{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1831 <br>KARAR NO:2025/724<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ:20.04.2021<br>NUMARASI:2015/288 Esas - 2021/253 Karar <br>DAVA:Tazminat <br>Taraflar arasındaki  tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 16.07.2013 tarihinde davalılardan ... ile Kaldıraçlı Alım Satım İşlemlerine Aracılık Çerçeve Sözleşmesi imzalayarak 58245 no.lu Kaldıraçlı Alım Satım İşlemleri hesabını açtığını, kaldıraçlı alım satım işlemlerini düzenleme yetkisinin 2499 sayılı eski Sermaye Piyasası Kanunu'nun 30.maddesine 13.02.2011 tarihinde eklenen bir hükümle SPKya verildiğini,  ilgili tarihte yürürlükte olan Seri:V No:... Tebliğ'in 6.maddesinde izin verilen maksimum kaldıraç oranının 100:1 olduğunu, bu maksimum oranın 01.07.2014 tarihinde yürürlüğe giren III-37.1 sayılı tebliğde de aynı kaldığını, kaldıraçlı alım satım işlemlerini hisse senedi alım satımına aracılık gibi diğer sermaye piyasası faaliyetlerinden ayıran temel özellik aracı kurumların bu işlemlerde aracılık hizmeti vermelerinin yanında bu hizmetlere taraf da olunabildiğini, kaldıraçlı alım satım işlemleri hesabının açıldığı...'nın 18.07.2012 tarihinde vermiş olduğu Kaldıraçlı Alım Satım İşlemlerine yönelik işlem aracılığı yetki belgesine sahip olduğunu, sunduğu hizmetin kaldıraçlı alım satım işlemlerine aracılık yaptığını, yürüttüğü faaliyetin aracılık değil işlemlere taraf olma ve müşterileri ile bizzam alım satım işlemleri yaptığını, ...'nın aracı kurumlara müşterilerinin risk tercihlerini ölçme yükümlülüğü yüklediğini, müşterinin bilgi vermek istememesi halinde ancak risk tercihlerinin ölçülmemesinden kaynaklanan sorumluluğun müşterinin üzerinde kalacağını ifade ettiğini, davacıya doldurtulan müşteri tanıma formunda kaldıraçlı alım satım işlemleri tercih edilen işlemler arasında yer almadığını, bu durumun güncel muhtemel sebebinin formun mevzuatın zorunlu kıldığının aksine güncellenmemiş olması olduğunu, müşterinin sadece hisse senedi işlemleri yapmak istediğini ifade etmiş olmasına rağmen müşteriye yüksek riskli kaldıraçlı alım satım işlemleri sözleşmesi imzalatıldığını, müşteriye yazılı veya sözlü bir uyarı yapılmadığını, davacıdan formun okunup anlaşıldığına dair herhangi bir beyan alınmadığını, formun yaklaşık 50 sayfalık sözleşme seti içerisinde alelade bir belge imzalatıldığını, davacının kaldıraçlı alım satım işlemleri hakkında hiçbir bilgi ve deneyimi bulunmadığını, işbu davaya konu mevzuat ve sözleşmeye aykırılıklar ile yasal haklarına ancak dava açma kararı ile birlikte vakıf olduğunu, davacının kaldıraçlı alım satım işlemleri hakkında hiçbir bilgi ve deneyimi olmamasına rağmen kendisine hiçbir uyarı yapılmadığını, bu işlemleri bir izinsiz portföy yöneticisinin yapmasının görmezden gelindiğini, davacının bilgisizlik ve tecrübesizliğinden faydalanılarak yaklaşık 8.4 milyon TLsini iş yatırım lehine kaybetmesine neden olunduğunu, açık mevzuat ve sözleşme hükümlerine rağmen kaldıraç oranları 100:1'in çok üzerinde olacak şekilde uygulandığını, bu şekilde davacı hesabında daha yüksek risk alınmasına ve hesaptaki nakdin daha çabuk kaybedilmesine neden olunduğunu, ...'ın kaldıraçlı işlemlere ilişkin bilgi işlem alt yapısı yetersiz ve... mevzuatına aykırı olduğunu, yatırımcının tüm parasını kaybetmesine neden olacak şekilde kurgulandığını, ...'ın bu işlem yapısını müşterilerine açıklamamış olmalarının işlem yapıları kadar önemli bir başka aykırılık olduğunu,...'