{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/65 <br>KARAR NO:2025/487<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:24/06/2021<br>NUMARASI:2019/76  E. -  2021/491  K.<br>DAVANIN KONUSU:Tespit (Şirket hissedarlığından kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar  vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  İstanbul 18 Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/07/2018 tarih ve 2018/451 - 2018/886 E.K.sayılı ilamı ile yeniden ihyasına karar verilen ... AŞ'nin 24/08/2001 tarih ve 18 nolu Yönetim Kurulu kararının ve iş bu karar konusu usulsüz yapılmış pay devir sözleşmelerinin ve devamında yapılan tüm genel kurullar ve alınmış kararların, yapılan pay devirlerinin mutlak butlanla malul bulunması nedeniyle (yok hükmünde olması nedeniyle) usulsüz olduklarının tespiti ile bahse konu kararların iptalini talep ettiklerini, sahte ve usulsüz belgeler ile yapılan hisse devirleri ile şirketin ünvan değişikliğinin iptalini talep ettiklerini, ayrıca şirket hisselerinin davacılar adına tescili talebinde bulunduklarını, müvekkilinin ortağı ve yetkilisi olduğu ... AŞ adına kayıtlı olup da Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2001/447 Esas sayısında açılan ceza davasının yargılaması sonucunda 27/04/2010 tarih ve 2010/128 sayılı kararı ile karar kesinleştiğinde sanıklar hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımının geçmiş olması sebebiyle düşmesine karar verildiğinden ve karar kesinleştiğinden, bizatihi suç teşkil etmeyen ...Gemisinin yargılama süreci içerisinde tasfiye edilmiş olduğu dikkate alınarak tasfiye bedellerinin tasfiyeden önceki haklarının kullanılabilmesi ve taleplerinin mahkemelerde dava konusu edebilmek için zamanaşımı hükümleri yönünden herhangi bir hak kaybı yaşamamak amacıyla mahkemece müvekkili ...'nun tasfiye memuru olarak atanması ve şirket lehine olan tüm iş ve işlemler ile dava açabilme yetkisi verilmesini talep ve dava etmişlerdir.Davalı ... ve ... vekili, savunmasında özetle; 29.08.2001 tarihinde gerçekleşen olağan genel kurul ile 06.09.2001 Tarih ve ... sayısı ile tescil ve ilan edilen şirket unvanının ... AŞ olarak değiştirilmesinden günümüze neredeyse 19 sene geçmesinin üzerine işbu davanın açılmasının hukukun temeli sayılan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 2. Maddesinde yer alan “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” Hükmünde de açıklandığı üzere dürüstlük kuralına ve aynı zamanda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2. maddesinde yer alan “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.” hükmüne aykırı olduğunu, aynı zamanda davacıların Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2001/477 E. Sayılı dosyasındaki ikrarı sebebiyle dava açmada hukuki yararı bulunmadığından usul ekonomisi gereği de davanın reddi gerektiğini,  müvekkili, ... AŞ’nin ücreti karşılığında mali müşavirlik ve şirketin murakıplığını yaptığını, müvekkilinin şirket hisselerinde herhangi bir payı bulunmadığı gibi olağan mali müşavirlik hizmetleri dışında başkaca bir yetkisi de bulunmadığını, bu nedenle husumet itirazları olduğunu,  ayrıca davada zamanaşımı itirazları olduğunu, şirket ile ilgili yapılan tüm işlemlerin ilan edildiğini, 24.08.2001 tarih 18 numaralı karar ile yönetim kurulu kararına bağlanarak şirket defterine kaydedilen pay devrindeki imzaların kendisine ait olmadığını beyan edilmişse de karardaki imzalar davacılara ait olduğunu,  tespit isteminde müvekkilin taraf olarak gösterilmesinin hukuka ve usule aykırı olduğunu, bu nedenle husumet yönünden ve dürüstlük kuralına TMK 2 maddeye aykırı olarak açılan davanın reddine karar verilmesini, tespiti talep edilen işlemlerin bizzat davalılarca ikrar edilerek ve  hukuki işlemlerin tamamının davalılarca yapılması nedeni ile ise esastan reddedilmesini talep etmişlerdir.Davalı ...'dan kendi adına asaleten,...AŞ' ni temsilen savunmasında özetle; Zamanaşımı itirazını tekrar ettiğini, şirkete 2001 yılı tahminen Aralık ayında 140.000-USD ödeyerek davacı ...'in hisselerini aldığını, parayı verdiğini, kendisinin teyzesinin oğlu olduğunu, hemde şirketin yetkilisi ve muhasebecisi olduğunu, ayrıca ... ve...'in de şirketin ortakları olduğunu, o nedenle şirketin sağlam olduğuna güvendiğini ... beyinde çok iyi olduğunu söylediklerini,  parayı yatırdığını, böylelikle hissedarı olduğunu, hisseleri devralırken işlemlerin büroda yapıldığını ve... beyi hiç görmediğini, işi olduğu için imza atıp gittiğini söylediklerini, Noterden hisse devri yapılmadığını, daha sonra şirket genel kurullarının yapıldığını ve bütün işlemlerin genellikle ...'in yaptığını ve genel kurulda kendisinin hissedar olduğunun kabul edildiğini, ayrıca 2002 yılında 80.000,00 USD karşılığı ... da hisselerini devraldığını, Yılmaz beyin bundan 6 - 7 ay yada en fazla 1 yıl sonra haberi olduğunu, davalar açılana kadar  ... hiç görmediğini, tanımadığını,  hisseleri aldığında 2001 yılında şirket yetkilisi ... olduğunu, sonra şirkete ait gemide kaçak mazot bulunması sebbeiyle cezada yargılamaların sürdüğünü, zamanaşımı nedeni ile beraat kararı verildiğini, tahminen 2005 yılında ... ile müştereken şirket yetkilisi olduklarını, ancak şirketin mahkeme kararı ile tasfiye edildiğini beyanla, davanın reddini talep etmişlerdir.Davalı ..., savunmasında özetle; Davacı olan ... ve...'in  yakın arkadaş olduklarını, ...'nun geçmişte de bir miktar hissesini ...