{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>KARAR TARİHİ:14/01/2022<br>DAVANIN KONUSU:Tazminat <br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ:21/04/2025<br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili, müvekkili şirketin Antalya'da tarım ilaçları ve tarımsal ürünlerin geliştirilmesi ve  çeşitlendirilmesiyle ilgili çalışmalar yaptığını, çalışma alanından birinin de sebze tohumu geliştirilmesi, bunun satımı ve dağıtımı olduğunu, bununla ilgili davalı şirket ile ...'in tohumlarının Antalya'daki satışının sadece davacı şirkete yapılması konulu, başta süresi 3 yıl olduğu halde bu zamana kadar uzanan 13/07/2009 tarihli sözleşme olduğunu, 08/09/2015 tarihli ön satış sözleşmesi ile müvekkili şirketin distribütör olarak geçtiğini ve “...” sera domatesinin tohum satış ve dağıtımının tek yetkilisi olduğunu, sözleşmenin 31/12/2016 tarihine kadar geçerli olduğunu, tarafları aynı olan 11/02/2016 tarihli sözleşme ile fiyatın her paket için KDV dahil 40 Euro olarak belirlendiğini, sözleşmenin 31/12/2017 tarihine kadar geçerli olduğunu, 2. sözleşmede tohum miktarı 3.500 iken, son sözleşmede 2016 yılı için 15.000 olduğunu, 2017 için bu sayının 22.000 olduğunu, müvekkili şirketin marka tanıtımı ve benimsenmesi için çoğu mesaisini buna harcadığını, dört elemanını 2 yıl boyunca tanıtımına ayırdığını ve toplam 307.000,00 TL, araç giderlerinin 230.000,00 TL ve köylerdeki tanıtım yemekleri için 180.000,00 TL başta olmak üzere çok fazla yatırımlar yaptığını, bunlar için yaklaşık ortalama olarak 2.000.000,00 TL gider yaptığını, müvekkili şirketin 04/01/2017 tarihinde 10 yıl süreli marka nosu ...-Ticaret olan “...” patentini aldığını ve tescil ettirdiğini, yapılan yatırım ve çalışmalarının sonuçlarının alınacağı zaman davalı şirketin 2016 yılı sonunda el değiştirdiğini, yeni sahiplerinin fiyatı her paket için KDV dahil 55 Euro'dan aşağı vermeyeceğini, davacı şirketin bunu istememesine rağmen kabul etmek zorunda kaldığını, 2017 tarihinde davacı şirketin tam kar etmesi planlandığı zaman diliminde davalının anlaşılmaz ve iş ahlakına uymayan tacire yakışmayan tutumu sebebi ile müvekkilinin zararının en düşükten hesaplandığı zaman bile verilen 2 yıl emek, mesai, yatırım ve gider açısından toplam 1.052.000,00 Euro olduğunu, müvekkilinin iflas eşiğine geldiğini, davalı şirketin sözleşmede bulunan açık maddeye rağmen aynı markayı bayi ... Tarım Ltd. Şti. eliyle sattırmaya başladığını, 2017 yılı ocak - şubat aylarında 1.000 paket tohum verildiğini ve fatura edildiğini, müvekkili şirketin bu durumu uyardığını, müvekkilinin 2 yönlü zararının olduğunu bunların 1.000 pakette 30.000,00 Euro yoksun kalınan kar ve yeni bayi ... sebebi ile müşteri kaybı olduğunu, davalı şirketin markanın satışını sözleşmeye aykırı olarak kendi eliyle yapmaya başladığını, müvekkili şirketin iki yıllık emek, zaman, para ve heveslerinin boşa gittiğini, müvekkili ...'ın çevrede itibar sahibi iken çeklerini ödeyemez duruma düştüğünü, hapis tazyik cezaları aldığını, şirketin itibarını kaybettiğini, yıllarını verdiğini, 70 yaşından sonra ruh ve beden sağlığını çok kötü etkilediğini, eşi, torunları ve çocuklarının çok derin üzüntü yaşadığını, psikolojik rahatsızlığının para ile ölçülmesinin mümkün olmadığını beyan ederek, 10.