{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1354 <br>KARAR NO: 2025/712<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10/01/2024<br>NUMARASI: 2020/337 E. -  2024/20 K. <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik ilişkisinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin patenti kendisine  ait olan  TSE onaylı başka hiçbir yerde bulunmayan kauçuk ürünler ürettiğini, davalı ile yapılan 05/09/2007 tarihli sözleşme uyarınca bu ürünlerin tek ve yetkili satıcısının  davalı olarak belirlendiğini, yani davalının, müvekkili şirket ürünlerinin tek satıcısı yetkili bayisi olduğunu, zaman içinde davalının  sözleşme koşullarına uymamaya başladığını, davalının  daha kalitesiz ürünleri  daha yüksek fiyatlarla başka yerlerden temin ederek  satmaya başladığını, davalının davacıyı bu şekilde  zarara uğrattığını, davacının hak edişlerini  ödememeye ve  davacıya sipariş vermemeye başladığını, davacının bu güne kadar uğradığı zararı kendi başlarına tespit edemeyeceklerini,  bunun için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, bu sebeple davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, taraflar arasındaki karşılıklı ihtarnamelerde davalı ihlallerinin belirtildiğini, davalının bu ihlallerine son vermediğini, davalının bu ihlalleri  yapmasının yanı sıra  10.08.2012 tarih ve ... yevmiye no'lu ihtarı ile haksız ve gerekçesiz olarak taraflar arasındaki sözleşmeyi fesih ettiğini ileri sürerek,  belirsiz alacak davası olarak  20.000 TL'nin dava tarihinden itibaren hesaplanacak reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 18/09/2023 tarihli talep arttırım dilekçesi ile talebini 185.178,96 TL arttırarak, 205.178,96 TL'nin dava tarihinden  işleyecek reeskont faizi ile tahsilini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin Büyükşehir Belediyesi ve ilgili birimler başta olmak üzere Türkiye'de ki diğer belediyelere, inşaatlarda, park ve bahçeler de kullanılmak üzere önceden kalıba dökülmüş beton, çimento, suni taş mamullerinin imalatı, çimentodan, betondan veya suni taştan prefabrik yapı elemanları imalatlarını tedarik ettiğini, davacı şirketin söz konusu ürünlerin reklamını kendi sitesinde yapması gerekirken müvekkilinin internet sitesi olan www.....com internet sitesinden yaptığını, davalı şirketin marka değerini, şirket yönetim bilgilerini, RPC rögar kapakları davacı yanın kendi ürünüymüş gibi internet sitesinde yayınladığını, davalının gerek aynı iş kolunda gerek farklı iş kollarında onlarca firma ile bayilik sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin gelen bütün ihtarlara cevap verdiğini, davacı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı ile  ana bayilik sözleşmesi yapıldığını, sözleşmenin davalı yanca, davacının satışı imkânsız kılacak ve rekabete uygun olmayan fiyat belirlenmesi halinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebileceğini, ayrıca sözleşmeye göre davalının bayilik sözleşmesi süresinin hitamından 30 gün önce  davacıya  yazılı olarak bildirilmek kaydı ile sona ereceğini, aksi takdirde sözleşmenin aynı şartlarla bir yıl daha uzatılmış olacağını,  yani davalının sözleşmeyi tek taraflı fesih yetkisi olduğunu, davalının,  sözleşmenin hitamına 30 gün kala 06.08.2012 günü, Bakırköy ... Noterliğinin  ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile  feshedildiğini,  feshin hukuka uygun olduğunu, davacının davalı markasına tecavüz ettiğini,  marka tecavüzü nedeniyle  davacıya karşı İstanbul 4. Fikri ve  Sınai Haklar Mahkemesinde 2012/17 Esas sayılı dosya ile dava açıldığını, kararın lehlerine sonuçlandığını, davalının  aynı iş kolunda veya  farklı iş kollarında onlarca firma ile bayilik anlaşması bulunduğunu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...  