{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   <br>T.C.<br>DENİZLİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  4. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: ....<br>KARAR TARİHİ\t: 30/04/2025<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t:....<br>ÜYE\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>KATİP\t\t: ....<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t:...<br>TARİHİ\t\t: 11/02/2025 (Ara Karar)<br>NUMARASI\t\t: .... <br><br>DAVACI\t: ..<br>VEKİLİ\t: ...<br>DAVALI\t: .,...<br>VEKİLİ\t: ...<br>DAVANIN KONUSU\t: Fesih İstemli<br>G.KARAR YAZIM TARİHİ\t: 30/04/2025<br>İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen ara kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili ....... şirketinde %27,90 oranında 279 paya sahip pay sahibi olduğunu, adı geçen şirketin Fethiye’de bulunan biri ... diğeri benzin istasyonuna kiralamış olduğu değeri paha biçilemez olan taşınmazları bulunduğunu, bu taşınmazların gerek satın alma gerekse de kiralama değerleri bağımsız kuruluşlar tarafından yapılacak değerleme raporlarında ya da mahkemece atanacak bilirkişilerce yapılacak değerlemelerde de tespit edileceği üzere çok yüksek miktarda olmasına rağmen, taşınmazların kiralandığı günden bugüne şirket için gelir getiren bir değer olmaktan uzak bırakıldığını,  taşınmazlar ederinin çok altında kiraya verildiğini, kiralama dönemi içerisinde kira gelirinin artışına yönelik olarak herhangi bir hukuki süreç başlatılmadığı gibi dostane çözüm yollarına da başvurulmadığını, bu çerçevede kira bedelinin rayiç değere çıkartılmasına yönelik tespit davası, kiralama süresi 12 yılı aştığı için tahliye davası gibi davalar açılmayarak taşınmazların gelir getiren değer olması için bir çaba gösterilmediğini/çaba gösterilmekten imtina edildiğini, bu durum şirketin zarar uğramasına/uğratılmasına neden olduğunu, bu durum ise uzun süredir devam ettiğini, müvekkili pay sahibi olarak şirketin zarar görmesinin önüne geçmek adına Türk Ticaret Kanunu’ndan doğan haklarını kullanmak ve şirket yönetim kuruluna gerekli uyarılarda bulunma gereği duyduğunu, Müvekkilinin bu taşınmazlar üzerindeki kiracılarla ilgili kira sözleşmelerini, muhasebesel birtakım tabloları talebi ile adı geçen şirketten edinmişse de, gördüğü tablo karşısında hayrete düştüğünü, Şirketin uzun süredir çok büyük miktarda elde edebileceği gelirden mahrum olduğunu tespit ettiğini, TTK 553. Maddesinde “…, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler…., kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…) hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu” olduğu açıkça ifade edildiğini, gerek 5M Migrosun bulunduğu yer gerekse Benzin  İstasyonunun bulunduğu yerden elde edilen kira geliri, ederinin çok çok altında olduğunu, bu haliyle yönetim kurulu üyelerinin yapmış olduğu/ yapmadığı/ yapmaktan imtina ettiği kanun ve esas sözleşme ile üstlendikleri yükümlülükleri kast veya kusurları ile ihlal ettikleri, en nihayetinde pay sahibi müvekkilin haklarına halel getirdiği ortada olduğunu, bu doğrultuda pay sahibi olan müvekkili, gerek bu kira sözleşmelerini akdeden ve gerekse de taşınmazlardan elde edilen geliri arttırıcı hukuki işlemlere girişmeyen yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunun tespiti için yasal yollara başvuruda bulunduğunu, Şirketin çoğunluk pay sahipleri ve şirketin yönetim kurulu tarafından TTK. 409 maddesinde “her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılması gerektiğini içeren emredici kanun hükmü ihlal edildiğini “olağan genel kurul toplantı gününün belirlenerek ilan edilmesini,  TTK 437 maddesi gereği olağan genel kurul toplantısı olarak belirlenen günden en az onbeş gün önce olmak üzere TTK 437.maddede yer verilen belgelerin şirket merkezinde incelemeye hazır tutulması, TTK 411.maddesinde verilen hakkın gereği olarak