ın hukuka aykırı işlem yapısı nedeni ile davacı hesaplarının resen kapatma seviyesinin altında kalan özvarlığını da koruyamadığını, ... davacıya hiçbir zaman teminat tamamlama bildiriminde bulunmadığını, 26.05.2014 tarihinde yaşanan aynı sarmal 15.01.2015 tarihinde de yaşanarak müşterinin hesabındaki tüm nakdi 11 saniyede kaybetmesine neden olunduğunu, 15.01.2015 tarihine kadar davacının hesabında gerçekleştirilen işlemler sonucunda kaldıraçlı alım satım işlemlerinin hesaba aktarılan 8.409.962,00 TL gibi ciddi bir tutarı kaybettiğini, ... ile imzalanan kaldıraçlı alım satım işlemleri sözleşmesi tek taraflı hazırlandığını,...'ın müşterilerine ve mevzuata karşı özensizliğini gösteren pekçok başka durumlar mevcut olduğunu, ... ve ...'ın davacının ugradığı zararlar  nedeni ile sorumlu olduklarını beyanla 100.000,00 TL tutarındaki zararın yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle;  davacı ile müvekkili şirket arasında herhangi bir sözleşme imzalanmadığını, davacının müvekkili şirketin müşterisi olmadığını, davacının ... ile çeşitli sözleşmeler imzaladığını, ...'ın müşterisi olduğunu, davacının diğer davalı ile birlikte imzaladığı 29.05.2014 tarihli protokol ile müvekkili şirket ibra edildiğinden müvekkili şirkete karşı dava açabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, ...'ın iyi niyetli olarak öz kaynaklarının tamamı tutarında zarar eden davacıya 437.228,00 TL komisyon iadesi yaptığını, davacının ...'ın halen uymakla yükümlü olduğu ...'nın Seri:V No:...sayılı tebliğinin pek çok maddesini ihlal ettiği ve SPK'nın Seri:V No:... sayılı tebliğ hükümlerine aykırı davrandığı iddiasının yürürlükten kalkmış mevzuata dayandığından dinlenemeyeceğini, davacının iddialarının tamamen soyut nitelikte ve gerçeğe aykırı olduğunu, 26.05.2014 tarihi 00:00:03'te EUR/USD paritesinde 26.05.2014 ve 27.05.2014 tarihlerinde Amerika ve İngiltere piyasalarının kapalı olması sonucu global piyasalardaki foreks likiditesinin dar olması nedeniyle normal şartlarda oluşan spread oranından daha yüksek spread aralığı ile piyasanın işlemlere başladığını, sistemin açıldığı anda en güncel fiyat sağlayıcısı olan ...'nın fiyat kotasyonlarının baz alındığını, kaldıraçlı alım satım işlem piyasalarının derinliği nedeniyle herhangi bir aracı kurumun söz konusu piyasalarda spekülasyon yapabilmesinin fiilen mümkün olmadığını, davacının e postada müvekkili şirketin aldığı pozisyonlar nedeniyle fiyat farkının yükseldiğine ilişkin ifade bulunduğunu iddia ettiğini, söz konusu e postada davacının stop out durumuna nasıl geldiğini açıklayan  ve 6 dakika gibi çok kısa bir sürede 260.000.000 Euro işlem yapıldığına ilişkin ifade bulunduğunu,  kaldıraçlı alım satım piyasasının açılış ve kapanış saatleriyle ilgili bir düzenleme bulunmadığını, müvekkili şirketin Türk Lirası parite açılış saatinin müvekkili şirket uygulamasıyla 23.12.2013 tarihinde 5 dakika ileriye alındığını, müvekkili şirketin diğer pariteler için açılış saatinin 18.08.2014 tarihinden 5 dakika ileriye alındığını, açılış saatlerinin 23.12.2013 ve 18.08.2014 tarihlerinde değiştirdiğini, davacının iddia ettiği olayın bu tarihten beş ay sonra 26.05.2014 tarihinde gerçekleştiğini, davacının zarar hesabının gerçeğe aykırı olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.