{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1714 Esas<br>KARAR NO:2025/550 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/646 Esas- 2022/19 Karar<br>TARİH:13/01/2022<br>DAVA:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:10/04/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davalının, 20.04.2017 tarihinde hür iradesiyle davacı şirket ile Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi imzaladığı, 22.06.2017 tarihine kadar davacı şirkette iş akdi kapsamında çalıştığı ve bu tarihte işten ayrıldığı, İş akdi sona erdikten sonra eşine davacı şirket ile aynı işkolunda faaliyet gösteren bir şirket açtığı ve davacı şirketin kasesini kullandığı, Bu vasıtayla davacının iş çevresi ile ticari ilişkiler kurduğu, Davalının ... Şti'nin temsilcisi sıfatıyla davacının müşteri portföyünden ... ile görüşerek davacının ürettiği tescilli halı saha halılarının satışının yapıldığı izlenimini vermek suretiyle davacının kaşesini kullandığı, Davacı şirketin ürettiği halıların dünya çapında bir değere sahip olduğu ve ... tarafından kullanıldığı ve davacının iştigal konusunda tanınan bir marka olduğu, Davalının bu fiillerinin TTK m55 te bahsi geçen dürüstlük kuralına ve akdedilen ... Sözleşmesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmekle birlikte; TTK m55 ve m62 ye dayanarak fazlaya ilişkin haklar ve manevi tazminat talebi saklı tutulmak kaydıyla, 10.000,00 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesi ve yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davacıya yükletilmesi talep edilmektedir.17/09/2021 tarihli ıslah dilekçesinde özetle ;\" dosyaya ilişkin dava dilekçemizde talep etmiş olduğumuz 10.000-TL dava konusu alacak talebimizi bilirkişi raporu doğrultusunda 185.527,20-TL arttırarak 195.527,20-TL olarak ıslah ettiğimizi bildirir, fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı tutulmak sureti ile işbu dava konusu olan tazminat alacağının ıslah tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ederiz\" demiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemeye sunulan kaşe ve imzanın yer aldığı görselin sözleşme metnine daha sonradan eklendiği dolayısıyla gerçek olmadığı, Sözleşmenin hiçbir kısmında davacı şirkete ilişkin bir bir ibare olmadığı, düzenlenen proforma faturaların ...’a ait olduğu ve bunların müşterinin sözleşmeyi ... Şirketi ile yapma iradesinde olduğuna işaret ettiği, İş akdinin haklı sebeple feshi dolayısıyla, TBK m447/2 uyarınca taraflar arası imzalanan rekabet yasağı sözleşmesinin artık geçerli olamayacağı, Davalının, davacı şirketten ayrıldıktan sonra bir yıl boyunca sadece, 02.06.17 tarihinde kurduğu çocuk oyun ekipmanlarına ilişkin ... çocuk oyun ekipmanları ithalat ihracat limited şirketi ‘nde çalıştığı, Davalının bu şirketten ayrıldıktan sonra aynı iş kolunda hiç çalışmadığı, belirtilen çocuk oyun ekipmanları alanında yurtdışına ihracat yaptığı ve aynı zamanda yabancı uyruklu olduğundan yılın büyük bölümünde yurtdışında kaldığını, Bir an için bu iş kolunda faaliyet gösterdiğini varsaysak dahi dilekçede sunulan emsal Bölge Adliye Mahkemesi kararı uyarınca salt aynı iş kolunda çalışmanın haksız rekabet sayılamayacağı ve de müşterinin ... olması sebebiyle faaliyetin, yer bakımından getirilen İstanbul sınırını aştığını, Bahsi geçen ... adlı şirketin, 22.03.2016 tarihinde kurulduğu, oysa Rekabet Yasağına ilişkin sözleşmenin ise 20.04.2017 tarihinde imzalandığını dolayısıyla sözleşmenin bu şirket hakkında uygulanamayacağı, Davacının ...’inde ...Şirketinde CEO gözükmesinin bu şirkette gerçekten çalıştığını göstermediği, Davacı şirketin bahsi geçen müşteri ... ile bir ticari ilişkisinin olmadığı buna ek olarak da bahsi geçen şahıs ile davalının uzun zamandır süregelen bir ilişikilerinin olması sebebiyle davalının ...adlı şahsı davacının portföyüne kazandırdığı, Davalının kişisel çabalarıyla elde edilen müşterinin bu yasağı ihlal etmeyeceği, zira bunun için işçinin müşteriyi tanıması yahut üretim sırlarına vakıf olması sebebiyle meydana gelen zarar arasında bir illiyet bağı bulunması gerektiği fakat olayda böyle bir durumun mevcut olmadığı, Davalının, davacıya ilişkin müşteri çevresi, üretim sırı yahut işlere ilikin bilgi paylaşmadığı, Davacının sözleşmenin imzalandığını bîr yıl sonra öğrenmesinin bile bir zarar doğmadığını işaret ettiğini beyan etmekle birlikte; Davanın hukuki dayanaktan yoksunluk sebebiyle davanın reddine ve vekalet ücretlerinini davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep edilmektedir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 13/01/2022 tarih ve 2018/646 Esas- 2022/19 Karar sayılı kararında;\" Dava; davacının çalışanı olduğu dönemde davalının davacı ile imzaladığı Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni  ihlal edildiği iddiası sebebiyle davacı tarafından açılan maddi tazminat davasıdır.Tarafların beyan, itiraz ve savunmaları, dosyaya sunulan  belgeler, tanık beyanları, bilirkişi ve dosya kapsamı dikkate alınarak;Davalının davacı şirkette satış ve pazarlama elemanı olarak çalıştığı, davacı ile iş akdinin devam ettiği 20.04.2017 tarihinde davacı şirket ile Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi imzaladığı, sözleşmenin 4.3 maddesinde \"İş bu sözleşme hükümlerinin birinin veya birkaçının ihlali edilmesi işverene iş akdini bildirimsiz be tazminatsız olarak fesih hakkı tanıyacak olup, ayrıca işverenin uğradığı/uğrayacağı tüm maddi ve manevi zararları saklı kalmak kaydıyla, işçi son aylık brüt ücretin 20 katı tutarı da cezai şartı, herhangi bir itirazda bulunmaksızın ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Sebepsiz fesihlerde cezai şart işverenide bağlar\" hükmünün bulunduğu,  davalının 22.06.2017 tarihinde işten ayrıldığı,Davalının davacı ... A.Ş.’de çalıştığı dönemde eşi adına aynı iş dalında aynı faaliyet gösteren... adlı bir şirketi  kurdurduğu  bu firmaya zaman ayırdığı, davacı firma çalışanı tanık...'e de kendisiyle birlikte bu firmaya geçmesi teklifinde bulunduğu,  davalının davalı şirketten ayrıldıktan sonra davalı  müşterilerini Almanya’da düzenlenen fuara eşi adına kurulmuş bulunan ... adlı firmayı temsile davet ettiği, davalı firmada çalıştığı dönem edindiği davacının ticari sır niteliğindeki müşteri bilgilerinden  davacı aleyhine bu  firma lehine fayda sağlamak istediği, davacının sattığı ürünlerin aynısından (çim halıları) davacının müşterilerine sattığı,bilirkişi raporundan ayrıntılı olarak izah edilen davalı  eylemlerinin bir bütün olarak, dürüstlük ve sadakat yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, haksız rekabet niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Bilirkişi raporunda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4-3. Maddesi göre davacının talep edebileceği tazminatın( Davalının son brüt 20 aylığı) 195.527,20 TL olarak hesaplanmış olup 17.07.2018 tarihli  dava dilekçesinde  talep edilen tutarı 10.000,00 TL olup, bilirkişi tarafından tespit edilen meblağ bu tutarın  üzerinde olduğundan, ve davalının bedel arttırmaya dönük   ıslah dilekçesi zaman aşımına uğradığından, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL haksız rekabet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davacı taraf, 17/09/2021 tarihli dilekçe ile  dava değerinin 185.527,20 TL artırılmasına ilişkin ıslah talebinde bulunmuş ise de, davalı tarafın süresinde zaman aşımı itirazında bulunması, en geç  davanın açıldığı 17.07.2018 tarihinde davacının hakkın doğumunu öğrenmiş kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı kanunun 60. Maddesi  gereği, 1 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu, dosya kapsamı ve iddia edilen haksız rekabet eylemleri gözetilerek, davacı tarafın iddia ettiği TCK. 157 maddesinde yer dolandırıcılık suçu ya da 5237 sayılı yasa da yer alan suç unsurlarının mevcut olmadığı, bu hususta davalı aleyhine düzenlenmiş bir iddianamenin de bulunmadığı, 6102 sayılı yasanın 60. Maddesinde uzamış ceza zaman aşımı süresinin sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan suçlar ile sınırlandırılmış olması nedeniyle 6102 sayılı yasa da yer alan cezai yaptırım hükümleri gerektiren haksız rekabet eylemleri yönünden uzamış ceza zaman aşımı süresinin uygulanamayacağı gözetilerek, 1 yıllık zaman aşımı süresi dolduktan sonra, 17/09/2021 tarihli dilekçe ile  dava değerinin 185.527,20 