{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/2367 <br>KARAR NO\t: 2025/796<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t              :26/09/2023<br>NUMARASI\t:2019/1132 Esas - 2023/877 Karar<br><br>DAVACI\t:... <br>VEKİLİ\t:Av. ...  <br>DAVALI\t:...  <br>VEKİLİ\t:Av. ...  <br>DAVA\t:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t:02/12/2019<br>KARAR TARİHİ\t:30/04/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t:22/05/2025<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arasında ticari ilişki nedeniyle 125.493,89-TL alacağı bulunduğunu, davalının bu borcunu ödememesi nedeniyle alacağın tahsili amacıyla  Gebze 4. İcra Dairesinin 2019/42817 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalının borca haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, bu nedenlerle, asıl alacakla birlikte %20 inkar tazminatının ticari faiziyle davacıya ödenmesine karar verilmesini isteyerek talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının davacıya hiç bir borcunun bulunmadığını, bu nedenlerle, haksız ve hukuki mesnetten yoksun işbu davanın reddine, davacı taraf aleyhine kötü niyetli şekilde takip başlatmış olduğundan asıl alacağın %20'sinden az olmayacak şekilde kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... 1-Davanın KABULÜNE, Davalı borçlunun Gebze 4. İcra Müdürlüğü'nün 2019/42817 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına,<br>2-Davalı borçlu itirazında haksız olduğundan takip konusu asıl alacağın %20'si olan 25.098,78-TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin faturaların içeriğini, alacağın gerçek olup olmadığını incelemeden soyut bilirkişi incelemesine bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verdiğini, davacı ve davalı şirket arasında organik bağın mevcut olduğunu, davacı taraf şirket yetkililerinin akraba olup uzun bir zaman  iç içe faaliyette bulundukların, işte bu zamanlardan kalma fiktif faturaları bahane ederek alacak talebinde bulunulmasının basiretli tacir kavramına uymadığı gibi haksız ve kötüniyet barındırdığından korunmaması gerektiğini, davacının, davalıya ait fabrikada, davalı adına işçi çalıştırdığını ve bu suretle davalı ile davacı şirket arasında işçi tedariki hususunda hizmet ilişkisinin kurulduğuna dair düzenlediği faturalar nedeniyle alacaklı olduğu iddiasında bulunduğunu ancak bu iddiasını ispat edemediği halde davasının kabulüne karar verildiğini, davalı şirket bünyesinde alt iş ilişkisi ve taşeron çalıştırılması durumu söz konusu olmadığını, diğer taraftan davacının 4904 sayılı Kanun çerçevesinde almış olduğu bir yetki bulunmadığını, davacı tarafın davalı şirkete işçi istihdam etmesinin hukuken mümkün olmadığı hususunda ilgili yerlere müzekkere yazmayı dahi gerek görmeden davanın kabulüne karar verildiğini, davacı tarafın işçilerinin, davalı şirket bünyesinde çalışmadığını, bu şekilde çalıştığı iddia edilen işçilerin esas itibari ile davalı şirketin işçileri olduğunu, bu hususta tanık dinletme taleplerinin dahi reddedildiğini, davacının ticari defterleri esas alınarak alacağın varlığına karar verilmesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemede dosyaya sunulan belgelerin, tarafların ticari defterleri ile tanıkların dinlenilmesinden sonra davacının kestiği faturaların fiktif olduğunu, söz konusu fatura konusu hizmetin davacı tarafından davalı şirkete verilmediğini, gerekli müzekkerelerin yazılması halinde davacının bünyesinde bu hizmeti verecek bir ticari ve hukuki yapılanmanın olmadığı tespit edileceği görmezden gelindiğini, gerekçeli kararında çelişkili olarak davacının defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı ancak defter Noter açılış kapanış tasdiklerinin yapılmasını, davalının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu gerçeği ile karşılaştırılmasına rağmen  yeterli görülmesinin mevzuata aykırı olduğunu, usulüne uygun tutulmayan davacı defterleri baz alınarak davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacı şirketin kestiği faturalara davalı tarafça süresi içerisinde itirazda bulunulmadığını, davacı şirket ile davalı şirketin BA ve BS formları birbirine uyumlu olup beyannameler ve kesilen faturaların birbirini teyit ettiğini, davacı şirket ile davalı şirketin defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu, Noter tasdiklerinin yapıldığını, kesilen faturalar ve yapılan ödemelerin defterlere kaydedildiğini, davalı tarafından tutulan 320.021.12 satıcılar hesabının alacağını doğruladığını, davacı şirketin basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüklerini yerine getirdiğini, icra inkar tazminatı şartlarının oluştuğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/09/2023 tarih, 2019/1132 Esas - 2023/877 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davacı tarafından başlatılan icra takibine yapılan vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacı şirket ile davalı arasında ticari ilişki nedeniyle 125.493,89-TL alacağı bulunduğu, davalının bu borcunu ödememesi nedeniyle alacağın tahsili amacıyla  Gebze 4. İcra Dairesinin 2019/42817 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, davalının borca haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğu, bu nedenlerle asıl alacakla birlikte %20 inkar tazminatının ticari faiziyle davacıya ödenmesini talep ve dava ettiği, davalı davacıya hiç bir borcunun bulunmadığını, bu nedenlerle, haksız ve hukuki mesnetten yoksun işbu davanın reddini talep ettiği, Mahkemece davanın kabulüne, davalının takibe itirazında haksız olması nedenleriyle icra inkar tazminatı ile mahkum edilmesine karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür.<br>Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.<br>Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. <br>Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.<br>Dava konusu faturanın düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.<br>Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" hükmünü haizdir.<br>Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.<br>Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini veya hizmeti verdiğini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”.şeklindedir\t<br>7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br>Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanununda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı).<br>Eldeki uyuşmazlıkta; 13/11/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; davalıya ait ticari defter ve kayıtlar yasanın ön gördüğü şekilde tutulmuş, ticari defter kapanış ve noter tasdikleri yapıldığı, davacıya ait ticari defter ve kayıtlarının yasanın öngördüğü şekilde tutulmadığı ancak noter açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı, davacı şirketin muhasebe kayıtlarına intikal eden ve Form BS kayıtlarında bildirilen, toplam tutardan, celp edilen Yapı Kredi Bankası ödeme dekontlarının toplamının düşülmediği halinde 125.493,89-TL rakamı kadar davacı tarafın, davalı taraftan bakiye alacağının olabileceği, tarafların kendi vergi dairelerine vermiş oldukları BA ve BS beyanlarımın birbirlerini teyit ettiği, davalı şirketin ticari defter kayıtları incelendiği yevmiye kayıtlarının TTK ve VUK'a uygun kayıtlar olduğu, işlendikleri hesapların mali mevzuata uygun olduğu, yapılan inceleme sonucu davalı tarafın tutmuş olduğu 320.021.12 Nahçivan Metal San ve Dış Tic. Ltd. Şti. Satıcılar Hesabına göre 125.498,89-TL davacıya borçlu olduğu tespit edildiği anlaşılmıştır.<br>29/03/2023 tarihli ek bilirkişi raporu ile de; davalı tarafın Türk Ticaret Kanununun 21'inci maddesinde belirtilen 8 (sekiz) günlük itiraz süresine içerisinde faturalara itiraz ettiğine dair dosyada herhangi bir bilgi ve belge olmadığından faturaların ve içeriklerinin davalı alıcı tarafından kabul edilmiş olduğu sonucunu doğurduğundan davacıya 125.493,89 TL borçlu olduğunun kabul edilmesi gerekeceği, bu durumun tarafların ticari defterlerinin birbirini teyit ettiği, davacının davalıya yaptığı fatura satışlarının davalının defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.<br>Bu açıklamalar kapsamında dosya incelendiğinde; davalının, faturaların içeriği hizmetin verilmediğin, fatura düzenlenmiş olmasının tek başına fatura içeriği hizmetin verildiği anlamına gelmediğini savunduğu, mahkemece bilirkişi raporları dikkate alınarak fatura içeriği hizmetin davalıya verildiği kabul edilerek hüküm kurduğu anlaşılmaktadır. Fatura düzenlenmiş olması tek başına malın teslim edildiği/hizmetin verildiği anlamına gelmez ise de basiretli bir tacir gibi davranması gereken davalının faturaları defterlerine kaydetmiş olması ve Ba formu ile vergi dairesine bildirim yapması karşısında artık fatura içeriği hizmetin verilmediği iddiasının dinlenme olanağının olmadığı kabul edilmelidir (Yargıtay 19. HD., 31/01/2018 tarih, 2016/14267 E., 2018/260 K., Yargıtay 19. HD., 13/03/2019 tarih, 2019/546 E., 2019/1680 K.). Başka bir söyleyişle ticari defterlere kaydedilen fatura içeriği malların teslim edildiğine/hizmetin verildiğine dair satıcı lehine karine oluşmuştur (\"... hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden faturaların davalı defterinde kayıtlı olması faturalar içeriğindeki malın davalıya teslim edildiğine karine oluşturur. Bu karinenin aksini bir başka deyişle faturalar içeriği emtianın teslim edilmediğini, faturaların usulsüz olduğunu davalı ispatlamalıdır ... \" Yargıtay HGK., 14/05/2019 Tarih, 2017/19-823 E. 2019/553 K.). Bu durumda, fatura içeriği hizmetin verilmediği savunmasını davalı borçlunun ispat etmesi gerekmektedir. Davalı, davacının düzenlediği faturaların fiktif olduğunu, davacı ve davalı şirketin yönetiminin organik bağ olduğu dönemde bu faturaların düzenlendiğini savunmuş ise de bu hususlara ilişkin herhangi bir yazılı delil sunulmaması ve az yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca bu savunmanın dinlenme olanağı olmadığından istinaf isteminin reddi gerekmiştir. <br>Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adreslerinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan nedenlerle; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,<br>3-Alınması gereken 8.572,49-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 2.143,12-TL'nin mahsubu ile kalan 6.429,37-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, <br>4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.30/04/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır <br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d81659a05265b1a8","SID":"6c24a70fd8ea114c"}}