{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1796 <br>KARAR NO: 2025/445<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/12/2020<br>NUMARASI: 2018/503 Esas -  2020/922 Karar<br>DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 10/04/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkili şirketin, uzun yıllardan beri lojistik ve depolama alanında faaliyet göstermekte olan saygın bir firma olduğunu, müvekkili şirketin ... - ... plakalı araçları ile davalı firmaya ait mallan taşıma işlerini gerçekleştirmekteyken 26.10.2017 tarihinde Antalya/Elmalı/Merkez Zabıta Kontrol Noktasında zabıta ekiplerince denetime tabi tutulmuş, denetim neticesinde T.C. Elmalı Belediyesi *nin Elmalı Merkez Zabıta Ekiplerince düzenlenmiş bulunan 82, 83, 85, 87 sayılı 26.10.2017 tarihli Cezalı Hal Rüsumu Tutanakları uyarınca \"5957 sayılı sebze ve meyveler ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanunun 8. maddesinin 8. fıkrası'' gereğince, müvekkilinin taşıdığı meyve ve sebzelerle ilgili \"Hal kayıt sistemine bildirilmeden toptan mal alma satma\" gerekçesiyle müvekkili aleyhinde 10.263,87 TL tutarındaki idari para cezası kesildiğini, yine 26.10.2017 tarihli ... seri numaralı İdari Para Cezası Tutanağı ile de \"5957 sayılı sebze ve meyveler ile yeterli arz ve talep derinliği bulunan diğer malların ticaretinin düzenlenmesi hakkında kanunun 14. Maddesinin ç. Fıkrası\" gereğince \"Hal kayıt sistemine bildirilmeyen malların veya bunların depolanması\" gerekçe gösterilerek de 2.704,00 TL tutarındaki idari para cezası kesildiğini, ilgili para cezalarına itiraz edilmişse de idari para cezalarının icra tehdidi altında ödenmek zorunda kalındığını, belirtilen idari para cezalarının kesilmesine, müvekkili şirkete ait araca yüklemeyi gerçekleştirmiş bulunan ve mal sahibi olan davalı şirketin sebebiyet verdiğini, cezalara konu beyan veya bildirimlerde bulunması gereken bu konuda gerekli tüm evrakları hazırlayıp sunması gereken tarafın da davalı şirket olduğunu, müvekkili şirketin sadece davalı şirkete ait malların taşınmasını yaptığını, her ne kadar, ilgili tutanaklarda \"... Nak. Ve San. Ltd. Şti.\" olarak işlem yapılsa da davalı şirketin olağan genel kurulu ile tür değişikliğine gidildiği, 17.12.2014 tarihinde tescil ve ilan olunduğunu, 23.12.2014 tarihli 8721 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesi kaydında görüleceği üzere \"... A.Ş.\" olarak unvan değişikliği gerçekleştiğini belirtmek istediklerini, yine, söz konusu para cezalarının konusunu oluşturan 5957 sayılı kanunun 8. Maddesi 9. Fıkrası uyarınca; \"Cezalı hal rüsumundan, malları taşıyan nakliyeciler ya da depolayanlar mal sahibiyle birlikte müteselsilen sorumludur\" hükmü uyarınca müvekkili şirketin taşıdığı malların sahibi ve huzurda görülmekte olan dosya davalısı ...  Nak. Ve San. Ltd. Şti.'nin işbu cezalardan müvekkili şirket ile Kanuni olarak müteselsilen sorumlu olduğunun açık olduğunu, ancak bu müteselsillik kanun gereği olup, asıl sorunluluğun davalı şirkette olduğunu, işbu cezalardaki mali yüke Mahkememizin de takdir edeceği üzere müvekkili şirketin olmakla birlikte Kanuna da açıkça aykırı olduğunu, işbu mali yükün müvekkilini mali açıdan da zor bir duruma sokmuş olduğunun izahtan vareste olduğunu, tüm beyanları doğrultusunda, mahkememizin de takdir edeceği üzere yukarıda bahsi geçen ceza tutanaklarının konusunu oluşturan malların sahibi ve sebepsiz zenginleşmekte olan tam kusurlu davalı şirketin sorumluluğuna gidilerek müvekkili şirketin tamamını ödemiş bulunduğu cezaların davalı şirketten alınarak müvekkili şirkete verilmesine karar verilmesi için saym mahkemede dava açılma zorunluluğunun hasıl olduğunu, tüm bu nedenlerle; 26.10.2017 tarihli 82, 83, 85, 87 seri nolu Cezalı Hal Rüsumu ve ... seri numaralı İdari Para Ceza Tutanaklarının düzenlenmesine davalı şirketin sebebiyet vermiş olması sebebiyle davalarının kabulü ile müvekkili şirket tarafından ödenmiş bulunan 10.263,87 TL ye 2.704,00 TL tutarlarındaki idari para cezalarının ödeme tarihi olan 19.03.2018 tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faiz