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili, müvekkilinin tohum ıslah ve toptan satışı yapan ticari şirket olduğunu, taraflar arasında sözleşmeler yapıldığını ve tamamının dava öncesinde sona erdiğini, usule ilişkin itirazlarının davacının kısmı dava açmış olsa bile HMK'nın 119/1-ğ uyarınca açık bir şekilde talep sonucu belirtmediğini, 10.000,00 TL'lik tazminatı yoksun kalınan kar, fiyat artışı ve sözleşmeye dayalı olarak yaptığı harcamalar olarak ayrı ayrı somutlaştırma yapmadığını, eksiğin tamamlanması için 1 haftalık süre verilmesini, yoksa davanın açılmamış sayılması sonucunu doğuracağını, davacının tüm iddialarına karşı zamanaşımı defilerini ileri sürdüklerini, dava konusu ve değeri itibari ile tanık dinlemesine muvafakat etmediklerini, davacı tarafından anılan 13/07/2009 tarihli sözleşmenin süresinin 3 yıl olduğu, davacının düşük miktarlı mal talebi olunca sözleşmenin taraflarca eylemli olarak sona erdirildiğini, 2012, 2013 ve 2014 yıllarında bu sözleşmeye dayalı bir ticari alışverişin olmadığını, ilk sözleşmenin eylemli olarak sona erdiğinden Türkiye'de satması kaydıyla 08/09/2015 tarihinde distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davacının distribütörlük anlaşmasını tek satıcılık sözleşmesi ile karıştırdığını, satış ve dağıtım konusunda tek yetkili kılınmadığını, hiçbir zaman münhasırlığa veya bu anlama gelebilecek bir kelimeye sözleşmede yer verilmediğini, sözleşmeye rağmen 40,22 Euro'luk fiyatın, 55,00 Euro'ya çıkartıldığı iddiasının doğru olmadığını, bunun mutabakat ile gerçekleştiğini, davacının faturaları kendine işlediğini ve bunlara ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, bu tutarın davacının taahhüdüne göre çok az miktarlı olduğu, başlangıcı ve sonu belli bir sözleşme ortada iken sözleşmenin uzun süreli olacağı varsayımların, yatırım yaptığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın yükümlendiği alım tutarlarını hiçbir zaman sağlayamadığını, ödemelerine ilişkin çekleri sürekli ötelediğini, davacının davalıdan aldığı ... markasını kendi adına tescil ettirdiğini, bunu kar saydığını, bu durumun taraflar arasında güven duygusunu sarstığını, davalının bir temsilci olarak değil satın aldığı malların sahibi olarak, diğer mallarıyla birlikte satışı için faaliyet gösterdiğini, taraflar arasında tek satış sözleşmesi olduğu varsayılsa bile davacı şirketin maddi tazminat talebine konu ettiği harcamaları ticari işletmenin devamlılığı için zorunlu gider olarak yaptığını, bunun münhasıran davalı ile olan ticari ilişki nedeni ile yapıldığını kabul etmediklerini, aralarında dava konusu ... tohumuna ait bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, zaten her koşulda satıcının, alıcıdan satış için yaptığı masrafları talep edemeyeceği bunu elde ettiği gelir ile karşılamak zorunda olduğunu, davacının manevi tazminatının yasal dayanağının bulunmadığı beyan ederek,  davanın reddine, davacının iddia ve taleplerini zımnen kabul ettiği anlamına gelmeksizin, davacı taraf lehine tazminata hükmedilmesi halinde bunun davacı tarafın asgari alım tutarlarını yerine getirmemesi nedeniyle satın alınmayan mal tutarı kadar olan alacağı ile mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;\"... Dava dilekçesi ekinde sunulan  ve taraflar arasında imzalanan 13/07/2009 tarihli sözleşme ile davalının Antalya il sınırları içerisinde sebze tohumu satışı için münhasırlık yetkisi verdiği, sözleşmede açıkça tohumların Antalya bölgesinde sadece ... İnşaat...Ltd. Şti. aracılığı ile satışının yapılacağının kararlaştırıldığı ve bu şekilde davacıya tek satıcılık verildiği tespit edilmiş ise de; 3 yıl süre ile yapılan bu sözleşmenin sona ermesinden sonra tek satıcılık hakkı veren bir sözleşme akdedilmediği anlaşılmıştır. Şöyle ki, tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, davacının dosyaya delil olarak sunduğu  08/09/2015 tarih ve 11/01/2016 tarihli sözleşmelerin içeriğinde davacıya açıkça tek satıcılık hakkı tanınmadığı, sözleşmelerde davalının, davacıdan başka kişi ve kurumlara sözleşme konusu ürünlerin satış ve dağıtım hakkını vermemeyi, satış ve dağıtım hakkını başkasına veremeyeceği gibi bizzat davalının da \"tek satıcılık\" sözleşmesinden dolayı münhasır