{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL <br>14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br><br>ESAS NO:2024/841 Esas<br>KARAR NO:2025/292<br><br>DAVA:Alacak (Yargılanmanın Yenilenmesi)<br>DAVA TARİHİ:24/12/2024<br>KARAR TARİHİ:10/04/2025<br><br>Mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile görülen ve kararı kesinleşen Alacak davasında davacılar vekilinin 24.12.20234 tarihli Yargılamanın Yenilenmesi talebi ile sehven .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esasının alındığı ve gönderme kararı ile mahkememize gönderilen talebe ilişkin mahkememizin 2024/841 Esasını almakla yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacılar vekili (mahkememizin ... Esas) dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin tasarruflarını davalı bankada değerlendirilmek amacıyla ... A.Ş. ... Şubesine başvurduğunu,çalışanların  ... ... Ltd. de değerlendirilmesi yönündeki yönlendirme ve iknaları sonucunda davalı bankaya güvenerek davacılara, (1). davacının:  %25 faizle 13.01.2000 vadeli 252.290 USD %78 faizle 20.01.2000 vadeli 68.880.505.405 TL ve 13.680.465.589 TL (2).davacının : %78 faizle 20.01.2000 vadeli 16.714.881.312 TL'smı ... şubesine yatırdığını, parayı yatırdıktan bir süre sonra ... ... Ltd. hesap cüzdanı verildiğini, müvekkillerinin parasını geri alamadığını, uğradıkları zarardan ... A.Ş.nin sorumlu olup zararı tazminle yükümlü olduğunu, davalı ... A.Ş.'nin müvekkilinin kendisine teslim ettiği parayı bir başka bankaya yatırmak suretiyle sorumluluktan kurtulamayacağını, ... Bank A.Ş.'nin mudilerini rakibi konumundaki ... ... Ltd. Şti'ne yönlendirilmesinin ticari hayatın normal akışı ile bağdaşmadığını aktarma eylem ve işlemlerinin aralarındaki menfaat rabıtasını kanıtladığını, ... ... Ltd'nin hayali bir banka olduğunu, davalı bankanın bilerek ve kasıtlı olarak yaptığı paranın ... hesaplarında değerlendirilmesi işleminin müvekkilini bağlamayacağının açık olduğunu, bu hususlar ışığında davalı bankanın B.K. 392. maddesi gereğince hesap verme borcunun yanı sıra müvekkilinden aldığı parayı geri verme yükümlülüğünün olduğunu,  ... A.Ş'nin 05.05.1999 tarihinde 3182 S.K.m. 64 kapsamına alınmakla Hazine denetimine girmiş bir banka olduğunu, 22.12.1999 tarihinde ...'ye devredildiğini, ... A.Ş.'nin ... A.Ş. nin borçlarından sorumlu olduğunu,fazlayı talep hakkı saklı kalmak üzere mevduat alacağının şimdilik 2.000.000.000 TL lık (eski) kısmının davalı borçlu bankadan ve davalı ...'ndan müteselsilen tahsiline karar verilmesini  talep ve dava etmiştir.<br>Davalı ... vekilinin  (mahkememizin ... Esas) cevap dilekçesinde özetle; davacı ile ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmayan ... aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın iddialarından davanın haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın tazmini talebi olduğu anlaşıldığını ve zaman aşımına uğradığını, dava konusu hesabın fon açısından ödenmesinin mevzuat gereği kabul edilebilecek nitelikte bir hesap olmadığını davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı Banka vekilinin (mahkememizin ... Esas) cevap dilekçesinde özetle; davacının imzaladığı havale talimatı ile ... ... Limited'e havale edildiğini ve müvekkil banka nezdindeki hesaptan çıkarak ... ... Limited nezdinde bir alacak haline geldiğini,  banka ile ... ... Limited'in tamamen farklı tüzel kişiliklere sahip kuruluşlar olduğunu, bu nedenle husumet yönünden davanın reddini talep ettiklerini, bankanın ... ... limited nezdindeki mevduatları için herhangi bir garantisi bulunmadığını, dava konusu ... İşlemlerinin müvekkili bankaca davacıya vekaleten yaptığı işlemler değil davacının bizzat gerçekleştirdiği talimat verdiği işlemler olduğunu, davacının bu fazla faiz getirili ancak devlet güvencesinde olmayan bu yatırımları sebebiyle ulaşamadığı alacağını gerçeğe aykırı ve mesnetsiz iddialarla müvekkili bankadan tahsil etmeye çalıştıklarını davanın zaman aşımı - husumet ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Karar; Mahkememizin ... Esas 2016/140 Karar sayılı 25.02.2016 tarihli kararı ile ... hakkındaki hüküm kesinleşmiş bulunduğundan yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, Davalı ... Bank AŞ hakkındaki davanın kısmen kabulüne, davacı ... yönünden 1.000-TL, ... yönünden 1.000-TL olmak üzere toplam 2.000-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı bankadan alınıp davacılara ödenmesine, ıslah edilen kısma yönelik davanın reddine karar verilmiş olup, Mahkememizden verilen işbu 25/02/2016 tarihli hüküm, \"taraflara tebliğ edilmiş, davacılar vekili ve davalı ... Bank A.