{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL<br>12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>ESAS NO:2025/204 Esas<br>KARAR NO:2025/371<br><br>DAVA:Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)<br>DAVA TARİHİ:21/03/2025<br>KARAR TARİHİ:15/05/2025<br><br>Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili ..., davalı İstanbul Ticaret Sicil Müdürüğü’ne ...-5 ticaret sicil numarası ile kayıtlı ... Limited Şirketi’nin ortağı ve müdürü olduğunu, davalı şirketin davalı şirketin sermayesi beheri 25-Türk Lirası değerinde 800.000 adet paya bölünmüş 20.000.000 TL değerinde olduğunu, güncel ortaklık yapısını gösterir 25.12.2023 tarihli ve ... sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’ni dilekçe ekinde sunduklarını, müvekkili, şirketin 800.000 adet payının 320.000 adedini elinde tutan, %40 oranında hissedarı olduğunu, şirket ortakları şu kişilerden oluştuğunu, davacı ... (320.000  Adet Pay Sahibi olup %40 ortaktır),  ... (234.000 Adet Pay Sahibi olup %40 ortaktır), ... ... (160.000 Adet Pay Sahibi olup %20 ortaktır), şirket ortaklarından ... ..., ... ... hileli davranış ile müvekkili şirket yönetiminden uzaklaştırma çabasıyla hareket ederek  davaya konu hukuka aykırı Genel Kurul Kararı’nı almaya ve uygulatmaya çalıştığını, ilgili Genel Kurul Kararı'nın bir suretini sunduklarını, şirketin 13/03/2025 tarihli hukuka aykırı Genel Kurul Kararında hileli olarak bir toplantı yapılmış gibi gösterildiğini, müdür ataması yapıldığını, ortaklardan ... ... müdür, ... ... ise Müdürler Kurulu Başkanı olarak atandığını, haberleri  olmayan, bilgileri dışında, taraflarına çağrı yapılmaksızın ve gündem tebliğ edilmeksizin, toplantıya katılım hakları engellenerek, gerek TTK'nın gerekse şirket sözleşmesinin emredici kural ve kaidelerine aykırı, hukuka ve dürüstlük kuralına aykırı müvekkilinin  katılmadığı bir toplantıya katıldı gibi gösterilmek suretiyle sahtecilik suçu işlendiğini, toplantıda alınan hukuka aykırı kararla müvekkilinin  müdürlük görevi düşürüldüğünü, ... ...'nın, davacı müvekkile karşı beslediği özel bir husumet olduğunu, davacı ile aynı pay oranına sahip ... ..., davacı müvekkilinin ağabeyi olduğunu, kendisi, davacı müvekkilinin sektörde tanınır hale gelmesinden ve beğenilen bir yönetici ve iş inşanı olmasından dolayı büyük bir rahatsızlık duyduğunu, ... ... uzun süredir Şirket'te tek hakim olmanın yollarını aradığını, huzursuzluk çıkardığını, ilgili Genel Kurul Kararı hem usul hem de esas bağlamında hukuka aykırı olduğunu, yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptalinin gerektiğini,  Genel Kurul Toplantısı için yapılması gereken çağrının yapılmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 617. maddesinin 2. fıkrası uyarınca: “Genel kurul, toplantı gününden en az onbeş gün önce toplantıya çağrılır. Şirket sözleşmesi bu süreyi uzatabilir veya on güne kadar kısaltabilir.” 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 617. maddesinin 3. fıkrası uyarınca: (3) Toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanır. Her ortak kendisini genel kurulda ortak olan veya olmayan bir kişi aracılığıyla temsil ettirebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 414. maddesinin 3. fıkrası uyarınca: (1) Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede gösterilen şekilde, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanan ilanla çağrılır. Bu çağrı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Pay defterinde yazılı pay sahipleriyle önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adreslerini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler, iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. Genel Kurul Kararı öncesi hiçbir çağrı yapılmamıştır ve davacı müvekkil, karar alınıp hukuka aykırı şekilde noter tasdiki yapıldıktan sonra sözde karardan haberdar edildiğini, müvekkili, Genel Kurul Kararından 19.03.2025 tarihinde gönderilen e-posta ile haberdar edildiğin,  ortaklara çağrı bildirimini ihtiva eden iadeli taahhütlü bir mektup gönderildiğini, ne de Ticaret Sicil Gazetesinde ilanla çağrı yapıldığını, çağrının usulüne uygun olarak yapıldığı ve ortakların her birinin iadeli taahhütlü mektup ile genel kurul toplantısına davet edildiklerini ispat külfeti şirkete ait olduğunu, ilaveten ve önemle belirtmek gerekir ki, çağrı kuralı, ortakların Anayasal olarak koruma altına alındığını, mülkiyet haklarının bir parçası olan pay sahipliği yetkilerinin ve dolayısı ile de malvarlıklarının güvencesi olduğunu, her bir ortağın genel kurul toplantısından haberdar olarak, pay sahipliğinden kaynaklanan haklarını kullanabilmesini temin eden çağrı yapılması kuralı, kamu düzenine ilişkin olup, emredici bir düzenleme teşkil ettiğini, ne Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, ne şirketin internet