{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/807 Esas<br>KARAR NO: 2025/780 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2024/775 Esas (Derdest Dava Dosyası)<br>TARİH:  27/03/2025 (Ara Karar Tarihi)<br>DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>KARAR TARİHİ: 08/05/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;  dava konusu genel kurul kararının yürütmesinin durdurulmasını ve şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 27/03/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2024/775 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında;\"Bilindiği üzere, ihtiyati tedbirin genel şartları 6100 sayılı HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde düzenlemiş olup, 390/3. Maddesinde davacının haklılığını yaklaşık delillerle ispatlaması gerekir.Dava dilekçesi ekinde, dilekçede anlatılan vakıalara ve haliyle genel kurul kararının iptalini mucip herhangi bir yaklaşık delil sunulmamıştır. Mahkememizin muhtırası üzerine davacı, ... şirketinin yabancı makamlar tarafından verilen sicil dosyasından bir kısım belgeler dosyaya sunulmuş, onun dışında davalı şirketin Ticaret sicil kayıtları mahkememizce celp edilmiş, incelenmesinde; Davalı şirketin tek ortağının ... şirketi olduğu, bu şirketi temsil ve ilzama yetkili kişinin ... göründüğü anlaşılmıştır. Buna karşılık, davacı dava dilekçesinde adeta ...'nin tür değiştirdiğini ve ... olduğunu ileri sürmüş ise de şu aşamaya kadar bu meyanda dosyaya herhangi bir belge sunamamıştır. Dolayısı ile ...'nin davalı şirket ile alakası henüz dosyada tecessüm etmiş değildir.Kaldı ki, davacının iddia ettiği gibi bir tür değişikliği ile yeni ünvanı ... olan şirket, davalı şirketin tek ortağı olsa bile, davacının dosyaya sonradan sunduğu ... şirketinin Alman Ticaret Sicil kayıtlarında da ...'in bu şirketi tek başına münferiden temsil ve ilzam yetkisi olduğu anlaşılmaktadır.Diğer iddialar ise yargılama gerektirdiğinden ve henüz yaklaşık ispat şartları oluşmadığından, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, '' 1-İhtiyati tedbir talebinin bu aşamada REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; \"Dava dilekçesi ekinde, dilekçede anlatılan vakıalara ve haliyle genel kurul kararının iptalini mucip herhangi bir yaklaşık delil sunulmamıştır.\" Davanın 23.12.2024 tarihinde açıldığını, Delil listesinin 24.12.2024 tarihinde dosyaya sunulduğunu, Mahkemece tensip tutanağının, 13.01.2024 tarihinde (dava tarihinden 21 gün, delil dilekçesinden 20 gün sonra!) düzenlendiğini, Delil dilekçesinde ve ekinde nelerin sunulduğunun belli olduğunu; burada, kısaca yeniden değindiklerini, ... A.Ş. Ticaret Sicil Kayıtları: Öncelikle davalı şirketin Ticaret Sicil kayıtlarının getirtilmesi zaman alabileceğinden, davalı şirkete dair elimizde bulunan ticaret sicil kayıtları dosyaya sunulduğunu; bu kayıtların, ayrıca yanlarına birer cümle ile açıklandığını; dava konusu Olağanüstü Genel Kurul kararı, ayrıca altı çizilerek, bold karakterle işaretlenerek ve yanına kısa açıklama yazılarak vurgulandığını; dava konusu olağanüstü Genel Kurul kararına ait, Hazirun Cetveli ve Genel Kurul Toplantı Tutanağı da delil listesine konulduğunu ve bunların da aynı şekilde vurgulandığını, Toplantıya dair belgelerden, dava konusu ...'in ortada olmayan ... unvanlı bir şirket adına genel kurula katıldığının yazılı olduğunu; ayrıca bir yetki belgesi sunmadığının da tutanaktan belli olduğunu; Yönetim Kurulu kararı da olmadığını, 24.10.2025 tarihli dilekçelerinde, ardından davacı ... ile ilgili delile geçildiğini; burada, ...'nin nasıl ... nev'ine dönüştüğü ve ... olduktan sonraki \"yeni ana sözleşmesi\" konulduğunu; ayrıca, davacı ... şirketinin, ... içindeki pay durumu sunulduğunu, Dolayısıyla, ... şirketinin Olağanüstü Genel Kurulun yapıldığı tarihte, artık ortada ... diye bir şirketin olmadığı, ... diye bir şirket bulunduğunun kanıtlandığını, Hazirun cetvelinden, tek pay sahibi ...'