bölgede sözleşme konusu ürünleri satamayacağı yönünde bir taahhüt bulunmadığı, davacı şirketin, davalı şirketle olan ticari ilişkisinin tek satıcılık veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı anlaşılmıştır. Yine incelenen ticari defterlere göre, davacı tarafından, davalıya verilen 6 adet çekin karşılıksız çıktığı, bu nedenle davalının, davacıdan 31/12/2018 tarihi itibariyle 699.810,47 TL alacaklı gözüktüğü, davacının söz konusu çeklerin karşılıksız çıkmadığına ve ödendiğine dair bir iddiasının ve ispatının olmadığı, saptanan hukuki duruma göre, davalının haksız feshi söz konusu olmadığından artık borçlunun kusuruna bağlı olarak TBK'nın 112. veya 125. maddesi kapsamında talep edilebilecek müspet zarar niteliğinde olan kar kaybı talebinin bir dayanağının bulunmadığının ve öte yandan menfi zarar; uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması, dolayısıyla uğranılan bir zarar olarak sözleşmeden dönmeye bağlı olarak istenebilecek bir zarar olup, somut olayda sözleşmenin süre bitiminde sona ermesine göre menfi zararın koşulları da oluşmadığından, menfi zarar ve kar kaybı isteminin reddine\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davayı reddetmesinin gerekçesinin, ilk sözleşmeden sonra yapılan sözleşmelerde, tek satıcılık yetkisinin bulunmadığı görüşüne dayandığını, tek satıcılık sözleşmelerinin Türk Hukuku'nda düzenlenmediğini, kendine özgü bir sözleşme olduğunu, gerekçeli kararda tek satıcılık sözleşmesi için yapılan tanımın tam da müvekkili ile davalı arasındaki ilişkiye uyduğunu, kararda yapılan tanıma göre tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olduğunu, müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişkinin 9 yıl boyunca arasız fasılasız sürdüğünü, müvekkilinin, değil Antalya tüm Türkiye'de ... şirketinin tek satıcısı olduğunu, davalı şirketin Hollanda'lı büyük ortağının hissesini bir Türk'e devretmesi sonrasında sorunların baş gösterdiğini, taraflar arasında yapılan 2009 yılındaki ilk sözleşmede, tek satıcılık yetkisinin müvekkiline ait olduğunun belirtildiğini, bu sözleşmeden itibaren dava konusu olayın gerçekleştiği tarihe kadar müvekkilinin davalı şirketle çalıştığını, sonradan yapılan sözleşmelerin yeni birer sözleşme olmasından ziyade ilk sözleşmenin devamı niteliğinde olduklarını, ilişkinin ana hatlarının değişmediğini, değişen tek şeyin teslimat sayıları ve fiyatlar olduğunu, yani ilk ana sözleşmeyi geçersiz sayan bir sözleşme olmayıp, tam tersine onun yeni bir güncellenmesi niteliğinde olduklarını, davalının 9 yıl boyunca dava konusu ... domates tohumu için Antalya ilinde başka şirketle sözleşme yapmadığını, bu tohumun müvekkilince tanıtılıp, satıldığını ve Türk Patent ve Marka kurumundan  04/01/2017 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile koruma alındığını, yani bu marka domatesin müvekkili adına marka tescilinin olduğunu, 2009 tarihli sözleşme 3 yıl için yapılsa da sonrasında tek satıcılık yetkisini ortadan kaldıran başka bir sözleşmenin yapılmadığını, sözleşmelerin yapıldığı dönemdeki Hollanda'daki asıl üst şirket ... tarafından yazılıp, imzalanan metinde markanın tek satıcısı ve dağıtıcısı olarak müvekkili şirketin adının geçtiğini, müvekkilinin bu domates tohumunun tanıtımı için sürekli çalışıp bir sürü masraf ettiğini, mahkeme gerekçesinde ikinci neden olarak yer alan çeklerin ödenmemesine ilişkin konuda, müvekkilinin uzun uğraşları sonucu ürünün piyasada aranan bir tohum haline geldiğini fakat davalı şirketin büyük hissesinin bir Türk'e geçmesi sonucunda bu kişinin fiyatları yükseltip, anlaşma gereği vermesi gereken tohumları vermemesi ve bunun yanında bir başka dağıtıcıya neredeyse bedava tohum vererek, piyasada oluşan durumu kendi aleyhlerine bozması