{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/418 <br>KARAR NO: 2025/673<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 29/09/2021<br>NUMARASI: 2017/651 E. -  2021/545 K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğunu, davalının, müvekkili şirketten uzun bir süredir elektronik parça satın almakta olduğunu, tarafların aynı pasajda ticari faaliyet göstermeleri ile uzun süre işyeri komşuluğuna dayanarak aralarında bir güven ilişkisi oluşması nedeniyle ve davalının sözlü taahhütlerine uygun olarak müvekkili şirketin satmış olduğu parçaların bedelini daha sonra almak üzere satış yaptığını, ancak davalının, sözlü taahhütlerine uygun hareket etmediğini, müvekkili şirketin kesmiş olduğu toplam 125.931,03 TL tutarındaki faturaların bedelini müvekkile ödemediğini, bunun üzerine müvekkili davacının alacağını tahsil etmek amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile faturalara dayalı olarak takip başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli bir şekilde icra takibine itiraz ettiğini, takibi durdurduğunu,davalının, ücretini daha sonra ödemek üzere müvekkilden elektronik parça temin ettiğini, ancak sözlü taahhüdüne uymayıp ödemeleri sürekli olarak ertelediğini, bu şekilde davalının müvekkili şirketten toplamda 125.931,03 TL tutarında mal temin ettiğini, ancak söz konusu bedeli müvekkile ödemediğini, müvekkilinin daha önceki ticari ilişkisine güvenerek belirtilen miktarda malı, ücreti daha sonra ödenmek üzere davalıya sattığını, ancak davalının ödemeleri sürekli ertelediğini, sözlü taahhütlere uymadığını,davalının, ödemelerin vadeye yayılması amacıyla müvekkil şirkete 12 adet 10.000,00 TL miktarlı senet verdiğini, müvekkilin iyi niyetli olarak, bu kez senet vadelerini beklediğini, ancak ilk iki senede ilişkin vade geçmesine rağmen ödeme yapmayan davalıya karşı fatura alacaklarına dayalı olarak ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli bir şekilde icra takibine itiraz edip takibi durdurduğunu, davalının, takip durduktan sonra ise senet vadelerini geciktirerek toplam 30.000,00 TL’yi müvekkili şirkete ödediğini, müvekkili şirkete borçlu olduğun davalının da kabulünde olduğunu, bu durumda davalı/borçlunun icra takibine İtiraz ederek müvekkili şirketin alacağına kavuşmasına da haksız bir şekilde engel olduğunu,davalı borçlunun icra takibine itiraz dilekçesinde, tarafların aralarındaki ticari ilişki sebebiyle tanzim edilen ve takibe konulan faturaların ödenmesinin 30.03.2017 tarihinden başlayan, 28.02.2018 tarihinde sona eren toplam 12 adet senet ile yapılmasının kararlaştırıldığını belirttiğini, buna ilişkin olarak da mutabakat sağlandığını ve mutabakatın da İtiraz dilekçesine eklenen tahsilat makbuzları olduğunun belirtildiğini, bu nedenle davalının faturaya dayalı bir borcunun olmadığından bahisle müvekkil şirkete 125.931,03 TL borçlu olmadığım belirttiğini, ancak davalının söz konusu itirazının hukuken yerinde bir itiraz olmadığını, zira müvekkili şirketin temel ilişkiye dayalı olarak icra takibi yapmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığını, verilen senetler ile taraflar arasındaki borç ilişkisinin sona erdirilmediğini, yeni bir borç ilişkisine girilmediğini, taraflar arasında fatura alacağının sonlandırıldığına ilişkin açık bir iradenin işbu olayda söz konusu olmadığını iddia ederek, icra takibine yapılan itirazın iptaline, alacağın %20si oranında icra inkar tazminatına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Taraflar arasında ticari satımdan kaynaklanan bir ilişki olduğu hususunun doğru olduğunu, ancak müvekkili ödemelerinin vadeye bağlı olduğunu,müvekkilinin davacıdan satın ve teslim aldığı ürünlerin bedelinin 120.000,00 TL olup, bu bedeli 30.03.2017 tarihinden başlayarak 28.02.2018 tarihinde sona erecek olan her birisi 10.000,00 TL tutarındaki sıralı senetlerle ödemesi konusunda tarafların mutabık kaldıklarını, davacının alacağının vadeye bağlandığını, vade