ç'in üzerine verdiğini, ...'nun büyük işler yapacağını anlatarak kendisinden, ..., ... ve abisi ...'dan dolar bazında paralar aldığını, hatta o dönem şahsına ... tankeri üzerine 30.000,00 TL değer üzerinden Karaköy de bulunan Gemi Sicil Kütüğünde Gemi üzerine ipotek yaptırdığını, ayrıca ... AŞ. 'den şahsına ve ...'a hisseler verdiğini, söz konusu bu hisse durumu için ...'nun evrakları hazırladığını ve ...'in iş yeri olan ... ye gönderdiğini, ...'in altın ticareti işi yaptığını, işinin öneminden dolayı, iş yerinin korumalı bir İş hanında ve işyerinde de asıl altın işi yapılan imalat odası olduğunu, kendilerini oturma ve misafir karşılama odasında bekletirken acil altın işliyorum diye evrakları içeri istediğini, akıllarından hiç bir tereddüt geçmediğini ve hisse devir evraklarını içeri verdiklerini ve kendisinin imzaladığını söyleyerek geri getirdiğini,  burada ...ile anlaşarak ileriye doğru bir sorun olursa imzadan dolayı bu işi bozarız mantığı ile planlanmış olduğunu düşündüğünü, bu hisse devirlerinin tek başına sadece devir sözleşmesi ile geçerli olmadığını, Yönetim kurulunun Kararı ile onaylayarak ortaklar pay defterine kayıt yapılması gerektiğini, 24.08.2001 Tarih ve 18 Numaralı karar incelediğinde ...'nun herkesin gözü önünde imzalayarak hisse devirlerini onaylayıp ortaklar pay defterine işlenmesini sağladığını, daha sonra o dönemi ... AŞ'nin (... san ve ticaret Aş) 2000 Yılına ait Olağan Genel Kurulunu, Sanayi Ve Ticaret Bakanlığı Komiseri Sn. ... Huzurunda 29.08.2001 Tarihinde yaptığını, daha sonra kendilerinin de dava dilekçelerinde yazdığı üzere her şeye sebep olan 2001 yılının aralık ayında şirkete ait olan ... tankeri ile ... kaçak mazot satarken yakalandığını ve gemiye el koyulduğunu, ... kaçtığını, Kilyos Jandarma Karakolu'nun ... ulaştığını, ... üzerindeki hisseleri ...'nun gönderdiği kişilere devir ettiğini, devir ettiği kişilerin isimlerini hatırlamadığını, kendisinin ... Aş. şirketi ile bir alakasının kalmadığına dair ifade verdiğini, kaçakçılık ile ilgili Beyoğlu 1 Ağır Ceza Mahkemesinde 2001/477 Esas davası açıldığını, bu dosyada geminin liman işlemlerini yapan 1 kişi tutuklandığını, daha sonra ... duruşmaya katıldığını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını ve tüm olayların bundan sonra başladığını, bütün yapılan olayları ve işlemleri tarayıp eksikler aramaya başladığını ve şirket Mali müşaviri ..., şirket ortaklarına, mali polise suç duyuruları dahil sahtecilik dolandırıcılık suçları dahil bir sürü davalar açtığını, ..., ... ile Şirketin Mali Müşaviri olan ...'nin teyzesinin oğlu olan ve kendisinin aynı mahallede oturduğu çocukluk arkadaşı ... İle birlik olup menfaat anlaşması yaparak 20 nin üzerinde küçüklü büyüklü davalar ve şikâyetler de bulunduklarını en son devam eden İstanbul 18. Ağır Ceza Davası, Yargıtay 11 Ceza Dairesinin 2018/5156 Esas Numaralı 2018/10821 Karar numaralı kararı ile zaman aşımı ile 24.12.2018 tarihinde kapandığını,  bu sırada şirketin tamamen atıl kaldığını, vergi dairesi ve ilgili kurumlara hiç bir beyanname verilmediğini ve hiç bir faaliyetide bulunulmadığını, şimdi durup gemin parasını almak için tekrar davalar zincirine başladığını, burda asıl gerçek mağdurların kendileri olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.Davalı ...'ye tebligatın ilanen yapıldığı, duruşmaya katılmadığı, davaya cevapta verilmediği görüldü.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Somut olayda, dosya kapsamındaki İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü tasdikli Genel Kurulu Tutanakları, Yönetim Kurulu Kararlan ve Sicil Gazetelerine göre; davacı ...'in 24.08.2001 tarihinde düzenlenmiş \"Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi\" ile  hisselerini ..., ... ve ...'a devrettiği anlaşılmaktadır. .... A.