ile birlikte davalıdan rücuen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davayı kabul manasına gelmemek ile birlikte, davacım tüm taleplerine karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını, taşıyıcının hak ve alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresinin 6102 sayılı TTK nun (yeni) madde 855 ile düzenlemiş olup, 855/3 gereği; \"Rücu haklarına ilişkin zamanaşımı, rücu alacaklısının, zararı ve rücu borçlusunu öğrendiği tarihten itibaren, üç ay içinde zarar hakkında rücu borçlusuna bildirimde bulunmuş olması şartıyla; rücu alacaklısına karşı mahkeme kararının kesinleştiği günden, kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmayan hallerde ise, rücu alacaklısının borcu ifa ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar\" davacının taleplerinin zamanaşımına uğramış olup, taraflarınca kabulünün mümkün bulunmadığını, dava konusu idari para cezalarının haksız ve hukuka aykırı olup, müvekkili şirket tarafından iş bu para cezalarına karşı yasal yollara başvurulduğunu, Elmalı Belediyesi Toptancı Hal Müdürlüğü tarafından, müvekkili şirketçe alınan sebzelerin hal kayıt sistemine bildirilmediği gerekçesi İle düzenlenen 26.10.2017 tarihli cezalı hal rüsum tutanaklarının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, cezalı hal rüsum tutanağına tabi malların müvekkili şirket tarafından düzenlenen 26.10.2017 tarihli sevk irsaliyesinde yer almakta olup; ... nolu plakanın sehven ... olarak yazıldığım, bildirim yapılmamasının ya da plaka bildirilmemesinin söz konusu olmayıp yalnızca birbirine çok benzer iki harf arasında yazım hatası yapıldığını, bu durumda bildirim yapılmamış kabul edilmesinin mümkün olmayıp, cezalı hal rüsum tutanağının haksız olduğunun açık olduğunu, burada idare tarafından verilen cezaların amacının bildirim yükümlülüğünün ihlalini cezalandırmak olması gerekmekte olup, bu bildirim yükümlülüğünü zaten yerine getirmiş olan müvekkili şirkete ayrıca ceza verilmesi cezanın amacı ile de örtüşmemekte olup, işlemlerin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirket aleyhine; Elmalı Belediyesi Toptancı Hal müdürlüğü tarafından tahakkuk ettirilen 082-083-084-085-086-087 numaralı cezalı hal rüsum tutanaklarına ilişkin İstanbul Valiliği Ticaret İl Müdürlüğü Hal Hakem Heyetine başvurulmuş olup, hal hakem heyetinin 16.01.2018 tarihli ve 2018/11-2018/9-2018/10 nolu kararlan ile başvurularını kabul ederek idari işlemlerin iptaline karar verdiğini, ilgili hal hakem heyeti kararının dilekçe ekinde sunulduğunu, idare tarafından İstanbul Valiliği Ticaret İl Müdürlüğü Hal Hakem Heyeti kararının iptali için İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/ 133 E.sayılı dosyası kapsamında dava ikam edilmişse de; İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/ 133 E. 2018/569 K.sayılı karan ile, bildirim yükümlülüğünün yerine getirildiğinden bahisle davacının davasının kesin olarak reddine karar verdiğini, işbu gerekçeli kararın dilekçe ekinde sunulduğunu, davacı tarafın yasal süresi içerisinde aleyhine başlatılan takiplere itiraz etmemesinden doğan zararını, müvekkili şirkete yükleyemeyeceğini, müvekkili şirketin, idare tarafından tesis edilen hukuka aykırı işlemlere karşı her türlü yasal yola başvurmuşken, davacı tarafın yasal süresi içerisinde aleyhine başlatılan takiplere itiraz etmemesinden doğan zararını, müvekkili şirkete yüklemeye çalışmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın, her ne kadar aleyhine başlatılan icra takiplerine ödeme yapmak zorunda kaldığını iddia etmişse de, sayın mahkemenizce de takdir edileceği üzere, davacınm haksız ödeme emrine itiraz hakkının mevcut olup, davacının bu itiraz hakkını süresi içinde kullanmayarak hakkındaki takibin kesinleşmesine sebebiyet vermesinin tamamen davacınm kusurlu olup, bu sebeple doğan zarara ilişkin sorumluluğun da davacıya ait olduğunu, kimsenin kendi kusurundan faydalanamayacağını, davacının zaten iptal edilen cezaları ödemiş olup, davacının kusurlu davranışı ile fazlaca ödeme yapması hususunun müvekkili şirket açısından bağlayıcı