Ş vekilinin temyiz talebi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2016/13548 Esas  2018/4584 karar sayılı 19/06/2018 tarihli ilamı ile mahkememiz hükmü ONANMIŞ, onama ilamı taraf vekillerine usulüne uygun tebliğ edilmiş, davacılar  vekilinin Karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2018/4434 Esas 2020/1034 Karar sayılı 06/02/2020 tarihli ilamı ile Karar Düzeltme talebinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE dair karar verilmesi üzerine\" hükmün 06/02/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. <br>Yargılamanın Yenilenmesi:<br>Davacılar vekilinin 24.12.2024 tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde özetle; davacıların  ... A.Ş. ... şube yetkilileri ve çalışanları tarafından, paralarını kendi bankaları olan ... AŞ’nin güvencesi altındaki ... ... Ltd.’de değerlendirilmesi yönündeki yönlendirme ve iknaları sonucunda ... A.Ş’ye güvenerek;<br>-Müvekkil ... %25 faizle 13.01.2000 vadeli 252.290USD %78 faizle 20.01.2000 vadeli 68.880,50TL ve 13.680,46TL, <br>-Müvekkkil ... ise %78 faizle 20.01.2000 vadeli 16.714,88TL’sını yatırdığını, müvekkillerin parasının ... banka gönderilmediği ... A.Ş çalışanlarınca tedbirli ve basiretli bir şekilde hareket edilmediği, müvekkilleri yanlış yönlendirildiği, hiçbir güvencesi olmayan ... ... Ltd. hesaplarına paralarının yatırılmasının sağlandığı ve müvekkillerin hayatları boyunca edindikleri birikimlerin iç edildiği bu sebeple de fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla uğranılan zararın tazmini için şimdilik 2.000.000.000-Eski TL talebiyle 11.06.2002 havale tarihli dilekçe ile .... Asliye Ticaret Mahkemesinde ... E. sayı ile açılan bu tazminat davasında talep edilmiş ise de <br>davanın husumet nedeniyle reddine karar verildiğini, <br>zira kararın verildiği dönemde ... mudileri tarafından ... ve ... aleyhine açılan davalarda husumetin ... Bankasına yöneltilmesi gerektiğinden bahisle davaların esasına girilmeyip husumetten reddine karar verilmiş, mahkemelerin uygulaması ve Yargıtay içtihatları da bu yönde olduğunu, ... A.Ş. yetkilileri hakkında yürütülen ceza davası sonucunda ... adına toplanan mevduatların ‘havale görünümlü mevduat toplama’ niteliği arz ettiği, müdilerin parasının fiilen ... banka aktarılmadığı tespit edilmiş ve yetkililer hakkında dolandırıcılık suçundan hüküm verildiğini, bu sebeple Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.03.2012 tarih 2010/11077e. 2012/2947k. sayılı ilamında işin esasına girilerek inceleme yapılması gerekçesi ile husumetten red kararı bozularak bozma neticesinde dosya .... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek ... E. üzerinden görülmeye başlandığını, <br>bozma neticesinde davanın esasına girilerek müvekkillerin talepleri incelenmiş ve haklılıkları bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2013 tarih .... sayılı ilamı ile müvekkillerin talepleri bakımından ıslah edilen tutarlar da dikkate alınarak davanın kabulüne karar verildiğini, bahsi geçen karar davalılar vekillerince temyiz edilmekle yeniden bozma sonrası İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin .... sayılı esasını aldığını, <br>İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.02.2016 tarih .... .... sayılı ilamında da aynı hataya düşülerek 04.02.1948 tarih 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı sebebiyle bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından bahisle davamızın dava dilekçesindeki harca esas değeri üzerinden kabulüne ve fazlaya ilişkin talepler yönünden reddine başka bir deyişle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verildiği, temyiz talebinin reddine dair kararın akabinde müvekkiller karar düzeltme talebinde bulunmuşsa da Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin  06.02.2020 tarih 2018/4484E. 2020/1034K. Sayılı Kararı ile temyiz taleplerinin reddine karar verilmiş ve  bu haliyle kesinleşmiştir. <br> .