{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2025/338 <br>KARAR NO: 2025/435<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/05/2024<br>NUMARASI: 2021/322 Esas, 2024/341 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ : 30/04/2025 <br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava; ticari nitelikteki eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacı  vekilince  istinaf talebinde bulunulmuştur. Davacı vekili, davacı ... ile ... Enerji arasında  27.02.2016 tarihinde bir Ana Hizmet Sözleşmesi ... akdedildiğini, bu Sözleşme tahtında ..., ..., ... ve ... numaralı dört adet İş Emri düzenlendiğini, davaya konu iş emirleri bağlamında davalı ... Enerji'nin ... ve ... isimli kuyularında sunulması gereken çimentolama  ve sondaj hizmetleri de dahil olmak üzere sözleşme ve ilgili iş emirleri kapsamındaki tüm hizmetler davacı ... tarafından eksiksiz ve zamanında olacak bir şekilde ifa edildiğini, bunun üzerine müvekkili ..., Sözleşme'ye ve davaya konu iş emirleri'ne uygun olarak davalı ... Enerji'ye toplam 889.131,39 Amerikan Doları tutarında olacak şekilde: ... numaralı ve 10.08.2019 vade tarihli,... numaralı ve 28.08.2019 vade tarihli, ..., , ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... numaralı ve 20.11.2019 vade tarihli, ... numaralı ve 30.11.2019 vade tarihli, ... numaralı ve 08.12.2019 vade tarihli, ... numaralı ve 20.11.2019 vade tarihli 16 adet faturayı  düzenlediğini, davalı ... Enerji ise gerek söz konusu bakiye faturaları gerekse de bakiye faturalar'a konu hizmetleri hiçbir itirazda bulunmaksızın kabul ettiğini, buna rağmen müvekkil şirket'e bunlara istinaden hiçbir ödemede bulunulmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun (\"TTK\") 21. Maddesi uyarınca düzenlenmiş olan faturaların ... Enerji tarafından kabul edilmiş durumda olduğunu, müvekkili ... tarafından verilen hizmetler ifa edildikten sonra düzenlenen ve yapılan işin niteliği, verilen hizmet, adet ve birim ücretler, toplam tutar gibi detayları içeren ve bakiye faturalar'ın arkasında bulunan saha faturalarının (ticketların) ... Enerji yetkilileri tarafından herhangi bir itiraz kaydı düşülmeden imzalanmış olması da verilen hizmetlerin uygun ve eksiksiz şekilde tamamlandığının, bakiye faturalar'a konu tutarların  gerçeği yansıttığının ve ... tarafından verilen hizmetlerin karşılığını oluşturduğunun davalı yan tarafından kabulü niteliğinde olduğunu, söz konusu saha faturaları, müvekkili ... tarafından davalı'ya gönderilen bakiye faturalar'ın arkasına eklenmekte, bu sayede verilen hizmet ile ilgili saha faturası'nın bağlantısı kurulabilmekte ve bakiye faturalar'ın her birinin tüm detaylarıyla beraber ... Enerji tarafından kayıtsız şartsız onaylandığı görülebildiğini, ifa edilen hizmetlerin ... ve ... kuyularına ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından düzenlenen bakiye faturalar, müvekkil şirket'in tüm taleplerine ve taraflar arasında gerçekleştirilen tüm müzakerelere rağmen sözleşme'ye ve davaya konu iş emirleri'ne aykırı olacak şekilde müvekkil şirket'e ödenmediğini, mevcut durumda müvekkili şirket'in bakiye faturalar'a istinaden davalı yandan toplam alacağının 889.131,39 USD olduğunu, sözleşmenin 10.4 maddesi uyarınca bakiye faturalar'ın ödenmesi talebiyle müvekkili ... tarafından ... Enerji'ye yazılı ihtilaf tebliğinde bulunulduğunu ve ihtilafın sulh yolu ile çözümünün mümkün olmaması halinde konuyla ilgili tüm yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiğini, konuya ilişkin dostane müzakerelerin 08.07.2020 tarihinde gerçekleştirilmiş olduğunu, sulh amacı ile gerçekleştirilen toplantıya katılım sağlayan ... Enerji temsilcisi, bakiye faturalar ile ilgili olarak şirket içerisinde görüşmeler yapması gerektiğini ifade ederek müvekkil şirket'e dönüş yapılacağını ifade ettiğini, toplantının gerçekleşmesinin ardından, 10.07.2020 tarihinde ... Enerji vekili tarafından müvekkili Şirket'e gönderilen e-posta ile ... Enerji'nin bu tutarı defaten ödeme imkanı bulunmadığı bildirilerek  ihtilaf konusu bedelin revize edilmesinin teklif edildiğini, ... Enerji tarafından önerilen teklif tutarının, müvekkili şirket tarafından toplam fatura ile kıyaslandığında yetersiz oluşu ve öngörülen taksit dönemlerinin uzunluğu nedeniyle reddedildiğini, ilerleyen dönemde de yürütülen dostane müzakereler