{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>9.HUKUK DAİRESİ <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br>ESAS NO: 2022/1760 <br>KARAR NO: 2025/709<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 29/03/2022<br>NUMARASI: 2017/966 Esas - 2022/224 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 28/04/2025<br>Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;    <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline  ait ... plakalı aracın 28.04.2016 tarihinde ... plakalı aracın şoförünün kusurlu olması sebebiyle oluşan kazada hasar gördüğünü, maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağında davalı sürücünün yazılı ve imzalı beyanıyla tam kusuruyla sebebiyet verdiğinin açıkça ikrar edildiğini, söz konusu durumun kaza yeri tetkiki ve sürücülerin beyanları kaza tespit tutanağı ile tespit edildiğini, işbu kaza sebebi ile müvekkiline ait araçla maddi hasarın meydana geldiğini , ortaya çıkan hasar sebebi ile müvekkiline ait aracın 4 gün onarımda kaldığını, bu süre içerisinde ticari işlevini yerine getiremediğinden kazanç kaybına ilişkin alacak oluştuğunu,   müvekkilinin uğradığı günlük 2.000 TL'den olmak üzere 4 günlük kazanç kaybının davalı/borçludan talep etme zorunluluğunun doğduğunu, % 100 kusurlu olduğu kaza tespit tutanağı ve sigorta bilgi gözetim merkezi kayıtlarında açıkça belli olan davalı sürücünün, müvekkilinin uğradığı zararı karşılamakla yükümlü olduğunu belirterek  8.850,20-TL'lik kazanç kaybı tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep  etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının kazanç kaybı miktarını hangi resmi ölçütlere dayandırdığını ve nasıl belirlediğini ispatlayamadığını, kazaya karışan otobüsün serviste onarımda kalmış olması, başlı başına davacıyı kazanç kaybına uğratan bir faktör olduğunu göstermediğini, otobüs firmalarının tüm araçlarının aktif vaziyette çalışmadığını, yedek ve ikame araçların her zaman bulundurulduğunu, davacı bahsi geçen 4 günlük süreçte ilgili otobüsü çalıştırmadıysa bile mutlak surette yedek araçlarını ilgili güzergahlarda çalıştırmış olduğunu, aksi takdirde sık sık yaşanması kuvvetle muhtemel bu tür ufak tefek kazalarda bile işleri dursa ve kazanç elde edemeseler ticari hayatta tutunmalarının mümkün olamayacağını, davacının ilgili trafik kazası sebebiyle ne iş ne de kazanç kaybı yaşamış olmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini  talep  etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, \"Davanın kısmen kabulü ile,  197 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 28.04.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine\" karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili ile davalı vekili  istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından dosya içerisinde iki adet birbiri arasında çelişki bulunan rapor bulunmasına rağmen raporlar arasındaki çelişkiyi gidermeksizin daha önce alınmış olan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, bilirkişi tarafından yapılan günlük kazanç kaybı hesaplamasına itiraz ettiğini, bu hizmet satışlarının maliyetine ilişkin 0,55 oran ve genel yönetim giderlerine ilişkin  0,10 oran neye ve kime göre belirlendiğinin anlaşılamadığını, bilirkişi tarafından yapılan hesaplama soyut, gerekçesiz olup kar/net oranının bu şekilde hesaplanmasının doğru olmadığını, Türkiye genelinde marka değeri en yüksek şehirler arası yolcu taşımacılığı yapan şirketlerden birisi olan ... A.Ş. 