Ş. antetli kağıdına düzenlenmiş bila tarihli teslim tutanağında; \"...'e verilmek üzere ...'ye toplamda 150.000 USD nakit olarak elden teslim edilmiştir\" yazılmış olup, teslim alan ..., teslim eden ... ve şahit ... tarafından imzalanmıştır.Yönelim Kurulu Başkanı ... ve Başkan Yardımcısı ... ismi ve imzasını taşıyan 24.08.2001 tarih ve 18 nolu Yönetim Kurulu kararında; şirket ortaklarından ... şirkette mevcut hisselerini ..., ... ve...'ye; şirket ortaklarından... şirkette mevcut hisselerini ...'ye devir ettikleri, devrin oy birliği ile kabul edilmesine karar verildiği, hisse devirlerinin Ticaret Sicil Müdürlüğünce 06.09.2001 tarihinde tescil ve ilan edildiği anlaşılmıştır.Davacılar, iddialarına dayanak olarak İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/248 E. sayılı dosyasında verilen gerekçeli kararını göstermişler ise de; anılan dosyada verilen gerekçeli karar incelendiğinde \"...Müştekilerden ...'nun da sanıkların muhasebe işlemlerini yürüttükleri dönemde müşteki ...'ın hissesi bulunan ... A.Ş nin ortağı olan ....'in ...'ya devrettiği gözüken Hisse Devir Sözleşmesinin (24.08.2001) sahte olduğu, sanıkların bu şirketin de ortağı oldukları ve müşteki ...'nun 18.06.2007 tarihli beyanında söz konusu hisse devir sözleşmesini sanık ...ve imzalamasını istediğini, onun da ...t'in bürosunda imzaladığını belirttiği.... Yine ...in hissesini sanık ...'ye devreden sözleşmedeki ve müşteki...'a devreden sözleşmedeki imzasının sahte olduğu, ayrıca Yönetim Kurulu Başkan Yard. ... A.Ş. ye ait belgedeki imzanın müşteki ...'e ait olmadığı... Her ne kadar sanıklar .... hakkında atılı suçlardan dolayı cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de; sanıkların üzerlerine anlı sahtecilik suçu bakımından suç tarihi itibariyle lehe olan yasanın tespiti bakımından ... sanıkların üzerlerine  atılı sahtecilik suçunun suç tarihi itibariyle dava zamanaşımına uğraması nedeniyle .... açılan davanın düşürülmesine'' karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmektedir. Hisse devirlerinin sahte işlemlerle yapıldığı, bu nedenle devrin geçersiz sayılması gerektiği yönünde somut bir karar oluşturulmadığından dayanak olarak gösterilen mahkeme kararanın HMK. m. 204/1 hükmü anlamında kesin hüküm nedeniyle delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, ...'in anılan dosya kapsamındaki 01.12.2001 tarihli karakol ifadesinde hisselerini rızası ile devrettiğini bildirdiği görülmüştür. Öte yandan TTK. m. 36 hükmünde düzenlenen Ticaret sicilinin aleniliği ilkesi gereği, ticaret siciline tescil ve ilan edilen bir kaydın bilinmediği hususunun, şirket ortakları bir yana, üçüncü kişiler tarafından dahi ileri sürülmesinin mümkün olmaması, hisse devirlerinin yapıldığı tarihlerde davacı ...'nun yönetim kurulu başkanı, ...'in de başkan yardımcılığı görevlerinde bulunmaları, 29.08.2001 tarihli şirketin genel kurul toplantısı ve alınan 29.08.2001 tarih ve 20 nolu yönetim kurulu kararının tescili için ...'nun İstanbul ... Noterliğinden 05.09.2001 tarih vc... yevmiye no'lu imza beyannamesi düzenleyerek İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunda 06.09.2001 tarihinde tescil ettirmiş olması, aynı davacının İstanbul ... Noteriliğinden 02.07.2003 tarih ve ... yevmiye no'lu sirküleri düzenlemesi ve hisse devrinden sonraki genel kurullara katılması gibi hususlar birlikle değerlendirildiğinde; hisse devirlerinin davacıların bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla hisse devrindeki imzaların geçersiz olduğu kabul edilse dahi bu geçersizlik üzerinden uzun süre geçmiş olmakla bu hususun artık TMK. m. 2 hükmü karşısında ileri sürülemeyeceği, mahkememizce hükme elverişli bulunan bilirkişi raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla... \" gerekçesiyle davanın reddine  karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin ret kararının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili ...'nun ihyasına karar verilen... AŞ'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı sıfatında yer aldığını, şirketin TTK'nın geçici 7.maddesi uyarınca resen tasfiye edildiğini, müvekkilinin hak ve menfaatlerinin bulunması nedeni ile İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/451 Esas sayılı dosyasında terkin kararının iptal edilerek şirketin ihyasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, 1995 yılından 1990 yıllarına ait genel kurul hazirun cetvelinde görüleceği üzere müvekkili ...'ın şirketin 1000 pay hissesinin 500 adedinin müvekkili ...'in ise  475 adedine sahip şirketin büyük hissedarları olduğunu müvekkilinin sahibi olduğu ... isimli gemi ile taşımacılık faaliyetinde bulunmakta iken suç iddiası ile Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığının 13.12.2001 tarihli iddianamesi ile başlatılan Beyoğlu 1. Ağır Mahkemesinin 2001/477 Esas sayılı dosyasında görülen yargılamada şirkete ait deniz taşıtına tedbir amaçlı el konulduğunu, müvekkili hakkında ise yargılama başlatıldığını, ücret karşılığında şirketin mali müşavirlik işlerini yürüten davalı ... ve yakınlarınca müvekkillerinin bu durumu fırsat bilerek hile ve desise ile müvekkillerine ait olmayan imzalarla 24.