tarihlerini sunduklarını, ödeme tarih ve tutarlarının davacı tarafından da kabul edildiğini, 27.02.2017 tarihli tahsilat makbuzunun ekte olduğunu,vadeye bağlı alacakların vade tarihinden önce talep edilemeyeceğini, davacının icra takibini başlattığı 06.04.2017 tarihinde müvekkilinin vadesi gelmiş tek borcunun 10.000,00 TL tutarındaki 30.03.2017 tarihli senet bedeli olduğunu, söz konusu bedelin de davacıya ödendiğini, vadeye bağlı borçlarda, beklemekte olan talep hakkının, muacceliyetin gerçekleşmesi halinde alacak hakkına dayanarak canlanacağını, davacının davalıdan, edimini gününden önce ifa etmesini talep hakkı bulunmadığını,icra takibinden sonraki tarihlere ilişkin ödemelerin de müvekkili tarafından senetlerin vadesi geldiğinde ödendiğini ve halen ödemelerin devam etmekte olduğunu,her birisi 10.000,00 TL bedelli 30.03.2017 (ödeme günü icra takibinden önce olduğunu), 30.04.2017, 30.05.2017, 30.06.2017 ve 30.07.2017 (ödeme günleri icra takibinden sonra olduğunu) tarihli senetlerin ödemesinin davacı asile yapıldığım, davanın açıldığı tarih itibariyle de davacının müvekkilden, muaccel olmayan alacağını talep hakkı bulunmadığını, davacının, taksitler halinde ödeme yapması hususunda müvekkili ile 27.02.2017 tarihli anlaşmayı yaptıktan sonra, İstanbul ... İcra Dairesİ’nin ... sayılı icra takip sayılı dosyası ile toplam fatura alacağı olduğunu iddia ederek, 125.931,03 TL meblağlı icra takibi başlatması üzerine, büyük bir üzüntü yaşayan müvekkilinin icra takibine haklı olarak itiraz ettiğini, ödeme emrine 5.931,03 TL olarak fazladan bildirilen alacağa tamamen itiraz ediyor olduklarını, söz konusu miktara ilişkin mal alımı olmadığını, aksi hususu davacının ispat etmesini beklediklerini, takibin başlatıldığı tarih itibariyle alacak miktarının 125.931,03 TL değil, 120.000,00 TL olduğunu ve bu miktarın 110.000,00 TL’lık kısmının icra takibine başlanıldığı sırada muaccel hale gelmemiş olduğunu, dolayısıyla davacının söz konusu miktarı talep hakkı bulunmadığım, borç muaccel olmadan borçlunun temerrüde düştüğünden bahsedilemeyeceğini savunarak, davarım reddine ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini  talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... taraflar arasında ticari ilişkinin mevcudiyeti ve davacının alacak durumda olduğu hususlarında çekişme bulunmamaktadır. Çekişme, alacağın muaccel hale gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır. Davacı tarafın ticari defterlerine göre, cari hesap alacağı nedeniyle davalı taraftan TTK 90/c maddesi uyarınca her biri 10.000,00 TL. tutarlı olmak üzere  12 adet toplam 120.000,00 TL' lık  senet alınmıştır. Senetlerin ilkinin vadesi= 30/03/2017, son senedin vadesi ise = 28/02/2018 olarak düzenlenmiştir. Taraflar arasında her ne kadar yazılı bir mutabakat bulunmamakta ise de, Davacı tarafından senetler ticari defterlerine işlenerek, cari hesaba konu satış faturalarındaki vadeler değil, senetler üzerindeki vadeler alacağın vadeleri olarak kabul edilerek, davalı lehine zımmen  uzatıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, davacı tarafça alacağı yeni vade tarihleri oluşturulmuştur. \"Öncelikle belirtilmelidir ki itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır.Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden davanın reddi hâlinde alacaklı borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi davanın kabulü hâlinde borçlu da alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası ile alacaklı; icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir.Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m. 67/1). Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri dışında, itirazın iptali davasında başka itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi hâlinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.Hemen belirtilmelidirki alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır.Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamışken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Zira itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi  takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da  ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın mevcut olmayacağı kuşkusuzdur (Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2011 tarih ve 2011/13-29 E.,  2011/56 K., 23.05.2018 tarih ve 2017/19-910 E., 2018/1111 K. sayılı kararları).\" YGK 2017/19-822 E. , 2018/1754  K.. Yargıtay emsal kararları ve itirazın iptali davasının özellikleri göz önüne alındığında, davacının alacağının, takip tarihinden sonra ancak dava açılmasından önce yapılan ödemelerin düşülmesi ile hesaplanması gerekecektir. Mahkememizce benimsenen 14/04/2021 tarihli raporunda da hesaplandığı üzere; davalı tarafından davacıya verilmiş 12 adet 10.000,00 TL. tutarlı olmak üzere toplam 120.000,00 TL' lık senetlerin ödeme tarihlerine göre dava tarihi itibari ile bu senetlerden 40.000,00 TL'lık kısmının ödeme vadesinin geldiği ve davalı tarafından da dava tarihinden önce ödendiği, kalan 80.000,00-TL'lık 8 adet senedin, dava tarihi 18/07/2017 tarihi itibari ile ödeme vadelerinin gelmemiş olduğu, muaccel hale gelmediği, zımmen kabul edilen yeni vadelerine göre talep edilmesinin mümkün olmadığı, ancak bu senetlerin dava tarihinden sonra  ödendiği, dava tarihi olan 18/07/2017 itibari ile davacının davalıdan cari hesap bakiyesi olarak 4.677,70 TL alacaklı olduğu anlaşıldığından, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İİK 67/2 maddesinde \"...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.\" hükmü yer almakta olup,  davalının kabul edilen kısma ilişkin itirazında haksız olduğu ve alacağın likit olduğu dikkate alınarak alacak miktarının %20'sine tekabül den icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilerek... \" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı  takip dosyasındaki 4.677,70 TL'ye ilişkin davalı itirazlarının iptali ile takibin 4.677,70 TL yönünden takip şartları ile devamına,  fazlaya ilişkin istemin reddine, kabul edilen dava değeri üzerinden takdiren %20 oranında hesaplanan 935,54 TL inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dava tarihinden sonra yapılan tahsilatların infazda  değerlendirilmesine, şartlar oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili alacağının fatura alacağı olduğunu, takipteki toplam 124.431,05 TL  bedelli alacak  miktarına davalının haksız şekilde itiraz ettiğini, davalının satın aldığı ürünlere ait olan  faturalar karşılığının uzun süre ödenmediğini, müvekkilinin davalı ile elektronik parça ticareti yaptığını, iş yeri komşuluğu nedeniyle davalının ödeme vaatlerine inancıyla beklediğini son olarak müvekkiline ödemeleri senetle yapmak istediğini söylediğini, 12 tane her biri  10.000,00 TL bedelli  bonoyu müvekkiline verdiğini ancak davalının ödeme yapmaması nedeniyle fatura alacaklarına dayanarak takip başlatıldığını, takip tarihindeki müvekkiline olan borcunun 124.431,05 TL olduğunu, dava açılmadan önce 30.000,00 TL ödeme yaptığını, davalıdan kalan asıl alacak miktarının 94.431,05 TL olduğunu, yargılama sürecinde davalı tarafça tüm fatura alacağının ödendiğini bu bakımdan haksız itiraz ettiğinin açıkça ortada olduğunu, 05.03.2019 tarihli raporda da belirtildiği üzere 30.04.2017 tarihli senedin borçlu tarafından direkt olarak bankaya ödendiğini ve senet borçlu çalışanına iade edildiğini bu durumda banka yapılan ödemelerin borçlu tarafından yapılmış gibi bir tespit yapılmasının hatalı olduğunu, sonuç olarak davalının müvekkiline olan faturalara ait borcunun dava tarihi itibariyle 94.431,05 TL olduğunu, fatura alacağına karşılık kambiyo senedi alınmasının borcun ödendiği ya da borcun yenilenmesi anlamına gelmediğini bu nedenle muaccel olan fatura alacaklarının davalıdan talep edilmesinin önünde hukuken bir engel olmadığını, TBK 133.maddeye göre yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesinin tarafların ancak bu yöndeki açık iradesi ile olacağını, özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulmasının veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesinin tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmayacağını, kanuna göre borçludan kambiyo senedi almanın mevcut borcu ortadan kaldırmadığını, mevcut borç için kambiyo senedi verilmesinin mevcut borcu sona erdirmediğinden mevcut borç nedeniyle işlem yapma hakkının ortadan kalkmayacağını, TTK'nın 90/1-c maddesinde; bir ticari senedin cari hesaba kaydının bedelinin alınmış olması halinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılacağının düzenlendiğini, mahkemece bilirkişi raporundaki davacının ticari defterlerinde alacak kaydının olmadığı, tüm borçlarının ödendiğinin tespit edildiği, davalı defterlerinde ise davacıya 15.781,27 TL borçlu olduğu kaydının bulunduğunun belirlendiğini, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere tarafların ticari defterlerinde faturaları karşılık yapılan ödemelerin çek ve bono açıklamasına yer verildiğini, davacının davalının vermiş olduğu çek ve bonoların ödenmediğini, ileri sürdüğünü, çek ve bono verilmesinin borcun ödendiğini göstermeyeceğini, sonuç olarak mahkemenin kanun ve içtihatlara göre müvekkili davacının davalıdan aldığı bonolar nedeniyle mevcut alacağının muaccel hale gelmediği, zımmen kabul edilen yeni vadelere göre talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkeme tarafından davalı aleyhine 124.431,05 TL'nin %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi ve dava tarihindeki 94.431,05 TL olan alacak üzerinden davacı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekir iken 4.677,70 TL üzerinden icra inkar tazminatı hesaplanarak ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedildiğini iddia ederek, kararın kaldırılmasına, takip tarihinden sonra ödenen asıl alacağın ferileri olan vekalet ücreti ve takip giderleri yönünden takibin devamına karar verilmesini, icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, dava değeri üzerinden müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturaya bağlı alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın  kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, ticari ilişkinin varlığı, itiraz sonrasında davadan önce bir kısım borcun davalı tarafça ödendiği, davacı şirket tarafından bakiye 95.931,03 TL alacak miktarı üzerinden itirazın iptali davasını açmış olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacının dava tarihi itibariyle davalıdan alacak miktarının ne olduğu, davalı tarafça davacı adına düzenlenen senetlerin verilme sebebinin taraflar arasındaki ticari ilişki yönünden dönemsel olarak hangi alacağı ait olduğu, davacı yararına icra inkâr tazminatına hangi tarihteki alacak talebine göre karar verilmesi gerekeceği ve davacı yararına dava değeri üzerinden vekalet ücretine karar verilmemiş olmasının isabetli olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından davalı şirket adına 2017 yılının Ocak, Şubat ve Mart ayına ait çok sayıda ticari satım konusu faturaların düzenlenmiş olduğu, fatura düzenleme tarihlerinin Ocak 2017'den başladığı, davacı şirket tarafından davalı aleyhine 06.04.2017 tarihinde toplam 125.931,03 TL fatura alacağının tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlattığı, davalı şirket tarafından icra  takibine karşı itirazda bulunulduğu, itirazı dilekçesinde fatura ödemelerinin 30.03.2017 tarihinden itibaren başlayan 28.02.2018 tarihinde sona eren toplam 12 adet senet ile yapılmasının kararlaştırıldığını, senetlerden her birinin 10.000,00 TL olduğu, 27.02.2017 tarihli mutabakat (tahsilat makbuzunun) olduğunu, toplamda 120.000,00 TL tutarındaki senetlerin vadesinin henüz gelmediğini, borcun muaccel olmaması nedeniyle talep edilmesinin mümkün olmadığını, vadesi geldikçe alacaklıya ödeneceğini belirterek itiraz ettiği, itiraz dilekçesine ekli