sitesi ne de başkaca bir usulle ilan veya çağrı yapılmadığını, şirket ortaklarına da iadeli taahhütlü mektup gönderilmediğini, Genel Kurul Kararının hiçbir çağrı yapılmadan müvekkilin haberi olmadan toplanmış olması,  müvekkilinin mülkiyet hakkı başta olmak üzere pay sahipliğinden doğan haklarını ihlal ettiğini, yasa ve usule açık ve vahim aykırılık teşkil etmekle kalmadığını, davacının mülkiyet hakkını da ihlal eden bu eksiklik nedeniyle Genel Kurul Kararının iptalinin gerektiğini, Genel Kurul Toplantısının çağrısız yapılmasına ilişkin şartlar oluşmadığını, çağrı yapılmadığı sabit olduğunu, çağrısız genel kurul şartlarının oluşup oluşmadığı hususuna ilişkin olarak genel kurul toplantısının çağrısız yapılabilmesi adına kanuni bir zorunluluk olarak, genel kurulda bütün pay sahipleri veya temsilcileri hazır bulunmalı ve  hiçbir pay sahibi çağrısız genel kurula itirazda bulunmasının gerektiğini, toplantı devam ettiği sürece tüm pay sahiplerinin toplantıda bulunması gerektiğini, davacı müvekkilinin bu toplantıdan haberi dahi olmadığını, müvekkilinin haberinin olmadığını, müvekkili her ne kadar tutanaklarda sahtecilik suçu  işlenerek toplantıya katılmış gibi gösterilmiş olsa da sözde gerçekleştirilen toplantıya katılmadığını, bu nedenle  ne hazır bulunmuş ne de icazet verdiğini, bu nedenle çağrısız genel kurul şartları oluşmadığını, “(…) çağrısız genel kurulun şartlarının da oluşmadığı, bu şekilde bütün ortaklar toplantıya katılmadan alınan kararların bütün kararların hükümsüz ve geçersiz olduğu, başka bir deyişle yoklukla malul olduğu, bunun sonucu olarak böyle bir genel kurulda alınan kararların bu şekilde yoklukla malul olduğunun tespitinin, TTK. m. 445, 446 ve 448. maddelerindeki koşullar aranmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, bu halin mahkemece re’sen dikkate alınabileceği (…)” açık olduğunu, kabul manasına gelmemek kaydıyla somut durumda çağrısız bir genel kurulun yapıldığı sadece  bir an için varsayılsa dahi, burada çağrı olmadığından ötürü gündem de belirlendiğini, müdür ancak ve ancak haklı nedenle görevden alınabileceğini, buna rağmen haklı bir sebep olmadığı ve Genel Kurul Kararında da haklı bir sebep belirtilmeden müvekkili Önder Karakaya'nın müdürlük görevlerine son verildiği görüldüğünü, karar bu yönüyle de hükümsüz, geçersiz ve iptal edilmesi gereken bir karar olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/3379 E. 2017/5392 K. sayılı ve 16.10.2017 tarihli kararında şu ifadelere yer verilmiştir; “Somut olayda görevden alınmaya ilişkin genel kurul çağrısız olarak gerçekleştirilmiş olup, gündem belirlenmediğini,  genel kurulun ancak haklı sebebin varlığı halinde şirket müdürünün azline karar verebilmesi söz konusu olabileceğinden ve nitekim davalı tarafça, davacının haklı sebeple müdürlük görevinden alındığı savunulduğu halde, mahkemece haklı sebebin var olup olmadığı tartışılmadan yanılgılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.” herhangi bir surette çağrısız genel kurul şartlarının oluşmadığı yönündeki hakikatin aksini kabul anlamına gelmemek kaydıyla  bir an için çağrısız genel kurulun yapıldığı varsayılsa dahi, davacının görevden alınması için haklı bir sebep bulunmadığını, bir an için çağrısız genel kurul yapıldığı kabul edilse dahi, buradaki sözde karar tüm ortaklar toplanmadan alındığından, Yargıtay’ın istikrarlı içtihadı gereğince yok hükmünde telakki edileceğini, somut  olayda TTK madde 617/4 hükmünün uygulanmadığı da ortada olduğunu, Genel Kurul Kararının  alınmasında TTK madde 617/4 hükmü de işletilmediğini, davacı müvekkilinin yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere, Genel Kurul Kararından haberi dahi olmadığını, bu usulün uygulanabilmesi, bir başka deyişle sirküler yolu ile toplantı yapılmaksızın karar alınması için kanunun öngördüğü şartlar olan olan \"ortaklardan birinin gündem maddesi ile ilgili önerisine diğer ortakların yazılı onayları\" “aynı önerinin tüm ortakların onayına sunulması” ve \"Herhangi bir ortağın sözlü görüşme isteminde bulunmaması\" şartları birarada bulunması gerekirken bu şartlar da gerçekleşmediğini, Genel Kurul Kararının başında yer alan “Şirket ortakları şirket merkezinde toplanarak (..) genel kurul toplantısını gerçekleştirmiştir. Yapılan müzakereler sonucunda (…)” şeklindeki ifade de TTK 617/4 hükmünün uygulanmadığını ortaya koyduğunu, Genel Kurul Kararında müdürlerin görevden alınmasına ilişkin açık bir ifade olmaması, mahkemece gözetilmesi gereken usuli bir eksiklik olduğunu, Genel Kurul Kararında ...'nın  müdürlük görevinin sona erdiğine ilişkin bir ifade olmadığını, bu eksiklik hukuki bir noksan teşkil ettiğini, hile ve  baskı ile  şirketin yönetiminde tek hakim olarak bulunmak isteyen ... ... tarafından diğer şirket ortaklarına 19.03.2025 tarihinde gönderilen Şirket Yönetim Yapısında Değişiklik konulu e-postada yapıldığı iddia edilen işlemin azil olduğu ve yeni yönetimin sadece ... ..., ... ...’dan oluştuğu iddiasında bulunulduğu anlaşıldığını, ilgili e-postayı da işbu dilekçemiz ekinde sayın mahkemeye ibraz etiklerini, davacının ... ... ve ... ... ile ortak olduğu 2 şirket daha bulunmadığını, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne ...-0 ticaret sicil numarası ile kayıtlı ve ... Mah. ... Cad. No: 1/B ... / İstanbul adresinde mukim ... Sigorta Acenteliği Limited Şirketi ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne ...-0 ticaret sicil numarası ile kayıtlı ve ... Mah. ... Cad. No: 25/1/1 .../İstanbul adresinde mukim ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğunu, ... ... ve ... ..., aynı hukuka aykırı fiillerle, işbu davanın davalısı şirket için yaptıkları gibi, bu diğer 2 şirkette de uydurma birer Genel Kurul Kararı alarak ve davacıya haber vermeden müdürlüğünü düşürme girişiminde bulunduklarını, sözde kararların birer suretini sunduklarını, sözde kararların her ikisinin de karar tarihi ve karar numarası, işbu davaya konu Genel Kurul Kararı ile aynı olduğunu, şirket merkezleri farklı olan 3 ayrı tüzel kişinin adreslerinde aynı gün toplanılmasının zaten hayatın olağan akışı ile uyumlu olmadığının açık olduğunu, bu durumun başlı başına ... ...'nın  ne denli bariz bir hukuka aykırılık yarattığını, müvekkilinin katılmadığı toplantılara katıldı gibi gösterilerek hukuka aykırı kararların alındığını izaha elverişli olduğunu, müvekkili ve toplantıya katıldığı görünen ... ... ve ... ..., Genel Kurul Kararı ve diğer iki uydurma kararın alındığı iddia edilen 13/03/2025 günü, aynı anda toplantı tarihi olarak belirtilen 13/03/2025 tarihinde tutanakta toplantının gerçekleştiği fiktif olarak yazılan Sultan Selim Mah. ... Cad. No:..Kağıthane, İstanbul adresindeki şirket merkezi hiç gitmediğini, müvekkili iddia edildiği gibi bir genel kurul toplantısına da katılmadığını, böyle bir toplantı zaten gerçekleştirilmediğini, ilgili şirket kamera kaydının davalı ... Motor'a müzekkere yazılarak celbini talep ettiklerini, ... ... ve ... ... da zaten sözde Genel Kurul Kararı'nda toplantı tarihi olarak belirtilen 13/03/2025 tarihinde Şirket'e hiç gitmediğini, tüm gün dava dışı şirket olan ve davacı şirket adresinden farklı  ... Mah. ... Cad. No: 25/1/1 .../İstanbul adresinde mukim ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Limited Şirketin'de bulunduğunu, bu hususa ilişkin olarak da şirketin 13/03/2025 günü kamera kaydının ...Otomotiv'den müzekkere ile celbini, sözde Genel Kurul Kararında şirkete geldiği iddia edilen ... ... ve ... ...'nın şirket'e gelmediği kolaylıkla tespit edilebileceğini, geçersiz olduğu altında imzaları bulunan ... ... ve ... ... tarafından da gayet iyi bilinen Genel Kurul Kararı’nın notere tasdik ettirilmiş olması, kararı geçerli kılmadığı gibi, bu sebeple de ilgili kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçundan dolayı suç duyurusunda bulunulduğunu, Genel Kurul Kararı esas bakımından da hukuka aykırı olduğunu, iptalinin gerektiğini,  şirketin Müdürler Kurulu 1 Ağustos 2019 tarih ve 9881 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiği üzere ... ... (Münferiden-Tek Başına Temsile Yetkili), davacı ... (Müştereken-Başkasıyla Temsile Yetkili), ... ... (Müştereken-Başkasıyla Temsile Yetkili) olduğunu, davaya konu hukuka aykırı Genel Kurul Kararı ile davacı müvekkilinin müdürlüğünün düşürülmesi müdürler kurulunun sadece ... ..., ... ...’nın müdür atanması hedeflendiğini, Genel Kurul Kararı ile müdürler kurulu başkanı olarak atanmak istenen ... ...’nın münferiden-tek başına temsile yetkili olması diğer müdürün ise “müdürler kurulu başkanı ... ... ile” atacağı müşterek imza ile şirketi temsil edebileceği öngörüldüğünü, hukuka aykırı Genel Kurul Kararı ile ... ...’nın imzası olmadan hiçbir işlemin yapılamayacağı,  ... ... dışındaki tüm müdürler bir konuda ortak karar alsalar dahi, ... ... onay vermeden o kararın alınamayacağı düzenlendiğini, müdürler kurulunda münferiden temsile yetkili müdür dışındaki müdürlerin en azından birbirleri ile hareket ederek müşterek temsil haklarını kullanmaları yaygın, ticari hayatın olağan akışına uygun ve adil olan uygulama gerektiğini, müşterek temsile yetkili olan müdürlerin sadece ... ... ile hareket edebilmeleri mümkün kılınmasının gerektiğini, Genel Kurul Kararının facto olarak ... ...'yı orantısız bir şekilde tek söz sahibi kıldığının izahattan vareste olduğunu, müvekkili ise ... ... ile eşit ve en yüksek pay oranına sahipken müdürlük görevi haksız ve keyfi bir şekilde sona erdirilmeye çalıştığını, abisi ... ...’nın, davacı müvekkile karşı beslediği özel  husumet, davacı müvekkilinin sektörde tanınır hale gelmesinden ve beğenilen bir yönetici ve iş inşanı