olağan genel kurul gündemine, “şirkete ait taşınmazlarda bulunan kiracıların durumu, gelirin arttırılması için veya gerektiği takdirde tahliyeleri için gerekli hukuki işlemlerin başlatılması, yönetim kurulu üyelerinin kiracılar ve durumları hakkında izahat vermesi, yönetim kurulu üyeleri hakkında şirketi zarara uğratması sebebiyle suç duyurusu ve tazminat davası açılması” maddelerinin eklenmesine; aksi halde olağan genel kurul toplantısının yapılması için Mahkemeye başvurulacağı ve bu süreç beklenmeksizin şirketin uğradığı zararın önüne geçmek adına yönetim kurulu üyeleri hakkında suç duyurusu ve tazminat davası açılacağı hususlarında yönetim kurulu üyelerine sözlü uyarıda bulunulduğunu,  TTK 409.madde anonim şirketin olağan genel kurullarının “her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapıl”masını emredici olarak belirlediği halde, bu emredici hükümlere aykırı olarak öncelikle şirketin olağan genel kurulları hiçbir zaman, zamanında yapılmadığı gibi, geçmişe dönük olarak zamanında yapılması gereken olağan genel kurullar toplu bir şekilde yapılmıştır. Gerçekten de şirketin kötü yönetiminin bir göstergesi olan bu durum, şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesi gereken bir başka konu olarak ele alınması gerektiğini, şirketin uzun yıllardır yüksek miktarlı gelir getiren malvarlığından yararlanmaması, şirketin uzunca bir dönemdir kar dağıtımı yapmaması veya çok cüzi bir kar dağıtımı yapması, çoğunluk pay sahipleri tarafından seçilen yönetim kurulu üyelerinin kötü yönetim tarzından kaynaklandığını, şirket yönetim kurulu, öncelikli olarak anonim şirketin kâr elde etmesini ve işletmesel düzeyde iyi yönetilmesi amacından uzaklaştığını, bu şekilde müvekkil pay sahibinin ve şirketin haklarına halel getirdiğini,  müvekkil pay sahibi tarafından, tamamıyla şirketin menfaatine olan kira bedellerinin artışına ve karlılığa ilişkin görüş ve öneriler reddedildiği gibi, müvekkilim yönetim kurulu üyesi tarafından darp, cebir ve hakaret eylemlerine dahi maruz kaldığını, bu haksız ve cezai sonuç taşıyan eylemler ile müvekkilimi aile şirketi olan şirketten ve yönetimden uzaklaştırmaya çalışmış ve bunda başarılı olduğunu, müvekkili yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde de, kendisine verilen yanıltıcı bilgi ve beyanlarla şirketin karlılığın düşük olduğu görüntüsü verilmiş, müvekkilin geliri arttırmaya yönelik işlemler yapılması talepleri gözardı edilmiş ve yok sayıldığını, şirket yönetim kurulu üyeleri, şirkete ait olan araçları sadece ve sadece kişisel kullanımlarına özgülemiş ve şirket menfaatleri ile yönetim kurulu üyelerinin menfaatleri çatışır duruma geldiğini, bu şekilde şirketin menfaatine davranması gereken yönetim kurulu üyeleri eylem ve davranışları ile şahsi çıkarlarını öne çıkarmışlar, şirketin geleceğini tehlikeye attığını, bu süreçte müvekkili aynı zamanda akrabaları olan diğer pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri tarafından eksik ve hatalı bilgilerle aldatılmış ve geçmiş dönemde yapılmayan olağan genel kurullar toplu bir şekilde ve müzakere edilmeksizin genel geçer bir ibra maddesi ile yönetim kurulunun ibrası onaylandığını, adı geçen olağan genel kurul toplantıları, bir toplantı niteliğinde değil usuli bir eksikliği tamamlamak için yapılmış ve yönetim kurulunun tümüyle sorumluluğunda olan dilekçede yer verdiği konularla ilgili bilgi verilmeyen hususları asla kapsamadığını,  Yönetim Kurulu üyelerinin, çoğunluk pay sahipleri eliyle şirketi zarara uğratan eylem ve davranışlarda iştirak halinde, şirketin ve pay sahibi müvekkilin zararına hareket ettiği görüldüğünü, ortaklık yapısı ve ortakların birbirleriyle olan ilişkileri, yönetim kurulu üyelerinin yönetim tarzı, şirketin haklı nedenle fesih davası açmasını gerektiren nitelikte ve ağırlıkta olduğunu, davalı şirket müşterek hisseli bir aile şirketi vasfında