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmelerini düzenlemek ve organize etmek suretiyle müvekkillerinden ...'un şirket payından 300 payını davalılardan ...'a ve 170 payını ...'ya, müvekkili ...'a ait olan 500  payın ise 200 adedini davalı ...'ye satış yolu ile devir yapmış gibi göstermek suretiyle kendi yakınları ve muhtelif kişiler adına devirler yaparak şirket unvan değişikliği yaptıklarını, usulsüz olarak sahte imzalarla karar aldıklarını, şirket defterine kaydettiklerini, yönetim kurulu oluşturduklarını, davalıların şirketi ele geçirmek amacıyla yapmış oldukları sahte işlemleri yasallaştırmak için genel kurul toplantı talebi başvurusunda bulunduklarını, 28.01.2001 tarihli genel kurul toplantı komiseri olarak bakanlık memuru ...'in atandığını, usul ve yasaya uygun olup olmadığını denetlemekle sorumlu olan komiserin zafiyetinden yararlanarak şirketin... AŞ unvanın... AŞ olarak değiştirilmesine karar verilerek 06.09.2001 tarihli İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, genel kurul toplantılarının mutlak butlan anlamında batıl olmasına rağmen yapılan hukuki işlemlerin şeklen mevzuata uygun görülmesi neticesinde sicil gazetesinde yayınlandığını, davalıların yapmış olduğu sahte pay devirleri ve usulsüz işlemler hakkında İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/248 sayılı dava dosyasında 2017/336 sayılı ilamda bu tespitlere yer verildiğini, ağır ceza mahkemesince yapılan yargılama sürecinde imzaların müvekkillerine ait olmadığının kriminal inceleme raporları ile ve iş bu pay devri alıcılarının beyanları ile tespit edildiğini, maddi olaylar ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararının taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıdığını, sahte ve usulsüz muamele ile yapılmış işlemlerin yerinde olsa bile geçerlilik koşullarını taşımadığını, Yargıtay kararlarında da açıkça belirtildiğini, TBK'nın 20.maddesi gereğince kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğunu, TTK 446.maddesinde ve 447.maddesinde genel kurul özelliklerinin düzenlendiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını, istinaf mahkemesinde yapılacak yargılama sonucunda 1990 yılı hazirun cetveli sonrası tarihlerde düzenlenmiş bulunan tüm hazirun cetvellerini, yapılmış pay devir sözleşmelerinin, yapılan tüm genel kurullarının ve alınmış tüm kararların mutlak butlanla malul bulunması nedeni ile usulsüz olduklarının tespiti ile pay devir sözleşmeleri ve kararların iptaline karar verilmesini, hukuka aykırı düzenlenen 24.08.2001 tarih 18 numaralı yönetim kurulu kararının ve karar konusu hisse devir sözleşmelerinin yapılan tüm genel kurulların ve alınmış kararların mutlak butlanla batıl bulunması nedeni ile usulsüz olduklarının tespiti ile pay devir sözleşmeleri ve kararların iptaline, müvekkili ...'in şirkette halen 475 pay ile ortak olduğunun tespitine, müvekkili ...'nun şirkette halen 500 pay ile ortak olduğunun tespitine, sahte usulsüz işlemlerle şirket unvanının değiştirildiğinin dikkate alınması ile şirket unvanın... AŞ olduğunun tespitine, dava süreci ve diğer davalarda şirketin hak ve menfaatlerinin korunması iş ve işlemlerin yürütülmesi için müvekkili ...'nun münferiden yetkili olmak tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE;Dava, Anonim Şirketin paylarının hile ve usulsüz olarak devredilmesi nedeniyle  pay devir sözleşmelerinin, hazirun cetvellerinin yoklukla malul olması nedeni ile hisse devirlerinin iptali ile yapılan işlemlerin mutlak butlanla sakat olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, davacıların davalı... AŞ'nin hissedarlarından oldukları, davalı şirkete ait gemi ile yapılan taşıma nedeni ile  ağır ceza mahkemesinde yargılama yapıldığı konularında herhangi uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalı şirketteki hisselerin sahte imzalı hisse devir sözleşmeleri ile devrinden dolayı ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporu ve karar içeriği gereğince davacıların iddialarını ispat edip edemedikleri, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun  bulunup bulunmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından, davalı... AŞ'nin... AŞ unvanı ile İstanbul Ticaret Odası siciline 07.11.1995 tarihinde tescil ettirildiği, şirketin 28.09.1995 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına istinaden yönetim kurulu üyelerinden ...'nun yönetim kurulu başkanlığına ,...'nın başkan vekilliğine ve...'un üyeliğe seçildikleri, ...'nun şirketi münferiden temsil yetkisinin olduğu, şirketin 07.11.2001 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinden ... yönetim kurulu başkanlığına,...'in yönetim kurulu başkan yardımcılığına, ...'in üyeliğe seçildiği, 29.08.2001 tarihli olağan genel kurul kararı gereğince... AŞ'nin genel kurulunda yine davacılardan ...'nun divan heyeti başkanı olarak yer aldığı, üç yıllığına yönetim kurulu üyeliklerine davacı ... ve ...'nin seçildiği, gündemin 9.maddesi gereğince şirket esas