TL artırılmasına ilişkin ıslah talebi yönünden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''1-Davanın kısmen kabulüne, 10.000,00 haksız rekabet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacı vekilinin 17/09/2021 tarihli dava değerini 185.527,20 TL artırılmasına ilişkin ıslah dilekçesine konu fazlaya ilişkin talebinin zamanaşımı nedeni ile reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin, davalının 22.06.2017 tarihine kadar müvekkil şirket nezdinde Satış ve Pazarlama Elemanı olarak çalıştığı, davalının 20.04.2017 tarihli Gizlilik ve Rekabet Sözleşmesine aykırı olarak iş akdi sona erdikten sonra eşi üzerine müvekkil şirket ile aynı işkolunda faaliyet gösteren bir şirket açtığı, bu şirketin temsilcisi sıfatı ile müvekkil şirketin müşteri portföyündeki müşteriler ile görüşerek müvekkil şirket ürünlerinin satışı yapıldığı izlenimi vererek ve müvekkil şirket kaşesini kullanmak sureti  kendi kurmuş olduğu şirket lehine ticari ilişki kurduğu, kurduğu bu şirketi 3. bir kişi tarafından kurulmuş gibi müvekkil şirkete müşteri olarak getirdiği, müvekkil şirketten ayrılmasına rağmen halen müvekkil şirkette çalışıyormuş gibi davranarak Müvekkil şirketin müşterisi ile kendi şirketi adına sözleşme imzalamasının, müvekkil şirkette çalıştığı süre içerisinde edindiği müşteri portföyü, ürün listesi ve maliyetler gibi bilgileri kötü niyetli olarak kendi kurduğu şirket için kullandığı ve  müvekkil şirket çalışanlarını kendi şirketinde çalışmak için davet etmek sureti ile ayartması sebepleri ile Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesine aykırı davranması ve eylemlerinin dürüstlük kurallarına aykırı olması ve haksız rekabet oluşturması sebepleri ile işbu davayı ikame ettiğini, Söz konusu açıklamaların mahkeme kararı ile de sübuta erdiğini, mahkemece yalnızca bir yıllık zamanaşımı süresinden sonra davanın ıslah edildiği gerekçesiyle davanın kısmen reddine karar verdiğini, söz konusu kısmen ret kararının hukuka aykırı olduğunu beyan etmiştir. İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi, taraflara tebliğ edilmemiş olan 13.01.2022 tarihli 2018/646 E. 2022/19 K. sayılı ilamı ile;\"... Davalının ... A.Ş.'de çalıştığı dönemde eşi adına aynı iş dalında aynı faaliyet gösteren ... adlı bir şirketi kurdurduğu bu firmaya zaman ayırdığı, davacı firma çalışanı tanık ...'e de kendisiyle birlikte bu firmaya geçmesi teklifinde bulunduğu, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacı müşterilerini Almanya'da düzenlenen fuara eşi adına kurulmuş bulunan ... adlı firmayı temsile davet ettiği, davalı firmada çalıştığı dönem edindiği davacının ticari sır niteliğindeki müşteri bilgilerinden davacı aleyhine bu firma lehine fayda sağlamak istediği, davacının sattığı ürünlerin aynısından (çim halıları) davacının müşterilerine sattığı, bilirkişi raporundan ayrıntılı olarak izah edilen davalı eylemlerinin bir bütün olarak, dürüstlük ve sadakat yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, haksız rekabet niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Bilirkişi raporunda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4-3. Maddesine göre talep edebileceği tazminatın (davalının son brüt 20 aylığı) 195.527,20-TL olarak hesaplanmış olup 17.07.2019 tarihli dava dilekçesinde talep edilen tutarı 10.000,00-TL olup, bilirkişi tarafından tespit edilen meblağ bu tutarın üzerinde olduğundan, ve davalının bedel arttırmaya dönük ıslah dilekçesi zaman aşımına uğradığından, davanın kısmen kabulü ile 10.000,00-TL haksız rekabet tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı taraf 17.09.2021 tarihli dilekçe ile dava değerinin 185.527,20-TL arttırılmasına ilişkin ıslah talebinde bulunmuş ise de, davalı tarafın süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunması, en geç davanın açıldığı 17.07.2018 tarihinde davacının hakkın doğumunu öğrenmiş olduğu kabul edilmesi gerektiği, 6102 sayılı kanunun 60. Maddesi gereği, 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, dosya kapsamı ve iddia edilen haksız rekabet eylemleri gözetilerek, davacı tarafın iddia ettiği TCK 157. Maddesinde yer dolandırıcılık suçu ya da 5237 sayılı yasa da yer alan suç unsurlarının mevcut olmadığı, bu hususta davalı aleyhine düzenlenmiş bir iddianamenin de bulunmadığı, 6102 sayılı yasanın 60. Maddesinde uzamış ceza zaman aşımı süresinin sadece 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan suçlar ile sınırlandırılmış olması nedeniyle 6102 sayılı yasada yer alan cezai yaptırım hükümleri gerektiren haksız rekabet eylemleri yönünden uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı gözetilerek, 1 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 17.09.2021 tarihli dilekçe ile davanın değerinin 185.527,20-TL artırılmasına ilişkin ıslah talebi yönünden...\" davanın reddine karar verildiğini beyan etmiştir. Alacak taleplerinin zamanaşımına uğramadığını, yerel mahkeme tarafından yeterli inceleme yapılmaksızın ıslah taleplerini zamanaşımı yönünden reddine ilişkin verilen kararın kendilerince kabulünün mümkün olmadığını,Haksız rekabet davalarında, haksız fiilin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı gerektiren fiil niteliğinde ise ceza davaları için uygulanan zamanaşımı süresinin hukuk davaları için de uygulandığını, haksız rekabetten doğan davalarda zamanaşımını düzenleyen Türk Ticaret Kanunu'nun 60. maddesi:\"V - Zamanaşımı MADDE 60-(1) 56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur. \"5237 sayılı TCK m.66(e) uyarınca beş yılın altında hapis cezası veya adli para cezası gerektiren hallerde zamanaşımı süresinin sekiz (8) yıl olduğunu, TCK m.66 f.6 uyarınca zamanaşımının, suçun işlendiği günden başladığını beyan etmiştir. Davalının haksız rekabet niteliğindeki fiillerinin, hem TTK 62 atfıyla TTK 55 uyarınca hem de Türk Ceza Kanunu uyarınca birden fazla suç teşkil ettiğini, Davalının fiillerinin, aşağıda sayılan TTK'nın ceza hükümleri uyarınca suç teşkil ettiğini:\"I - Cezayı gerektiren fiiller MADDE 62- (1) a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, b) Kendi icap ve tekliflerinin rakiplerininkine tercih edilmesi için kişisel durumu, ürünleri, iş ürünleri, ticari faaliyeti ve işleri hakkında kasten yanlış veya yanıltıcı bilgi verenler,...fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar.\"Söz konusu maddede atıf yapılan ve davalının davaya konu fiilleri ile uyuşan TTK'nun 55. maddesindeki bentler:\"II - Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar MADDE 55- (1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; ... 2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek, ...4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak, 5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek, b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle;1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, 2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek, kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak,3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek,c) Başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma; özellikle;1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak, e) İş şartlarına uymamak; özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.\"Aynı şekilde Türk Ceza Kanunu'nda da daha genel hüküm olarak:Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.