Mahkememize açılan iş bu dava hukuksal niteliği itibariyle, taraflar arasındaki 05/09/2007 tarihli tek satıcılık sözleşmesi niteliğindeki bayilik sözleşmesinin ihlali nedeniyle doğan kar mahrumiyeti zararının tazminine ilişkindir. Uyuşmazlık ; Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından feshinin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı ve fesih nedini ile davacının kar mahrumiyeti niteliğinde zararının doğup doğmadığı noktalarında toplandığı görüldü. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkla ilgili mahkememizin 2014/795 Esas 2017/110 Karar sayılı dosyası ile yargılama yapılarak verilen hükmün istinaf edilmesi neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin  2017/4901 Esas, 2020/1185 Karar sayılı 03/07/2020 tarihli kararı ile verilen kaldırma kararı neticesinde dosya yeniden esasa kayıt yapılarak kaldırma kararı doğrultusunda , ihtarnamenin tebliğ şerhi ilgili noterden  celp edilmiş, sözleşmenin 5.2.2 maddesi gereğince 30 gün önce bildirim koşulunun yerine getirilmediği görülmüş,  dolayısı ile fesih bildirimi süresinde yapılmadığı anlaşıldığından bir yıllık süre gözetilerek önceki dönem satış rakamları üzerinden   tarafların ticari defterleri inceletilmiş , sözleşme devam etseydi davacının ne kadar gelir elde edeceği konusunda rapor alınmış alınan rapora göre davacının erken fesih nedeni ile 205.178,96 TL kar mahrumiyeti alacağı hesaplandığı anlaşılmış, raporun denetime el verişli ve hükme esas alınabileceği görülmüştür.Tüm dosya kapsamı ve yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde; İstinaf kaldırma kararında yapılan hukuki tespitte de belirtildiği üzere taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarını içerdiği, davalı tarafın, sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkı bulunsa bile, feshin bildiriminin taraflar arasındaki sözleşme ile süre koşuluna bağlandığı davalının süre geçtikten sonra fesih bildiriminde bulunduğu dolayısı ile taraflar arsındaki sözleşmenin bir yıl daha uzadığı bu hali ile de davacının kar mahrumiyetinin uzayan süre üzerinden hesaplanması gerektiği, uzayan süre üzerinden hesaplama yapılması için bilirkişi heyetinden alınan raporda da davacının  205.178,96 TL kar mahrumiyeti alacağı hesaplandığı görüldüğünden davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"  gerekçesiyle, davanın  kabulü ile 205.178,96 TL alacağın dava  tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya  ödenmesine karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekilleri, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; fesih ihbarının süresinde olmadığı yönündeki değerlendirmenin  hukuka aykırı olduğunu,  taraflar arasındaki sözleşmenin  birer yıllık sürelerle yenilendiğini, en son bir yıllık sözleşme döneminin  05.09.2012 tarihinde sona ereceğini, buna göre fesih bildiriminin 30 gün önce yapılması gerektiğinden  en geç 06.08.2012 tarihinde ihtarname gönderilmesinin yeterli olacağını,   davalı tarafından da fesih ihtarnamesinin  06.08.