sözleşmesinin unvan başlıklı 2.maddesinde değişiklik yapıldığı, şirketin yeni unvanının ... AŞ olarak belirlendiği, şirketin 6102 sayılı Kanunun geçici 7.maddesi gereğince 31.07.2013 tarihinden resen terkin edildiği, davacı tarafça İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/451 Esas, 2018/886 Karar sayılı dosyasında şirket ihyasına dair dava açtığı, dava dilekçesinde ,İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasında resen terkinine karar verilen şirket adına kayıtlı savcılık tarafından deniz taşıtına soruşturma aşamasında el konulduğu, kamu davası açıldığı ve 2010/128 karar ile kamu davasının zamanaşımı nedeni ile düştüğünü, şirketin ihyasının gerektiğini, ceza dosyası ile ilgili olarak söz konusu geminin iadesi, yargılama sırasında geminin tasfiye edilmiş ise de gemi bedelinin sahibine iade işlemlerinin temini ayrıca açılacak davalarda taraf teşkilinin sağlanması amacı ile ihya talebinde bulunulduğu, mahkemece terkin kararının iptali ile 12.07.2017 karar ile şirketin ihyasına dair sınırlı şekilde karar verildiği, ihya kararında  tasfiye memurunun atanmadığı, kararın istinaf kanun yoluna  gidilmeksizin 07.08.2018 tarihinde kesinleşmiş olduğu, 29.11.2001 tarihli kaçak olay tutanağında sahil güvenlik botu ile devriye görevi yapılmakta iken Anadolu Karaburun açıklarında sahilden 23 mil mesafede ... Limanına kayıtlı ... isimli gemi ile yapılan aramada bir kalem kaçak eşya tespit edildiği, eşyalar ve deniz aracına ait olduğu merciye teslim edilmek üzere zapt edildiğine dair tutanak düzenlendiği, Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/477 Esas sayılı dosyasında 1918 sayılı kanuna muhalefet (motorin kaçakçılığı iddiası ile davacılardan ...'nunda yer aldığı, çok sayıda sanık hakkında kamu davacının açılmış olduğu, suç tarihinden ... AŞ sonraki değişiklikle... AŞ'ye ait ...isimli 398 grostonluk gemi ile sanıkların Bulgaristan'ın ... Limanından aldıkları 707 ton motorini gemiye yükledikleri, gemi kaptanı ile gemide görevli olan diğer tanıkların gemiyi 28.11.2001 tarihinde İstanbul ili Şile ilçesi açıklarına getirip bekledikleri, önceden bilgi sahibi olan balıkçı teknelerinin ...'nun talimatları doğrultusunda organizasyonu içinde hareket ettiklerini, gemi personelinin gemi sahipleri, balıkçı tekne sahiplerinin teşekkül halinde kaçakçılık suçunu işledikleri gerekçesiyle 1918 sayılı yasanın 27.maddesindeki hürriyeti bağlayıcı ceza ve 19.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4926 sayılı Yasanın 5.maddesinde de 2 yıldan 6 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı ceza öngörüldüğü gerekçesiyle olayda TCK 102/3'le 104/2 maddelerinde öngörülen sürelere tabi bulunduğundan zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı gözetilerek yargılamaya devam edilmesi gerekir iken sanıkların eylemlerinin toplu kaçakçılık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle davanın ortadan kaldırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemi ve Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2011/9688 Esas, 2013/19777 Karar ve 30.09.2013 tarihli ilamı ile hükmün bozulduğu, kamu davasının zamanaşını nedeni ile ortadan kaldırılmasına karar verildiği ve söz konusu kararın 06.12.2013 tarihinde kesinleşmiş olduğu, davacılar ve davalılar... AŞ ile dava dışı ... tarafından davalılar ..., ...'nin 1995 - 2004 yılları arasında sahtecilik, hizmet sebebiyle güveni kötüye kullanma iddiasıyla şikayette bulundukları, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/12342 Soruşturma nolu dosyasında 25.01.2008 tarihinde sanıklar hakkında iddianame düzenlendiği, iddianamede  şüphelilerin şikayetçinin imzalı belgeler olarak sunduğu 23 adet  belgenin kriminal incelemesinde şikayetçiye ait imzalar olmadıklarının saptandığı, tanık beyanında...ile ...'nin 2004 yılından bu yana muhasebe işlemlerini yürüttüklerini, şikayetçilerden ...'nun şüphelilerin muhasebe işlemlerini yürüttükleri dönemde şikayetçinin hissesi bulunan.... AŞ'nin ortağı olan ...'in ...'ya devrettiği gözüken 24.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesinin sahte olduğu, şüphelilerinde bu şirketinde ortağı oldukları, ...'nun 18.06.2007 tarihli beyanında söz konusu hisse devir sözleşmesinin ...'nin getirdiğini ve imzalamasını istediğini, onunda...'in bürosunda imzaladığını yine ...'nun muhasebe işlerini yapan şüphelilerin...'na atfen sundukları belgelerden imzaların sahte olduğu, yine ...'in hissesi ...'ye devreden sözleşmedeki ve ...'a devreden sözleşmedeki imzasının sahte olduğu iddialarına yer verildiği, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/248 Esas, 2017/336 Karar ve 05.10.2017 tarihli kararı ile; sanıklar hakkında açılan kamu davasının davalarının zamanaşımı nedeni ile ayrı ayrı düşürülmelerine karar verildiği, iddianame belirtilen Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı Dairesi Başkanlığına ait 11.07.2007 tarihli Ekspertiz raporunda; davacılara ait şikayet konusu iddiaları ile ilgili olarak inceleme yaptırıldığı, bir kısım hususlarda sahte olarak imza atıldığına yer verildiği, raporun 2.sayfasının 4.bendinde; anonim şirket hisse devir sözleşmesi antetli ve 24.08.2001 tarihli ... ve ... arasında düzenlenmiş sözleşmenin sol alt bölümündeki bulunan imza ile ...'na ait imzanın ...'nun eli mahsulü olduğu kanaatine varıldığı, 5.bentte, 24.08.2001 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesi antetli ... ve ... arasında düzenlenen sözleşmenin sahte olarak atılmış olduğu,...'nun eli mahsulü olduğu, 24.08.1995 tarihli karar belgesinin sol alt bölümündeki yönetim kurulu başkanı... ibareli el yazılarının altında bulunan imza ile ... isimli şahsın mukayeseli imzaları üzerinde yapılan inceleme neticesinde imzanın Yılmaz Markaroğlu'nun eli mahsulü olmadığı, sahte olarak atılmış olduğu vb hususlara yer verildiği, davacılar tarafından davalı şirketin ihya kararı sonrasında kaçakçılık suçlaması ile tutuklanarak yargılamanın başlatıldığı, Ağır Ceza Mahkemesindeki hususlara yer verilmek üzere organize şekilde hisse devir sözleşmelerinin düzenlendiği iddiaları ile iş bu davanın açıldığı, İstanbul 18. Ağır ceza Mahkemesinin 2016/248 sayılı dosyasında verilen karardaki tespitlere yer verildiği, şirket çalışanları ile birlikte şirket hissesinin devredildiği ortaklarla, şirket ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece, tarafların delillerini dosyaya ibraz etmesi ve ilgili delillerin celbi neticesinde bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 14.12.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; taraflar arasında ihtilaf konusu olan ve  çözümekavuşturulması gereken temel problemin davacıların sahip oldukları hisslerin davacıların rızasıyla devredilmiş olup olmadığı, hisse devir sözleşmelerinin geçerliliğinin bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı, davacıların iddialarına dayanak olarak. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/248 E. sayılı dosyasında verilen gerekçeli kararını gösterdikleri, maddi olayları saptayan mahkeme kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacağı, (Y. 3. HD'nin FE. 2013/2324. K. 2013/4356 sayı ve 14.03.2013 tarihli kararı; HGK'nun EC. 2004/4-290. K. 2004/289 sayı ve  12.05.2004 tarihli kararı). İlamların ve resmi senetlerin ispat gücüne ilişkin HMK. m. 204/1 hükmüne göre de “ilamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar “ ancak İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/248 H. sayılı dosyasında verilen gerekçeli karar incelendiğinde \"... Müştekilerden ...nun da sanıkların muhasebe işlemlerini yürüttükleri dönemde müşteki ...'ın hissesi bulunan ... A.Ş. nin ortağı olan...'in ...'ya devrettiği gözüken A.Ş, Hisse Devir Sözleşmesinin (24.08. 2001) sahte olduğu, sanıkların bu şirketinde ortağı oldukları ve müşteki ...'nun 18.06.2007 tarihli beyanında söz konusu hisye devir. sözleşmesini sanık ...'nin getirdiğini ve imzalamasını istediğini onun da ...'in bürosunda imzaladığını belirttiği, ... Yine ... 'in hissesini sanık ...'ye devreden sözleşmedeki ve müşteki ...'ü devreden sözleşmedeki imzayının sahte olduğu, ayrıca Yönetim Kurulu Başkan Yard. ... yazılı ... A.Ş. ye ait belgedeki imzanın müşteki ...'e ait olmadığı ... İler ne kadar sanıklar... hakkında atılı suçlardan dolayı cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de; sanıkların üzerlerine atılı sahtecilik suçu bakımından suç tarihi itibariyle lehe olan yasanın tespiti bakımından ... sanıkların üzerlerine atılı suhtecilik suçunun suç tarihi itibariyle dava zamanaşımına uğraması nedeniyle .... Açılan davanın düşürülmesine” karar verildiği ve kararın kesinleştiğinin görüldüğü, dolayısıyla hisse devirlerinin sahte işlemlerle yapıldığı bu bakımdan devrin geçersiz sayılması gerektiği yönünde somut bir karar oluşturulmadığından ve böyle bir kararın kesinleşmesinden de söz edilemeyeceğinden dayanak olarak gösterilen mahkeme kararanın HMK. m. 204/1 hükmü anlamında kesin hüküm nedeniyle delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davacı ... 24.08.2001 tarihinde düzenlenmiş Devir Sözleşmesi” ile 5.000.000 TI. nominal değerli 5 adet hissesine karşılık 25.000.000 “Anonim Şirket Hisse TL'lık sermaye hissesini ...'ye devrettiği, davacı ..., 24.08.2001 tarihinde düzenlenmiş “Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” ile 5.000.000 TL nominal değerli 170 adet hissesine karşılık 850.000.000 TL'lık sermaye hissesini ...'ya devrettiği, davacı ..., 24.08.2001 tarihinde düzenlenmiş “Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” ile 5.000.000 TL nominal değerli 300 adet hissesine karşılık 1.500.000,000 TL'lık sermaye hissesini ... 