\"Davalının yaptığı eylemler ile taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı anlaşmasına ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, aynı zamanda dolandırıcılık suçu teşkil eden eylemlerde de bulunduğunu, davalının, müvekkil şirketteki işinden ayrıldığı halde kendisini müvekkil şirket nezdinde çalışıyormuş gibi göstererek müşteri edindiğini, bu şekilde edindiği müşteriler ile müvekkil şirket kaşesi basarak kontrat dahi imzaladığını, bu durumun dosyaya sunulan müşteri tarafından müvekkil şirkete sunulan e-mail kayıtları ile de sabit olduğunu, müvekkil şirketin bu durumu Ankara'daki Gana Büyükelçiliği ile temasa geçerek dolandırıcılık olduğunu bildirdiğini, bu durumun, savcılık makamına taşınmış olup Gana'daki müşteri İskenderun'a gelerek Savcılığa ifade dahi verdiğini, bu durumun ... tarafından savcılığa yapılan şikayet ile de sabit olduğunu, Doktrinde de belirtildiği üzere, ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için fiilin suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup, fail hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması hatta soruşturma yapılması bile gerekli değildir. (Ek: Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı:28, Ekim 2016, Kadir Bağcı, Haksız Fiilde Ceza Zamanaşımı Süresi s.291-292)Tüm açık mevzuat hükümlerine rağmen davalının mahkemeyi yanıltmak saikiyle zamanaşımı itirazlarında ilgili TTK madde 60 hükmünün sadece ilk cümlesine yer verdiğini, uzayan zamanaşımına ilişkin aynı fıkrada yer alan cümleden ıslaha cevap dilekçesinde bahsetme zahmetine dahi girmediğini, yerel mahkeme tarafından davalı tarafından yapılan haksız ve yanıltma saiki neticesinde yapılan itirazlar dikkate alınarak haksız ve hukuka aykırı bir tespitte bulunulduğunu, yerel mahkeme kararında davalının eylemlerinin dolandırıcılık suçu ya da 5237 sayılı yasa da yer alan suçları oluşturmadığının gerekçe edinilmiş ise de dosyaya sunulan delil ve tanık anlatımları incelendiğinde davacının eylem ve niteliklerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edici eylemler olduğunun ve huzurdaki davada zamanaşımının söz konusu olmayacağının sabit olduğunun görüleceğini,Bir an için davalının suçunun karşılığının sadece TTK'da olduğu ve TCK'da olmadığı varsayılsa dahi, TTK 60. maddesinin yalnızca ceza zamanaşımı süresi yönünden Türk Ceza Kanunu'na atıf yaptığını, kanun koyucunun TCK kapsamına giren suçlar yönünden ayrı zamanaşımı, TTK kapsamına giren suçlar yönünden ayrı zamanaşımı ihdas etme iradesi olmadığını, Mahkemece TTK 60 hükmü dar bir lafzi yorumla, Türk Ceza Kanunu'na giren suçlar yönünden Türk Ceza Kanunu'ndaki zamanaşımının uygulanacağı, Türk Ticaraet Kanunu'nda düzenlenen suçlar yönünden ise Türk Ceza Kanunu'ndaki zamanaşımının uygulanamayacağı yönünde yorumlandığını, söz konusu yorumun, kanun koyucunun iradesine ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, madde ile kastedilenin, TTK uyarınca dahi suç teşkil eden fiillerin, TCK'daki zamanaşımına tabi olması olduğunu,TTK madde 60'ın gerekçesinde:\"Madde 60 - Maddedeki tek değişiklik, Türk Ceza Kanunundaki zamanaşımının dava zamanaşımı olduğunun belirtilmesidir. Bu açıklıkla uygulamadaki bir tereddüt giderilmiştir.\"Yargıtay 11. HD., E. 2015/6439 K. 2016/688 sayılı T. 25.1.2016 tarihli kararında:\"2-Ancak, davacı vekili dava dilekçesinde talebini 554 sayılı KHK hükümleri yanında TTK'nın haksız rekabet hükümlerine de dayandırmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sırasında bu husus gözetilmiş ancak davanın zamanaşımı nedeniyle reddi cihetine gidilmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 62. maddesinde (6102 sayılı TTK'nın 60.) \"58 inci maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; ceza kanunları gereğince daha uzun bir müruruzaman müddetine tabi olan, cezayı müstelzim bir fiil işlenmiş bulunursa, bu müddet hukuk davaları hakkında da caridir.\" şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca eylemin aynı zamanda suç olması halinde ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda, zamanaşımı süresinin belirlenmesi bakımından davalının davacıya ait ürünlerin taklidini üretip satma eyleminin aynı Kanun'un 64/1. maddesi delaletiyle 57/5. maddesi kapsamında (6102 sayılı TTK'nın 62/1-a delaletiyle 55-1-4. maddesi) cezayı gerektiren bir fiil olup olmayacağının değerlendirilmesi gereklidir. Zira bu eylemin suç olarak kabul edilmesi halinde zamanaşımı süresi 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıl olacağından dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyecektir. Bu açıklamalar uyarınca mahkemece davalının eyleminin aynı zamanda suç teşkil edip etmediği somut olay bakımından ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanmasını gerektirir bir durumun var olup olmadığına dair bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.\"Aynı şekilde, Yargıtay 11. HD., E. 2015/14144 K. 2016/2966 sayılı T. 16.3.2016 tarihli kararında:\"Dava, haksız rekabet nedeniyle maddi manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Haksız rekabet eyleminin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın 62. maddesinde (6102 sayılı TTK'nın 60.) \"58 inci maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; ceza kanunları gereğince daha uzun bir müruruzaman müddetine tabi olan, cezayı müstelzim bir fiil işlenmiş bulunursa, bu müddet hukuk davaları hakkında da caridir.\" şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca eylemin aynı zamanda suç olması halinde ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda, zamanaşımı süresinin belirlenmesi bakımından davalının eylemi aynı Kanun'un 64/1. maddesi delaletiyle 57/6. maddesi kapsamında (6102 sayılı TTK'nın 62/1-a delaletiyle 55/1-b-2. maddesi) cezayı gerektiren bir fiil olup, zamanaşımı süresi 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıl olacağından dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyecektir. Bu açıklamalar uyarınca mahkemece işin esasına girilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.\"Mahkemece fiilin suç teşkil edip etmediği değerlendirilmeden, TTK uyarınca suç teşkil ettiği açık olan fiilin bir yıllık zamanaşımına tabi olduğu gerekçesiyle kısmen ret kararı verilmesinin haksız olduğunu,5252 Sayılı \"Türk Ceza Kanununun yürürlük ve uygulama şekli hakkında kanun\" geçici madde 1. uyarınca, zamanaşımı konusunda Türk Ceza Kanunu'na aykırı zamanaşımı hükmü konulamayacağını,TCK m.5 uyarınca TCK'nın genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki  suçlar hakkında da uygulanabileceğini, davaya konu fiillerin sadece TTK'da yazılı bir suç teşkil etseydi ve mahkemenin dar yorumu uygulansa idi dahi, bir yıllık zamanaşımı süresinin 5252 sayılı Kanun uyarınca geçersiz olacağını,5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un Geçici 1. Maddesi uyarınca;\"Geçici Madde 1 – (Ek: 11/5/2005 – 5349/6 md.)(1) Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.\"Dolayısıyla, özel ceza kanunu veya ceza içeren kanunlardaki suçlar bakımından da TCK'da belirlenen zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekli olduğunu, Açıklanan sebeplerle, yerel mahkemenin ilgili kanun hükümlerini değerlendirmeksizin sadece davalının beyanlarını dikkate alarak, davalının eylemleri değerlendirilmeksizin zamanaşımı  iddiası ile davanın ıslah talebi yönünden reddine karar  verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını beyanla, istinaf başvurusunun kabulü ile; İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 13.01.2022 tarihli 2018/646 E. 2022/19 K. sayılı  kısmen ret kararının kaldırılmasına,   davalının haksız ve kötü niyetli zamanaşımı talebinin reddi ile davanın kabulüne,  yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2018/646E. Sayısı ile görülmekte olan dava dosyası yerel mahkeme tarafından kısmen kabul edilerek 10.000,00 TL haksız rekabet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönünde hükme bağlandığnıı, yerel mahkeme tarafından verilen kararın eksik inceleme sonucu hatalı verildiğini ve iş bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zarureti doğduğunu beyan etmiştir. Yerel mahkeme kararına karşı istinaf kanun yolu başvuru sebepleri:Yerel mahkeme tarafından hükmolunan kararın eksik inceleme sonucu verilmiş olup karar içerisindeki gerekçelendirmelerde hataya düşüldüğünü,Yerel mahkeme tarafından hükmolunan karar içeriğinde müvekkilinin, davacı... Ltd’de çalıştığı dönemde eşi adına aynı iş dalında aynı faaliyet gösteren ... adlı bir şirketi  kurdurduğu, bu firmaya zaman ayırdığı, davacı firma çalışanı tanık ...'e de kendisiyle birlikte bu firmaya geçmesi teklifinde bulunduğu,  müvekkilinin davalı şirketten ayrıldıktan sonra davalı  müşterilerini Almanya’da düzenlenen fuara eşi adına kurulmuş bulunan ... adlı firmayı temsilen davet ettiği, müvekkilinin davacı firmada çalıştığı dönem edindiği davacının ticari sır niteliğindeki müşteri bilgilerinden  davacı aleyhine ve bu  firma lehine fayda sağlamak istediği, davacının sattığı ürünlerin aynısından (çim halıları) davacının müşterilerine sattığı,  bilirkişi raporundan ayrıntılı olarak izah edilen davalı  eylemlerinin bir bütün olarak, dürüstlük ve sadakat yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, haksız rekabet niteliğinde olduğu kanaatine vararak davacı