sürecinde taraflar ortak bir paydada buluşamadıklarını, Aralık 2020 tarihinde, uyuşmazlığı mahkemeye intikal ettirmeden konunun uzman ve tarafsız bilirkişiler vasıtasıyla çözüme kavuşturulması amacı ile kendi uzman bilirkişi adaylarını kararlaştırma yoluna gittiklerini, ancak ... Enerji, müvekkili şirket tarafından önerilen, uyuşmazlık konusu hususa yönelik olarak gerekli değerlendirmeyi yapmak üzere uluslararası düzeyde itibara ve yetkinliğe sahip bilirkişi teklifini kabul etmediğini, eski çalışanlarından birini, tarafsız ve uzman olduğu iddiası ile bilirkişi olarak yetkilendirmeyi teklif ettiğini, bu hususun dahi ... Enerji'nin sürecin tarafsız ve konusuna hakim bilirkişiler tarafından çözümlenmesi noktasındaki çekingenliğini ve dolayısıyla haksızlığı ile konuya ilişkin süreci yavaşlatma ve lehine bir tablo yaratmak için zaman kazanma çabasını kanıtlamak suretiyle müvekkili şirket'in haklılığını teyit ettiğini, bu tavır üzerine müvekkili şirket ile ... Enerji'nin herhangi bir suretle anlaşma zemininde buluşma imkanının kalmadığı anlaşıldığından, müvekkili şirket'çe sürecin yasal yollara taşınması adına gerekli işlemlere başlandığını, ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk müessesesi gereğince yapılması gereken başvurunun yapıldığını ve yürütülen arabuluculuk görüşmelerinden de bir sonuç alınamadığını, müvekkili Şirket'in hak kazanmış olduğu toplam 889.131,39 USD tutarındaki bakiye fatura alacağının, fazlaya ilişkin tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000 USD tutarındaki kısmının aynen döviz cinsinden, fatura vade tarihlerinden itibaren işletilecek olan yasal faizi ile birlikte müvekkili şirket'e ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı'ya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili,  davacı yüklenicinin bedeli hak kazanabilmesi için öncelikle yükümlenmiş olduğu eseri ayıpsız ve eksiksiz olarak teslim etmesi gerektiğini, davacı yüklenicinin yükümlenmiş olduğu ... ve ...kuyusunu da kısmi ayıplı olarak teslim ettiğini, açılan kuyuların çimentolama işleri iş sahibi ... Enerji tarafından verilen iş emirleri uyarınca yüklenici ... tarafından gerçekleştirildiğini, davacı tarafından çimentolaması yapılan ... ve ... numaralı kuyularda çökme yaşandığını, ... kuyusunun ise tamirli şekilde teslim edildiğini, davacı ... tarafından işlemleri yerine getirilmiş olan ..., ... ve ... kuyularında alınan ... kayıtlarında çimentolama işleminin düzgün yapılmadığı, bu nedenle sondaj borusunun etrafında boşluklar bulunduğunun tespit edildiğini, ayıplı ve eksik ifa nedeniyle davalı ... Enerjinin üretimi beklenenden %13,3 daha düşük olduğunu ve bunun sonucunda ... Enerjinin gelir kaybettiğini, faaliyet giderleri hariç toplam gelir kaybı 2019 yılında 746.674,96 USD, 2020 yılında 2.542.797,45 USD ve 2021 Ocak ayında 205.247,70 USD olduğunu, ayrıca ... ve ...'ün onarımı yapılıncaya kadar ... Enerjinin gelir kaybetmeye devam edeceğini, bu yüzden ... Enerjinin Şubat 2021 itibaren gelir kaybını hesaplayacak ve tahkim davasına konu edilen talep miktarını buna göre güncelleyeceğini, ... ve ...'teki kuyuların çökmesi dolayısıyla yapılacak tamiratın toplam 835.000 USD'ye mal olacağını ve bu tamiratın tamamlanmasının yaklaşık 30 gün süreceğini, kuyularda onarım yapılırken çalışamayacağından bu süre içinde meydana gelecek üretim kaybının 87.722 USD olacağını, bu nedenle onarım çalışmaları sırasında oluşacak onarımların ve üretin kaybının toplam maliyetinin 922.722 USD olacağını, müvekkili ... Enerji tarafından ayıplı ve eksik ifa nedeniyle tahakkuk eden alacak ve zarar haklarının belirlenmesi ve tahsili talebiyle davcı ... aleyhinde Milletlerarası Ticaret Odası nezdinde 07.05.2021 tarihinde ... numarası ile açılmış olan tahkim davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, tahkim yargılaması neticesinde davacı ... ayıplı ifadan kaynaklanan borcunun hakem tarafından netleşeceğini, ilgili tahkimin netice-i talebinin yaklaşık 4,4 milyon USD tutarında olduğunu, davacı tarafından tüm talebinin kabulü halinde dahi yapılacak takas mahsup işlemi neticesinde davacı ... davalı ... Enerjiden bir alacağı kalmayacağını, aksine borcu olacağını, bu nedenle görülmekte olan iş bu dosyada tarafları ve konusu aynı olan Milletlerarası Ticaret Odası nezdindeki ... numaralı tahkim davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini savunmuştur. Mahkeme, sözleşmenin diğer tarafı olan şirketin merkezi Amerika Birleşik Devletleri'nde olup davacı , sözleşmenin tarafı olan şirketin şubesi konumunda olduğu, tüzel kişiliği bulunmayan şube tarafından dava açılması ve davaya devam edilmesi söz konusu olamayacağından ( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin  2023/1315 Esas, 2023/1456 K. Sayılı emsal kararı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin  2020/1028 Esas, 2023/977 K. Sayılı emsal kararlarında belirtildiği üzere ) şubenin taraf ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmakla HMK 114/1-d ve HMK 115. maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuka aykırı \"dava şartı yokluğu\" tespiti ve usulden ret kararının ilk derece mahkemesi tarafından işin esasına girilmeden önce dikkate alınmamış olduğunu, karşı tarafça da böyle bir iddia ileri sürülmemiş olmasına rağmen esasa yönelik incelemeye başlanmasını takiben üç yılı aşkın bir süre boyunca yapılan yargılama neticesinde tesis edildiğini, yargılama sürecinde dosya kapsamında bilirkişi incelemelerinin tamamlandığını hatta davacı tarafından dava değerinin bilirkişi raporları doğrultusunda ıslah dahi edildiğini, hal böyleyken ilk derece mahkemesi tarafından \"dava şartı yokluğu\" yönünde tespit yapılmasının usul ve yasaya aykırı olup, medeni usul hukukunun hakim temel ilkelerinin ihlaline yol açtığını, davacının merkezi yurt dışında bulunan bir şirketin Türkiye'deki tek şubesi olması sebebiyle Türk Ticaret Kanunu gereği Türkiye'de yerli bir ticari işletme gibi faaliyet gösterdiğini ve taraf ehliyetine sahip olduğunu, davacının kuruluşuna ilişkin Ticaret Sicil Gazetesi'nde yer alan resmi kayıtların davacının merkez adına açılacak davalarda davacı, davalı ve üçüncü kişi sıfatıyla hareket edebileceğini doğruladığını, Ticaret Sicili Yönetmeliği hükümleri kapsamında incelendiğinde merkezi yurt dışında bulunan bir şirketin Türkiye şubesinin mahkemeler nezdinde temsil edileceğini, dolayısıyla mahkeme süreçleri bakımından taraf ehliyetinin bulunduğunun da açıkça düzenlenmiş olduğunu, uyuşmazlığa konu sözleşmenin tarafının yurt dışı merkez değil davacının kendisi olduğunu, dosya kapsamındaki tüm bilirkişi raporları ve diğer tüm delillerle sabit olduğundan davacının, davalıdan  889.131,39 Amerikan Doları tutarında alacaklı konumda olduğunu, Yargıtay'ın da dava şartı eksikliğine rağmen işin esasına girilen durumlarda davanın usulden reddini hukuka aykırı olarak değerlendirdiğini, ilk derece mahkemesi tarafından davacının adil yargılanma hakkını ihlal edecek şekilde davacının davada taraf sıfatı olmadığı yönündeki hatalı bir tespit sonucu, uzun yıllar esasa yönelik yapılan bir yargılama neticesinde verilen \"dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret\" kararının kaldırılması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından davanın esasına girilmeden önce fark edilmeyen ve davalı tarafça da ileri sürülmemesine rağmen mahkeme tarafından yargılamanın sonunda dava şartı yokluğu gerekçesiyle davanın usulden reddi yönünde karar tesis edilmesinin açık şekilde hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacının kuruluş tarihinden bu yana hem davacı, hem de davalı sıfatıyla yüzlerce davada taraf sıfatıyla yargılama sürecine dahil olan bir şirket olduğunu, davacının kuruluşuna yönelik Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 3 Aralık 2008 tarihli ilan metni incelendiğinde davacının ilk kuruluşunda dahi merkez şirketin taraf olacağı davalar bakımından davacı/davalı sıfatıyla hazır bulunacağı, tescile dayanak teşkil eden resmi belgelerde açık şekilde belirtildiğini, hukuka aykırı gerekçe ve tespitlerle tesis edilen kararın kaldırılması ve davacı lehine toplamda 889.131,39 Amerikan Doları'nın aynen döviz cinsinden ve fatura vade tarihlerinden itibaren işletilecek olan devlet bankalarının Amerikan Doları ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz ile birlikte davalıdan alınması yönünde hüküm kurulmasını, davacının adalete erişim hakkının sağlanması bakımından da önem arz ettiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Taraflar arasında 7.02.2016 tarihli bir ana sözleşme ve bu sözleşme tahtinda 4 adet iş emri düzenlendiğini, davaya konu iş emirleri bağlamında davalı şirketin ... ve ... isimli