, müvekkili ile sözleşme akdedilmesine müteakip olup, taraflar arasında imzalanan bir sözleşmenin mevcut olduğu, ticari ilişki çerçevesinde davalı tarafın müvekkili şirkete 11.198,12-TL borcunun bulunduğu, davalının borcunu ödemesi hususunda yazılı ve sözlü görüşmelerin neticesiz kaldığı, davalı tarafından  müvekkili şirkete ödemede bulunulmaması üzerine davalı aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile alacağın tahsili zımnında icra takibine geçildiği,  davalıya ilamsız icra takibine ilişkin ödeme emrinin gönderildiği, davalının soyut ve haksız itirazları neticesinde takibin durduğu, müvekkili şirketin alacağının her türlü ticari kayıt ve belge, itiraz edilmeyen fatura ve irsaliyeler ile sabit olduğu, davalının vadesinde yapması gereken ödemeyi yapmadığı, likit alacağının  tahsilini geciktirmek için takibe haksız olarak itiraz ettiği,  davalı takibe haksız bir biçimde itiraz ettiği, alacak da muayyen  ve likit olduğundan davalı hakkında %20'den az olmayacak şekilde icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiği,  bu sebeple huzurdaki davanın açıldığı, haksız itirazının iptali ile takibin devamını talep ettikleri,  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalıya dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilmesine rağmen davaya cevap vermemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı tarafın dava tarihi itibariyle tacir olduğu ancak geçmiş dönem için işletme hesabına göre defter tuttuğu, davacı taraf defterlerini sunmuş ve cari hesap alacağı olduğu tespit edilmiş ise de, HMK 31.maddesi kapsamında, davacı tarafa, taraflar arasındaki ilişkinin ne olduğu, aradaki hizmetin ne olduğu, neye göre, hangi hizmet karşılığı, cari hesabın carilendiği, faturaların teslimine ilişkin belge olup olmadığı sorulmuş ve bu konuda yazılı beyanda bulunulacağı belirtilmiş olmakla, faturaların ve malların teslimine, hizmete ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamış, teslime ilişkin bilgi-belge sunulamamış, cari hesabın neye göre carilendiği açıklanmamış...\" olması gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece yürütülen yargılama esnasında davalı borçlunun ticari  dava konusu alacağın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığının tespiti için dosya bilirkişiye tevdi edildiğini, bilirkişi raporunda, davacı şirketin ticari defter ve belgeleri incelendiğini, ''... A.Ş'nin ticari defterleri ve dayandığı belgeler yardımcı defterlerin birbirini tamamlaması ve teyid etmesi, usulüne uygun tutulmuş olması nedeni ile HMK 222.madde gereğince delil niteliğinde olduğu ...'' kanaatine ulaşıldığını, bunun yanında vergi dairesinden gelen yazıda davalı borçlunun 2014 ve 2015 yıllarında işletme hesabına göre defter tuttuğu, 2016 yılında bilanço esasına göre defter tuttuğu ancak işbu yıla ilişkin kayıt ve bilgilerin dosyada mübrez olmadığından bahisle davalı borçlunun ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılamadığının ifade edildiğini,  6100 Sayılı HMK'nin başlıklı 222. maddesi gereği ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ve bunun yanında sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiğini, davalının 2014 ve 2015 yıllarında her ne kadar işletme hesabı usulüne göre defter tutmakta ise de, işbu defterlerde davalı borçlunun borç ve alacak durumunu gösterir kayıtlar yer aldığını, zira satın alınan malların ve yapılan tahsilatların işbu defter mükellefleri tarafından kayıt altına alınması gerektiğini, dolayısıyla davalı borçlunun işletme hesabı usulüne göre defter tutması, tutmuş olduğu defterleri mahkemeye ibraz etmesine engel ve mazeret teşkil etmediğini, hiç bir surette kabul anlamına gelmemek şartıyla, davalı borçlu 2016 yılında bilanço esasına göre tutmuş olduğu ticari defter ve kayıtları da ibraz etmediğini, diğer bir ifade ile 2014 ve 2015 yılları arasındaki ticari ilişkinin ticari defterler ile ispata elverişli olmadığı kabul edilse dahi, 2016 yılı içinde doğmuş olan alacak ve borçların ticari defterler ile ispat edilebileceğinin ortada olduğunu, ancak davalı borçlu 2016 yılına ilişkin