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... Sayılu kararı ile davanın USULDEN REDDİNE karar verilmiş ve davanın esasına hiç girilmediğini,  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ilk bozma ilamında işin esasına girilmesi gerektiğine karar verilmiş ve ilk derece mahkemesinin kararı bozulduğunu, bozma kararı neticesinde ilk defa işin esasına girilmiş, bilirkişi raporu alınmış ve dava konusu miktarın ıslah edilme imkanı bu aşamadan sonra doğduğunu, yerel mahkeme kararına uyulması ile birlikte yeniden muhakeme aşamasına girilmiş olacağından duruşma henüz bitmediğini, bu sebeple bozma ilamları sonrasında ıslah yapılamayacağına ilişkin İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması mümkün olduğunu, <br>oysaki işbu davada dava değerinin artırılması istemi ile yapılan ıslah, husumetten red kararının esasa girilmesi gerekçesi ile bozulduğu için, esasa yeni girilmekte ve ek bir tahkikata gerek bulunmadığını,  bu da Yargıtay içtihadı birleştirme kararı ile korunan amaca ters düşmediğini, nitekim 1959 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile 1948 sayılı içtihadı birleştirme kararınde belirtilen hususlar açıklığa kavuştuğundan yeniden tahkikata geçilmiş olması sebebiyle dava konusu taleplerin ıslah edilmesi mümkün hale gelmiştir.<br> Yargılama devam ederken HMK'da değişiklik olmuş ve 1948 tarihli içtihadı birleştirme kararının uygulaması ile ilgili hak kayıpları söz konusu olduğundan HMK 177/2. maddesi ile bu husus açıklığa kavuşturulduğunu, 1959 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile 1948 tarihli içtihadı birleştirme kararının müvekkil bakımından uygulanması imkanı kalmadığını, tüm bu sebeplerle 1948 tarihli içtihadı birleştirme kararı sonraki tarihli 1959 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile uygulama bakımından ortadan kalktığından artık söz konusu davada müvekkiller yönünden uygulanması mümkün olmadığından işbu kararın yargılamasının iadesi gerektiğini, söz konusu dava kesinleşene kadar müvekkilin reddedilen kısım bakımından ek dava açma imkanı kalmadığını, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile teminat altına alınan adil yargılama hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı kapsamında yargılamanın iade edilmesi gerektiğini, davanın kabulüne ve yargılamanın iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Gönderme ve Yeni Esas; Mahkememizin ... Esas sayılı dosyası ile görülen ve kararı kesinleşen Alacak davasında davacılar vekilinin 24.12.20234 tarihli Yargılamanın Yenilenmesi talebi ile sehven .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esası ile yeni dava olarak açılmış ve gönderme kararı ile mahkememize gönderilen talebe mahkememizin 2024/841 Esasını almış, davacıların iade-i muhakeme talebinin duruşmalı olarak değerlendirilmesine karar verilmiş, mahkememizce yeniden oturum günü tayin edildiği görülmüştür. <br>Davalılardan ... Bank vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebine 09.01.2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; yargılamanın yenilenmesi şartları bulunmadığını, davanın kesin hüküm yönünden reddi gerektiğini, ıslah edilen tutar zamanaşımına uğradığını, <br> önceki yargılamaya ait dava dosyasında mevcut olduğu için tekrar edilemyen bütün savunmalar, ıslah,  kesin hüküm,  husumet, zamanaşımı, davanın genişletilmesi yasağı  ve sair tüm itiraz ve beyanlar ile  ayrıca re’sen tespit edilecek hususlar da dikkate alınarak;<br> davanın/yargılamanın yenilenmesi talebinin reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalılardan ... vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebine 14.01.2025 tarihli cevap dilekçesinde özetle; müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, talebin zaman aşımına uğradığını, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel kurulu'nun 2021/7 Esas 2022/2 Karar sayılı ve 22.04.2022 tarihli kararı ile ... tarafından el konulan bankalarda ... hesabı sahibi mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zaman aşımının başlangıcının tespitinde haksız fiilin gerçekleşme tarihi olan ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmesi gerektiğini, kaldı ki talep mahkemece yeniden incelense bile Yargıtay HGK açık hükmü nedeniyle davacıların 15.10.1999-18.10.1999 ve 13.12.1999 tarihlerinde ... bankasına havale ettikleri ve tahsilini  talep ettikleri tutarlar hakkında zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceğini, davanın ... yönünden reddini karar verilmesini talep etmiştir.<br>  I. GİRİŞ BÖLÜMÜ<br>   A) Dava Konusunun Tespiti<br>Davacılar ... ve ..., vekilleri aracılığıyla İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.02.2016 tarih, ... Esas, 2016/140 Karar sayılı ilamının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375. maddesi uyarınca yargılamasının iadesini talep etmişlerdir.