sebebiyle müvekkilinin satış yapamaz hale geldiğini ve borçlarını ödeyemediğini, son sözleşme gereği paketin 40 Euro'dan satılması gerekirken, davalının 55 Euro istediğini, sözleşme olduğu ileri sürülse de davalının bu noktadaki talebini kabul etmek zorunda kaldıklarını, zira bir sürü emek ve para harcandığını, çiftçiye, bayiye sözler verildiğini, güvenirliği korumak zorunda olduklarını, davalının 2016 yılında taahhüt ettiği miktarı da teslim edemediğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>Dava, sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedildiği iddiasıyla uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemine ilişkindir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Taraflar arasında varlığı ihtilafsız 3 adet sözleşmenin bulunduğu, 13/07/2009 tarihli ilk sözleşmede, davacının Antalya ili sınırları içerisinde davalı tarafça temin edilecek tohumların satışını üstlendiği, bu hususta davacıya tek satıcılık yetkisinin verildiği, sözleşmenin 10. maddesinde, sözleşmenin süresinin 3 yıl olarak belirlendiği, süre sonunda öncesinde ihbarda bulunmak şartıyla, sözleşmenin sona erdirilebileceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki 2. sözleşmenin 08/09/2015 tarihinde yapıldığı, bu sözleşmede davalının üretici, davacının distribütör olarak anıldığı, üreticinin \"...\" sera domates çeşidinin satış ve dağıtımını distribütöre vermesi konusunda tarafların anlaştıkları, distribütörün 2015 yılı için 3.500 alım yapacağı konusunda taahhüt verdiği, bu sözleşmenin 31/12/2016 tarihine kadar geçerli olacağının belirtildiği, taraflar arasındaki 3. sözleşmenin ise 11/01/2016 tarihinde yapıldığı, bir önceki sözleşme ile aynı hükümleri içerdiği, davacının 2016 yılı için 15.000, 2017 yılı için 22.000 alım miktarı konusunda taahhüt verdiği, 4. maddede, fiyatın paket başına 40 Euro olarak belirlendiği, dağıtıcının, minimum satın alma miktarını sağlayamaması halinde, üreticinin, dağıtıcının dağıtım hakkını sonlandırmaya hak kazandığının belirtildiği, sözleşmenin 31/12/2017 tarihine kadar geçerli olacağının kararlaştırıldığı görülmüştür. <br>Taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2009 yılında başlaması, davacının bu tarihten itibaren aralıksız fasılasız ilişkinin devam ettiğine yönelik iddiası, 2009 tarihli sözleşmenin 10. maddesi doğrultusunda, sözleşmenin ihbarla sona erdirildiğine ilişkin herhangi bir savunmanın ve delilin bulunmaması karşısında, mahkemece, tarafların 2009 yılı - 2018 yılları da dahil olmak üzere bu tarihler arasındaki tüm ticari defterlerinin incelenerek, ticari ilişkinin 2009 yılı sözleşmesiyle birlikte, bu tarihten itibaren aralıksız devam edip etmediği ve bu doğrultuda tek satıcılık yetkisinin de devam etmiş sayılmasının gerekip gerekmediği, 2009 tarihinden itibaren ilişkinin devam etmiş olması halinde, sonraki sözleşmelerin tek satıcılıkla ilgili hüküm içermese de tek satıcılık yetkisinin ilk sözleşmeye binaen devam ettiği ve sonraki sözleşmelerin sadece fiyat ve alım miktarı konusunda belirlemeler içeren, ek sözleşme niteliğinde olduklarının kabulü ile sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken, taraflar arasındaki ticari ilişkinin bütününe bakılmaksızın, sadece 2015 yılı ve sonraki defterlerin incelenerek ve sonraki sözleşmeler değerlendirilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir. <br>Diğer taraftan, davacının, davalıya verdiği ve tahsil edilemeyen çeklerin, paket başına 55 Euro'dan düzenlenen 09/01/2017 tarihli faturanın ödenmesine yönelik olarak verilen çekler olduğu, davacının iddiasına göre, 2016 yılının sonlarına doğru şirket hissesinin el değiştirmesiyle, devam eden sözleşmeye göre paket başına 40 Euro olan fiyatın, bir anda 55 Euro'ya yükseltildiği ve bununla