ın, ... olağanüstü genel kurulunda temsil edilmediği anlaşılmaktadır. Sadece bu belgeler bile, olağanüstü genel kurulun -talebimiz yönünde- \"yok sayılması\" için yeterli olduğunu, \"Mahkememizin muhtırası üzerine davacı, ... şirketinin yabancı makamlar tarafından verilen sicil dosyasından bir kısım belgeler dosyaya sunulmuş\" \"Mahkememizin muhtırası üzerine\" ifadesinin doğru olmadığını; mahkemeden taraflarına bir muhtıra gelmediğini; gerek UYAP ve gerekse UETS kayıtlarındaki incelemede de, gelen bir muhtıra görmediklerini; taraflarına gönderilenin, sadece \"tensip tutanağı\" olduğunu; bunun da \"muhtıra\" olmadığını, Tensip tutanağının 12. Maddesinde \"Davacılara 4 hafta kesin süre verilerek davacı olan iki şirketin ticaret sicil dosyalarının özellikle tür değiştirme, birleşme, pay devri yönetici seçilmiş gibi, ortaklık yapısını gösterir şekilde onaylı tercümelerini dosyaya sunulmasının istenilmesi\"ne karar verildiğini, Tensip tutanağında istenenlere dair belgelerin, tensip tutanağından önce zaten -delil listesi olarak- dosyaya sunulduğunu ancak bunların taranmış dosyalar olduğunu; mahkemenin belge asıllarını istemekte olduğu düşüncesi ile, 24.01.2025 (Saat 11.10) tarihli dilekçe ile, delilleri, bu kez birer asıl ve birer kopya olarak yeniden sunduklarını,24.01.2025 tarihli bu dilekçelerinin konu kısmında, \"dosyaya sunulmuş olan delillerin ve davalı ... AŞ ile davacı ... ilişkilerinin bu deliller üzerinden açıklanması  ile belge asıllarının ve bunların fotokopilerinin sunulması\" ifadelerini yazdıklarını, Söz konusu dilekçeleri ekinde, belge asılları ve onaylı tercümeleri olduğunu, (44 sayfadır.)  bunların mahkemeye doğrudan sunulduğunu; alındığına dair imzalı yazı mevcut olduğunu; karmaşık görünebilir düşüncesi ile, son derece anlaşılır açıklamalar yazarak ...-...-.. ilişkilerini açıkladıklarını, (Kopyaları, gerekirse mahkeme üzerinde not alarak çalışsın diye koyduklarını) \"Davalı şirketin tek ortağının ... şirketi olduğu, bu şirketi temsil ve ilzama yetkili kişinin ... göründüğü anlaşılmıştır.\" \"Davalı şirketin tek ortağının ... şirketi olduğu... anlaşılmıştır.\" ifadesinin doğru olmadığını; bunun sadece Ticaret Sicil kayıtlarında böyle görünmekte olduğunu; oysa gerçekte böyle olmladığını; çünkü dava konusu genel kurul tarihinde, ortada ... diye bir şirket olmadığını; ..., ...a dönüştüğünü; bu konuda dava dilekçelerinde, 24.01.2025 tarihli dilekçelerinde ve yukarıda açıkladıklarını; belge asıllarını da dosyaya sunduklarını; mahkemenin bu ifadesinin yanlış olduğunu, \"davacı dava dilekçesinde adeta ...'nin tür değiştirdiğini ve ... olduğunu ileri sürmüş ise de şu aşamaya kadar bu meyanda dosyaya herhangi bir belge sunamamıştır. Dolayısı ile ...'nin davalı şirket ile alakası henüz dosyada tecessüm etmiş değildir.\" 24.01.2025 tarihli dilekçemizin 4. Maddesinde, ...'nin nasıl ...'a dönüştüğü ve ...'ın yeni ana sözleşmesinin açıklandığını ve sunulduğunu; buna göre, 28.10.2022 tarihinde ...'nin (...'ten ...'e) pay devri yapıldığını, sermaye artışı yapıldığını, ana sözleşme değişikliği yapılarak yeni ana sözleşme yazıldığını; Büyükçekmece ... Noterliği 18.12.2024 tarih ve ... yevmiye numaralı Noter onaylı tercümede bunların yazılı olduğunu, ... ile ...'ın adresleri, vergi numaraları, Almanya'daki ticaret sicil numaralarının aynı olduğunu; mahkemenin nasıl olur da, bu kadar açık deliller karşısında, ...'nin ... ile \"şu aşamaya kadar ... alakası tecessüm etmemiştir\" diyebilmekte olduğunu, Kaldı ki, davacının iddia ettiği gibi bir tür değişikliği ile yeni ünvanı ... olan şirket, davalı şirketin tek ortağı olsa bile, davacının dosyaya sonradan sunduğu ... şirketinin Alman Ticaret Sicil kayıtlarında da ...'in bu şirketi tek başına münferiden temsil ve ilzam yetkisi olduğu anlaşılmaktadır.