<br>Davacıların yargılamanın iadesi talebinin temelinde, söz konusu kararın verilmesinde 04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın hatalı olarak uygulandığı, oysa ki 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile HMK'nın 177/2. maddesindeki düzenlemeler gereğince bozmadan sonra ıslahın mümkün olduğu, bu sebeple haklarının engellenerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları bulunmaktadır.<br>Esas itibarıyla davacılar, kesinleşmiş mahkeme kararında uygulanan hukuki yorumun yanlış olduğunu, sonradan ortaya çıkan içtihat değişikliği ve kanuni düzenlemeler ışığında kararın gözden geçirilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler.<br>   B) Yargılamanın İadesi Kurumunun Hukuki Niteliği<br>Yargılamanın iadesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 374 vd. maddelerinde düzenlenen, kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yoludur. Bu kurum, hukuk sistemimizde \"kesin hüküm\" ilkesinin çok sınırlı ve istisnai durumlarda aşılabilmesine imkan tanıyan bir mekanizmadır.<br>Kesin hüküm ilkesi, hukuki güvenlik ve istikrarın temel taşlarından biridir. Bu ilke uyarınca, kesinleşmiş mahkeme kararları artık tartışılamaz, değiştirilemez ve bağlayıcıdır. Res judicata olarak da bilinen bu ilke, hem tarafların hukuki durumlarının netleşmesini sağlar hem de yargı sisteminin işlerliğini korur.<br>Yargılamanın iadesi kurumu ise, bu temel ilkenin çok sınırlı ve ağır şartlar altında aşılabileceği durumları düzenler. Bu kurumun varlık sebebi, kesinleşmiş kararların verilmesinde kanunda sayılan çok ağır usuli hatalar veya hileli davranışlar bulunması halinde, adaletin gerçekleştirilmesi amacıyla bu kararların yeniden gözden geçirilmesine imkan tanımaktır.<br>Ancak yargılamanın iadesinin bu istisnai niteliği, onun kötüye kullanımının önlenmesi için katı şartlara bağlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu sebeple kanun koyucu, HMK'nın 375. maddesinde yargılamanın iadesi sebeplerini sınırlı sayıda (numerus clausus) ve açık bir şekilde düzenlemiştir.<br>Bu kurumun olağanüstü niteliği, sadece kanunda sayılan sebeplerin varlığı halinde başvurulabileceği anlamına gelmektedir. Kanunda sayılmayan sebepler, ne kadar haklı görülseler de, yargılamanın iadesi için yeterli değildir. Bu yaklaşım, hem hukuki güvenliği korumakta hem de yargı sisteminin işleyişinin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.<br>  II. HUKUKİ DEĞERLENDİRME<br>   A. Yargılamanın İadesi Sebeplerinin Sınırlı (Numerus Clausus) Olduğu<br>    1. HMK m.375'in Yapısı ve Amacı<br>Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 375. maddesi, yargılamanın iadesi sebeplerini \"Aşağıdaki sebeplere dayanılarak yargılamanın iadesi talep edilebilir:\" ifadesiyle başlatmakta ve devamında (a) bendinden (i) bendine kadar dokuz ayrı sebebi tek tek saymaktadır. Bu düzenleme tekniği, kanun koyucunun bilinçli olarak sınırlayıcı bir liste (numerus clausus) oluşturma iradesini açıkça ortaya koymaktadır.<br>Kanun koyucunun bu tercihi tesadüfi değildir. Yargılamanın iadesi kurumunun kesin hüküm ilkesine istisna teşkil etmesi sebebiyle, bu kurumun uygulama alanının net sınırlarla çizilmesi hukuki güvenlik açısından zorunludur. Eğer kanun koyucu, yargılamanın iadesi sebeplerini açık uçlu bırakmak isteseydi, \"bu sebeplerle sınırlı olmamak üzere\" veya benzeri bir ifade kullanırdı.<br>Maddenin sistematik yapısı incelendiğinde, sayılan sebeplerin ortak özelliklerinin şunlar olduğu görülmektedir:<br>- Mahkemenin usulüne uygun teşekkül etmemesi (a bendi)<br>- Tarafsızlık ilkesinin ihlali (b bendi) <br>- Temsil yetkisinin bulunmaması (c bendi)<br>- Sonradan ortaya çıkan belge (ç bendi)<br>- Sahte belge kullanımı (d bendi)<br>- Yalan tanıklık, bilirkişilik, tercümanlık (e, f bentleri)<br>- Yalan yemin (g bendi)<br>- Hükme esas alınan başka hükmün ortadan kalkması (ğ bendi)<br>- Hileli davranış (h bendi)<br>- Aynı konuda çelişkili kararlar (ı bendi)<br>- AİHM ihlal kararı (i bendi)<br>Görüldüğü üzere, tüm bu sebepler somut, objektif ve ispat edilebilir durumları ifade etmektedir. Hiçbiri, hukuki yorumların değişmesi, içtihatların gelişmesi veya usul hukukundaki sonraki düzenlemeler gibi subjektif değerlendirmelere dayalı durumları kapsamamaktadır.