ticari defterlerini de ibraz etmemiş olup; mahkemece işbu husus gözetilmeksizin davanın tümden reddine karar verilmiş olmasının kabulünün mümkün olmadığını, nitekim davalının ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmemesine ilişkin emsal Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E. 2016/2310 K. 2017/2537,  13.6.2017 tarihli kararının ekli olduğunu,  Taraflar arasında akdedilen \"Bayilik Sözleşmesi\"nin \"Delil Anlaşması\" başlıklı 14. maddesi ile ilgili sözleşme maddesinin büyük puntolarla ve belirgin şekilde kaleme alınmış olması, davalı borçlunun tacir sıfatını haiz olması ve TTK'nin 18. maddesi uyarınca basiretli şekilde hareket etmekle yükümlü olduğu gözetilerek geçerli bir delil anlaşması olarak kabul edilmesi gerektiğini, iş bu sebeple başkaca bir fatura veya irsaliye gerekmeksizin yalnızca müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları da dava konusu alacağın varlığını ispat etmeye elverişli olduğunu, bu çerçevede yukarıda yer alan kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesindeki beyanlarını tekrar etmekle birlikte, taraflar arasındaki delil anlaşması dahi tek başına müvekkili şirketin alacaklı olduğunu ortaya koyduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, bayilik ilişkisi kapsamında alacağın tahsili için başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.  İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalının dava dışı temlik eden şirket ile bayilik ilişkisi kapsamında borçlarının davacıya temlik olduğunu, davalının borcunu ödememesi üzerine başlatılan takibe haksız itiraz yönelttiğini ileri sürmüş, davalı yargılamaya katılmadığı gibi cevap vermemiş, icra takibine itirazın da ise takip alacaklısına borcu bulunmadığını ileri sürmüştür. Yargılama aşamasında sunulu deliller ile taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış olup alınan bilirkişi raporunda; davalının 2014-2015 yıllarında  işletme hesabı defteri tuttuğu, 2016 yılında bilanço esasına ilişkin defter tuttuğu, davalının işletme defteri tuttuğu yıllar itibariyle davacı alacığının tespitinin yapılamayacağı, davacı kayıtlarında ise davalının borçlu görüldüğü anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince yargılama sürecinde davacı vekiline, alacağa dayanak faturaların tebliği ile fatura konusu mal ve hizmetlerin davalıya teslimine dair kanıtlarını sunması için süre tanınmış, davacı vekilinin 10.11.2020 tarihli beyan dilekçesinde taraflar arasında doğrudan fatura ilişkisi bulunmadığı, ilgili faturalara ilişkin tebliğ belgeleri ile alacağın dayanağına ilişkin mal ve hizmeten davalıya teslimine ilişkin belge sunulamadığı ancak bayilik sözleşmesi hükümleri uyarınca müvekkili ticari defterlerinin kesin delil olarak kabulü hüküm altına alındığından, alacağın kanıtlandığının kabulü gerektiği ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesince de  işaret edildiği üzere, fatura tek başına alacağın varlığını kanıtlamaz. Davacı alacaklı tarfından alacağa dayanak mal ve hizmetin davalıya teslim edildiğinin de usule uygun delillerle kanıtlanması gerekir. İlk derece mahkemesince davacı tarafından dava konusu alacağa dayanak mal ve hizmetin verildiğinin kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekilince sözleşme uyarınca müvekkili defterlerinin münhasır delil olduğunun kabulü gerektiği ileri sürülerek istinaf nedeni yapılmış ise de ticari defterler ancak dayanakları ile birlikte delil olabilir. Deftere kaydedilen alacağın dayanağını ortaya koyan belgelerin, özellikle teslime dair belgelerin sunulması gerekir. Buna göre davacı vekilinin bu yöndeki istinafı da yerinde değildir. Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda,  ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1  maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;  1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı  istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,4-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.04.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fe129780455fcf16","SID":"2efa11e936256a6c"}}