olmasından dolayı duyduğu rahatsızlık ve çekememezliğinin etkisiyle dürüstlük kuralına aykırı olarak kardeşini yönetimden uzaklaştırmaya çalıştığını, dahası şirketin tüzel kişiliğinin zorunlu organı olan ve şirketin yönetiminden sorumlu müdürler kurulunun diğer üyelerinin müdürlük yetkilerinin fiilen uygulanabilir olmayan, kadük ve kağıt üzerindeki haklar haline getirildiği tartışmasız olduğunu,  TTK’nın 617. Maddesinin 3. Fıkrası atfıyla, limited şirketler için de uygulanabilir olan TTK 445 maddesi uyarınca kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararlarından bahsedildiğini, Genel Kurul Kararlarının iptali için sınırlı sayıda (numerus clausus) bir liste verilmediğini, dürüstlük kuralına aykırı hallerde iptal yoluna gidileceği düzenlendiğini, Genel Kurul Kararının  usulen hükümsüz olduğu yönündeki hakikatin aksini kabul anlamına gelmemek kaydıyla tek bir müdüre fiilen tüm yetkiyi devreden ve şirket’te tek söz sahibi kılan, ticari hayatın olağan akışına dahi taban tabana zıt olan, müdürler kurulu başkanıyla eşit miktarda ve şirkette en fazla hisseye sahip davacı'nın haksız ve keyfi bir şekilde müdürlük görevini sona erdirmeye çalışan Genel Kurul Kararı dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu nedenle de iptal edilmesinin kanunun gereği olduğunu, şirkette müdürler kurulu başkanıyla eşit ve en yüksek pay oranına sahip davacı müvekkilinin, şirket yönetimindeki etkisini tamamen ortadan kaldırma girişimi, müvekkilinin mülkiyet haklarının bir parçası olan pay sahipliği yetkilerinin ve dolayısı ile de malvarlıklarının güvencesine de halel getirmekle birlikte aynı zamanda  de facto olarak ... ...’yı orantısız bir şekilde tek söz sahibi kılma girişimi, münferit temsil yetkisi, şirket varlıklarını kötüye kullanımı önlemekten uzak olup  kanunun şirketler hukuku kitabına egemen olan ana taşıyıcı kolon- ana ilke Sermayenin Korunması İlkesi, Malvarlığının Korunması İlkesi'ne de taban tabana zıt bir yaklaşım olduğunu, ortakların, şirketle iş yapan üçüncü kişilerin, çalışanların, şirket tüzel kişiliğinin ve hatta ülke ekonomisinin şirketin malvarlığının korunmasında ciddi bir menfaati bulunduğunu, alındığı iddia edilen Genel Kurul Kararı’nın tarihi 13/03/2025 olduğunu, kararın noter tasdikinin yaptırıldığı tarih 18/03/2025 olduğunu, arada tam 5 gün olduğunu, bu durumun tek nedeni, ... ..., ... ...’nın 5 gün boyunca gizli saklı ve yangından mal kaçırırcasına, diğer ortaklar olan davacı müvekkil'e haber vermeden aldıklarını iddia ettikleri Genel Kurul Kararı’nın yine en uygun zamanda ve gizli saklı bir biçimde noterde tasdik ettirdikleri olmalarından kaynaklandığını, Genel Kurul Kararının 5 gün gibi uzun bir süre sonra noterde tasdik ettirilmesi hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, usul ve yasaya vahim ve bariz aykırılıklar ihtiva eden Genel Kurul Kararı’nın uygulanması ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne tescili, şirket ortağı olan davacı müvekkilin telafisi imkânsız veya güç zararlarına sebebiyet vereceğini, hem özel hukuk alanında ciddi ihlaller, hem de ceza hukuku bağlamında suç teşkil eden fiiller ile alınan ve yok hükmünde telakki edilmesi gereken sözde Genel Kurul Kararı’nın ticaret siciline kaydı, teşmili ve uygulanması sadece davacı müvekkilinin değil, şirket tüzel kişiliğinin ve hatta şirketle iş ilişkisi içerisindeki tüm üçüncü kişilerin telafisi imkânsız veya güç zararına sebebiyet verebileceğini, Genel Kurul Kararı ile ... ... tek söz sahibi kılındığını, şirketle ilgili her türlü iş ve işlemi tek başına yapabilecek durumda olduğunu, ... ..., ... ...’nın birlikte hareket ettikleri de göz önüne alındığında, Genel Kurul Kararı’nın yürütmesi durdurulmaz ise, davacı’nın hem yasal hem de Anayasal olarak koruma altına alınmış mülkiyet ve pay sahipliği haklarının ihlaline sebebiyet verileceğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 389 vd. hükümlerinde tanımlanan ihtiyati tedbir müessesesinin özel bir görünümü olan ve TTK madde 449’da düzenlenen kararın yürütülmesinin geri bırakılması kararının tedbiren verilmesini, TTK madde 449 uyarınca Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir olduğunu, Yargıtay’ın istikrarlı içtihadı da somut durumla aynı veya benzer hallerde limited şirketlerin genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılması ve sicile tescilinin ihtiyati tedbir kararı ile durdurulması gerektiği yönünde olduğunu,  ... ... ile birlikte hareket eden ... ... hem şirket'in hem ... Sigorta'nın hem de ... Otomotiv'in muhasebe sorumlusu olduğunu, taraflarınca çok ciddi ve vahim bir durum tespit edildiğini, ... Şubesi'ne, Davalı ... Motor kaşesi altında yazılan 17/03/2025 tarihli EFT/Havale Talimatı altında davacı  müvekkilin imzası taklit edildiğini, konuya dair savcılık şikayetimiz de