Ş. Vekili, savunmasında özetle; davacının zararının 9.436.884,30 TL ve 21.000 USD olduğu belirtildiğinden bahisle dava harcının tamamlatılması gerektiğini, aksi halde davanın reddi gerektiğini, müvekkili şirketin davacının zararının doğmasında herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkili şirketin davacıyı tüm risklerle ilgili hem sözleşme öncesinde hem de sonrasında eksiksiz bilgilendirildiğini, ...'ın davacı ile olan işlemlerinde sermaye piyasası mevzuatına uygun hareket ettiğinden sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu zararın oluşması ile davacının iddia ettiği mevzuata aykırılık arasında illiyet bağının olmadığını, davacının bilgisiz ve deneyimsiz olmadığı, davacıya yapılan tüm bilgilendirmeler 29.05.2014 tarihli protokol, piyasaların geçmişteki seyri düşüldüğünde davacıdan uzman bir yatırımcı ve deneyimli bir tacir olarak... piyasalarında zarar edebileceğini tahmin etmesi gerektiğini, davacının kar ettiğinde menfaat temin ediyorsa zarar ettiğinde de sonuçlarına katlanması gerektiğini, davacının işlem yapılan platform hakkında sözleşme hükümleri, kendisine yapılan bilgilendirmeler uyarınca yeterince bilgi sahibi olduğu, 29.05.2014 tarihli protokol ile bunun teyit edildiğini, ...'ın tüm uyarılarına rağmen gerekli tedbirleri almaması sonucu 15.01.2015 tarihinde zarara ugramasından da kendisinin sorumlu olduğunu, davacının zarara ugramasında ne kullanılan işlem platformu ne de müvekkili şirkete kusur izafe edilemeyceğini, davacının vekiline ödediği komisyonlarla ilgili Yatırım Finansman'ın sorumlu tutulamayacağını beyanla davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;\"...Dava,  taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kurulan kaldıraçlı alım satım işlemleri sözleşmesi kapsamında yapılan yatırımdan dolayı zarara uğranıldığı iddiası ile bunun tahsiline yöneliktir.Alınan bilirkişi raporlarında da görüldüğü üzere davacı ile sözleşme yapan tarafın davalı ...olduğu, diğer davalı ...nin sözleşmeye taraf olmadığı, İş yatırım ile davacı arasında doğrudan yapılan bir işlemin de tespit edilemediği,...A.Ş  ile davacı arasında, SPK mevzuatına uygun olacak şekilde sözleşme ve formlarının düzenlendiği, davacının Aslı ...'ı yine SPK mevzuatının izin verdiği çerçevede, kaldıraçlı alım satım işlemleri konusunda noter vasıtasıyla vekil tayin ettiği, ... A.Ş'nin , Aslı ...'ın izinsiz portföy yöneticiliği faaliyeti nedeniyle SPK'ya bildirim yapmamaktan sorumlu tutulamayacağı, kaldı ki bildirim yükümlüğünün 01.07.2014'te yürürlüğe girdiği, ... A.Ş'nin kaldıraçlı işlemleri piyasa uygulamaları doğrultusunda teminatlandırdığı ve uygulamanın SPK'nın emredici hükümlerine aykırı olmadığı,davalıların kullandığı programın bu tür işlemlerde en çok tercih edilen program olduğu, böylece  ...ye husumet yöneltilemeyeceği, yöneltilse dahi davalıların sözleşme ve mevzuata aykırı bir uygulamaları olmaması nedeniyle davalılara kusur atfedilemeyeceği...\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davacı hesabının ehil, SPK’nın zorunlu kıldığı lisanslara sahip olmayan biri tarafından, yüksek ve kontrolsüz riskler alarak yönetilmesi sonucunda yüksek tutarda zarara uğradığını, davalılardan ...’