'nin 4 günlük kazanç kaybının sadece 197-TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmesi bilirkişilerin tarafsız ve objektif bir şekilde rapor hazırlamadığının göstergesi olduğunu, tarafınca kaza yapan şirket aracına ilişkin 28.04.2016 ile 28.08.2016 tarihleri arasındaki kazancını gösterir belgeler sunulduğunu, ilk derece mahkemesinin belirlemiş olduğu maddi tazminat miktarı gerçeklikten uzak ve soyut olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin görevli olmadığını,   kazanın gerçekleştiği yer Muğla, müvekkil firmanın ticaret sicile kayıtlı olduğu yer ise Bursa olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede görüldüğünü, yerel mahkeme 05.02.2019 tarihli celsede davacı tarafa yeni delil bildirme hakkı tanıdığını, bu hakkın yasal süreden sonra verilemeyeceği ve davalı tarafın muvafakati olmadığını, üstelik ilgili celseye bir başka duruşma dosyasını da işaret ederek mazeret dilekçesi göndermiş olmasına rağmen mazeret hakkında da karar verilmediğini, dosyadaki deliller de hukuka aykırı olarak toplandığını, karşı yanın delillerinde söz konusu \"çeşitli odalardan emsal araştırma yapılması\" yönünde delil toplama talebi de bulunmadığını, hukuka aykırı yapılan delil toplama işlemlerinin ve ilgili belgelerin hükme esas alınmaması gerektiğini, dava dilekçesiyle, delil listesiyle ve daha sonra taraflarına verilen 2 haftalık kesin süre içinde gereken belgeleri sunmayan davacı, defter inceleme talebinde bulunup o gün de katılım göstermediğini ve delillerini ibraz etmediğini, davacıya tekrar süre vermek ve belge sunmasını istemek yargılamanın uzamasına ve iddiasını ispatlayana kadar imkan tanınmasına neden olmadığını, dosyaya, davacı tarafın kazaya karışan otobüsünün çalıştırılmadığı günlere ait kazanç kaybını gösterir somut veriler, sefer iptallerine, bilet iadelerini ilişkin belgeler sunulmadığını, kazanç kaybı bunlar olmaksızın ispatlanabilir olmadığını, kaldı ki, davacı tarafa ait kazaya karışan otobüsün serviste onarımda kalmış olması, başlı başına  davacıyı kazanç kaybına uğratan bir faktör olduğunu göstermediğini, yedek araç ikame edilmediğini ispatlayamayan davacının sefer iptali olmaksızın eldeki davadan kazanç sağlaması açıkça sebepsiz zenginleşme teşkil edeceğini, 197 TL kazanç kaybı yaşamış olabileceği hesaplandığını, söz konusu tutar, davacı şirketin tüm araçları çalıştığında değil tüm otobüs seferleri iptalsiz gerçekleştiğinde ortaya çıkan tutar olduğunu zararın varlığının ve miktarının davacı tarafça ispatlanması zorunlu olduğunu belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat  istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Somut uyuşmazlıkta  davacı ile davalı tüzel kişi tacir olup, zararın davacının ticari iş ve işletmesiyle ilgili olduğu anlaşıldığına göre 6102 sayılı TTK' nın 4/1ve 5. maddesi gereğince ihtilafın çözümünde  Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.  Bu nedenle davanın Ticaret Mahkemesinde görülmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. 6100 sayılı HMK'nın genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin birinci fıkrasına göre; \"Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.\" Yine aynı Kanunun 16. maddesinde ise \"Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.\" hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı HMK'nın haksız fiillerde yetkiyi düzenleyen 16. maddesinde HMK'nın 7/1-2. cümlesindeki düzenleme anlamında kesin yetki söz konusu değildir. Haksız fiil halinde HMK'nın 16. maddesi gereğince birden fazla mahkemenin yetkili kılınarak davacıya bir seçimlik hak tanınmış olduğu göz önüne alındığında, davacı, bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasının bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiç birisinde açmaz ve yetkisiz bir mahkeme de açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer.Somut olayda, haksız fiil Muğla'da meydana gelmiştir. Davalının  ticaret sicile kayıtlı olduğu yer ise Bursa olup davacının yerleşim yeri İstanbul Adliyesi yargı çevresinde bulunan  ...'tür. Dolayısıyla, davacının birden çok mahkemenin yetkili olduğu ve kesin yetki kuralının bulunmadığı bu davada davayı, kendi yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde açarak yetkili mahkemeyi seçmiş olduğu anlaşıldığına göre mahkemenin yetkisine ilişkin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2014/24138 Esas ve 2015/8551Karar sayılı kararında \"Davacının yaptığı işe ve bu işten elde ettiği gelire dair tüm resmi belge, bilgi, vergi kaydı ticari defter, kayıt, makbuz, fatura vs belgelerin ve giderlerine ilişkin tüm belgelerin getirilmesi, davacının tüm giderleri mahsup edilerek günlük net kazancının (kazaya karışan aracın kullanılamaması sebebiyle oluşan) konusunda uzman bilirkişi (mali müşavir, muhasebeci vs gibi) marifetiyle tespit edilmesi gerekir.