yapıldığını, taklit imza ile 2.300.000,00 TL'lik bir para transferi yapıldığını, davacı müvekkilinin tesadüfen öğrendiği bu durum, imzası taklit edilerek ve haberi olmadan yapılan bu işlemlerin benzerlerinin daha önce de yapılmış olabileceği yönünde güçlü bir şüphe uyandırdığını, davalı ... Motor'un çalışmakta olduğu  bankalara müzekkere yazılmasını, şirket kaşesi altında son 2 yıl içinde verilen talimatların istenilmesini,  ihtiyati tedbir taleplerinin kabulünün, hem davacı, hem Temel ..., hem de şirket'in telafisi imkansız veya güç zararlarının doğmasının önüne geçilmesi adına ne denli büyük bir ehemmiyet arz ettiğini, müvekkilinin bilgisi dışındaki bu ve benzeri fiillere davacının sadece maddi zararı doğmayacağını, bunu yapanlar şirket içinden her kim ise, bu kişilerin davacıyı  suça bulaştırma riski de bulunduğunu, HMK madde 389 ve TTK madde 449 uyarınca dava sonuçlanıncaya kadar Genel Kurul Kararı’nın askıya alınması ve yürütülmesinin geri bırakılmasını, Müdürler Kurulunun Genel Kurul Kararı öncesi haliyle devamına karar verilmesini talep ettiklerini, hukuka aykırı Genel Kurul  Kararının tescil edilmemesine karar verilmesini, bu hususun İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne bildirilmesini talep ettiklerini, Genel Kurul Kararı’nın askıya alınarak yürütülmesinin geri bırakılması ve GK Kararının tescil edilmemesine karar verilerek ticaret siciline bildirim yapılması yönündeki taleplerinin aksi kabul anlamına gelmemek kaydıyla, mahkeme aksi kanaatte ise hukuka aykırı Genel Kurul Kararı ile oluşturulmuş müdürler kurulunun dava süresince denetlenmesini, davacı müvekkile karşı husumet besleyen ve onları şirketten suiniyetli olarak uzaklaştırmaya çalışan ... ... ve ... ...’nın davacının haklarını ihlal etmelerinin önüne geçmek adına mahkemece bir denetim mekanizması oluşturulması ve şirket hesaplarının düzenli olarak kontrol edilmesini, HMK 390/2 uyarınca davacı müvekkilinin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan bir hal söz konusu olduğunu, hukuka aykırı Genel Kurul Kararı Ticaret Sicil Müdürlüğünde tescil ve ilan edilirse, haksız ve hatta suç teşkil eden fiillerle alınan Genel Kurul Kararı’na dayanılarak çok daha vahim ve hukuksuz iş ve işlemlerle, davacı müvekkilinin telafisi imkânsız veya güç zararlarına sebebiyet verileceğini, HMK 390/2 hükmüne göre ivedilikle bir karar verilmesini,  yargılama sonuçlanıncaya kadar dava konusu 13/03/2025 karar tarihli, ... karar numaralı Genel Kurul Kararının askıya alınması ve yürütülmesinin geri bırakılmasını, ihtiyati tedbir kararı verilerek, davaya konu Genel Kurul Kararı’nın tescil edilmemesine karar verilmesini, bu hususun İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesini, 13/03/2025 karar tarihli, 2025/1 karar numaralı hukuka aykırı Genel Kurul Kararı Ortaklar Genel Kurulu Kararının yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptalini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde: Müvekkili ... Limited Şirketi otomotiv sektöründe faaliyet gösteren ve  ... bayiliği ile yetkili servis hizmeti sunan bir şirket olduğunu, şirket ortaklarının pay oranları ve  müdürlerinin  yetkilerine ilişkin Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarının istenilmesini, müvekkili şirket kuruluşundan bu yana Genel Kurul Kararlarını ortaklar arasında çağrısız şekilde sözlü mutabakat yoluyla aldığını, müvekkili ... Limited Şirketi, ... Otomotiv San. Tic. Ltd. Şti. ve  ... ... Ltd Şti,  Grup şirketler olduğunu,  ... ... Ltd Şti'nin tek yetkilisi ve diğer iki şirketin ise münferit yetkili tek müdürü ... ... olduğunu, şirketler kuruluşundan bu yana aile şirketi olarak faaliyet gösterdiğini, ortaklar çoğu zaman formal bir çağrı yapılmaksızın bir araya gelerek karar alma süreçlerini yürüttüklerini, bu uygulamanın şirketin kuruluşundan itibaren yerleşmiş bir teamül haline geldiğini, tüm ortaklar bu teamülü benimsediğini, fiilen uyguladıklarını, davacı ...'da bugüne kadar gerçekleştirilen çağrısız toplantılarda alınan kararlarda herhangi bir itirazda bulunmaksızın hazır bulunduğunu, teamüle uygun şekilde hareket ettiğini, dava konusu işleme ait toplantıda da  davacı hazır bulunduğunu, davaya konu toplantı sırasında dava dilekçesinde iddia edildiği şekilde ...'nın müdürlük görevi sona erdirilmediğini, bu hususun ilgili karar içeriğinden açıkça görüldüğünü, ...'nın müdürlük görevinin sona erdirildiğine dair herhangi bir karar alınmadığını, toplantılar sırasında şirkette müdür sayısının birden fazla olması nedeniyle  halihazırda münferiden yetkili olan  ... ...’nın müdürler kurulu başkanı sıfatıyla şirketi temsile yetkili kılınması gündeme geldiğini, ortaklar arasında uzun süren görüşmeler gerçekleştirildiğini, bu toplantı hakkında tüm ortakların bilgisi ve görüşü bulunmadığını, davacının kendisine çağrı