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, sözleşme metninde \"1 ay\" değil, \"30 gün\" önce ifadesi bulunduğunu, Ağustos ayı 31 günden oluştuğundan davalı tarafından 06.08.2024 tarihinde keşide edilen ihtarname gönderildiğinden fesih bildiriminin süresi içerisinde olduğunu,  noterden kaynaklanan gecikmelerden tarafların sorumlu tutulamayacağını,  bu sebeple noterden gönderilen fesih ihtarnamesinin tebliğ tarihinin bu noktada önem arz etmediğini, önemli olanın notere teslim tarihi dolayısıyla ihtarnamenin keşide tarihi olduğunu,  istinaf kararında belirtilen gerekçeler gözetilmeden karar verildiğini bilirkişi raporlarına yaptıkları itirazların  hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, bilirkişi heyeti tarafından yalnızca davacının itirazları yönünden kar mahrumiyeti vs. hesaplama yoluna gidildiğini, ancak bu husus hem hakkaniyete hem de istinafın kaldırma ilamına aykırılık teşkil ettiğini, bilirkişi raporlarına birçok beyan ve itirazları olduğunu,  fatura içeriklerine, sözleşmeye aykırı olarak nitelendirdiği mal alımlarının maddi değerinin olmamasına, davacının sözleşmeye aykırı olarak nitelendirdiği mal alımlarının taraflar arasındaki sözleşme konusu ile ilgili olmamasına, davacının sözleşmeye aykırı olarak nitelendirdiği mal alımlarının taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali sonucunu ölçülülük ilkesi ve  hakkaniyet  ilkeleri  uyarınca oluşturup oluşturmadığı gibi sebeplere yönelik itirazlarının değerlendirilmediğini, feshin haklı nedenle olup olmadığının dahi incelenmeden hüküm tesis edildiğini,  kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an için feshin süresinde yapılmadığı kanaatine varılması ihtimalinde ise feshin haklı nedenle yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, mahkeme tarafından bu husus hiçbir şekilde değerlendirilmeden direkt olarak davacının talepleri doğrultusunda kar mahrumiyeti hesaplanmasının hatalı olduğunu, sözleşmenin 5.2.3maddesinin \"Firma'nın sözleşme hükümlerine uymadığı ve yazılı ihbara rağmen bu durumu 7 gün içerisinde gidermediği halde Bayilik Sözleşmesi tek taraflı olarak feshedilebilir.\" şeklinde olduğunu,  dosya kapsamında sunulan cevap dilekçesi ve ekleri incelendiğinde görüleceği üzere davacı şirket tarafından yapılan hatalı imalatlara karşı müvekkili şirketin söz konusu imalatların düzeltilmesi için davacı yana ihtarda bulunduğunu,  ancak bu ihtara rağmen davacı taraf söz konusu aykırılıkları gidermediğini,  nitekim, dosya kapsamında mübrez ve davacı şirket yetkilisinin imzasını havi 05.04.2024 tarihli tutanakta \"daha önce yapılmış olan 3 cm kalınlığındaki kompozit korumalı merdiven basamakları ... Limited Şirketi tarafından yerine 4 cm'lik Metal Korumalı Kauçuk Merdiven yapılacaktır....\" şeklinde tespit bulunduğunu, dolayısıyla müvekkili şirket tarafından bahsi geçen tutanak ile aykırılıkların giderilmesi için davacı şirkete bir aydan fazla süre verilmesine rağmen davacı şirket tarafından verilen bu süre içerisinde düzeltme işlemi yapılmadığını, dolayısıyla bu nokta müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen feshin  haklı nedenle, ihbarsız olarak fesih olarak değerlendirilmesi gerektiğini,  kar mahkumiyeti hususunda hatalı hüküm kurulduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, kar mahrumiyetine ilişkin hesaplamalarda kaynak olarak neye dayanıldığının açık bir şekilde belirtilmediğini, gelir tablosu verilerinin ne olduğu, gelir tablosu verilerinin şirketin bilançosundan mı alındığı, bu şekilde ise bu bilançoların hangi şekilde ele alındığı, hangi kârların hesaplandığı gibi hususlara hiçbir şekilde değinilmediğini,  yerel mahkeme kararının gerekçesinden anlaşıldığı kadarıyla yalnızca 2011 yılına ilişkin aylık ortalama siparişlerin değerlendirildiğini, bu noktada yalnızca 2011 yılındaki ticari ilişkinin ortalama olarak dikkate alınmasının davacı şirketin tüm faaliyet kârının ayrıştırılmadan bir bütün olarak değerlendirilmesi