'a devrettiği,  yönetim kurulu başkanı ... ve Başkan Yardımcısı ... ismi ve imzası taşyan 24.08.2001 tarih ve 18 nolu Yönetim Kurulu kararında; şirket ortaklarından ... şirkette mevcut 475 adet hissesinin;  300 adet hissenin ...'a, 170 adet hissesini ...'ya, 5 adet hissesini ...'ye, şirket ortaklarından ... şirkette mevcut 500 adet hissesinin; 200 adet hissesini ...'ye, şirket ortaklarından ...şirketle mevcut 5 adet hissesini ...'ye devir ettiğini ve devrin ay birliği ile kabul edilmesine karar verildiği, ticaret sicili kayıtları incelendiğinde, 07.08.2001 tarihinde tescili yapılmış 07.11.2000 tarihli olağan genel kurulunda Yönetimi Kuruluna ..., ... ve ...'in seçildiğinin görüldüğü, 12.09.2001 tarihinde tescili yapıldığı, 29.08.2001 tarihli genel kurulda ..., ... ve ...”'nun üç yıllığına yönetim kuruluna seçildikleri, yönetim kurulu başkanı olarak davacı ....'nun seçildiğinin görüldüğü, dolayısıyla hisse devirlerinin yapıldığı tarihlerde davacıların yönetim kurulu başkanlığı ve başkan yardımcılığı görevlerinde bulunduklarının görüldüğü, dosyaya sunulan uzman görüşünde de tespit edildiği üzere davacı ...'nun dava dilekçesinde Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 20017477 H. sayılı davada dava süresince tutukluluğunun devam ettiğine  dair beyanına karşılık dava sonunda alınan 2010/128 sayılı kararın 2. sayfasında suç tarihi 29.11.2001 olarak görülmekte olup 02.12.2001 tarihinde sanıklardan ..., ..., ... hakkında tutuklama yapıldığı ve aynı kişilerin 2001-2002 de farklı tarihlerde tahliye edildiği bilgisinin bulunduğu, davacı ... tutuklu sanıklar arasında görülmediği, yine, davacıların iptalini istediği hisse devri tarihi 29.08.2001 tarihi iken geminin yakalandığı ve bağlandığı tarihin 29.11.2001 tarihi olduğu, hisse devri ile geminin bağlanma tarihleri arasında 4 (dört) ay süre olduğunun tespit edildiği, davacılardan ... hisse devir sözleşmesini ...'nin ofisinde imzaladığını ifade etmekte ise de şirketin resmi adresinin 19.04.2001 ve 2002 yılları arasında aynı adres olması nedeni ile muhasebe bürosunda değil şirketin merkezinde imzaladığının değerlendirildiği, davacı .... 29.08.2001 tarihli şirketin genel kurul toplantısı ve alınan 29.08.2001 tarih ve 20 no'lu yönetim kurulu kararının tescili için ...'nun İstanbul ...Noterliğinden 05.09.2001 tarih ve... yevmiye no'lu imza beyannamesi düzenleyerek İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunda 06.09.2001 tarihinde tescil ettiğinin de anlaşıldığı,  ticaret siçilinin hükümlerini düzenleyen TTK. m. 36 hükmüne göre: \"Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği: ilanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamış ise, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş gününden itiharen hukuki sonuçlarım doğurur... Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddiaları dinlenmez \" olduğunu, söz konusu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere, sicilin aleniliği ilkesi gereği, ticaret siciline tescil ve ilan edilen bir kaydın bilinmediği hususunun, şirket ortakları bir yana üçüncü kişiler tarafından dahi ileri sürülmesi mümkün olmadığı, ticaret sicilinin aleniliği ilkesi gereği, ticaret siciline tescil ve ilan edilen bir kaydın bilinmediği hususunun şirket ortakları bir yana, üçüncü kişiler tarafından dahi ileri sürülmesinin mümkün olmaması, hisse devirlerinin yapıldığı tarihlerde davacı ...'nun yönetim kurulu başkanı, ...'in de başkan yardımcılığı görevlerinde bulunmaları davacı ..., 29.08.2001 tarihli şirketin genel kurul toplantısı ve alınan 29.08.2001 tarih ve 20 no'lu yönetim kurulu kararının tescili için ...'nun İstanbul ... Noterliğinden 05.09.2001 tarih ve ... yevmiye no'lu imza beyannamesi düzenleyerek İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunda 06.09.2001 tarihinde tescil edilmiş olması, aynı davacının İstanbul ...Noterliğinden 02.07.2003 tarih ve ... yevmiye no'lu sirküleri düzenlemesi ve hisse devrinden sonraki genel kurullara katılması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; hisse devirlerinin davacıların bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşmiş olduğu, dolayısıyla da hisse devrindeki imzaların geçersiz olduğu kabul edilse dahi bu geçersizlik üzerinden uzun süre geçmiş olmakla bu hususun artık TMK. m. 2 hükmü karşısında ileri sürülemeyeceği sonucuna varıldığı, gerçekten de bir içtihadı birleştirme genci kurulu kararı olması nedeniyle somut olay açısından da bağlayıcı olan YİBGK'nun E. 1987/2, K. 1988/2 sayı ve 30.09.1988 tarihli kararında, resmi şekil şartının dahi yerine getirilmediği bazı durumlarda sözleşmenin geçerli olabileceği açıkça ifade edildiği, söz konusu kararda şu hususlara yer verildiği, \"genel olarak şeklin amacı. bazen taraflardan birinin veya her ikisinin bazen de üçüncü kişilerin veyahut kamunun yararını korumak, hukuki güvenliği sağlamaktır. ... sözleşmelerin