<br>    2. İçtihat Hukuku ve Usul Değişikliklerinin Sebep Olamayacağı<br>HMK m.375'te sayılan sebeplerin hiçbiri, mahkeme kararının verilmesinden sonra meydana gelen içtihat değişiklikleri, yeni kanuni düzenlemeler veya hukuki yorumların gelişmesini kapsamamaktadır. Bu durum, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olup, aşağıdaki gerekçelere dayanmaktadır:<br>  a) Hukukun Dinamik Yapısı ile Kesin Hüküm İlkesinin Dengelenmesi:  <br>Hukuk, doğası gereği gelişen ve değişen bir disiplindir. İçtihatlar değişebilir, yeni kanunlar çıkabilir, hukuki yorumlar gelişebilir. Eğer bu değişikliklerin her biri yargılamanın iadesi sebebi kabul edilseydi, hiçbir mahkeme kararının kesinlik kazanması mümkün olmazdı. Bu durum, hukuki güvenliği tamamen ortadan kaldırır ve hukuk sisteminin işleyişini imkansız hale getirirdi.<br>  b) Zaman İçinde Objektif Kriterlerin Kaybolması:  <br>İçtihat değişiklikleri veya yeni düzenlemeler, genellikle subjektif değerlendirmelere dayalıdır. Hangi içtihat değişikliğinin \"önemli\" olduğu, hangi kanuni düzenlemenin \"temel\" sayılacağı gibi konular objektif kriterlerle belirlenemez. Oysa yargılamanın iadesi sebepleri, net ve objektif olarak tespit edilebilen durumlar olmalıdır.<br>  c) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarının Hukuki Niteliği:  <br>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca \"benzer hukuki konularda adliye mahkemelerini, Yargıtay Dairelerini ve Genel Kurullarını bağlar\" ve \"ait olduğu konuda kesinleşmiş kararları etkilemez ise de, görülmekte olan (derdest) bütün işlere etkilidir.\" Bu açık hüküm, İçtihadı Birleştirme Kararlarının kesinleşmiş kararları etkilemeyeceğini sarih bir şekilde belirtmektedir.<br>  d) Sonradan Çıkan Usul Hükümlerinin Geçmişe Etkisizliği:  <br>HMK'nın \"Geçici Madde 1\"inde \"Bu Kanun, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır\" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, usul hukukunda genel kabul gören \"derhal uygulama-geriye yürümezlik\" ilkesini kodifiye etmektedir. Buna göre, yeni usul hükümleri tamamlanmış olan usuli işlemleri etkilemez.<br>Davacıların dayandığı HMK m.177/2'deki düzenleme de bu ilke kapsamında, kesinleşmiş kararları etkileyemez. Zira bu düzenleme, henüz devam eden yargılamalar için getirilmiş bir hükümdür ve geçmişte tamamlanmış yargılamaları kapsamamaktadır.<br>Bu nedenlerle, davacıların ileri sürdüğü \"usul hukukundaki değişiklikler\" veya \"içtihat gelişmeleri\" HMK m.375'te sayılan yargılamanın iadesi sebepleri arasında yer almamakta olup, bu türden gerekçeler yargılamanın iadesi için hukuki dayanak teşkil etmemektedir.<br>Haklısınız, Yargıtay Kanunu'nun 45/5. maddesini yanlış aktarmışım. Düzeltme yaparak devam edeyim:<br>   B. Davacıların İleri Sürdüğü Sebeplerin HMK m.375'e Uymaması<br>    1. İBK Kararlarının Uygulanması Meselesi<br><br>Davacılar, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.02.2016 tarihli kararında 04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın hatalı olarak uygulandığını, oysa ki 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın esas alınması gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu iddianın, yargılamanın iadesi açısından hukuki değeri bulunmamaktadır.<br>  a)  Somut Olayda İBK Kararlarının Durumu:  <br>Davacıların atıf yaptığı İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.02.2016 tarihli kararı, Yargıtay'ın incelemesinden geçerek 06.02.2020 tarihinde kesinleşmiştir. Bu kesinleşme tarihi, davacıların dayandığı hem 1948 hem de 1959 tarihli İBK'lardan sonradır. <br>Davacıların ileri sürdüğü husus, mahkemenin 1948 tarihli İBK'yı esas alması gerektiği halde 1959 tarihli İBK'yı esas alması gerektiği yönündedir. Bu durum, esasen hangi İBK'nın somut olaya uygulanması gerektiği konusunda bir hukuki yorum meselesidir.<br>  c) Hukuki Yorumların Yargılamanın İadesi Sebebi Olamayacağı:  <br>Mahkeme kararlarında yapılan hukuki yorumlar, ne kadar tartışmalı olursa olsun, yargılamanın iadesi sebebi teşkil etmez. Bunun temel gerekçeleri şunlardır:<br>-   Objektiflik İlkesi:   Yargılamanın iadesi sebepleri, objektif olarak tespit edilebilen durumlar olmalıdır. Hangi İBK'nın uygulanması gerektiği konusu, hukuki değerlendirme ve yorum alanına girmektedir.<br>-   HMK m.375'in Sınırlayıcı Yapısı:   HMK m.375'te sayılan yargılamanın iadesi sebepleri arasında \"hatalı hukuki yorum\", \"yanlış içtihat uygulaması\" veya \"farklı İBK'nın uygulanması gerektiği\" gibi bir sebep bulunmamaktadır.