ın konusu suç teşkil eden bu izinsiz portföy yöneticiliği faaliyetini bildiği, buna göz yumduğu, göz yumarak para kazandığı işbu dosyadaki ses kayıtları ve diğer deliller ile ispat edildiği gibi, SPK tarafından yapılan detaylı incelemede, işbu dosyaya sunulmamış deliller üzerinden de tespit edildiğini, tarihsel süreç içerisinde çeşitli kişi ve kurumlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde izinsiz olarak sermaye piyasası faaliyetleri yürüttüğünü, gerek ehil olmadıkları, gerekse başkalarına ait malvarlıklarını su istimal ettikleri için yatırımcıları zarara uğrattıklarını, bu tarihsel süreç içerisinde SPK sermaye piyasası kurumlarına bir yükümlülük yükleyerek, izinsiz bir faaliyet yürütüldüğü şüphesi uyandığında işlemleri durdurmalarını ve SPK’ya bildirimde bulunmalarını zorunlu kılmış, bunları yapmayıp, göz yumup, bu yasa dışı işlemlerden para kazanmaya devam etmeyi tercih etmeleri halinde, yatırımcıların uğrayacağı tüm zararlardan sorumlu olacaklarına ilişkin düzenleme yaptığını, şikayetleri üzerine yapılan denetim çalışmasının sonuçlarının SPK tarafından Davacı’ya hitaben yazılan, dosyada mevcut 02/03/2018 tarih ve 32992422-205.07-E.2462 sayılı yazıda belirtildiğini, ... hakkında ilgili tarihte yürürlükte olan mülga Seri: V, No: ... sayılı Tebliğ’in 29. maddesi hükmüne aykırı davranıldığı gerekçesi ile idari para cezası uygulandığını, 17/12/2013 tarihli resmi gazetede yayınlanıp, 01/07/2014 tarihinde yürürlüğe giren III-39.1 sayılı Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ’in 39. maddesinde aynı içerikteki hüküm korunduğunu, görüldüğü üzere izinsiz sermaye piyasası faaliyeti karşısında sessiz kalma fiilinin devam ettiği süre boyunca geçerli olan her iki madde de, bu ihmali davranış nedeniyle doğan yatırımcı zararlarının tamamından aracı kurumların sorumlu olacağının düzenlendiğini,Hazırlanan ikinci bilirkişi raporunda bu yükümlülüğün 01/07/2014 tarihinden itibaren geçerli olduğunun ifade edildiğini, bu değerlendirme gerekçeli karara da aynen kopyalandığını, oysa SPK raporu gösterdiği üzere bu tarihten önce de konuya ilişkin içeriği aynı olan bir düzenleme bulunmakta olup, bu düzenleme yeni yayınlanan tebliğde aynen yer aldığını, ayrıca ifade etmek gerekirse, davacının işlemleri Ocak 2015 ayı sonuna kadar yine Aslı ... tarafından devam ettirilmiş olup, davacının varlığının önemli bir kısmının zaten 01/07/2014 tarihi sonrasında kaybettiğini, yeni yayınlanan Tebliğin 01/07/2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasının davalıları sorumluluktan nasıl kurtardığının taraflarınca anlaşılamadığını,Dosyadaki ses kayıtlarından ... Şubesi Müdürü ...’un Aslı ... adlı şahsın başka şahısların da hesaplarını yönettiğini bildiği, söz konusu şahıslardan Aslı ...’ın müşterisi olarak söz ettiği anlaşıldığını, iş bu dava açıldıktan sonra ... tarafından ... Şubesi müdürü ...’un iş akdine son verildiğini, tüm bu doğrudan ve dolaylı delillere, SPK ... işlemleri durdurup, SPK’ya bilgi vermesi gerekirken bunu yapmadığını, diyerek kurum hakkında para cezası uygulamış olmasına rağmen, düzenlenen ilk bilirkişi raporu bu konuyu hukuk bir konu diyerek mahkemenin takdirine bıraktığını, SPK cezası uygulanmadan önce hazırlanan ikinci bilirkişi raporu hiçbir delili incelemeden çok yüzeysel bir değerlendirme ile ...’