tarafın davasının kısmi olarak kabul edildiğini, yerel mahkemenin iş bu gerekçelerinin dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu esas alınarak hükmolunmuşsa da hem karar içerisindeki gerekçelerin gerçeği yansıtmaması hem de hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olması sebepleri ile yerel mahkemenin iş bu kararının kabulünün mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından gerekçeli karar içerisinde değinilen bazı hususların davacı tarafından dahi dosya kapsamında iddia edilmemiş olup yerel mahkemenin iş bu hususları dosya kapsamında dahil etmesinin de kabulünün mümkün olmadığını, Yerel mahkeme nezdinde gerçekleştirilen yargılama sürecinde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının tekrarla ihlal edilmiş olup yerel mahkeme tarafından kurulan hükümde de bu yasağı ihlal eder olgulara yer verildiğini,Davacı tarafça iş bu dava ikame edilirken hazırlanan dava dilekçesi içeriği ile yerel mahkeme tarafından hükmolunan karar içeriği incelendiğinde karar içeriğinde hiçbir şekilde davacı tarafından dosya içerisinde iddia edilmeyen hususlara yer verildiğinin açıkça görüldüğünü, yargılama aşamasında yerel mahkeme tarafından talep edilen bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporda bilirkişi tarafından davacı tarafından beyan ve iddia edilmeyen hususlara ilişkin tespitlerde bulunulduğunu, bilirkişinin görev ve tanımı dışında kalan bu tespitlerin bilirkişinin niyet okuyarak vardığı afaki tespitlerden öteye gidemeyecek hususlar olduğunu ancak itirazlarına rağmen yerel mahkeme tarafından hatalı şekilde hazırlanan işbu bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verilmesi sebebi ile dava konusuna dahil dahi olmayan hususların gerekçeli karar içerisinde de gerekçe olarak gösterilerek yargılama sürecine ilişkin bir kural olan iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının hiçe sayıldığını, dosyanın davacının iddialarından bağımsız bir noktaya getirilerek yerel mahkeme tarafından bir hüküm kurulduğunu beyan etmiştir.Davacı tarafın müvekkilinin davacı şirket bünyesinde çalıştığı süreçte  başka bir şirkete vakit ayırdığına ilişkin herhangi bir iddiası bulunmadığını, bu hususun bilirkişi tarafından dosya kapsamına dahil edilen bir husus olduğunu, ancak yerel mahkeme tarafından gerekçeli karar içerisinde davalının ... adlı bir şirketi kurdurduğu bu firmaya zaman ayırdığı şeklinde bir gerekçeye yer verildiğini,Davacı tarafın müvekkilinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin bir iddiası bulunmadığını, ancak yerel mahkeme tarafından gerekçeli karar içerisinde davalının eylemlerinin sadakat ve dürüstlük yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği şeklinde bir gerekçeye yer verildiğini, Davacı tarafın müvekkilinin Almanya'daki fuara müşteri çağırdığına ilişkin hiçbir iddiası bulunmadığını, ancak  yerel mahkeme tarafından gerekçeli karar içerisinde davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra Almanya'da düzenlenen fuara eşi adına kurulmuş bulunan ... adlı firmayı temsilen davet ettiği şeklinde bir gerekçeye yer verilerek yerel mahkeme tarafından iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının hiçe sayıldığını, Kabul anlamına gelmemek kaydı ile bu eylemlerin gerçekleştirilmesi durumunda dahi iddia ve savunmayı genişleten iş bu iddiaların yerel mahkeme tarafından hükme esas alınmasının kabulünün mümkün olmadığını,Ek olarak davacı tarafından süresinde sunulmayan delillere muvafakatlerinin olmadığını, bilirkişi tarafından hazırlanan rapor içeriğinde bu delillere atıfla hazırlanan kısımlar olduğunu, bu deliller dikkate alınarak hazırlanan bilirkişi raporunun esas alındığı hüküm ile iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının hiçe sayıldığını, yerel mahkeme tarafından bu şekilde hükmolunan kararın kabulünün mümkün olmadığını, Müvekkilinin bir şirket kurdurduğu ve şirkete zaman ayırdığı yönündeki hususların kabulünün mümkün olmadığını,Yerel mahkeme tarafından müvekkilinin ... Ltd.'de çalıştığı dönemde eşi adına bir şirket kurdurarak bu şirkete vakit ayırdığının gerekçe gösterildğini, müvekkilinin davacı şirket bünyesinde çalıştığı süreçte dürüstlük kurallarına uygun bir biçimde çalıştığını ve tüm emek ve bilgisini davacı şirket için kullandığını, müvekkilniin... Ltd. bünyesinde çalışmakta olduğu süreç içerisinde,  ... şirketine zaman ayırdığı yahut o şirkete ilişkin çalışmalar içinde olduğu iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin başka bir şirkete zaman ayırdığı kabulünde müvekkilinin davacı şirket içerisinde vermiş olduğu emeğin daha az olacağı, bulunduğu konuma gelemeyeceği ve çalışmakta olduğu şirkete uzun zamandır içinde bulunduğu müşteri çevresini kazandırmayacağı tam aksine ilgilenmekte olduğu diğer işine bu çevreyi yönlendireceğinin açık olduğunu, bunların tam aksine müvekkilinin tüm emeğini... Ltd.’ye verdiğini ve mevcut tüm müşteri portföyünü ... Ltd.’ye kazandırdığını,Nitekim müvekkilinin zaman ayırdığı şirket olarak bahsi geçen şirketin davacı şirket tarafından üzerinden ticari işler dahi gerçekleştirilen ve dolayısıyla davacı şirket yetkilileri tarafından bilinen bir şirket olup müvekkilinin iddia edildiği üzere davacı firmanın bilgisi olmaksızın ya da hiçbir şekilde dikkat dahi çekmeksizin herkes tarafından bilinen bu şirkete zaman ayırmasının mümkün olmadığını, zira şirketin davacı şirket ve yetkilileri tarafından bilinir durumda olmasının da müvekkilinin bir şirket kurdurarak o şirkete vakit ayırdığı beyanlarının gerçek olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bu hususta kötü niyetli davranışlar sergileyecek bir kişi tarafından kurulan şirketin hali hazırda çalışmakta olduğu şirket tarafından bilinir bir şirket olmayacağının izahtan vareste olduğunu,Dava dosyası içeriğinde müvekkilinin davacı şirket bünyesinde çalışırken başka bir şirkete zaman ayırdığına dair herhangi bir somut delil bulunmadığı gibi davacı tarafından iş akdinin devam ettiği süreçte müvekkilinin başka bir işe zaman ayırdığına ilişkin herhangi bir iddia da bulunmadığını, bu hususun bilirkişilerce hazırlanan eksik ve hatalı raporlar içeriğinde öne sürülmüş afaki bir beyan olduğunu, davacı tarafça iddia edilmediğini, davacı tarafından iddia edilmeyen, somut bir delil bulunmayan iş bu hususun bilirkişilerce gelişigüzel şekilde beyan edilmesi akabinde gerekçeli karar içerisinde gerekçe olarak gösterilmesinin kabulünün mümkün olmadığını,Müvekkili tarafından davacı şirket çalışanlarına hiçbir teklifte bulunulmadığını, davacı şirket çalışanlarının dosya kapsamında mevcut beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, somut bir delile dayanmayan ve tanık olarak dinlendikleri esnada davacı şirket bünyesinde çalışmakta olan tanıkların beyanlarının objektif olmadığını ve hükme esas alınamayacaklarını, bu kapsamda hiçbir somut delile dayanmayan tanık beyanlarını kararında gerekçe olarak gösteren yerel mahkemenin iş bu kararının kabulünün mümkün olmadığını,Müvekkilinin davacı ile rekabet edecek bir iş kolunda çalışmadığını, Müvekkilimiz davacı şirket nezdindeki işinden ayrılması akabinde ... Şti.'ni kurduğunu ve işinden ayrılmasından sonra 1 yıl boyunca sadece bu alanda faaliyet gösterdiğini, davacı tarafından hiçbir somut delil sunulmaksızın müvekkilinin işten ayrılması akabinde ...'da çalışmaya başladığı iddialarının asılsız olduğunu, hukuki dayanaktan da yoksun olduğunu, yerel mahkememe tarafından bu hususun herhangi bir somut delil dahi bulunmadığı halde sorgusuz şekilde doğruymuş gibi kabul edilerek hükümlere varıldığını, iş bu hususun dahi tek başına yerel mahkeme tarafından gerçekleştirilen yargılama sonucu verilen kararı hükümsüz kılmaya yeterli olduğunu, Müvekkilinin müşteri portföyünü davacı şirkete kazandırmış olmasına rağmen  bilirkişi ve yerel mahkeme tarafından dava konusu sözleşme tarafının sadece davacı şirket müşterisi gibi değerlendirilmesinin çelişki yarattığını,İş bu davaya konu sözleşmenin tarafı ...'