<br>-   Hukuki Güvenlik:   Eğer hukuki yorumlar yargılamanın iadesi sebebi kabul edilseydi, hiçbir mahkeme kararının kesinlik kazanması mümkün olmazdı. Her hukuki yorum, sonradan farklı şekilde değerlendirilebilir.<br>  d) Kanun Yollarının Tüketilmiş Olması:  <br>Somut olayda davacılar, mahkeme kararına karşı hem temyiz hem de karar düzeltme yollarını kullanmışlardır. Bu süreçte, şu anda yargılamanın iadesi sebebi olarak ileri sürdükleri hususları zaten değerlendirmeye sunmuşlardır. Yargıtay, bu hususları inceleyerek davacıların temyiz ve karar düzeltme taleplerini reddetmiştir.<br>Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, aynı hukuki gerekçelerin yargılamanın iadesi yoluyla yeniden ileri sürülmesi, kesin hüküm ilkesine açıkça aykırıdır.<br>  e) İBK Kararları Arasındaki Tercihin Mahkemenin Takdirinde Olması:  <br>1948 ve 1959 tarihli İBK'lar arasında hangisinin somut olaya uygulanacağı konusu, mahkemenin hukuki değerlendirmesine bağlı bir meseledir. Bu konuda farklı görüşler ileri sürülebilir, ancak mahkemenin tercihinin \"hatalı\" olduğu iddiası, yargılamanın iadesi sebebi oluşturmaz.<br>Sonuç olarak, davacıların 1948 ve 1959 tarihli İBK kararlarının uygulanması konusundaki iddiaları, HMK m.375'te sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinden hiçbirine uymamakta olup, bu gerekçeye dayalı yargılamanın iadesi talebi hukuken mümkün bulunmamaktadır.<br>    2. HMK m.177/2'deki Değişikliğin Etkisi<br>Davacılar, HMK'nın 177/2. maddesinde yer alan \"Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz\" hükmünün, kendileri lehine yorumlanması gerektiğini ve bu düzenlemenin yargılamanın iadesi sebebi oluşturduğunu iddia etmektedirler. Bu iddianın hukuki dayanağı bulunmamaktadır.<br>  a) Usul Hukukunda \"Derhal Uygulama-Geriye Yürümezlik\" İlkesi:  <br><br>Usul hukukunun temel ilkelerinden biri, yeni usul hükümlerinin \"derhal uygulanması\" ancak \"tamamlanmış işlemleri etkilememesi\"dir. Bu ilke, HMK'nın \"Geçici Madde 1\"inde açıkça kodifiye edilmiştir: \"Bu Kanun, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.\"<br>Bu ilkenin ratio legis'i şudur: Usul hukuku kuralları, yargılamanın nasıl yürütüleceğini düzenler. Eğer yeni usul kuralları geçmişte tamamlanmış olan usuli işlemleri de etkileseydi, hukuki güvenlik sarsılır ve yargılamanın istikrarı bozulurdu. Bu sebeple, yeni usul hükümleri sadece henüz devam eden yargılamalar için geçerli olur.<br>  b) Somut Olayda Tamamlanmış Usuli İşlemlerin Varlığı:  <br>Davacıların yargılamanın iadesini talep ettiği İstanbul ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.02.2016 tarihli kararı, Yargıtay incelemesinden geçerek 06.02.2020 tarihinde kesinleşmiştir. Bu tarih itibarıyla, söz konusu yargılama tamamlanmış ve kesin hüküm haline gelmiştir.<br>HMK'nın 177/2. maddesindeki düzenleme, bu kesinleşme tarihinden sonra yürürlüğe girmiş veya uygulanmaya başlamış bir hüküm değildir. Ancak davacıların dayandığı husus, bu düzenlemenin \"açıklayıcı\" nitelikte olduğu ve aslında önceden de var olan bir durumu netleştirdiği yönündedir.<br>  c) Açıklayıcı Düzenlemelerin Geçmişe Etkisi Meselesi:  <br>Davacıların iddiası kabul edilse ve HMK m.177/2'deki düzenleme \"açıklayıcı\" nitelikte sayılsa dahi, bu durumun yargılamanın iadesi sebebi oluşturmayacağı açıktır. Bunun gerekçeleri şunlardır:<br>-   HMK m.375'te Açık Düzenleme Bulunmaması:   Yargılamanın iadesi sebepleri arasında \"sonradan çıkan kanuni düzenlemeler\" veya \"açıklayıcı hükümler\" yer almamaktadır.<br>-   Kanun Koyucunun Bilinçli Tercihi:   HMK m.375, yargılamanın iadesi sebeplerini sınırlı sayıda düzenlemiştir. Eğer kanun koyucu, sonradan çıkan kanuni düzenlemeleri yargılamanın iadesi sebebi yapmak isteseydi, bunu açıkça düzenlerdi.<br>-   Hukuki Güvenliğin Korunması:   Eğer her açıklayıcı düzenleme yargılamanın iadesi sebebi kabul edilseydi, kesinleşmiş kararların istikrarı ortadan kalkardı.<br>  d) HMK m.177/2'nin Uygulama Alanı:  <br>HMK m.177/2'deki düzenleme, henüz devam eden yargılamalarda, bozma sonrası tahkikat yenilendiği takdirde ıslah imkanının devam ettiğini düzenlemektedir. Bu hüküm:<br>-   Prospektif Uygulama:   Sadece düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra başlayan veya devam eden yargılamalar için geçerlidir.<br>-   Tamamlanmış Yargılamaları Kapsamaz:   Kesinleşmiş kararları etkilemez ve geçmişe yönelik bir etki doğurmaz.