yetinilmeyip, kendileri dışında ... firmasına da düşük tutarlardan satış yapıldığı ve bu şekilde piyasa dengesinin kendi aleyhlerine bozulduğu, gerçekten de incelenen ticari defterlere göre, aynı dönemlerde davalının 20/02/2017 tarihli fatura ile ... firmasına ... sera domates çeşidinin satıldığı ve faturaya göre kendilerine yönelik olarak paket başına 40 Euro hesaplansa da iskonto uygulanarak, neticeten indirimli satış yapıldığı, fiyatın 55 Euro olarak değiştirilmesini kabul etmek zorunda kaldığını ifade eden davacının, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde, bu hususu kabul etmeyip, dava açma imkanı varken, fiyat değişikliğini kabul etmesinde davalıya yüklenecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, ancak yukarıda belirtilen gerekçeye göre davacıya tek satıcılık yetkisinin verilmiş olması halinde, davalının bir başkasına satış yapması ve piyasayı davacı aleyhine bozması sonucu, davacının satış yapamayıp, çeklerini ödeyemez hale gelmesinin davalıdan kaynaklandığı gözetilmeksizin, davacının çeklerini ödeyememesinin davanın reddine gerekçe yapılması hatalı olmuştur. <br>Son sözleşmede, davacı 2016 yılı için 15.000 paket satın alma taahhüdünde bulunmuş ise de incelenen ticari defterlere göre bu yıl için davacı 4.925 paket satın almıştır. Bu noktada davacı, davalının taahhüt ettiği malı satmadığını ileri sürmüş ise de, davalıya atfettiği haksız eylemlerin başlangıcı olarak 2016 yılının sonlarında davalı şirketin hisselerinin bir Türk'e geçmiş olmasını gösterdiği, taahhüt edilen mal ile alınan mal arasındaki büyük fark dikkate alındığında, 2016 yılının sonuna kadar taahhüt edilen miktarın niçin satın alınmadığına yönelik davacı tarafça ileri sürülen başkaca bir açıklamanın olmadığı, diğer taraftan davalının anlatımları dikkate alındığında, 2016 yılında davacının taahhüt ettiği malı almamasının davalı tarafça sözleşmenin feshine gerekçe yapılmadığının anlaşıldığı, davalı tarafça sadece sözleşmelerde tek satıcılık yetkisinin bulunmaması sebebiyle bir başkasına yapılan satışın sözleşmeye aykırılık teşkil etmeyeceğinin ileri sürüldüğü, davalı tarafça feshe gerekçe yapılmayan alım taahhüdünün yerine getirilmemesinin, bu konuda davacıya yüklenilecek bir kusur olarak da değerlendirilemeyeceği, bu hususun tek satıcılık olup olmadığı ve bu doğrultuda davalının başkasına yaptığı satışın, sözleşmenin eylemli şekilde haksız feshedilmiş sayılıp sayılmadığı konusunda yapılacak değerlendirme sonrasında davalının takas mahsup talebi çerçevesinde varsa davacı lehine hesaplanacak zarardan mahsup yapılmasını gerektiren davalı alacağı olarak dikkate alınabileceği değerlendirilmiştir.<br>Neticeten, mahkemece, tek satıcılık olup olmadığı konusunda yukarıda belirtilen şekilde inceleme yapılması, tek satıcılık varsa ilk önce davalının eylemi ile sözleşmenin sekteye uğratılıp uğratılmadığının tespit edilmesi ve buna göre feshin haklı olup olmadığı değerlendirilerek, haksız fesih varsa davacının sadece menfi veya müspet zararlarından birini isteyebileceği gözetilerek, bu konuda davacıya hangi tür zararını istediğine yönelik açıklama yaptırılması, davacının talep ettiği türe göre alacağının hesaplanması, hesaplama yapılırken, davalının takas ve mahsup talebinin dikkate alınması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu kabul edilmiştir. <br>Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,\t<br>2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/01/2022 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, <br>5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, <br>8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.<br>...<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a03727a5c9913eb","SID":"1dad41ba55885ab3"}}