ın da müvekkilinin davacı şirkette çalışmadan önce müşteri portföyünde olan bir müşterisi olup müvekkilinin davacı şirket aracılığı ile kendisi ile tanışmadığını, dosyada mevcut tanık beyanlarında da bu hususun “…davalı kendi çevresinden de ... adına müşteri sağlıyordu…” şeklindeki cümle ile açıkça davacı tanıklarınca da teyit edildiğini, ancak buna rağmen yerel mahkeme tarafından müvekkilinin davacının müşteri alanına girmek ya da bu çevreyi kendisine yönlendirmek gibi bir eylemde bulunduğu ve dürüstlük ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabul edildiğini beyan etmiştir.Müvekkilinin davacı müşterisi ile akdettiğini iddia ettiği sözleşmeye konu projenin davacı tarafından tamamlandığını ve projeye ilişkin sürecin davacı şirket ile müşteri ... tarafından ortak yürütüldüğünü,...'ın müvekkili davacı şirkette çalışmadan önce müşteri portföyünde olan bir müşterisi olduğunu ve müvekkili tarafından davacı şirket portföyüne kazandırıldığını, açıklanan sebeplerle dava konusu sözleşme tarafı ...’ın davacı müşteri çevresinde gibi değerlendirilerek müvekkilinin davacı şirketin bir kısım müşterilerine hizmet verdiği sonucuna varılmasının mümkün olmadığını, davaya konu edilen sözleşmeye ait Gana'da mevcut projenin davacı ... tarafından yapıldığını ...'nın resmi sitesinde açıkça görüldüğünü, müvekkilinin haksız rekabete sebebiyet verecek herhangi bir davranışının bulunmadığı, davacı tarafın hiçbir şekilde müvekkilinden kaynaklanan bir maddi zarara uğramadığı ve davaya konu edilen sözleşmeye ait Gana'da mevcut projenin davacı ... tarafından yapıldığını tekrarla belirttiklerini,Davacı şirketin ...'su ...'nun, dosya tanıklarından ... ve davacı firma çalışanları tarafından dava konusu projenin sahibi ... ve şirketi ... Şirketini dava konusu proje için anlaşmaları akabinde ziyaret ettiğini gösterir 27 Eylül 2017 tarihli fotoğraflarının da yerel mahkeme mahkeme ilgisine sunulduğunu,Bu kapsamda dava konusu sözleşmeden kaynaklı zararı olduğu iddiasında bulunan davacı ...'nın Gana'da mevcut projeyi kendisinin yaptığını ve bu kapsamda herhangi bir maddi zarara uğramadığını hesaplanabilir bir maddi zararı da bulunmadığını, dosya içeriğine sunulan fotoğraflar da dikkate alındığında davacı şirket çalışanları ve yetkilisinin ... ile yakın ve birebir ilişkilerinin de mevcut olduğunu, ancak işbu hususların hiçbirinin yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, davacı tarafından zarara uğramış olduklarını beyan ettikleri projenin açıkça kendilerince yapıldığını hatta projenin ... ile bizzat yürütüldüğü açık olduğu halde yerel mahkemenin ne şekilde davacının zarara uğradığı kanısına vardığının anlaşılamadığını,Dava konusu sözleşmenin taraflarında yanılmaya sebebiyet verecek bir husus olmadığını,... ile imzalanan sözleşmenin hiçbir yerinde davalı şirkete ait unvan, fotoğraf, antet vb bulunmadığını, sözleşmenin ...’a ait antetli kağıtlara basıldığını ve sözleşmenin taraflarında ...’un yer alması davacının ve tanıkların iddia ettiği gibi bir yanıltma durumunun olmadığının açık göstergesi olduğunu, sözleşme imzalandığı aşamada ve sonrasında Müvekkili tarafından davacıya ait kaşenin hiçbir şekilde kullanılmadığını, söz konusu sözleşmenin davacıya ait kaşenin olduğu kısım incelendiğinde de kaşenin yer aldığı görselin daha sonradan sözleşmeye eklendiğinin açıkça görüldüğünü, davacının belirttiği kaşenin fotoğraf şeklinde olup daha önce kullanılan bir kaşe ve imzanın görseli olduğunu, kaşede daha önce kullanıldığı görselden kalan başka yazılar da bulunduğunu, her ne kadar bu husus bilirkişi tarafından rapor içeriğinde ve yerel mahkeme kararı içerisinde keşenin delil yaratmak için sonradan eklenmiş olabileceği şeklinde değerlendirilmişse de sonrasında bu değerlendirme hiç dikkate alınmaksızın kanaate varıldığını, Bilirkişi tarafından Gana Gazetelerinde yer alan “...” ibaresi sözleşmenin tarafı şirket tarafından karışıklığın olduğuna işaret etmektedir şeklinde bir beyanda bulunulsa da sözleşmede hiçbir şekilde ... ibaresi geçmediğini, sözleşmenin ... antetli kağıtları ile imzalanmış olduğu göz önüne alındığında sözleşmede bir yanıltıcılık olmadığını, müvekkilinin kontrolü dışında olan basın kurumlarınca yapılan bir haber nedeni ile sözleşme tarafı şirkette karışıklığın olduğu sonucuna varılmasının olası olmadığını, sözleşmenin imzalarının haberlerden önce atıldığına göre sözleşme imzalanırken içerisinde bir adet dahi ... ibaresi içermeyen sözleşmenin herhangi bir yanıltma kabiliyeti olmaksızın imzalandığının açık olduğunu, haber nedeni ile dolaylı yoldan bu sonuca varılmasının kabul edilebilir olmadığını, bahse konu projenin davacı firma tarafından yapılması sebebiyle gazete haberlerinde davacı firmanın adının geçmesinin olağan olduğunu, Bilirkişinin dava konusu sözleşme tarafı ...’ın savcılık dosyasında kendisinden habersiz bir soruşturma başlatıldığı için geri çekmek istediğine ilişkin evrak sunulmadığına değinmiş olsa da süreç içerisinde soruşturma dosyasının KYOK ile sonuçlanması sebebi ile böyle bir evrak sunulmasına gerek kalmadığını, bu kapsamda soruşturma dosyasının sonuna kadar götürülmüş olması ve dosyanın sonuç olarak KYOK ile sonuçlanmasının ... tarafından dosyadan vazgeçilmesine kıyasla daha net ve somut bir durum yarattığını, ...’ın bu şikayete ilişkin bilgisi bulunmadığını, şikayetin vekili tarafından yapıldığını, ...'ın dosyada tanık olarak dinletilmediğini, davacının iddiaları kapsamında beyanlarının oldukça önem taşımakta olan davacı tanığının dinletilmemiş olmasının, davacının savcılık şikayetini sadece delil üretmek amacı ile ...’ın haberi olmadan yaptığını gösterir nitelikte olup davacının dosya kapsamındaki niyetini de ortaya koyar nitelikte olduğunu, bu hususların hiçbirinin yerel mahkeme nezdinde dikkate alınmadığı gibi yerel mahkeme tarafından iş bu hususları detaylı olarak irdelemeyen ve bu hususlarda kanaat getirme yetkisi bulunmayan bilirkişi raporuna atıfla iş bu hususlar gerekçeli karar içerisinde yuvarlar bir tabir ile geçiştirildiğini,Müvekkilinin Almanya’daki Fuara sadece ziyaretçi olarak katılmış olup fuara müşteri çağırmasının mümkün olmadığını, Gerekçeli karar içeriğinde kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin davacı firma müşterilerini Almanya’da düzenlenen fuara davet ettiğine ilişkin iddialar mevcut olsa da müvekkilinin sektörde uzun yıllardır çalışmakta olan bir kişi olarak sektörel yenilikleri takip etmek adına fuara ziyaretçi olarak katıldığını, müvekkilinin ziyaretçi olarak bulunduğu fuarda iş çevresine ilişkin kişilerle karşılaşmasının oldukça olağan olduğu gibi müvekkilinin bahse konu fuarda ziyaretçi olarak davacı şirket standına dahi uğradığını, bu kapsamda davacı şirket tarafından müvekkilinin fuara ziyaretçi olarak katıldığı açıkça bilindiği halde kötü niyetli olarak müvekkilinin gerçeği yansıtmayan beyanlar üzerinden ithamda bulunulduğunu, müvekkilinin Almanya’da mevcut fuara ziyaretçi olarak katılması dışında bir hususu ispatlar herhangi bir delilin de dosya kapsamında bulunmadığını, bu kapsamda ispat yükü üzerinde olan davacı tarafından dosyaya hiçbir delil sunulmadığı halde yerel mahkeme tarafından sadece kanaat kullanılarak bu hususun gerekçeli karar içerisinde bir gerekçe olarak beyan edilmesinin kabulünün mümkün olmadığını,Dosya içeriğinde mevcut tanık beyanlarından bahisle müvekkilinin ... Ltd. müşterilerini fuara davet ettiği sonucuna varılmasının mümkün olmadığını, davacı tanıklarından fuarda bulunan ... fuarda fiziken bulunmasına rağmen beyanlarında hiçbir şekilde müvekkilinin fuara ... Ltd. müşterilerini davet ettiğini gördüğüne ilişkin beyanda bulunmadığını, bu kapsamda fuar sürecine ilişkin esas alınacak görgü tanığının beyanlarında da müvekkilinin ... Ltd. müşterilerini fuara davet ettiğine ya da fuarda ağırladığına dair bir ifade kullanmadığının açık olup mevcut dosya durumu ile de gerekçeli karar içerisinde müvekkilinin ... Ltd. müşterilerini fuara davet ettiği şeklinde bir kabulde bulunulmasının da mümkün olmadığını,Kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin müşteriler ile fuar alanında görüşmüş olsa dahi bu durumun haksız rekabet yaratmayacağının Yargıtay Kararları ile sabit olduğunu beyan etmiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2014/4394E, 2015/2234K ve 19.02.2015 tarihli kararı;“Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacı şirketin ticari sır niteliğindeki bilgilerin davalılar tarafından kullanıldığının kanıtlanamadığı, müşteri portföyünün kullanıldığı iddiasının da yerinde görülmediği, zira, kimin kiminle çalıştığının kimden mal ve hizmet aldığının herkes tarafından bilindiği bir sektörde müşteri listesinin ticari sır olarak kabulü düşünülemeyeceği, kaldı