olarak 27.02.2017 tarihli her biri 60.000,00 TL tutarlı tahsilat makbuzunu ibraz ettiği, tahsilat makbuzunun davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenmiş olduğu, tahsilat makbuzlarında senetlerin ve sıra numarası ile vadeleri ayrıca senet tutarlarının gösterildiği, 1.sıradaki senet vadesinin 30.03.2017, senet miktarının 10.000,00 TL, 2.sıradaki senet vadesinin ise 30,.04.2017, 12.sırada yer alan senet vadesinin 28.02.2018 olduğu, davacı şirket tarafından senetlerin vadesinin gelmesine rağmen ödenmediği iddiası ile itirazın iptali davasının açıldığı, dava dilekçesinde takip sonrasında senetlerin vadesi geçtikten sonra 30.000,00 TL'nin ödendiği belirtilmek suretiyle bakiye alacak üzerinden itirazın iptali davasını açmış olduğu, dava konusu senetlerin, \"malen\" ibaresi ile davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen bono vasfındaki senetler olduğu anlaşılmıştır. Tarafların dosyaya delillerini ibraz ve ilgili delillerin dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiş, kök ve ek bilirkişi raporları alınmıştır. Tarafların beyan ve itirazları neticesinde mahkemece yukarıda yer verilen gerekçeler istinaden davanın 4.677,70 TL  yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığı konusunda uyuşmazlık mevcut değildir. Dosya içerisinde ibraz edilen davalı şirket tarafından davacı adına düzenlenen 12 adet sıralı senetlerin, davacının davalı adına düzenlemiş olduğu faturalardan sonra keşide edildiği anlaşılmaktadır. Senetlerin vadeleri 30.03.2017 tarihinden başlamaktadır. Davacının icra takip tarihi ise 06.04.2017 tarihlidir. Davacı şirket, takip konusu alacağını faturalardan kaynaklanan alacak olarak belirtmiştir. Ancak takip tarihinde vadesi gelen ve ödenen senedin davacı defterlerinde davalıya ait cari hesaba davalı adına alacak olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır. Davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına göre  takip tarihi itibariyle davalıdan 4.431,05 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. TBK'nın 133. maddesinde, yenileme başlığı ile yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesinin ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olacağı, özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesinin tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılamayacağı düzenlenmiştir. Diğer taraftan TTK'nın cari hesaba ilişkin düzenlemesinin yer aldığı, 90/1-c bendinde; bir ticari senedin cari hesaba kaydının, bedelinin alınmış olması hâlinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılacağı ifade edilmiştir. Somut davada, davacı şirket tarafından faturadan kaynaklanan alacaklarına ilişkin takip başlatılmış ise de takibe konu borcun vadesi gelen senedin ödenmesi ile söz konusu borç miktarının cari hesaba davalı adına alacak kaydedilmesi neticesinde senedin cari hesaba ilişkin olarak düzenlenmiş olduğunun  kabulü gerekir. Taraflar arasındaki faturadan kaynaklanan borcun senet ile ödenmesinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Davacı alacaklı senet ödemelerini TTK'nın 90. gereğince cari hesaba kaydetmiş ve senet bedellerini almıştır. Bu nedenle takip tarihi itibari ile davacının ticari defter ve kayıtlarına göre davalı taraftan yalnızca 4.431,05 TL vadesi gelen alacağının bulunduğu, mevcut borçlar için düzenlenen diğer senetlerin vadesinin henüz gelmediği anlaşıldığından mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu belirlenen miktar üzerinden İİK 67.maddesi gereğince hükmedilen icra inkar tazminatının miktarı ile dava değeri olarak gösterilen bedelin reddedilen kısmı yönünden davalı yararına takdir edilen vekalet ücretinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle,  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.24.04.2025<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava değerine göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f9c95d59c2479b2","SID":"dd88d002f23ee056"}}