<br>-   Sistematik Konum:   HMK'nın ıslah kurumunu düzenleyen bölümünde yer almakta olup, yargılamanın iadesi ile ilgisi bulunmamaktadır.<br>  e) Davacıların İddiasının İçtihat Değişikliği Talep Etmesi:  <br>Davacıların HMK m.177/2'ye dayalı iddiaları analiz edildiğinde, esasen bu düzenlemenin 1948 tarihli İBK'nın uygulamasını değiştirdiği ve artık bozmadan sonra ıslahın mümkün olduğunu kabul ettiği yönünde bir içtihat değişikliği talep ettikleri görülmektedir.<br>Ancak içtihat değişikliği talepleri, yargılamanın iadesi kurumu ile giderilemez. İçtihat değişiklikleri:<br>- Yeni davalar açılması yoluyla<br>- Henüz kesinleşmemiş davaların olağan kanun yolları kullanılarak<br>- İçtihadı Birleştirme Kararı alınması yoluyla gerçekleştirilir.<br>  f) Mukayeseli Hukuktaki Durum:  <br><br>Mukayeseli hukukta da, sonradan çıkan kanuni düzenlemelerin kesinleşmiş kararları etkilemeyeceği genel kabul görmüş bir ilkedir. Özellikle usul hukuku alanında bu ilkenin katı bir şekilde uygulandığı görülmektedir.<br>  g) Anayasal Değerlendirme:  <br>Davacılar, HMK m.177/2'deki düzenlemenin dikkate alınmamasının \"hak arama hürriyeti\"ni ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Ancak bu iddia da hukuki dayanaktan yoksundur:<br>- Hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkının bir parçasıdır ve bu hak, yargılama sırasında sağlanmalıdır.<br>- Kesinleşmiş kararlardan sonra sınırsız bir \"yeniden yargılanma\" hakkı mevcut değildir.<br>- Yargılamanın iadesi kurumu zaten, çok sınırlı durumlarda ikinci bir yargılama imkanı sağlamaktadır.<br>Sonuç olarak, HMK m.177/2'deki düzenleme, ne doğrudan ne de dolaylı olarak yargılamanın iadesi sebebi teşkil etmemektedir. Bu düzenlemeye dayalı yargılamanın iadesi talebi, HMK m.375'in açık hükmüne aykırı olup hukuken mümkün bulunmamaktadır.<br>   C. Kesin Hüküm İlkesinin Korunması Gerekliliği<br>    1. Hukuki Güvenlik İlkesi<br>Kesin hüküm ilkesi (res judicata), hukuk sisteminin temel taşlarından biridir. Bu ilke, kesinleşmiş mahkeme kararlarının artık tartışılamaz, değiştirilemez ve mutlak bağlayıcı olduğunu ifade eder. İlkenin temel amacı, hukuki güvenliği sağlamak ve tarafların hukuki durumlarını netleştirmektir.<br>Eğer kesinleşmiş kararlar sürekli olarak sorgulanabilseydi, hiçbir hukuki ilişki istikrar kazanamaz, taraflar sürekli belirsizlik içinde kalırdı. Bu durum, hukuk düzeninin işlevselliğini tamamen ortadan kaldırırdı.<br>    2. Yargılamanın İadesinin İstisnai Niteliği<br>Yargılamanın iadesi kurumu, kesin hüküm ilkesine getirilen çok sınırlı bir istisnadır. Bu istisnanın varlık sebebi, kararın verilmesinde kanunda sayılan ağır usuli hatalar veya hileli davranışların bulunması halinde, adaletsizliğin giderilmesi amacıdır.<br>HMK m.375'te sayılan sebepler incelendiğinde, bunların tamamının objektif, somut ve ağır nitelikli durumlar olduğu görülmektedir. Sahte belge kullanımı, yalan tanıklık, hileli davranış gibi sebeplerin ortak özelliği, yargılamanın temel ilkelerini sarsan ağır ihlaller olmalarıdır.<br>Davacıların ileri sürdüğü \"içtihat farklılığı\" veya \"usul hukuku yorumu\" gibi sebepler ise, bu ağırlıkta değildir ve normal hukuki sürecin parçasıdır.<br>    3. Kötüye Kullanımın Önlenmesi<br>Yargılamanın iadesi sebeplerinin sınırlı tutulmasının bir diğer amacı, bu kurumun kötüye kullanımını önlemektir. Eğer her hukuki yorum farklılığı yargılamanın iadesi sebebi kabul edilseydi, kaybeden taraflar sürekli olarak bu yolu kullanarak yargılama sürecini uzatabilirlerdi.<br>Somut olayda davacılar, 2002 yılından beri süren bir yargılama sürecinin ardından, tüm olağan kanun yollarını tükettikten sonra, esasen aynı hukuki iddiaları yargılamanın iadesi yoluyla yeniden gündeme getirmektedirler. Bu durum, kurumun amacına aykırı bir kullanımı teşkil etmektedir.<br>4. Yargılama Ekonomisi<br>Hukuk sisteminin etkin işleyebilmesi için, yargılamaların makul sürede sonuçlanması ve kesinlik kazanması gerekir. Yargılamanın iadesi kurumunun geniş yorumlanması, yargılama ekonomisine zarar verir ve hukuk sisteminin işlerliğini bozar.<br>Davacıların talebi kabul edildiği takdirde, benzer gerekçelerle açılacak sayısız yargılamanın iadesi davası, hukuk sistemini işlemez hale getirebilir.<br><br>Sonuç olarak, kesin hüküm ilkesinin korunması, hem hukuki güvenlik hem de yargı sisteminin işlerliği açısından zorunludur. Davacıların ileri sürdüğü sebepler, bu temel ilkeyi aşacak ağırlıkta değildir.