ki davalıların davacı şirkette çalıştıkları dönemde pazarlama bölümünde görev yaptıkları, bu görevleri sırasında müşterileri ile kurdukları ilişkiler sayesinde davacı bünyesinden ayrıldıktan sonra müşterileriyle diyaloglarını sürdürmelerinin hayatın olağan akısına da uygun olduğu, müşteriler gerek davacıya, gerekse davalıya kendi işyerlerinde stand açma imkanı sundukları, bu şekilde davacının çalıştığı müşteriler aleniyet kazandığına göre davacının çalıştığı müşterilerin bir sır niteliği taşımasının da düşünülemeyeceği, davalıların eylem ve işlemlerinin haksız rekabet teşkil etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.”Davacının dosya içerisinde müvekkilinin Almanya’daki fuara müşteri çağırdığına ilişkin iddiası bulunmadığı halde bilirkişilerce hazırlanan hatalı, eksik  ve yanlı rapor içerisinde varılan bir kanı ile kurulan hükmün kabulünün mümkün olmadığını,Davacı şirketin ... Şirketi’nin varlığından haberdar olmasına rağmen  haberdar değilmişcesine değerlendirilme yapılmasının kabulünün mümkün olmadığını,Hem gerekçeli karar içerisinde hem dosyada mevcut bilirkişi raporunda sanki davacı şirket tarafından ... hiçbir şekilde tanınmıyormuş gibi müvekkilinin davacı müşterileri vb bilgiler ile ... lehine fayda sağladığı yönünde kanaate varıldığını, davacı tanıklarının beyanları dikkatle incelendiğinde tanık ...’in “...’ye mal satıyordu” şeklinde beyanının açıkça dosya içeriğinde mevcut olduğunu, davacı tanıkların dahi ... şirketinden haberdar olduğu beyanları ile sabit iken davacı şirketin...’u hiç tanımıyormuş gibi değerlendirmede bulunulmasının çelişki yarattığını, müvekkilinin davacı şirkette çalışmakta olduğu süreç içerisinde yaptığı tüm satışların muhasebe onaylı bir şekilde faturalı olarak yapıldığını ve müvekkilinin davacı şirket nezdinde bu noktada inisiyatif alabilecek bir konumu da bulunmadığını, herhangi bir şekilde müvekkilinin bulunduğu konuma istinaden inisiyatif alsa bile bu durumda şirket muhasebesinde bu durumun dikkat çekeceğini, Müvekkilinin hiçbir zaman dürüstlük ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmadığını,Gerekçeli karar içeriğinde müvekkilinin dürüstlük ve sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin beyan edildiğini, müvekkilinin davacı şirket nezdinde çalıştığı süreç boyunca davacı şirketteki işini layığı ile yerine getirdiğini ve işine gerekli özeni gösterdiğini, müvekkilinin kendi müşteri çevresini davacı şirketin portföyüne eklediğini, tüm imkanlarını davacı şirketin çıkarı için kullandığını, müvekkilinin davacı şirket bünyesinde çalıştığı süre boyunca dürüstlük ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar sergilemediği gibi iş akdinin sonlanması akabinde de bu minvalde hiçbir davranış sergilemediğini, davacı tarafından bu konuya ilişkin de herhangi bir iddiada bulunulmadığını, izah edilen tüm hususlar kapsamında müvekkilinin haksız rekabet intiba eder hiçbir eyleminin bulunmadığının sabit olduğunu, müvekkilinin dürüstlük ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin yerel mahkeme hükmünün kabulünün mümkün olmadığını beyan etmiştir.Davacı tarafın istinaf kanun yolu başvurusuna ilişkin cevaplar:Davacı tarafça yerel mahkeme tarafından hükmolunan kararın yerel mahkemenin ıslah sonrası arttırılan tutara ilişkin zamanaşımı sebebi ile red kararı vermesi sebebi ile istinaf edildiğini, yerel mahkemenin bu hususa ilişkin kararının yerinde olup davacı tarafından istinaf kanun yolu başvurusunun reddi gerektiğini;Davacının alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından haksız rekabet sebebi kısmi olarak ikame edilen iş bu davada davacı tarafından dayanılan hukuki sebep olarak açıkça Türk Ticaret Kanunu hükümlerine dayanıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacı tarafından talep edilen alacağa uygulanacak zamanaşımı maddesinin TTK md. 60'tır.\"V - Zamanaşımı MADDE 60- (1) 56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur.\"İlgili kanun maddesi uyarınca TTK md. 56'da yazılı davalar uyarınca davacı tarafından talep edilen alacakların öğrenildiği günden itibaren bir ve her halde üç yıl geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağının açıkça belirtildiğini, davacı tarafından ikame edilen davanın 17.07.2018 tarihinde davacının talebi olan 10.000,00 TL bakımından zamanaşımının durduğunu, talep etmediği kısımlar için zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini, zamanaşımı süresi işlemeye devam ettiği halde davacının kabul anlamına gelmemekle geriye kalan taleplerine ilişkin 1 yıl ve her halükarda hakkın doğumundan 3 yıl içerisinde hiçbir talepte bulunmadığını, dolayısıyla davacı tarafından haksız rekabeti öğrendiğini iddia ettikten 1 yıl ve her halde 3 yıl sonra yapılan ıslaha binaen davacı lehine hüküm kurulmasının mümkün olmayacağını, bu kapsamda yerel mahkeme tarafından zamanaşımı hükümleri uygulanarak hükmolunan kararda zamanaşımı açısından hiçbir hata bulunmadığını, istinaf kanun yolu başvurularına ilişkin izah edilen hususlar uyarınca davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir dava olması sebebi ile zamanaşımı hususları bir yana tümü ile reddedilmesi gerektiğini,Her ne kadar yerel mahkeme tarafından zamanaşımı hükümleri doğru bir şekilde uygulanmışsa da davacı tarafından kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin haksız rekabet teşkil eder fiillerinin suç teşkil eder fiiller olması sebebi ile ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması gerektiğinin beyan edildiğini, ancak müvekkilinin suç teşkil eder bir fiili olması bir yana dursun haksız rekabet teşkil eder bir fiili dahi bulunmadığını, bu kapsamda kabul anlamına gelmemek kaydı ile davacının iddia ettiği eylemlerin TCK anlamında bir suç teşkil edip etmediğine ilişkin  değerlendirmenin yerel mahkeme tarafından yapılacak olmakla zamanaşımının bu değerlendirmeye göre uygulanacağını beyan etmiştir. T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2002/ 10674 Karar: 2003 / 844 Karar Tarihi: 27.01.2003 \"Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir. Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir.Borçlar Yasasının 60. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise ve Ceza Kanununda \"dava açma\" süresi daha uzun ise tazminat davasına da o ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir.O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir.\"Yerel mahkeme tarafıdan gerekçeli karar içeriğinde de müvekkilinin davacı tarafından iddia edildiği üzere ne dolandırıcılık ne de TCK kapsamında bir suç oluşturur eylemi bulunmadığının açıkça belirtildiğini, bu kapsamda müvekkilinin suç teşkil eder bir fiili bulunmadığı sabit olmakla kabul anlamına gelmemek kaydı ile haksız rekabet teşkil eder bir fiili varsa dahi bu eylemleri yönünden uzamış ceza zaman aşımı süresinin uygulanmayacağının sabit olduğunu, müvekkilinin suç teşkil eder herhangi bir eyleminin bulunmadığının savcılık tarafından yürütülen dosyada da açıkça tespit edildiğini, müvekkkili aleyhine gerçekleştirilen şikayet akabinde savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer  olmadığına dair kararda açıkça müvekkilinin üzerine atılı suçu ispat eder hiçbir somut delil bulunmaması ve müvekkilinin savunmasının aksini gösteren soyut anlatım dışında delil elde edilememesi sebebi ile dosyanın dava ile takibe değer bulunmadığı bu sebeple kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmediğinin beyan edildiğini, savcılık aşamasında da müvekkilinin suç teşkil eder bir fiilinin bulunmadığı açıkça ortaya konmuş olmasına rağmen davacı tarafından iş bu dosya kapsamında halen uzamış ceza zaman aşımının uygulanacağı kanaatine nasıl varıldığının anlaşılamadığını,Yine davacı tarafından ıslah dilekçesinde mahkemeyi yanıltmak saiki ile TTK md 60'ın uzamış ceza zaman aşımına ilişkin kısmının beyan edilmediği iddia edilmiş olsa da bu hususun müvekkilinin TCK kapsamında suç teşkil eder bir fiili bulunmaması sebebi ile TTK uyarınca normal zamanaşımının uygulanacak olması sebebi ile sadece ilgili kısmın dilekçe içerisinde paylaşılmasından ibaret olduğunu, davacının iş bu kötü niyetli iddialarının hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmadığını,Her ne kadar davacı tarafından istinaf kanun yolu başvuru dilekçesi içeriğinde TTK md. 60 atfıyla herhangi bir eylemin TCK'da suç