ve bu noktada müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarının hiçbir şekilde değerlendirilmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,  mahkeme kararında tarafların sözleşme serbestisi ilkesinin ihlal edildiğini, basiretli tacir olan taraflar arasında akdedilen satıcı bayilik sözleşmesinin 1.3.2 maddesinin  ''Firma, bu sözleşme ile belirlenen yerlerde ... AŞ dışında başka kişilere bayilik ve temsilcilikler veremez\" hükmünü haiz olduğunu,  dolayısıyla davacı tarafın yalnızca sözleşme ile belirlenen yerlerde müvekkili şirket dışında başka kişilere bayilik veremeyeceğini,  kaldı ki, taraflar arasındaki sözleşmenin hiçbir maddesinde müvekkili şirketin başka bir şirkete bayilik vermeyeceğine ilişkin yükümlülük yer almadığını, aktadır. sözleşmede açıkça düzenlenmemesine rağmen tarafların iradesi dışına çıkılarak tek satıcılık sözleşmesi akdedildiğine hükmedilerek davacı lehine kar mahrumiyetine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki satıcı bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı kâr mahrumiyeti zararının tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı,  davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, tek satıcılık bayilik sözleşmesinin davalı yanca ihlal edildiğini,  haksız feshedildiğini ileri sürerek kar mahrumiyeti talebinde bulunmuş; davalı sözleşmenin haklı sebeple ve sözleşmeye uygun olarak feshedildiğini savunmuştur. Mahkemece ilk olarak, 15.02.2017 tarihli ve 2014/795 Esas, 2017/110 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerince kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesinin 03.07.2020 tarihli ve 2017/4901 Esas, 2020/1185 Karar sayılı kararı ile  ihtarnamenin tebliğ şerhinin ilgili noterlikten celp edilerek, sözleşmenin 5.2.2 maddesi gereğince 30 gün önce bildirim koşulunun yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması ve davalı vekilinin rapora itirazlarının karşılanması konusunda eksik inceleme ile karar verildiği belirtilerek kararın kaldırılması üzerine mahkemece, fesih  ihtarnamesinin tebliğ belgesi  dosya kapsamına dahil edilip ek bilirkişi raporu alınarak istinafa konu eldeki karar verilmiştir. Taraflar arasında 05.09.2007 tarihli ve  \"Satıcı Bayilik Sözleşmesi \" başlıklı sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin 5.2.1 maddesi ile  sözleşmenin  imza edildiği tarihten itibaren bir yıl geçerli olacağı hükme bağlanmış olup sözleşmenin konusunun, davacının üretimini yaptığı veya yaptırdığı pazarlama sorumluluğu kendisinde olan, kendi tasarımı veya yabancı patentli kauçuk zemin kaplamaları, kitap bank, mamül ürünleri ile davalının talep edip onayladığı kompozit ürünler ve tamamlayıcı malzemelere  ilişkin olduğu,  davalının  sözleşme konusu ürünlerin satışını davacıdan temin ederek gerçekleştireceği, davalının bu sözleşmenin kapsamındaki  ürünleri yurt içi ve yurt dışında  her yerde satabileceği hükme bağlanmıştır. Sözleşmenin 1.3.2 maddesinde \"FİRMA, bu sözleşmeyle belirlenen yerlerde davalı haricinde başka kişilere bayilikler ve temsilcilikler veremez\" hükmüne,   5.2.2  maddesinde \" İş bu bayilik sözleşmesi bayilik sözleşmesi süresinin hitamından 30 gün önce ... A.Ş. tarafından yazılı olarak karşı tarafa bildirilmek kaydı ile sona erer, aksi taktirde sözleşme, aynı şartlarla bir yıl daha uzatılmış olur\" hükmüne,  5.2.4 maddesinde ise  \"Feshi ihbar edilmeyen BAYİLİK SÖZLEŞMESİ  aynı şartlarda sözleşme süresi kadar uzar.