ın bu durumu bilemeyeceğini varsaydığını, üçüncü bilirkişi ise tüm mevcut delilleri, kuralı ihdas eden kurumun “mevzuata uyulmamıştır” değerlendirmesini dikkate almadan, anlaşılması zor bir tavırla bir taraftan davalılar lehine zorlama bir değerlendirme yaparken, diğer taraftan bu zorlama değerlendirmenin sayın mahkeme tarafından gerçekçi bulunmayacak olması gerçeği karşısında, “sayın Mahkeme aksi kanaatte ise bile bu yükümlülüğe aykırılık nedeni ile oluşan zararı değerlendirmek bu görüşün kapsamı dışındadır” dendiğini, mevzuattaki “hesap ilişkisi kurulan kişi” ifadesi ile sadece kendilerine hesap açılan kişilerin kastedildiğini söylemenin mümkün olmadığını, nitekim mevzuatı yazan kurum ...’a ceza vererek mevzuattaki bu hükmün sadece kendilerine hesap açılanları kapsamadığını açıkça ortaya koyduğunu, yatırım finansman nezdindeki pek çok kişinin hesabını yöneten, söz konusu hesaplarda işlem yapmak üzere kuruma vekalet veren, bu vekalet söz konusu şahısların sözleşme setlerine eklenen bir şahıs bakımından hesap ilişkisi kurulmadığının düşünüldüğünün belirtilmesi kabul edilebilir, hayatın olağan akışına uygun bir değerlendirme olmadığını,Müşteri emirlerini birebir olarak hedge eden kurumların çoğunluğu, her bir müşteri emri için anlaşma yaptıkları yurt içi veya yurt dışı kurumlarda müşteri emirlerine paralel olarak birebir olarak pozisyon açtığını, bu pozisyonlardaki fiyatlar .. ve benzeri finansal bilgi yayınlayan kurumların yayınladıkları fiyatlardan artırma eksiltme yapılmak suretiyle belirlendiğini, dolayısıyla bu kurumlarla gerçekleştirilen işlemlerin gerçekleşmemesi, fiyatta olağan dışı sapma olması ve benzeri bir durum olması mümkün olmadığını, müşteri aracı kuruma karşı pozisyon almakta, aracı kurum da kendisini hedge etmek için daha önce fiyat ve benzeri tüm koşullarda anlaştığı bir başka kurumda pozisyon açtığını,Yukarıda anlatılan tüm durumlarda, aracı kurumun arkada gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmediği işlemle müşterinin hukuken hiçbir ilgisi bulunmadığını, kendini hedge edip etmemek, hedge ederse hangi yöntemle hedge edeceği tamamen aracı kurumun kendi sorunu olduğunu, oysa bu davada, hukuken işleme taraf olan...’ın, fiilen aracı gibi hareket ettiği, müşteriden aldığı emri yurt dışındaki yatırım bankalarının üye olduğu, borsa gibi çalışan bir piyasaya ilettiği, bu piyasada yeterince alıcı veya satıcı yoksa emirlerin gerçekleşmediği veya fiyatların müşterisi aleyhine çok fazla açıldığı, müşterinin pozisyonunun da ancak iş yatırımın bu piyasada kendisi pozisyon alabildikten sonra karşılandığı tespit edildiğini, taraflarınca dosyaya bu konuda detaylı beyanlar sunulduğunu,Bilirkişi raporlarının hiçbirinde elektronik postadan bahsedilmediğini, epeyce uzun olan söz konusu emailde örnek olarak; “Yatırımcının ilk işlemde 8,8 olan spreadi ard arda işlemlerin likidite sağlayıcılara gönderilmesi sonucu genişlemeye devam etmiştir (alım satım fiyatları arasındaki farkın olağan dışı bir şekilde açıldığından bahsedilmektedir). ... hesabın stop-out olması neticesinde 00:00-00:06 saatleri arasında toplam 260 milyon EUR büyüklüğünde işlemin likidite sağlayıcılara gönderilmiştir. İşlemlerin ard arda gönderilmesiyle likidite sağlayıcılardan...’a gelen spread de genişlemeye devam etmiştir (... sürekli olarak bir piyasaya emir göndermekte, emir gönderdiği piyasada sınırlı sayıda taraf olduğu için fiyatlar sürekli olarak müşteri aleyhine açılmaktadır). ... açılması neticesinde yatırımcının hem uzun hem kısa pozisyonlarındaki zararların miktarı artmış ve yatırımcının ... değeri eksiye dönmüştür. ...’nin eksiye geçmesiyle yatırımcının pozisyonları 1-1 hedge olsa bile stop-out çalışmaya devam etmiştir.” ifadeleri yer aldığını,Sistemin açık ve bu kusurlu işlem nedeniyle yaşanan ilk olayda davacının zararının ödendiğini ve hiçbir finansal kurumun kusursuz olduğunu düşündüğü noktada