anonim ortaklık olup,  tek amacı kâr etmek olan şirketin karlılığını arttırmak amacıyla yapılması gereken hukuki işlemlerin yapılmadığı/yapılmaktan imtina edildiği, bu sebeple ortaklar arasında sorunlar çıktığı, müvekkile karşı diğer ortak ve yönetim kurulu üyeleri tarafından darp, cebir, tehdit suçları işlendiği, genel kurul toplantılarının emredici hükümlere aykırı toplandığı, vs. sebeplerle de sorunlar çıktığı, söz konusu sorunların müvekkil pay sahibi davacıya atfi kabil bir kusurdan meydana gelmemesi sebepleriyle şirketin fesih ve tasfiyesi sebebinin gerçekleştiği kanaatindeyiz. Ancak malumunuz üzere TTK 531. Madde ile kanun koyucunun Mahkemenize vermiş olduğu takdir hakkı çerçevesinde ancak mahkemece fesih yerine başka önlemler (şirketin bölünmesi, hisse bedelinin ödenerek dava açan ortağın çıkarılması vs. ) de alınabileceği, böylesi bir çözüm tarzının tüm hissedarların yararına olduğu, düşünülmesi halinde, şirketin bölünerek şirketin sahibi olduğu ...İli ... İlçesi... Mahallesi ..Ada ve ....parselde kayıtlı....’nin kiracı olarak bulunduğu arsanın müvekkil pay sahibine özgülenmesine ve ayrıca ilave bedel ödenmesine , bu yönde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına, aksi kanaat halinde hisse bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkma kararının verilmesine karar verilmesi için işbu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu, ticari dava öncesi zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, .... Arabuluculuk Bürosu ..... büro dosya numaralı,..... arabuluculuk numarası ile yapılan başvuru, anlaşamama son tutanağı düzenlenmek suretiyle son bulduğunu, Davanın kabulüne,  davalı şirketin kanunda yer alan tasfiye koşullarının oluşması ve yönetim kurulu üyeleri ile şirket menfaatlerinin çatışması sonucu şirketin zora düşmesi nedenleri ile İhtiyati tedbiren kayyım atanması talebinin kabulüne dosya üzerinden yapılan inceleme ile karar verilmesini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; TTK 531 maddede öngörülen haklı nedenle fesih hallerinin varlığına dayalı olarak şirketin feshine, öncelikle fesih yerine davacı pay sahibi müvekkile ait .... İli ... İlçesi .... Mahallesi .... Ada ve ...parselde kayıtlı ....’nin kiracı olarak bulunduğu kayıtlı taşınmaz ve üstündeki yapının devri ile ayrıca belirlenecek tutarın ödenmesi suretiyle davacı pay sahibi müvekkilin şirketten çıkarılmasına, mahkeme aksi kanaatte ise fesih yerine davacı pay sahibi müvekkiline, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahibi müvekkilin şirketten çıkarılmasına, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Mahkemenin 21/11/2024 tarihli ara kararı ile; \"Davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin, davalı şirkette organ eksikliği bulunmadığı, şirketin yetkili organlarıyla yönetilmesi asıl olup, 6102 sayılı TTK'nın 630/2 maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK'nın 390/3 maddesi gereğince davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat edecek nitelikte delil ibraz etmediği anlaşıldığından şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin reddine\" karar verilmiştir.<br>Davacı vekili 04/12/2024 tarihli istinaf dilekçesinde özetle: ... Asliye Ticaret  Mahkemesi’nin 21.11.2024  tarihli  ara kararı ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verildiğini, verilen ara  karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, şirketin kötü yönetim ve borçlandırıcı faaliyetlerinden hissedar olan davacı müvekkilinin de sorumlu olacağını, davalı taraf ihtara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkili şirkete faaliyetlerine dahil edilmediği gibi, defter ve belgeleri de inceleyemediğini, şirketin zarara uğratıldığını, kar payının sürekli azaltıldığını, şirkete ait taşınmaz rayiç bedelinin çok fazla altında kiraya verilmiş olup halihazırda da kiracı düşük