resmi şekilde yapılmasının tarafları koruyucu amacı şöyle ifade edilmektedir: “ Tarafları dikkate davet etmek, acele ile yanlış kararlara varmamak ve altından kalkılmayacak  yüklere girmemek” ... görüldüğü üzere söz konusu içtihatın şekle aykırılğı butlan olarak nitelendirdiği ve aradan geçen uzun süre nedeniyle şekle aykırılığın ileri sürülmesini TMK m.2 hükmüne aykırı bulduğu, gerçekten yokluk ve butlan arasındaki en temel farkın bu noktada olduğu, yokluğun bir sözleşmenin meydana gelmesi için kanunun öngördüğü unsur ve şartların hiçbirisinin mevcut olmaması durumunda gerçekleşen sakatlık hali olduğu, butlanın ise şeklen mevcut yani kurucu şekli unsurlarının meydana geldiği bir sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına ahlaka, adaba aykırı ya da imkansız olduğundan söz konusu olacağını, yok hükmündeki işlemin tahvil yolu ile hüküm doğurmasının sağlanamayacağı, somut olayda olduğu gibi butlanın ileri sürülmesinin bazı durumlarda TMK 2.madde hükmüne aykırılık oluşturabileceği, oysa yokluk durumunun ileri sürülmesini dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle engellenemeyeceği, ifade edildiği üzere şekle aykırılığın müeyyidesi butlan olduğundan bu hükümsüzlük haline rağmen sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün ifa edildiği ya da uzun süre  sesiz kalındığı durumlarda butlan halinin ileri sürülmesinin TMK 2.madde hükmünde aykırılık teşkil edeceğinden somut olay da şekle ayrılığın ileri sürülmesinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını, öte yandan yapılan hisse devrinin pay defterine işlenmesi dolayısıyla pay defterine kayıt yapma zorunluluğu nedeni ile öngörülen nama yazılı hisse senetlerinin sahiplerine aleniyet kazandırma işleminin somut olayda gerçekleştiği belirtilmiştir.Davacılar vekili rapora karşı itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunda mahkemenin nasıl karar vermesi gerektiği yönünde hukuksal inceleme yapıldığının görüldüğünü, bilirkişilerin hisse devirlerinin davacıların bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşmiş olduğu yönündeki kanaatinin dayanağının bulunmadığını, olayların gelişimini ve sunulan belgelerin aksi yönde ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek, raporun dikkate alınmamasını, dosyanın yeni bir bilirkişiye gönderilmesini talep etmiştir.Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir.Davacıların ihya kararı verilen davalı anonim şirketinin hissedarlarından olduğu, taraflar arasında tartışmasıdır. Davacılar, dava dilekçelerinde hisse devirlerine dair yapılan işlemlerdeki ve sözleşmedeki imzaların kendilerine ait olmadığını iddia ederek bu davayı açmışlardır.Dava konusu hisse devir tarihleri 24.08.2001 dir. Aynı tarihli şirket yönetim kurulu toplantısı, davacılardan ... yönetim kurulu başkanı, davacı ... ise yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak  gerçekleştirilmiştir. Toplantıda hisse devirlerleri  oy birliği ile kabul edilmiştir. Kararın 1. maddesinde, şirket ortaklarından ...'in şirketteki mevcut 475 adet hissesinin devri ile ilgili olarak a, b, ve c bentlerindeki kararların alındığı, 2 nolu kararda ise şirket ortaklarından davacı ...'nun şirketteki mevcut 500 adet hissesinin devri ile ilgili devir sözleşmelerine yer verilerek 4. maddede, yönetim kurulu olarak devrin oy birliği ile kabul edilmesine karar verildiği ifade edilmiştir.Ayrıca 23.07.2002 tarihli şirketin olağanüstü genel kurul toplantısına ait hazirun cetvelinde davacılardan ... toplantıda hazır bulunmuştur. Davacıların ortağı olduğu ve ihyasına karar verilen davalı şirkete ait gemi ile kaçakçılık yapıldığına dair  düzenlenen iddianame ve açılan kamu davası kapsamında davacılar hisse devir tarihi ile aynı tarihli olan yönetim kurulu karar tarihinde tutuklu olmadıkları tespit edilmiştir.Kaldı ki hisse devir tarihleri ve yönetim kurulu kararı olaydan dört ay öncedir. Bu durumda, hisse devir sözleşmesindeki imzaların bir an için kendileri tarafından atılmadığı kabul edilse dahi bilirkişi raporu ve mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, yönetim kurulu kararını her iki davacı birlikte almıştır. Yönetim kurulu kararında davacılara ait olan imzaların sahte olduğuna dair bir tespit yoktur. Karar Ticaret Sicil  Gazetesi'nde ilan edilmistir. Devrin davacıların bilgisi ve onayı ile gerçekleştirildiğinin kabulü isabetlidir.Diğer taraftan olay tarihinden itibaren geçen süre de dikkate alındığında TMK'nın 2. madde hükmü karşısında, iddiaların kabulü mümkün görülmemiş ve  mahkemece verilen ret kararının usul ve yasaya uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kara kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve temyiz yolu açık olarak karar verildi.20.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9dd0531c97eca000","SID":"f4c7b1756f24b068"}}