\" Bu ifade üzerinde daha detaylı durmaları gerektiğini; ...'in ... şirketinin tek başına münferiden temsil ve ilzama yetkili olup olmadığının önemli olmadığını; çünkü ..., ... belgelerine dayanarak hareket etmediğini, Dava konusu ... AŞ Olağanüstü Genel Kurulunda, ... şirketinden alınan yetkilere dayanılmadığını; (Hazirun Cetvelinde görüldüğü gibi) .. belgelerine dayanıldığını; yani, Genel Kurul, artık var olmayan bir şirketin belgelerine dayanarak düzenlendiğini, Sonradan sunulan belgelere dayanılarak, geçmişte hukuka aykırı bir şekilde yapılmış genel kurulun yasal hale gelemeyeceğini, Dolayısıyla, hem \"şu ana kadar ... ile ... arasında alaka tecessüm edilmemiştir\" deyip, sonra da \"zaten ...'ın yetkilisi de ...'tir\" denilmesinin bir çelişki olduğunu,Dava konusu genel kurulun hükümsüz sayılması için, dayandıkları noktaların sunlar olduğunu: -Olağanüstü Genel Kurul yapılması için Yönetim Kurulu kararının mevcut olmadığını, -Genel Kurul'da Hazirun Cetvelinde görülen ... diye bir şirket, mevcut olmadığını, -..., ... genel kurulunda temsil edilmediğini; dosyada ...'ın genel kurulda temsil edildiğine dair herhangi bir belge ve irade olmadığını, Davalı ... AŞ, Almanya'da faaliyet gösteren davacı ... şirketinin %100 pay sahibi olduğu Türkiye'deki bir yatırımı olduğunu; Hollanda'da faaliyet gösteren davacı ... şirketi ... şirketinin %54,75 pay sahibi olduğunu; davacı ... da, ... şirketinin ortağı olduğunu ve davalı ... şirketinde Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, Söz konusu olağanüstü genel kurul ile, ..., ... Yönetim Kurulu üyeliğinden çıkarıldığını, yerine baba (...) - oğul (...) Yönetim Kurulu üyesi olduklarını; yani baba-oğul, şirkete (halk arasındaki deyimle) \"çökdüklerini\". Müvekkili ..., ... şirketine fiziken sokulmamakta olduğunu; ...'nun mevcut Yönetim Kurulu, Almanya'daki ...'ya, Hollanda'daki ...'e ve ...'a, ... şirketi hakkında hiç bir bilgi vermediğini; mal ve finans hareketleri hakkında bilgi istenen hiç bir yazıya, yanıt verilmemekte olduğunu; ..., önemli bir ticari partneri olan İstaç şirketinden (sözleşmenin düzgün yürütülmediğine ve fesih edilebileceğine dair) ihtar almakta, şirketin sözleşme ilişkilerini riske sokmakta olduğunu; ...'a ödenmesi gereken bedeller, daha önce müvekkili şirketlerden gönderilirken, şimdi kaynağının ne olduğu bilinmeyen yerlerden para bularak ... İstaç'a ödeme yapmakta olduğunu; dolayısıyla şirketi finansal riske sokmakta olduğunu; yani hukuka aykırı genel kurulla belirlenen baba-oğul Yönetim Kurulu, ... şirketini büyük riske sokacak işler yapmakta olduğunu, Yönetim Kurulu üyesi ve dolaylı ortak ...'a ya da diğer ortaklara hiç bir bilgi vermeden, Yönetim Kurulu kararı almadan, geçmiş ortaklık belgelerine dayanarak bir genel kurul düzenlenmesi ve bu şekilde yönetim Kurulu değişikliği, her şeyden önce iyiniyete aykırı olduğunu, kötüniyetli olduğunu; kanunun, kötüniyeti korumayacağını, korumaması gerektiğini, İçeride işlem yapan makinelerin değerinin yaklaşık 6 milyon Euro olduğunu; bunların ... şirketinin ortaklarına ait olduğunu; Hollanda kökenli ... şirketi, 6 milyon Euroluk makineyi işletmek üzere ...'ya koyduğunu, ayrıca nakit ortaklık sermayesi koyduğunu ancak yatırımla ilgili hiç bir bilgi dahi alamamakta olduğunu, Ülkemizin ekonomi yönetiminin \"doğrudan yabancı yatırım\" konusunda ne kadar hassas olduğunun bilindiğini; yatırım ortamının en önemli bileşenlerinden biri de, etkin işleyen bir yargı sistemi olduğunu; kendilerinin şirket taraflarına teslim edilsin demediklerini; bir kayyum atanarak, şirketin risklerden korunmasını ve şirketin durumu hakkında, geçici süreyle, makul mantıklı bir kontrol sisteminin kurulmasını talep ettiklerini; kayyım da mahkemece tespit edilerek atanacağını; yani şu ya da bu kişiyi de işaret etmediklerini; aslında bu, müvekkilleri olan yabancı yatırımcıların, son çare olarak Türk yargısından yatırımı için -bir tür- koruma istemesi olduğunu, Bu kadar açık