bedelle oturduğunu, kira tespit veya tahliye açılmadığı gibi kira bedelinin ödenip ödenmediği ve miktarı hususunda da müvekkiline bilgi verilmeyip buna dair banka kayıtları gösterilmediğini, Genel Kurulun yasaya aykırı toplandığını, bu ve bunun gibi dava dilekçesinde de belirtilen çok sayıda usulsüzlük ile şirketin hali hazır organ ve yöneticileri şirketi zarar uğrattığını,  TTK'nın 630/2 maddesi gereğince şirket ortaklarının şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin ihtiyati tedbir yolu ile kısmen sınırlandırılarak şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün olduğunu, TTK 630/2 uyarınca  “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.” haklı sebeplerin varlığı dava dilekçesinde açıklandığını, bu kapsamda tedbir kararı verilmesini, mevcut dava nedeni ile müvekkilinin haklarına zarar vermek kastı ile şirketin mal varlığını eksiltici faaliyetlerde bulunma olasılığı mevcut olduğunu, bu hususta gerekçede belirtilen nedenle tedbiren şirketi yönetmek üzere kayyım atanma olasılığının olmaması halinde dahi, şirket ortaklarının şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin ihtiyati tedbir yolu ile kısmen sınırlandırılmasını, şirket ortaklarının şirketi borç altına sokacak ve  şirket mal varlığını eksiltecek işlemleri yapabilmesinin mahkemece atanacak kayyımın onayına bağlı tutulması yönünde tedbir kararı verilmesini, mahkemece kayyım atanmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesi emsal Yargıtay kararları uyarınca da ölçülük ilkesine aykırı olmadığı gibi  denetim ve onay kayyımı şirketin iç işlerine karışma yetkisine haiz olmayıp, sadece yapılan iş ve işlemleri denetlemekle yükümlü olduğunu, HMK 389 vd. Maddeleri uyarınca İhtiyati tedbir yasada koruyucu önlem olarak düzenlendiğini, mahkemece verilecek karar ile davanın kabulüne karar verilmesi halinde  şirketin karar tarihindeki aktif değerini kaybetmesinin önüne geçilebilmesi için şirketin faaliyetlerinin denetim kayyımının onayına tutulmasının HMK'nın 389 v.d maddelerine uygun olup, bildirmiş olduğu vakıalar ve deliller, gerektiğinde alınacak ön rapor ile veya kira yönünden yapılacak araştırma ile yapılacak tespit sonucu HMK'nın 390/3. Maddesi kapsamında yaklaşık ispat kuralının da karşılandığını, dava dilekçesinde belirtildiği üzere şirket payının ödenmesiyle ortaklıktan çıkma terditli olduğunu, limited şirketler yönünden TTK 638.maddesinde özel geçici hukuki koruma düzenlemesi getirildiği halde, anonim şirketler yönünden, geçici hukuki korumaya ilişkin özel düzenleme yapılmadığından, genel hüküm olan HMK 389 vd. maddelerinin uygulanması gerektiğini, Ancak HMK 389 uygulanırken de müvekkilin haklarının korunması,  davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla  koruyucu tedbir kararı verilmesi gerektiğini, şirketin fesih ve tasfiyesi talep edilmekle, şirketin tüm mal varlığı dolaylı olarak davanın konusu kapsamında olduğunu, bu kapsamda denetim kayyımının yanı sıra şirket malvarlığı olan taşınmazlar yönünden de ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini,   ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir taleplerinin  reddine dair  kararı yerinde olmadığını, bu nedenlerle; istinaf isteğinin kabulünü, İlk derece Mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair  kararının ortadan kaldırılmasını , gecikmesinde sakınca bulunduğundan ihtiyati tedbir kararı verilerek şirkete denetim kayyımı atanmasına ve şirketin tüm malvarlığı da dolaylı olarak dava konusu kapsamında olduğundan, şirket malvarlığı yönünden de TTK 638/2 ve HMK ilgili maddeleri uyarınca koruyucu tedbir kararı verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>....Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesi 16/01/2025 tarihli .... Sayılı ilamı ile; \"Somut olayda, dosya içeriğinde ihtiyati tedbir talebi için başvuru harcının alındığına dair bir belgeye rastlanılmadığından, davacı vekiline ihtiyati tedbir harcını yatırması için uygun bir kesin süre verilmesi, kesin süreye uymamanın neticelerinin açıkça ihtar olunması, verilen kesin süre içinde harcın yatırılması halinde bundan sonra ihtiyati tedbir talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, ihtiyati tedbir harcı alınmadan talebin esası hakkında karar verilmesi doğru olmamıştır.  davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-4 ve m. 355 hükümleri uyarınca esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen gözetilen sebeplerle kabulü ile, yukarıda belirtildiği şekilde işlem yapılması için ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA\" karar verilmiştir.<br>Davacı vekilince 10/02/2025 tarihinde ihtiyati tedbir talebi harcı yatırılmıştır.<br>İlk derece mahkemesi 11/02/2025 tarihli ara kararında; \"Davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin, davalı şirkette organ eksikliği bulunmadığı, şirketin yetkili organlarıyla yönetilmesi asıl olup, 6102 sayılı TTK'nın 630/2 maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK'nın 390/3 maddesi gereğince davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat edecek nitelikte delil ibraz etmediği anlaşıldığından şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin reddine\" karar  verilmiştir.<br>Davacı vekili  28/02/2025 tarihli  istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  ,,,, Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 21.11.2024 tarihli ara kararı ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verildiğini, verilen ara  kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, şirketin kötü yönetim ve borçlandırıcı faaliyetlerinden hissedar olan davacının da sorumlu olacağını, davalı tarafın ihtara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacı şirkete faaliyetlerine dahil edilmediği gibi, defter ve belgeleri de inceleyemediğini, şirketin zarara uğratılmaktaki kar payının sürekli azaltıldığını, şirkete ait taşınmaz rayiç bedelinin çok fazla altında kiraya verilmiş olup halihazırda da kiracı düşük bedelle oturduğunu, kira tespit veya tahliye açılmadığı gibi kira bedelinin ödenip ödenmediği ve miktarı hususunda da davacıya bilgi verilmediğini, buna dair banka kayıtlarının gösterilmediğini, genel kurulun yasaya aykırı toplandığını, TTK'nın 630/2 maddesi gereğince şirket ortaklarının şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin ihtiyati tedbir yolu ile kısmen sınırlandırılarak şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olduğunu beyan ederek  istinaf taleplerinin kabulü ile İlk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararının ortadan kaldırılmasını talep etmiştir.<br>HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: <br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;<br>Dava; davacının ortağı olduğu davalı şirketin haklı nedenle feshi, bu talep kabul görmezse davacı ortak yönünden davalı şirketten çıkmaya izin ve  ayrılma akçesi alacağına ilişkindir.  <br>Davacı vekilince davalı şirkete kayyım atanması talebi ilk derece mahkemesince davalı şirkette organ eksikliği bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğinden davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Mahkemece kayyım atanması talebinin reddine dair 21/11/2024 tarihli ara kararın istinaf edilmesi üzerine  tedbir harcı alınmadan talep değerlendirilerek karar verildiğinden Dairemizce kararın kaldırılmasına karar  verildiği, bunun üzerine davacı tarafça tedbir harcı yatırılarak  davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla  koruyucu tedbir kararı verilmesi, şirketin fesih ve tasfiyesi talep edilmekle, şirketin tüm mal varlığı dolaylı olarak davanın konusu kapsamında olduğundan bu kapsamda denetim kayyımının yanı sıra şirket malvarlığı olan taşınmazlar yönünden de ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş, ilk derece mahkemesince davacı vekilinin denetim kayyımı ve   şirket malvarlığı olan taşınmazlar yönünden de ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebi değerlendirilmeden sadece yönetim kayyımı bakımından talebin yeniden değerlendirildiği ve reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>İhtiyati tedbir, 6100 sayılı HMK'nın 389. vd. maddelerinde düzenlenmiştir.