müşterisinin zararını karşılamayacağı tartışmasızken, hiçbir bilirkişinin bu süreci, bu maili, müşteriye yapılan ödemeyi ve imzalanan protokolü değerlendirmediğini, bu ödeme nedeniyle düzenlenen protokolde gizlilik şartı bulunuyorken, yatırım finansman avukatının yaptığı fahiş hata ile (protokolün görüşmeye açılan imzasız ilk versiyonunu, lehine olduğu düşüncesi ile, gizlilik hükmüne rağmen dosyaya sunmuştur) protokolün imzalanan son versiyonunu dosyaya sunma şansları doğduğunu, karşı taraf avukatının bu fahiş hatası sonucunda kendilerine de hem protokolün ilk halinde yer alan bu tür durumların tekrar yaşanabileceğine ilişkin ifadeleri reddederek sildirdiklerini, hem de yatırım finansmanın sistem kusurunu kabul ettiğini ispat edebilme fırsatı doğduğunu, ancak bilirkişileri aşabilmenin mümkün olmadığını, bilirkişilerin hiçbiri raporlarında bu ödemeyi, bu protokolü, protokolün imzaya sunulan ilk versiyonuna kıyasla, imzalanan son versiyonu dikkate alındığında benzeri durumların yaşanması riskini kabul etmediğini değerlendirilmediğini,Dosyada mevcut ses kayıtlarının da, ses kayıtlarına ilişkin beyanlarının da (15/03/2016 tarihli dilekçe ile sunulan) dinlenmediğini, okunmadığını, söz konusu ses kayıtları konunun uzmanı bir bilirkişi tarafından dinlenilmiş olsa, davacının hesap açılışı sırasında kaldıraçlı işlemler konusunda hiç bilgi sahibi olmadığı, kendisini tamamen ...’a emanet ettiği, hesap açılış görüşmelerini Aslı ...’ın yürüttüğü, bu süreçte Davacı’nın da temel kavram ve süreçler konusunda yanıltıldığı anlaşılacağını,Bilirkişiler hiçbir yasal metne atıf yapmadan, açık, net kuralın istisnasını teşkil edebilecek hiçbir veri, yasa hükmü, ilke kararı ve benzeri bir dayanak ileri sürmeden,ters pozisyonun teminat sayılacağına ilişkin bir değerlendirme yaptıklarını, hiç bir hukuki, ekonomik dayanağı olmayan değerlendirmeler alınan karara dayanak olduğunu,Türk Borçlar Kanunu’nun “Sebeplerin yarışması” başlıklı 60. maddesinde “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” hükmü yer aldığını, davanın başından bu yana, davacıların sorumlulukları ile ilgili olarak pek çok sebep ileri sürülerek, davada sorumluluk nedenlerin yarışması durumun söz konusu olduğu mahkemenin bilgisine sunulduğunu, gelinen aşamada diğer sorumluluk nedenleri hakkında tartışmalar devam ediyor olsa da SPK mevzuatından kaynaklanan sorumluluk nedeninin varlığı artık tartışılmaz bir şekilde ortaya konulduğunu, SPK tarafından davacıya gönderilen yazıda da tazminat iddiaları ile ilgili olarak adli yargıda dava hakkının bulunduğu ifade edildiğini, bu yazı 25/05/2018 tarihli bir önceki dilekçe ekinde dosyaya sunulduğunu,Mahkemenin somut sorumluluk nedenini görmezden gelerek, dosyadaki diğer tartışmalar arasında kaybolarak, mesnetsiz, hukuka ve maddi vakıalara aykırı şekilde almış olduğu kararın düzeltilmesi gerektiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacının  kaldıraçlı  alım satım işlemleri kapsamında yaptığı işlemlerde, davalıların kusurlu davranışları nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararın, davalılardan tahsili istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı eldeki davada kaldıraçlı alım satım işlemleri nedeniyle ve  vekili olarak hareket ettiğini ileri sürdüğü dava dışı ...' a ödediğini ileri sürdüğü komisyon tutarları nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, uğradığı zararın davalılardan