deliller karşısında, hala \"deliller sunulmadı, alaka kurulamadı\" vb gerekçelerle kayyum istemlerinin ret edildiğini, Bir Olağanüstü Genel Kurul, bir Yönetim Kurulu üyesinin bilgisi ve onayı dışında, YK kararı olmadan yapıldığını; Bu Genel Kurul'da, o Yönetim Kurulu üyesi, üyelikten çıkarılıp, yerine baba-oğulun geçtiğini; bütün bu işler yapılırken, ... şirketinin artık mevcut olmadığını, şirketin artık ... olduğunu, yeni ortakları olduğunu, ...'un o ortakları temsilen Yönetim Kurulu'nda yer aldığını bile bile, bir kişinin (...) ... adına hareket ettiğini ve Yönetim Kurulu üyesini değiştirdiğini; bu kadar açık kötüniyet karşısında, istedikleri şeyin, sadece mahkemenin duruma el koyması ve kayyum ataması olduğunu; bu taleplerinin yerel mahkemece red kararını, istinaf etmek zorunda kaldıklarını, İleri sürerek, yukarıda açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin tedbir istemlerinin reddine ilişkin kararının kaldırılarak, talepleri yönünde tedbir kararı verilmesine, yargılama masrafı ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep; davalı şirketin 05/09/2023 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti talepli davada, alınan kararların yürütmesinin durdurulması ve davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece, ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. TTK 449.maddesine göre, genel kurul kararlarının  iptali ve butlanı davası açıldığı taktirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra dava konusu kararların yürütmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak HMK 389 vd. maddelerinden yararlanılması gerekir.Mahkemece, dava konusu kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına dair talep değerlendirilmeden önce, genel kurul üyelerine görüşlerini bildirmek üzere TTK 449. maddesi gereğince davetiye çıkartıldığı anlaşılmıştır. HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Aynı yasanın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandığı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkca belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Buna göre, tedbir talep edenin  haklılığını yaklaşık olarak  ispat etmek zorundadır. Davalı şirketin 05/09/2023 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında 1 nolu madde ile divan başkanlılığı, oy toplama memuru ve katipliği seçimi yapıldığı, 2 nolu madde ile genel kurul tutanaklarının imzalanması için divan heyetine yetki verilmesi kararı alındığı, 3 nolu madde ile şirketin 2023 çalışmalarından dolayı yönetim kurulu ibra edildiği, 4 nolu madde ile yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, 5 nolu madde ile yönetim kurulu başkanı ve başkan yardımcısının seçildiği, 6 nolu madde ile gündemde görüşülecek başka bir karar bulunmadığından toplantıya son verildiği anlaşılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, yönetim kurulu kararı alınmadan olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasını, davalı şirketin tek ortağı olan ...'nin nevi değiştirerek ...'ye dönüşmesine rağmen hazirun cetvelinde ... olarak geçmesi ve adına asaleten ...'in gözükmesi sebebiyle toplantıda davalı şirketin tek ortağı olan ...'nin temsil edilmediğini, ayrıca ...'in bu şirketi temsile yetkili olduğuna dair belgenin sunulduğuna dair tutanakta ifadenin veya belgenin bulunmadığını ileri sürmek suretiyle dava konusu genel kurulda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, tedbiren yürütmelerinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Ancak davalı vekili tarafından istinafa cevap dilekçesi ekinde sunulan 04/09/2023 tarihli yönetim kurulu kararında dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısının TTK 416 maddesi uyarınca çağrısız olarak yapılmasına ve gündemine ilişkin karar alındığı ve söz konusu yönetim kurulu kararının şirketin o dönem yönetim kurulu üyeleri olan ... ve haberi olmadığı iddia edilen ... tarafından imzalandığının görüldüğü, davalı şirketin tek ortağı olan ...'nin nevi değiştirerek  ...'ye dönüştüğünün davalının da kabulünde olduğu, hazirun cetvelinde tür değişikliğinden önceki ünvanın belirtilmesinin maddi hata olup olmadığı, bu durumun ve ...'in şirketin münferiden temsile yetkililerinden biri olduğu dikkate alındığında dava konusu genel kurulda alınan kararların iptal yaptırımına mı yoksa yokluk yaptırımına mı tabi olacağının, iptal veya yokluk yaptırımı koşullarının oluşup oluşmadığının ve iptal yaptırımına tabi olması halinde hak düşürücü süre içerisinde davanın açılıp açılmadığının yapılacak yargılama ve değerlendirme ile tespit edileceği ve sunulan deliller ile bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği anlaşılmakla Mahkemece dava konusu kararlara ilişkin yürütmenin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbiri talebinin reddine karar verilmesi yerindedir. Davacı vekili, davalı şirketin işleyişi ile ilgili davacılara bilgi verilmediğini, davalı şirket ortaklıklarına ilişkin değişiklikler ve nevi değiştirmeye ilişkin prosedürler bilinmesine rağmen eski kayıtlar dikkate alınarak genel kurul kararı yapılmasının suç oluşturduğunu, davalı şirketin ticari ilişki içerisinde olduğu şirket ile aralarındaki ticari ilişkiyi zedeleyici davranışlarda bulunulduğu ve davalı şirketin zarara uğratıldığı, davalı şirketin vadesi geçen yüklü miktarda olan borcunu ödemesi için  tefeci olarak bilinen kişilerden ya da ticari açıdan uygun olmayan şartlarla finansman kuruluşlarından kredi alınması, iş yerindeki makinelerin ya da ürünlerinin değerinin altında satışa çıkarılarak finansman sağlanması vb gibi, şirketin ticari yaşamını sekteye uğratacak işlemler yaparak finansman sağlamış olabilmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davalı şirkete tedbiren kayyım atanmasını talep etmiştir. 6102 sayılı TTK'nun 365. maddesinde, anonim şirketlerin yönetim kurulu tarafından yönetilip ve temsil olunacağı düzenlenmiş, YK üyelerinin seçimi, süreleri, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları TTK 408 maddesi uyarınca genel kurulun,  devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. TTK da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenlemenin bulunmadığı gibi anonim şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. TMK'nın 427/4. maddesine göre bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir. Anılan düzenlemeye göre yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yarg. 11. H.D 08/03/2018 2016/7714 E-2018/1804 K) Aslolan şirketlerin genel kurulları uyarınca seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmeleri olduğu, tedbiren kayyım atanması istenen davalı şirket de  yönetim boşluğu da bulunmadığı gibi dava yöneticilerin azli veya sorumluluğu davası da değildir. Genel kurul kararını iptali istemine ilişkin davada,  davalı anonim şirketin  yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bir durum ve şirkette organ boşluğu bulunmadığı gibi  yönetiminin başka yoldan sağlanamaması ve genel kurulun toplanamaması gibi bir durum  da  söz konusu olmadığından davalı şirkete yönetim veya denetim  kayyımı atanmasını gerektirecek haklı bir sebep bulunmadığı, iddia edilen vakıalara ilişkin HMK'nın 389/1 ve 390/3 maddesinde aranan koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla; Mahkemece davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi de yerindedir.  Dava dosyası içindeki belge ve bilgilere, yargılamanın bulunduğu aşamaya, yargılamayı yürütüp uyuşmazlığı esastan karara bağlayacak olan ilk derece mahkemesinin takdirine göre  ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığından, davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan  reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 08/05/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a8a89eed529ffc31","SID":"9bcbabdf70f6eed7"}}