<br>HMK'nın 389. maddesinde; ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.<br>6100 Sayılı HMK'nın 390-(3) maddesinde; \"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek\" zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.<br>Geçici hukuki koruma yargılamasını, asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde, geçici hukuki korumalarda ispat hususu üzerinde durulmuştur. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada, normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez.<br>6102 sayılı TTK'nın 638/2. Maddesine göre; her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.<br>Tüm bu belirlemelere göre; yukarıda önemle belirtildiği şekilde TTK'nın 638/2. maddesinde; \" Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.\" hükmüne yer verilmiştir. Davacı taraf davasını anılan maddeye dayandırmış olmakla yukarıda da değindiğimiz üzere \"haklı neden\" kavramını yargılama esnasında açıklamaya ve ispat etmeye çalışacaktır. Bu aşamada davacının bu davayı açmakta ki amacının \"haklı neden\" olarak tanımlanan nedenleri ispat ederek ortağı bulunduğu davalı şirketten ayrılmak ve ayrılırken de ortaklıktan kendi payına düşecek bedeli almak olduğundan, yargılama sonrasında veya yargılamanın devamı sırasında davacının bu hakkının zedelenmemesi de önem arz etmektedir. Dava dilekçesi ekinde sunulan ceza dosyası evrakından da şirket ortakları arasında husumet oluştuğu anlaşılmaktadır.<br>Açıklanan tüm bu neden ve gerekçeler çerçevesinde; yönetim kayyımı bakımından davalı şirket yönünden organ eksikliği bulunmadığından ihtiyati tedbir talebinin bu yönden reddi isabetli ise de, davacının denetim kayyımı talebinin ve şirket malvarlığı olan taşınmazlar yönünden de ihtiyati tedbir talebi bulunduğu, bu talepler bakımından ilk derece mahkemesince değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.<br> Haklı sebeple ortaklıktan çıkma davasındaki ihtiyati tedbirler kural olarak dava açan ortağın hakları ve şirket mal varlığının korunmasını amaçladığından, bu aşamada yerel mahkemece orantılılık ve ölçülülük ilkesi gözetilerek  hem ortaklığın hem de dava açan ortağın menfaatlerine uygun olacak şekilde ortaklığın üzerine kayıtlı menkul gayrimenkul mal varlığının araştırılması ile bu yönde olumlu bir sonuç elde edilmesi halinde ortaklığın feshine neden olacak veya bu sonucu doğuracak nitelikte olmayan, şirketin ticari ve ekonomik faaliyetlerine engel olmayacak bir tedbire veya tedbirlere hükmedilip hükmedilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek belirtilen talepler bakımından karar verilmeden dosya istinaf incelemesi için gönderildiğinden  kararın HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince  kaldırılması gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.  <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ İLE; .....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/02/2025 tarih, ... Esas sayılı kararının HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,  <br>3-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,  <br>4-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,  <br>5-İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile KESİN olarak karar verildi. 30/04/2025\t\t\t<br>...<br>Başkan <br> <br>...Üye<br><br>....Üye<br><br>...Katip<br> <br><br><br><br><br>Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e645fadf2f1db952","SID":"795cfdfa7f3cbbf4"}}