oluşturmasa dahi TCK'da ön görülen zamanaşımına tabii olacağı beyan edilmekte ise de bu hususun hem genel hukuk normlarına hem de TTK md. 60 lafzına uymadığını, çünkü müvekkilinin ne haksız rekabet ne de suç teşkil eder bir fiili bulunmadığı dikkate alındığında iş bu hukuk dosyasına uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasının abesle iştigal olacağını,Yukarıda arz ve izah edilen hususlar uyarınca davacının yerel mahkeme kararına karşı mevcut istinaf itirazlarının haksız olduğunu, istinaf başvurusunun reddi gerektiğini beyanla, istinaf kanun yolu başvurusunun kabulüne, yerel mahkemenin 2018/646E., 2022/19K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, davacının istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen 20/04/2017 tarihli \"Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi\"nin iş sözleşmesinin feshinden sonra haksız rekabet etmeme hükümlerine aykırı davranıldığı iddiası ile cezai şart alacağının tahsili talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, ıslah edilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, davalının davacı şirkette satış ve pazarlama personeli olarak çalışmakta iken 22/06/2017 tarihinde iş akdinin sona erdiğini, davacının iş akdi sona erdikten sonra taraflar arasında akdedilen \"Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi\"nin haksız rekabet etmeme hükümlerine ve TTK'nın 55. madde hükümlerine aykırı davranarak davacı ile aynı iş kolunda ... Şti.nin temsilcisi sıfatıyla davacının müşteri portföyündeki ... isimli müşteri ile davacının halı saha ürünlerini sattığını izlenimi vererek ve davacıya ait kaşeyi kullanarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığını ve haksız rekabette bulunarak sözleşmeyi ihlal ettiğini ve bu sebeple uğranılan maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, davacı iddialarının doğru olmadığını, davalının iş yerinden prim ödemelerini alamaması sebebiyle haklı sebeple ayrıldığnı, davalının iş akdinin sonlandırılmasından sonra... Şti.nde çalışmadığını, bu şirketin taraflar arasındaki dava konusu sözleşme imzalanmadan önce kurulduğunu, davalının çocuk ekipmanları satışına ilişkin şirket kurduğunu, davacının kaşesinin kullanılığı iddiasının ise sözleşmeye kaşenin sonradan eklendiğini ve sahte olduğunu, davalının davacıyı zarara uğratacak herhangi bir eyleminin bulunmadığını, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Taraflar arasından akdedilen 20/04/2017 tarihli \"Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi\"nde haksız rekabetin; \"İşçinin İşveren bünyesinde istihdam edildiği süre boyunca edindiği becerileri, tecrübeleri ve iş temaslarını, İşveren'in pazardaki durumu, faaliyetleri ve iş ilişkilerini kanuna aykırı şekilde İşveren'in zararına rekabet unsuru oluşturacak şekilde kullandığı durumlar, TTK ve yasal mevzuat kapsamında sayılan haksız rekabe halleri ve bunlarla sınırlı kalmamak kaydıyla haksız rekabet olarak değerlendirilebilecek her türlü fiil\" olarak tanımlandığı, 3.2 maddesinde \"İşçinin iş akdinin devamı sırasında veya İşveren tarafından hakh bir sebebe dayanılarak yahut kendisinin iş akdini fesih etmesi durumları da dahil olmak üzere iş akdi herhangi bir şekilde sona erdikten sonra 1 yıl süre ile; İstanbul İli sınırları içerisinde; aynı ve/veya benzer işi yaparı/yapacak olan rakip firmalarda çalışmamayı, bu firmaların danışmanlıklarını yapmamayı, ilk derece kan hısımları üzerine aynı faaliyet alanında şirket açarak faaliyet göstermemeyi, doğrudan veya dolaylı olarak ortak olmamayı, herhangi bir şekilde yönetimde söz sahibi olmamayı veya sair bir surette doğrudan ve dolaylı olarak rekabet etmemeyi kabul ve taahhüt eder.\" hükmünü, 3.3 maddesinde; \" İşçi ile İşveren arasmdaki istihdam ilişkisinin devamı sırasrnda ve/veya her ne sebeple olursa olsun sona erme tarihini takip eden 1 yıl boyunca İstanbul ili sınırları içerisinde doğrudan veya dolaylı olarak haksız rekabete konu eylemlerde bulunamayacaktır. Belirtilen çalrşma ve fesih sonrası süreyi kapsayan rekabet etmeme yükümlülüğü aşağıdaki faaliyetleri kapsamakta olup, ömek teşkil etmesi amacıyla sıralanmıştır ancak bunlarla sınırlı değildir: \"hükmünü düzenlendiği ve sınırlı olmamak üzere haksız rekabet hallerini düzenlediği, bu kapsamında \"İşçi çalıştığı süre boyunca ve İstihdam ilişkisinin sona erne tarihini takip eden 1 yıl boyunca İstanbul ili sınırları içerisinde İşveren ile doğrudan veya dolaylı olarak rekabete girecek herhangi bir faaliyette bulunmayacaktır. İşçi, İşveren'in iştigal konusu ile aynı ve/veya benzeı alanlarda faaliyet gösteren ve rakip sıfatıyla tanımlanabilecek gerçek veya tüzel kişilerin bünyesinde çalışmayacağını, taşeron veya her ne sıfat ve nam altında olursa olsun, doğrudan veya dolaylı şekilde istihdam ilişkisi içerisinde olmayacağını, bu kişilere danışmanlık hizmeti vermeyeceğini, 3. kişilerle ürün./mal alım-satım, ham madde alım satımı yapmayacağını,.... İşçi çahştığı süre boyunca ve İstihdam itişkisinin sona erme tarihini takip eden 1 yıl boyunca İstanbul ili sınırları içerisinde; İşveren'in iştigal konusu ile aynı veya benzer alanlarda faaliyet gösteren tüzel kişilere hissedar olmayacağını ve/veya hissedarhk dışında herhangi bir şekilde yönetimde doğrudan yada dolaylı söz sahibi olmayacağını, kendisi, eşi,birinci derece kan hısımları üzerine şüıs şirket açarak aynı alanda ticari faaliyet göstermeyeceğini, bir şekilde başka şirketlerin yönetimlednde söz sahibi olmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder.\"hükmünü, 4.3 maddesinde; \"4.3. İşbu sözleşme hükümlerinden birinin veya birkaçınm ihlali edilmesi İşveren'e iş akdini bildirimsiz ve tazminatsız olarak fesih hakkı tanıyacak olup, ayrıca işverenin uğradığı/uğrayacağı tüm maddi ve maııevi zararları sakh kalmak kaydıyla, işçi son aylık brüt ücIetin 20 katı tutan da cezai şartı,her hangi bir itirazda bulunmaksızın ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Sebepsiz fesihlerde cezai şart İşveıen'i de bağlar.\"hükmünü içermektedir. 6102 sayılı TTK’nin 54/(1) maddesinde haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacının “bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması” olduğu belirtildikten sonra; 6102 sayılı TTK’nin 54/(2) maddesinde ise haksız rekabete ilişkin genel ilke “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” şeklinde belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK’nin 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır. (Arkan, s. 350.). Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nin 55. maddesinde sayılan hallerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir.Bu maddede sayılan hallerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hallerine tam olarak uymuyorsa veya bu hallerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dahil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki 6102 sayılı TTK’nin 54/2 maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11/03/2021 tarih, 2017/11-2475 esas ve 2021/246  karar sayılı ilamı) Davacı vekili tarafından iş akdinin sonlanmasından sonra davalının davacı ile aynı iş kolunda ...Şti.nin temsilcisi sıfatıyla davacının müşteri portföyündeki ... isimli müşteri ile iş ilişkisine girdiği iddia edilmiş, davalı vekili tarafından bu iddia inkar edilmiştir. Ancak dava dışı ... tarafından davalı aleyhine yapılan şikayet üzerinden özel belgede sahtecilik, tacir veya şirket yöneticileri ile kooperatif yöneticilerinin dolandırıcılığı suçundan yapılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/73837 soruşturma sayılı dosyasında davalı; \"Ben Azerbeycan Ülkesi vatandaşıyım. Ama Türkçe'yi çok iyi konuşup anlayabiliyorum. Avukatım da hazırım. Tercüman olmadan da  ifade vereceğim. Şöyle ki ... isimli şirket merkezi İskenderun bulunan sahalar için suni çim üretime yapan bir şirkettir. Ben 2015 ve 2017 yılları arasında bu şirketin yetkilisi  yani İstanbul ofislerinin ortağı idim. Dosya kapsamında bana göstermiş olduğunuz 02/08/2017 tarihli tamamı ingilizce olan sözleşmenin tarafı olan ...  isimli şirketin sahibi ve tek yetkilisiyim.Henüz hatko'dan ayrılmadan 2016 yılında bu şirketi kurdum ve faaliyete başladım. Bir süre ...'nun  İstanbul ofisi temsilciliğini yaparken ... isimli şirket eşim... 