kuyuları için çimentolama ve sondaj hizmetleri dahil olmak üzere sözleşme ile ilgili iş emirleri kapsamındaki tüm hizmetleri yerine getirdiklerini, 16 adet fatura düzenlenmiş olmasına rağmen iş bedellerin ödenmediğini belirterek; davalıdan 889.131,39 Amerikan Doları Bakiye fatura alacağının tahsilini talep etmiştir. Davalı, taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı edimini yerine getirmesi gerektiğini ancak ... ve ... kuyusuna yapılan işlerin kısmi ayıplı olduğunu, bir kısım işlerin tamirli teslim edildiğini, davalı tarafından ayıplı ve eksik ifa nedeniyle taahhuk eden alacak ve zararların belirlenmesi ve tahsili amacıyla davacı aleyhine Milletler arası Ticaret Odası nezdinde 07.05.2021 tarihinde tahkim davacı açıldığı ve sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme, davacının 03.12.2008 tarih 7202 sayılı Tiaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği üzere ... Ltd. Şirketi Sanayi ve Ticaret Bakanlığına müracaat ederek 30 Teşrinisani 1330 (30 kasım 1914) tarihli ... Anonim ve Sermayesi ... Şirketler Hakkında Kanun Hükümlerine göre Türkiye-Ankara'da şube açarak faaliyet göstermek istediğini bildirmesi üzerine  adresi Oklahoma Eyaleti, Amerika Birleşik Devletleri olan ... Limited unvanlı şirketin Türkiye Ankara Şube kuruluşunun tescil ve ilan edildiği, sözleşmenin diğer tarafı olan şirketin ABD merkezli olduğu, davacı şirketin de bu şirketin şubesi konumunda olduğu,  Tüzel kişiliği bulunmayan şube tarafından dava açılması ve davaya devam edilmesi söz konusu olamayacağından ( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin  2023/1315 Esas, 2023/1456 K. Sayılı emsal kararı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin  2020/1028 Esas, 2023/977 K. Sayılı emsal kararlarında belirtildiği üzere ) şubenin taraf ehliyetinin bulunmadığı anlaşılmakla HMK 114/1-d ve HMK 115. maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermiştir. TTK’nın 40. maddesinin 4. fıkrası “Merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur. Bu şubeler için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanır. Ticari işletmenin birden çok şubesi varsa, ilk şubenin tescilinden sonra açılacak şubeler yerli ticari işletmelerin şubeleri gibi tescil olunur.” Davacı taraf şube olarak Türk Ticaret siciline kayıt edilmiştir. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki TMK'nın 8. maddesinde düzenlenen medeni haklardan yararlanma (hâk) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Davacının gerçek kişi ise sağ olması, tüzel kişi ise tüzel kişiliğinin bulunması taraf ehliyetiyle ilgili olup 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarındandır. Dava şartlarının varlığının yargılamanın her aşamasında aranması gerekir. HMK'nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı noksanlığı halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir ise de; aynı maddenin ikinci cümlesinde dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verileceği, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilebileceği hükmü getirilmiştir. Bilindiği üzere ticaret ortaklıklarının tüzel kişiliği, ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişinin, tüzel kişiliğinin sona ermesi durumunda taraf ehliyeti de son bulur. Taraflar arasında imzalanan 27.02.2016 tarihli Ana Hizmet Sözleşmesini, davalı ... Üretim Aş şirketi ile ... Limited-Türkiye Ankara Şubesi arasında imzalanmıştır. Davalı taraf sözleşmede tahkim şartı bulunduğu ve alacak ve borçlar yönünden tahkime başvurduklarını, bu sebeple öncelikle tahkim sonucunun beklenmesi gerektiğini, ayrıca şube olduklarından kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini iddia etmiştir. Mahkemece öncelikle taraf sıfatının incelenmesi gerekmekte olup, doğru taraf belirlendikten sonra tahkim koşulunun incelenmesi gerekir. Tüzel kişiliği bulunmayan şube tarafından dava açılması ve davaya devam edilmesi söz konusu olmayacağından davada davacının taraf ehliyeti bulunmaması sebebi ile HMK 114/1-b ve HMK 115 maddelerine göre dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine  karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 16/05/2024 tarih ve 2021/322 Esas, 2024/341 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 30/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"312fb06baf81bfbe","SID":"0d45bb625a48c236"}}