yapılmadığı, toplantıdan haberdar olmadığı iddiaları gerçeğe aykırı olduğunu, toplantısız çağrı usulü tüm ortaklar tarafından uzun yıllar boyunca kabul gördüğünü, fiilen uygulandığını, şirketin yerleşmiş uygulaması ve teamülü hâline geldiğini, davacı ... da, bugüne kadar alınan birçok kararda bu usule uygun şekilde hazır bulunduğunu, herhangi bir itirazda bulunmadığını, şirketin bugüne kadar sürdürmüş olduğu bu alışkanlık ve uygulama, davacı tarafından kabul edildiğini, davacının her kararda imzasının bulunduğu görüleceğini, davacı taraf, gerçekleştirdiği usulsüz işlemleri örtbas etmek amacıyla hukuki süreçleri manipüle etmeye çalıştığını, tescil edilmeyen kararlar üzerinden davalar açarak, şirketin karar alma mekanizmasını işlemez hale getirmek istediğini, davacının yalnızca şahsi işlemlerinin denetlenmeye başlanmasından sonra teamüle aykırılığı ileri sürmesi açıkça çelişkili davranış yasağını (...) ihlal ettiğini gösterdiğini, kişi, uzun süredir sürdürdüğü ve kendi menfaatine uygun olduğu sürece itiraz etmediği bir teamüle, sırf şahsi menfaatleri zarar görünce karşı çıkması kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacı tarafça açılan işbu dava, 13.03.2024 tarihli genel kurul kararının iptali ve yokluğunun tespiti talebiyle açılmış ise de; ortada Ticaret Siciline tescil edilmiş bir genel kurul kararı bulunmadığını, davanın konusuz olduğunu, usulden reddinin gerektiğini, Genel Kurul Kararının tescil edilmediği hususu davacı tarafçada bilinmesine rağmen işbu  Genel Kurul Kararının iptali talepli dava açılmasındaki amacı kendisi hakkında yürütülen soruşturmayı durdurup, gündem dışı hale getirip, şirket adına yapmış olduğu usulsüz işlemlerinin üstünü kapattırarak,  şirket içi ihtilaf yaratmak amacıyla açıldığını, usulsüz işlem yapan bizatihi  davacının olduğunu, grup şirket kayıtlarında yapılan kontrolde davacının yetkisini kötüye kullanarak  şirket adına yapmış olduğu birçok şüpheli işlem bulunduğunu, davacı ... tarafından şirket adına 11.08.2023 tarihinde ...’ndan satın aldığı ... plakalı araç için şirket hesabından 10.596.667,00 TL ödeme yapıldığı, ayrıca 11.769,00 TL araca şirketçe  masraf yapıldığı görüldüğünü, araç fiyatlarının artmasına rağmen, bu araç 27.06.2024 tarihinde üçüncü bir kişiye 707.446,00 TL zarar ile 9.900.990 TL’ye satılmıştır. Aracın finansman zararı ise 4.464.729 TL olduğunu, davacı tarafından 17.08.2023 tarihinde ise ...’ndan alınan ... plakalı araç için grup şirketçe 1.339.167,00 TL ödendiğini, 4.881,00 TL  masraf yapıldığını, bu araç ise 04.06.2024 tarihinde, 4.881,00 TL zarar ile 1.279.167,00 TL'ye satıldığını, bu aracın finansman zararı zararı 533.881,00 TL olduğunu, ... ile akraba olduğunu ... isimli kişiden grup şirket adına  09.01.2023 tarihinde ...plakalı aracı 840.000 TL'ye aldığını,  araca 4.127 TL tamir ve onarımına ilişkin masraf  ile  2.883 TL poliçe  masrafı yapılarak   2 ay sonra  araç 10.03.2023 tarihinde ...'na 848.474,58 TL bedele geri satılmıştır.  Araç bedeli üzerinden müvekkili şirketin karı 1.465,00 TL olarak  görünmekteyse de aracın şirkete  finansman zararı 69.702  TL  olduğunu, davacı tarafından grup şirket adına 20.11.2024 tarihinde  ...'ndan 520.000 TL'ye alınan araca 5.442,00 TL masraf yapıldığını, 1 ay sonra  3. bir kişiye  alım bedelinden çok daha düşük şekilde 514.851 TL'ye satıldığını, araç bedeli üzerinden 15.382 TL zarar edildiği gibi araç nedeniyle uğranılan  finansman zararı ayrıca 41.382 TL olduğunu,  grup şirket adına 2. el araç alım satım  yetkisi bulunan davacı tarafından, yalnızca  ... ile değil bu kişinin akrabası olduğunu düşündükleri ... isimli kişilerle de sürekli araç alım satım işlemi yapıldığı görüldüğünü, yapılan bu işlemlerin ortak bir irade ile planlandığı yönünde kuvvetli şüphe olduğunu, grup şirket stoklarında satışı yapılamamış güncel çok sayıda ikinci el araçlar bulunduğunu, davacı tarafından ...'nun akrabaları dışında yalnızca ... isimli kişi  ile  toplam 59 adet ikinci el araç alımı gerçekleştirildiği görüldüğünü,  davacı tarafından  ... isimli kişi ile 49 adetten fazla araç alım - satımı yaptığını, ... ile yapılan işlemlerin çoğunun özellikle 5 aylık süreçte yapılmış olduğunu, işlemlerin planlı ve bilinçli bir şekilde, şirketlerin mali yapısına zarar verecek bir dönemde yoğunlaştırıldığını gösterdiğini,     araçların şirket adına alındıktan sonra uzun süre stokta beklemesi, araçların satın alımları için ödenen yüksek tutarların bankalardan borçlanma yolu ile elde edilmesi ve faiz giderleri ile bu alım - satımlardan şirketin toplam 6.131.753,00 TL zarara uğradığı görüldüğünü, finansman zararı, bir işletmenin borçlanma yoluyla elde ettiği kaynaklar için katlandığı maliyetlerin toplamının, elde ettiği finansal gelirlerden daha yüksek olması durumu olduğunu, şüpheli tarafından, stokta mevcut araçların satışı yapılmadan ve beklenilmeden, sistematik şekilde şirketin kâr elde edemeyeceği gibi mevcut finansmanını da zarara uğratacak birçok ikinci el araç alımı gerçekleştirildiğini, davacı şirketin mali yapısını ve menfaatlerini göz ardı ederek, sistematik bir şekilde zarara sokan bu alımları gerçekleştirdiğini, davacının bu işlemlerle şahsi kazanç sağladığı, davacı hakkında açılan iç soruşturma yalnızca şirket içi bir değerlendirme değil, somut belgelerle desteklenen objektif bir zararın varlığını ortaya koyduğunu, bu durum, ...Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan ... Soruşturma numaralı suç duyurusu olduğunu, şirket, zarara ilişkin tüm belge ve kayıtları sunmaya ve gerekirse bilirkişi incelemesine başvurulmasına hazır olduğunu, bu dava, hukuki değil, tamamen taktiksel ve manipülatif amaçlarla açıldığını, davacı, şirketler adına gerçekleştirdiği usulsüz işlemleri örtbas etmek amacıyla hukuki süreçleri manipüle etmeye çalıştığını, tescil edilmeyen kararlar üzerinden davalar açarak, şirketin karar alma mekanizmasını işlemez hale getirmek istediğini, TTK'nın 451. Maddesi; Genel kurulun kararına karşı, kötüniyetle iptal veya butlan davası açıldığı takdirde, davacılar bu sebeple şirketin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumludurlar  denildiğini, davacı tarafça genel kurul kararının iptali için açılmış olan  davalar şirketi zarara uğratmak, şirket üzerinde baskı oluşturmak ve birtakım kişisel istekleri yerine getirmeye zorlamak amacını taşıdığını, Yargıtay  kararlarında davacı tarafça görünürde böyle bir amaç taşınmasa bile, iptal davası açma hakkının kullanılması bakımından bir menfaat yoksa veya çok küçük bir menfaat varsa, bu takdirde o hakkın kullanılması olarak değil, hakkın kötüye kullanılmasından bahsedilmesi gerektiği belirtildiğini, iptali istenen  Genel Kurul Kararında davacı müdürlük görevinden azledilmemiş olduğunu iptalini istemek için herhangi bir menfaati bulunmadığını, Yargıtay İçtihatlarında belirtildiği üzere limited ortaklıklarda Genel Kurul Kararının alınması sırasında, kurucu şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına uyulmamışsa, alınan genel kurul kararı yoklukla malul olup hiçbir hüküm ve sonuç doğurmadığını, yoklukla malul bir genel kurul kararında davacının iptal davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, mahkemece resen gözetilerek davanın reddine karar verilmesini, davacı tarafça dava dilekçesinde davacının davaya konu genel kurul kararı ile müdürlük görevinin sona erdirildiği iddia edildiğini,  ilgili metin içeriğinden görülebileceği üzere böyle bir ibare yer almadığını, ne genel kurul kararı tescil edilmiştir ne de metin içeriğinde böyle bir azil kararı bulunmadığını, iptali istenen Genel Kurul Kararında davacı müdürlük görevinden azledilmemiş olduğunu, davacının kararının iptalini istemek için herhangi bir menfaati de  bulunmadığını, bu durum, davacının açtığı davanın kötü niyetli ve taktiksel olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu, davacının haksız talep ve istemlerinin reddinin gerektiğini, somut olayda davacının herhangi bir maddi veya hukuki zararının meydana gelmediğini, müvekkili şirketin müdürü ... ... hakkında dava dilekçesinde ileri sürülen ithamları kesinlikle kabul etmediklerini, şirketin kuruluşundan bu yana yönetim yapısında herhangi bir değişiklik bulunmadığını, ... ... 26.01.2018 tarihinden itibaren şirkette münferiden temsil yetkisine sahip müdür sıfatını kesintisiz şekilde sürdürdüğünü, şirketin teamüllerine ve kuruluş ilkelerine uygun olduğunu, müvekkili şirketin bankacılık işlemleri, çok kademeli güvenlik prosedürlerine tabi olduğunu, tüm bankacılık işlemleri dijital onay ve telefon teyidi ile tamamlandığını, davacının rızası ve bilgisi olmadan bu tür işlemlerin yapılması mümkün olmadığını, ilgili bankadan işlem güvenlik prosedürleri ile davacının onayı alınmış işlemler hususunda  işlem onay belge ve kayıtların istenmesini, davacı, alınan kararı imzalamayarak kararın tescilini ve yürürlüğe girmesini engellediğini, şirketin yönetimsel işleyişinin sekteye uğramaması için, şirket ortağı tarafından yeni bir yönetim kurulu oluşturulması amacıyla  tüm şirket müdürlerine  noter kanalı ile çağrı yapıldığını, Davacı  taraf,  genel kurul görüşmelerine fiilen katılarak haberdar olduğu halde kötü niyetli şekilde kendi usulsüz eylemlerini örtbas etmeye çalışmak amacı ile işbu huzurdaki davayı açtığını,  açılan dava yalnızca davalı şirketi oyalamak ve zarara uğratmak amacı taşıdığını, iptali talep edilen kararlar  tescil edilmediğini, halihazırda hukuken doğmadığını,  iptali ya da yokluğunun tespiti istemiyle dava açılmasının mümkün olmadığını, bu nedenle davacının iptal talebi açıkça hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davanın öncelikle usulden,  mümkün