\";   2016/20435 Esas ve  2017/11886 Karar sayılı kararında da \"Karşı davanın davacısı servis hizmeti veren şirket olup aracı minibüs olduğuna göre kazanç kaybının araştırılması gerekmektedir. Davaya konu kaza sebebiyle meydana gelen hasarın tamiri için gerekli makul sürenin tespiti ile bu yönde çelişkiler giderilerek bu süre içinde davacının aracı kullanma şekline ve yerine ikame edeceği araç olup olmadığı da değerlendirilerek günlük kazancın araştırması yapıldıktan sonra kazanç kaybının hesaplanması hususlarında ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli, önceki bilirkişi raporununda irdelenip değerlendirildiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ...\" belirlemesinde bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça dava dilekçesinde kazanca esas belgelere delil olarak dayanılmış olup, Ticari Defter incelemesine delil olarak dayanmadığı halde 29/05/2018 tarihli celse de HMK'nın 140. maddesine göre verilen mehil süresi içerisinde 30/05/2018 tarihli iki ayrı dilekçesi ile de, kazanç kaybını ispata yarar hasar gören araca emsal nitelikte müvekkiline ait araçlara ilişkin kazanç tablosunu sunduğu ve Ticari Defterlerin bulunduğu  yeri bildirerek yerinde inceleme yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan 03/02/2020 tarihli bilirkişi raporunda; \"... Gelir İdaresi Dairesi Başkanlığı tarafından davacı ... Otobüsleri A.Ş.'nin 2016 yılına ait kurumlar vergi beyannamesi gönderilmiştir. Beyannamede 2016 yılındaki net faaileyet karının(şirketin tüm araçları ve faaliyetleri için) 24.231.957,29 TI., net satışlarının ise (şirketin tüm araçları ve faaliyetleri için) 789.054.267,07 TL olduğu görülmekle, faaliyet karı/net satışlar oranı %3,07 olarak hesaplanmıştır. Bu durumda kök raporda 4 günlük hasılat tutarı olarak belirlenen 6.418,12 TL ye bu oranın uygulanması sonucunda davacı yanın uğramış olduğu zarar 6.418,02 x 0,0307 — 197.00 TL \" tespit edilmiştir. Davacı taraf süresinden sonra 03/03/2020 tarihli dilekçesi ile davaya konu araca ilişkin 101 günlük kazanç tablosunu sunmuş ve bu tabloya göre alınan heyet bilirkişi raporunda 1.022,44 TL kazanç kaybı hesaplanmış ise de, süresinde bildirmediği delillere dayanılarak hazırlanmış olan raporun hükme esas alınmamış olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Bu durumda raporlar arasında çelişki olduğundan da söz edilemeyecektir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, kararın gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkemece hükme esas alınan 13.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda 2016 yılına ait vergi beyannamesi, kazanın meydana geldiği zaman dilimi ve  o dönemde işlerin yoğunluğunun ne şekilde olabileceği, otobüsün çalıştığı ve çalışmadığı günler dikkate alınarak detaylı ve gerekçeli bir hesaplama yapıldığı, yine anılan raporun Muğla Esnaf Odası Başkanlığına yazılan müzekkereye verilen emsal ücretle ilgili cevaba en yakın hesaplama olduğu anlaşılmakla davacı yanın 4 günde  hesaplanan 197 TL kadar kazanç kaybı olduğu, davacının bunu aşan miktarda kâr elde ettiğini usulüne uygun başkaca delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde  isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.  <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Taraf vekillerinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE,2-a-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye  534,7‬0 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,b-Harçlar Yasası'na göre alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye  534,7‬0 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına, 4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan  inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın  tebliğ tarihinden  itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.28/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"419b39e90cf56d4d","SID":"4170835a94cc54c8"}}