\" hükmüne yer verilmiştir. Sözleşme hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının sözleşme  konusu ürünleri sadece davalıya satmakla yükümlü olup, davalı da sözleşme konusu ürünleri yalnızca davacıdan satın almakla yükümlüdür. Davalı bayi, davacının ürettiği bayilik bölgesi olan yurt içinde ve yurt dışında her yerde tek ve yetkili satıcı olarak satmayı üstlenmiş olduğundan sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğu  anlaşılmaktadır. Bu sebeple aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Sözleşmenin 5.2.2  maddesinde ''İş bu bayilik sözleşmesi bayilik sözleşmesi süresinin hitamından 30 gün önce ... A.Ş. Tarafından yazılı olarak karşı tarafa bildirilmek kaydı ile sona erer, aksi taktirde sözleşme, aynı şartlarla bir yıl daha uzatılmış olur.\" hükmüne yer verilmiştir. Sözleşmenin tarihi 05.09.2007 olup davalı yanca Bakırköy ... Noterliğinin 06.08.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshi ihbar bildiriminde bulunularak sözleşmenin bu maddesine göre sözleşmenin yenilenmeyeceği  bildirilmiş, bu ihtarname davacıya 10.08.2012  tarihinde tebliğ edilmiştir. Her ne kadar davalı taraf 30 gün önce 06.08.20212 tarihinde ihtarname düzenlenmesinin yeterli olduğunu ileri sürülmüş ise de, sözleşme maddesine göre sözleşme bitim tarihinden 30 gün önce yani  05.08.2012 tarihinde davacıya fesih bildiriminin ulaşmış olması gerekirken bu bildirimin davacıya 10.08.2012 tarihinde ulamış olup bu durumda sözleşme bir yıl daha uzamış olup davalı yanca yapılan fesih sözleşmede öngörülen prosedüre aykırı, haksız bir fesih olmaktadır. Davalı, feshin haklı olduğuna ve davacının yükümlülüklerine aykırı davrandığını ileri sürmüş ise de gerek dosya kapsamı gerekse de bilirkişi raporları uyarınca haklı bir feshin haklı olduğu davalı yanca ispatlanamamıştır. Bu sebeple aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Müspet zarar; borçlu, edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.  Sözleşmenin haksız  feshedilmesi halinde bu nedenle uğranılan müspet zararın tazmininin istenebilmesi mümkündür. Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve  sözleşmeyi kusuruyla, haksız olarak fesheden taraftan istenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/15 6 -874  Esas, 2023/118 Karar sayılı kararı). Sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığının tespiti, davacının kar mahrumiyeti talebi açısından gerekli olup yukarıda belirtildiği üzere davalının sözleşmeyi feshi haklı  ve sözleşmeye uygun bir fesih olmadığından davacının kar mahrumiyeti talep hakkı mevcuttur.Bölge Adliye Mahkemesinin  kaldırma kararında belirtildiği üzere, ihtarnamenin  tebliği belgesi dosya kapsamına dahil edildikten sonra mahkemece,  davacının kar mahrumiyeti alacağının hesaplanması için dosya bilirkişiye tevdi edilerek, önceki bilirkişi  heyetinden iki ek rapor alınmıştır. Davalı vekilinin rapora yönelik itirazları ikinci ek raporla karşılanmıştır. Her iki ek raporda da belirtildiği üzere,  davacı şirketin  vergi dairesine beyan ettiği 2012 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde mevcut gelir tabloları esas alınarak, davacı  şirketin önceki  dönem satışları ve mali tabloları  üzerinden hesaplama yapılmış olup  rapor denetime ve hüküm kurmaya elverişlidir. Davalı defterlerinin incelenmemesi  ise bir eksiklik olarak  görülmediğinden ve davalı vekilinin rapora  itirazları da  giderilmiş olduğundan aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2- Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 10.511,77‬ TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.04.2025 <br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fce9bbc3553f8818","SID":"8a9508e4f2e80dc9"}}