görülmezse esastan reddini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>DEĞERLENDİRME:<br>Dava, davalı şirketin aldığı 13/03/2025 karar tarihli 2025/1 karar numaralı Genel Kurul Kararının askıya alınması ve yürütülmesinin geri bırakılması talebinin oluşup oluşmadığı, tasfiye kararının gerekli nisaba göre alınıp alınmadığı, alınan kararın mevzuat ve esas sözleşmeye uygun olup olmadığı, işlemin iptalinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmıştır. <br>Davalı vekili tarafından UYAP sisteminden sunulan dilekçesinde: \"Davacı tarafça, müvekkil ... Limited Şirketi aleyhine açılmış bulunan ...Esas sayılı davada; dava dilekçesinde şirket ortakları aleyhine iddia edilen suçlamaları kabul etmemekteyiz. Şirket ortakları arasında savcılık nezdinde karşılıklı suç duyurularında bulunulmuş olup iş bu konular huzurdaki genel kurul kararının iptali davasının yargılama konuları arasında yer almadığını, dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine davacının müdürlük görevi düşürülmediğini, davacı aleyhine herhangi bir Genel Kurul Kararı alınmadığını, müvekkili şirket tarafından şirket yönetimi ya da işleyişini değiştiren tescil edilmiş ve uygulamaya konulan herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığını, yok hükmündeki genel kurul kararının iptali talepli davayı kabul ettiklerini, davayı kabul beyanı uyarınca karar verilmesini, kabul beyanımızın ön inceleme tutanağı imzalanmadan, ilk celse ve delillerin toplanması aşamasından önce yapıldığı dikkate alınmak suretiyle müvekkile yükletilecek yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 312 ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6. maddeleri değerlendirilerek karar verilmesini talep ediyoruz\" yeklinde beyanlarda bulunarak ön inceleme duruşmasından önce davayı kabul etmişlerdir. <br>Davanın kabul edilmesine ilişkin HMK maddeleri aşağıdaki şekildedir.<br>Davayı kabul<br>MADDE 308- (1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. <br>(2)Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. <br>Feragat ve kabulün şekli<br>MADDE 309- (1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. <br>(2)Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. <br>(3)Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir.<br>(4)Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. <br>Feragat ve kabulün zamanı<br>MADDE 310- (1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.<br>Feragat ve kabulün sonuçları<br>MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.<br>Feragat ve kabul hâlinde yargılama giderleri<br>MADDE 312- (1) Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir. Feragat ve kabul, talep sonucunun sadece bir kısmına ilişkin ise yargılama giderlerine mahkûmiyet, ona göre belirlenir. <br>(2) Davalı, davanın açılmasına kendi hâl ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilmez.<br>Yapılan yargılama sonucunda: Davanın, davalı şirketin aldığı 13/03/2025 karar tarihli 2025/1 karar numaralı Genel Kurul Kararının askıya alınması ve yürütülmesinin geri bırakılması talebine ilişkin olduğu, davalı vekilinin davayı kabul ettikleri, bu bağlamda da davalı vekilinin kabul beyanı üzerine HMK 308 ve devamı maddeleri uyarınca davanın kabulüne ve A.A.Ü.T'nin 6/1. maddesi uyarınca davalı taraf ön inceleme duruşmasından önce davayı kabul ettiğinden belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davalı tarafın davayı  kabulü nedeniyle DAVANIN KABULÜNE, <br>Davalı şirketin aldığı 13/03/2025 karar tarihli 2025/1 karar numaralı Genel Kurul Kararlarının yokluğunun TESPİTİNE, <br>2-Alınması gerekli harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL başvurma harcı, 615,40 TL peşin harç ve 87,50 TL vekalet harcı olmak üzere toplam 1.318,30 TL harcın davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, <br>4-Davacı tarafından yapılan toplam 175,00 TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>5-Davalı tarafından bir yargılama gideri bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, <br>6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'nin 6/1. Fıkrası uyarınca belirlenen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>7-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacıların gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde davacılara iadesine,<br>Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize  veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1  maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak taraf vekillerinin yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi. 15/05/2025<br><br>Başkan ...<br>e-imzalıdır   <br>Üye ...<br>e-imzalıdır  <br>Üye ...<br>e-imzalıdır  <br>Katip ...<br>e-imzalıdır   <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7324eac2bee1eafc","SID":"944f6a4941391335"}}