<br>  III. SOMUT OLAYDA DEĞERLENDİRME<br>   A. Davacıların İddialarının İncelenmesi<br>Somut olayda davacılar tarafından ileri sürülen yargılamanın iadesi sebeplerinin HMK m.375'teki hangi bende uyduğu hususunun incelenmesi gerekmektedir.<br>1. İleri Sürülen Sebeplerin HMK m.375'teki Bentlerle Karşılaştırılması<br>Davacıların dava dilekçesinde ileri sürdükleri temel sebepler şunlardır:<br>- 04.02.1948 tarih 10/3 sayılı İBK'nın bu davaya uygulanmasının mümkün olmadığı<br>- 04.02.1959 tarih 13/5 sayılı İBK'nın esas alınması gerektiği<br>- HMK m.177/2'deki değişikliğin etkisi<br>- Usule ilişkin bozma olduğundan ıslahın mümkün olduğu<br>- Hak arama hürriyetinin engellenmesi<br>Bu sebepler HMK m.375'te dokuz bent halinde sayılan nedenler kapsamında kalmamaktadır.<br>Davacıların tüm iddiaları, esasen \"usul hukukunun yanlış uygulandığı\" veya \"sonradan çıkan düzenlemeler ışığında kararın gözden geçirilmesi gerektiği\" yönündedir. Bu türden iddialar:<br>- HMK m.375'te sayılan sebeplerden hiçbirine uymamaktadır<br>- Hukuki yorum ve değerlendirme alanına girmektedir  <br>- Kesinleşmiş kararların istikrarını bozucu niteliktedir<br>    2. Önceki Yargılamada Bu Hususların Zaten Tartışılıp Karara Bağlandığı<br>Somut olayın yargılama geçmişi incelendiğinde:<br>- Davacılar, 1948 tarihli İBK'nın uygulanmaması gerektiği yönündeki iddialarını önceki yargılama aşamalarında da ileri sürmüşlerdir<br>- Bu hususlar hem temyiz hem de karar düzeltme aşamalarında Yargıtay tarafından değerlendirilmiştir<br>- Yargıtay, davacıların bu iddialarını haklı bulmayarak temyiz ve karar düzeltme taleplerini reddetmiştir<br>Bu durum, davacıların şu anda yargılamanın iadesi sebebi olarak ileri sürdükleri hususların, zaten yargısal denetimden geçerek sonuçlandırıldığını göstermektedir. Aynı hususların yargılamanın iadesi yoluyla yeniden tartışmaya açılması, kesin hüküm ilkesine açıkça aykırıdır.<br>IV. SONUÇ VE KARAR<br>A. Yargılamanın İadesi Şartlarının Oluşmadığı<br>HMK m.375'te Sayılan Sebeplerden Hiçbirinin Bulunmadığı<br>Yapılan inceleme sonucunda, davacıların ileri sürdüğü sebeplerin HMK m.375'te sınırlı sayıda düzenlenen yargılamanın iadesi sebeplerinden hiçbirine uymadığı tespit edilmiştir. Davacıların iddiaları özünde:<br>- İçtihadı Birleştirme Kararları arasında tercih yapılması<br>- Usul hukukundaki sonraki düzenlemelerin etkisi  <br>- Hukuki yorumların değiştirilmesi<br>gibi hususlara dayanmakta olup, bunların hiçbiri kanunda sayılan objektif ve somut yargılamanın iadesi sebepleri arasında yer almamaktadır.<br>Davacıların İddialarının Hukuki Dayanaktan Yoksun Olduğu<br>Davacıların talebi, esasen kesinleşmiş bir mahkeme kararında yapılan hukuki yorumun değiştirilmesi amacını taşımaktadır. Ancak hukuki yorumlar, ne kadar tartışmalı olursa olsun, yargılamanın iadesi sebebi teşkil etmez. Bu türden talepler için öngörülen hukuki yollar (temyiz, karar düzeltme) zaten davacılar tarafından kullanılmış ve sonuçlandırılmıştır.<br>B. Davanın Esasa Girmeden Reddi<br>Yargılamanın İadesi Şartlarının Oluşmaması<br>HMK m.375'te sayılan yargılamanın iadesi şartlarının bulunmaması halinde, mahkemenin davanın esasına girmesi mümkün değildir. Zira yargılamanın iadesi, istisnai nitelikte olağanüstü bir kanun yolu olup, ancak kanunda sayılan sınırlı sebeplerin varlığı halinde başvurulabilir.<br>Somut olayda bu şartların oluşmadığının tespiti üzerine, davanın esasa girmeden usulden reddine karar verilmesi hukuki zorunluluktur.<br>Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle;<br>1-İleri sürülen yargılamanın iadesi sebepleri kanunda yazılı sebeplerden olmamakla yargılamanın iadesi davasının esasa girmeden reddine,<br>2-Alınması gereken 615,40-TL harcın, peşin alınan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL harcın iade-i muhakeme talep eden davacılar tarafından tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>3-İade-i muhakeme talebinden sonra davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,<br>4-Davalı taraflar kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalılar tarafına ödenmesine,<br>5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,<br>Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.10/04/2025<br><br>Başkan ...<br>e-imzalıdır<br>Üye ...<br>e-imzalıdır <br>Üye ...<br>e-imzalıdır <br>Katip ...<br>e-imzalıdır<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c8ba1096dc7cafed","SID":"76a627125dbf6861"}}