tazminini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince sunulu deliller, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler ile konusunda uzmanlarından oluşturulan farklı  bilirkişi kurullarından raporlar alınarak sonuca  gidilmiştir.Dosya kapsamından davacının 16.07.2013 tarihinde  davalı ... nezdinde hesap açtığı, aynı tarihli  \"Kaldıraçlı Varlık Alım Satım İşlemleri Risk Bildirim Fonu\" , \"Kaldıraçlı İşlem Bildirim Formu\", \"Kaldıraçlı Alım Satım İşlemlerinde Uygulanacak Kaldıraç Oranları\",\" Sözleşme Öncesi Bilgilendirme ve Mutabakat Formu\" imzalandığı ve ilk kaldıraçlı işlemi 14.11.2014 tarihinde yaptığı, davacının 14.01.2014 tarihinde ... isimli şahsı noterden düzenlenen vekaletname ile davalı ... nezdindeki  hesaplarında işlem yapmak üzere yetkilendirdiği, bunun dışında davacının %49,5 pay sahibi olduğu döviz ve altın ticareti yapan bir şirkette  yönetici olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır.Yine dosya kapsamına sunulu protokol ile davacının kaldıraçlı işlemlere ilişkin piyasanın ve enstrümanın yapısını ve buna ilişkin riskleri bildiğini, olağanüstü piyasa koşullarının ani fiyat dalgalanmalarının mücbir sebep kapsamında yer aldığını bildiğini,platformlardan ve elektronik işlemlerden kaynaklanan risklere, teknoloji riskine, piyasa riskine ve ürün riskine vakıf olduğunu kabul , beyan ve taahhüt ettiğini içeren 29.05.2014 tarihli protokol imzaladığı anlaşılmaktadır. Bütün sözleşmelerin imzalanmasının ve hesabın açılmasının ... nezdinde gerçekleştiği, ...'ın dava konusu işlemlerdeki pozisyonunun \"emir iletimine aracılık\" değil \"işlem aracılığı\"olduğu, diğer davalı ... Yatırımın portföy aracılığı  lisansına sahip geniş yetkili aracı kurum olduğu, davacı vekilince delil olduğu ileri sürülen SPK nun 08.02.2018 tarihli raporu  içeriğinde davalı ... sermaye piyasası mevzuatına aykırı uygulamalarının bulunduğuna ilişkin herhangi bir tespitin yapılmadığı ve bu nedenle herhangi bir işlem tesisine gerek bulunmadığı tespiti   de gözetildiğinde,  davalı ... diğer davalı ile imzaladığı sözleşme uyarınca ve temsil ilişkisi kapsamında sorumlu görülmesi gerektiği yönündeki davacı vekili istinafı yerinde görülmemiştir.Diğer davalı ... değerlerin sorumluluğu açısından ilk derece mahkemesince konunun uzmanlarından oluşturulan bilirkişi raporları içerikleri değerlendirilerek, ...A.Ş  ile davacı arasında, SPK mevzuatına uygun olacak şekilde sözleşme ve formlarının düzenlendiği, davacının ...'ı yine SPK mevzuatının izin verdiği çerçevede, kaldıraçlı alım satım işlemleri konusunda noter vasıtasıyla vekil tayin ettiği, ... A.Ş'nin, ...'ın izinsiz portföy yöneticiliği faaliyeti nedeniyle SPK'ya bildirim yapmamaktan sorumlu tutulamayacağı, kaldı ki bildirim yükümlüğünün 01.07.2014'te yürürlüğe girdiği,...A.Ş'nin kaldıraçlı işlemleri piyasa uygulamaları doğrultusunda teminatlandırdığı ve uygulamanın SPK'nın emredici hükümlerine aykırı olmadığı,davalıların kullandığı programın bu tür işlemlerde en çok tercih edilen program olduğu, davalının  sözleşme ve mevzuata aykırı bir uygulamaları olmaması nedeniyle davalı ... Finansmana kusur atfedilemeyeceği anlaşılmakla, kurulan hüküm isabetli olup, aksi yöndeki davacı vekili istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,4-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık  olarak karar verildi. 30.04.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9b1500641ba29eb3","SID":"7bb7cd2c690edad2"}}