'ya ait idi. 2017 yılında ... isimli  şirketten ayrılıp eşimin şirketinde faaliyete devam ettim. Dosyada eklemiş oldukları fotoğraftaki kişi şikayetçi görünen Gana vatandaşı..., diğeri de benim. Bir husus haricinde bana göstermiş olduğunuz sözleşmelerdeki herşey imzalar da dahil bana ve ... 'e aittir. Sözleşmenin aslı ...'tedir. Ben bu sözleşmeden sonra dahi ...ile defaatle görüştüm. Hatta kendisiyle ticaretim devam etti. Bu sözleşme benim Kağıthane'de bulunan ... isimli ofis merkezindeki iş yerimde yapıldı. Dikkat edeceğiniz gibi sözleşmenin de tüm antetlerinde adeta her yerinde  şirketim ... 'ın logosu, ticari adı ve adresi yazmaktadır.Kaldı ki ofisimin her yerinde şirketime ait logo, isimler bulunmaktadır.Ben... adını kullanarak ...'i kandırmış ve dolandırmış değilim.Ona şirketimden koltuk ve aydınlatma direği sattım. Uyuşmazlık şu şekilde ortaya çıktı.Biz ... ile bu sözleşmeyi yapınca sosyal medya da geniş yer buldu. Bunu gören ... isimli şirket yetkilileri Gana'daki Türk Büyük Elçiliğine gitmiş. ...'i oraya çağırarak benim ile sözleşme yapamayacaklarını söylemişler. Hatta tehdit etmiş. Bunu da 2016 yılında ...'in ... İstanbul ofisi ile yapmış olduğu ön sözleşmeye dayandırmış. Gerçekten de ben bizzat ... istanbul ofisindeki iken ... ile ön görüşme yapıp bunu Gana'ya gidip yerinde proje çıkarttıp, prensip noktasında anlaştık. Fakat sözleşme henüz yapılmamıştı. ... beni kastederek istediğim kişiyle sözleşme yaparım dediyse de, ... yetkilileri onu benimle bu sözleşmeyi yapmakta caydırmıştır. ... sözleşmeyi ... ile yapmıştır. Benle yapılan sözleşme hiçbir nokta hüküm ifade etmemiştir. Ben ...'ten para almadım. Ona mal da göndermedim. ... ile telefonda görüştüğümde beni şikayet ettiğinden dahi bile habersizdir. ...'ten Türkiye'deki işleri takip edeceğiz diye vekalet alıp beni şikayet etmişlerdir. Kaldı ki sözleşmenin bir kısmındaki ... kaşesi ve üzerindeki imza tamamen uydurmadır. Şikayete delil olması için yapıldığı kanaatindeyim. Bu ... ile aramızda devam eden Hukuk davasında da gündeme geldi. Tamamen okunaksız. Hatko'da böyle bir kaşe yok. Böyle bir imza yetkilisi de yok. Neden derseniz, ben ...'da çalıştığım dönemde tüm şirket evrakı ve imza sirkülerine hakimidir. Zaten benim şirketim... kaşe ve bana ait imzanın altına adete onu bozacak şekilde başka bir şirketin kaşesi ve imzasını atacak şekilde hiçbir sözleşmede alışmadık bir durumdur.  Üzerime atılı suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum.\" şeklinde beyanda bulunmak suretiyle davalı ... Şti.nin sahibi ve tek yetkilisi olduğunu kabul ettiği, davacı şirkette çalışırken şirketi eşinin üzerine yaptığını, davacı şirketten ayrıldıktan sonra söz konusu şirkette çalışmaya devam ettiğini, bu şahıs ile önce davacının iş yaptığını ve kendisinin ön görüşmeye gittiğini, daha sonra kendisinin temsilcisi olduğu şirket adına bu kişi ile sözleşmeyi yaptığını kabul ettiği, böylelikle davalının taraflar arasında akdedilen dava konusu sözleşmeye ve  davalının davacı şirketteki konumu dikkate alındığında davacının müşteri çevresine hakim olan davalının dürüstlük kurallarına ve haksız rekabet hükümlerine aykırı davranmak suretiyle sözleşmede belirtilen sürede davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren şirkette yönetici olarak çalıştığı ve davacının müşterisi ile iş yapmaya çalıştığı sabit olmakla Mahkemece davalının haksız rekabette bulunulmak suretiyle sözleşmeye aykırı davranıldığının kabulü isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki iddiaları inkar eden tüm istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesi’nin haksız rekabette bulunularak ihlal edildiği iddiası ile talepte bulunulduğu, yine Mahkemece ön inceleme duruşmasında davanın 20/04/2017 tarihinde rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesinden kaynaklandığının tespit edildiği ve yargılamanın ön inceleme tutanağındaki tespite göre yürütüldüğü ve yasal dayanağını TBK'nın 444 ve devamı maddelerinden aldığı, buna göre taraflar arasında sözleme ilişkisi bulunması ve uyuşmazlığın sözleşmeden kaynaklanması nedeniyle alacağın TBK'nın 146. maddesine uyarınca on yıllık  zamanaşımına tabi olduğu ve ıslah tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla Mahkemece hukuki nitelemenin yanlış yapılmak suretiyle ıslah edilen kısım için zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü yerinde olmamıştır. Bunun yanında kabüle göre de; uyuşmazlığın sadece TTK'daki haksız rekabet hükümlerine dayandığının kabulü ve TTK'nın 60. maddesi hükmünün uygulanması halinde dahi, TTK'nın 60/1. maddesinde; \"56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur.\"hükmü düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 62/1 maddesi; \"a) 55 inci maddede yazılı haksız rekabet fiillerinden birini kasten işleyenler, ...fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 56 ncı madde gereğince hukuk davasını açma hakkını haiz bulunanlardan birinin şikâyeti üzerine, her bir bent kapsamına giren fiiller dolayısıyla iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar.\" hükmünü içermektedir. Ceza zamanaşımı süresinin uygulanması bakımından suç oluşturan eylemin Türk Ceza Kanunu,  özel ceza kanunları veya ceza içeren kanunlarda düzenlenmesi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.5237 sayılı TCK'nın 5. maddesine göre bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükmü gözetildiğinde, davalının eylemi davacının iddia ettiği gibi TCK'da düzenlenen dolandırıcılık suçunun unsurlarını oluşturmuyor ise de TTK'nın 62/1-a maddesi uyarınca suç teşkil ettiği, söz konusu suç için öngörülen zamanaşımı süresinin TCK'nun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl olduğu ve ıslah tarihi itibariyle 8 yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı anlaşılmasına rağmen, Mahkemece aksinin kabul edilerek ıslah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi de isabetli olmamış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Davalı tarafından taraflar arasında akdedilen 0/04/2017 tarihli \"Rekabet Yasağı ve Gizlilik Sözleşmesi\"nin ihlal edildiği sabit olduğundan Dairemizce sözleşme hükümlerine uygun olarak tespit edilen cezai şart alacağının hüküm altına alınmasına, TBK'nın182/3 maddesi uyarınca hesaplanan cezai şart miktarı, davalının en son maaş miktarı ve paranın satın alım gücü dikkate alınarak cezai şart miktarından takdiren % 30 oranında indirim yapılarak lehine 136.869,04 TL cezai şart alacağı takdirine, Dairemizce takdiri indirim yapıldığından reddedilen kısım yönünden davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Sonuç itibariyle, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılarak, dairemizce yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/01/2022 tarih ve 2018/646 Esas -  2022/19 Karar  sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,3-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, -10.000,00 TL cezai şart tazminatının ve ıslah edilen 126.869,04-TL ceza şart tazminatının ıslah edilen kısım için ıslah tarihi olan 17/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 9.349,52 TL harçtan davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 170,78 TL ve ıslah harcı olarak yatırılan 3.168,35 TL toplamı olan 3.339,13 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.010,39 TL nin davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL başvuru harcı, 170,78 TL peşin harç ve 3.168,35 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 3.375,03 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan 1.705,00 TL yargılama giderinden kabul edilen kısma göre hesap edilen 1.193,50 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 11-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 9.349,52 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.908,06 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.441,46 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 12-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davalı üzerinde bırakılmasına, 13-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 14-Davacı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru harcı ve 19,50 TL istinaf tebligat gideri olmak üzere toplam 240,20 TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 15-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,16 Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"42fe783a2553248c","SID":"0a3cc67f6b0ba7da"}}