olmadığını, davacı yanın yasal süresi içerisinde ilgili cezaların iptali için yasal mercilere başvuruda bulunmayarak; cezaların kesinleşmesine ve akabinde icra işlemlerin tatbikine kendi kusurlu davranışı ile sebebiyet verdiğini, bu anlamda söz konusu icra işlemlerin tabiki sebebiyle uğradığını iddia ettiği zararların tazminini müvekkili şirketten talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının kanun gereği müteselsil sorumluluğunun bulunmadığını, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere 5957 sayılı kanunun 9. Maddesi gereği \"Cezalı hal rüsumundan, malları taşıyan nakliyeciler ya da depolayanlar mal sahibiyle birlikte müteselsilen sorumludurbu hüküm uyarınca davacı vekilinin de kabul ettiği üzere çok açık şekilde davacınm kanundan doğan sorumluluğunun söz konusu olduğunu, davacı tarafça, hukuki sorumluluğun kabul edilmesi ile birlikte kusurunun olmadığım ileri sürmesinin taraflarınca anlaşılamadığını, zira davacı tarafın ürünlerin nakil aracına yüklenilmeden hal kayıt sistemine bildirim yapılıp yapılmadığının kontrolü sağlamakla yükümlü olup, bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu bağlamda davacınm hem sorumluluğunun söz konusu olmadığı iddiasının tamamen gerçeğe aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, tüm bu nedenlerle; haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddi ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"... Taraflar arasında 03/05/2008- 03/05/2009 tarihlerinde geçerli olmak üzere Para Paket Sigorta poliçesi imzalanmış olup, poliçe kapsamında olay başına 250.000 USD ve yıllık 400.000USD teminat limiti belirlendiği, sigortalı davacının şirketinde gerçekleşen emniyeti suistimal olayı nedeniyle dosya kapsamında bulunan 07/04/2010 tarihli ... Eksperlik Limited Şirketi ekspertiz raporunda hasar bedelinin 53.308,11 USD olarak belirlendiği, hasara yönelik ihbarın davalı sigorta şirketine 04/02/2009 tarihinde tebliğ edildiği, 53.308,11 USD karşılığı sigorta şirketinin 16/11/2017 tarihinde  87.773,57TL ödemede bulunduğu anlaşılmaktadır. 6762 s. Kanun m.1299 “Sigorta bedelini ödeme borcu, karada ve iç sularda taşıma rizikolarına ait sigortalar dahil, bütün mal sigortalarında, rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya ihbar borcunun 1292 nci madde hükmünce doğduğu tarihten muaccel olur” hükmü gereğince sigorta tazminatının muacceliyeti rizikonun gerçekleştiğinin sigortacıya ihbar borcunun doğduğu tarihte, İhbar borcu ise rizikonun gerçekleştiğinin öğrenilmesi ile başlamaktadır. ETTK m.1292 “Sigorta ettiren kimse sigortanın taallük ettiği rizikonun gerçekleştiğini haber aldığı tarihten itibaren beş gün içinde sigortacıya haber vermeye mecburdur.” davacı taraf Tekkeköy-Samsun Şubesi sorumlu müdürü ...’a yerinde bulunmayan şirket mallarının teslimi için 13/01/2009 tarihine ihtarname keşide ettiği, teslim edilmemesi üzerine hakkında şikayette bulunduğu ve Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesi 2010/866E 2010/1227K. Sayılı karar ile davacı sigortalının işçisinin emniyeti suistimal suçunu işlediğinin sabit olduğuna karar verildiği, 02/02/2009 tarihli Bakırköy .... Noterliği ... yevmiye nolu ihtarname ile davalı sigorta şirketine hasar ihbarı ve ödeme talebinde bulunulduğu, davalı sigortanın kararırn kesinleşmemesi nedeniyle ödeme yapmadığı, bunu üzerine karar kesinleştikten sonra  02/11/2017 tarihli Bakırköy ... Noterliği ... yevmiye nolu ihtarname ile davalı sigorta şirketine ticari faizi ile birlikte hasar ihbarı tekit edildiği, 16/11/2017 tarihinde sigorta şirketince 87.773,57TL ödemede bulunulduğu ancak davacının ekspertiz raporunda belirtilen 53.308,11 USD nin fiili ödeme günündeki TL karşılığının ödenen bedel mahsup edilerek faiziyle birlikte ödenmesi için davalı sigortaya karşı 25/12/2017 tarihli Bakırköy ... Noterliği ... yevmiye nolu ihtarname keşide ettiği anlaşılmıştır. Olayda sigorta şirketine ihbarın süresinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, sigorta tazminatının muacceliyetine ilişkin olarak kendisine riziko ihbarı yapılan sigortacının da araştırma ve inceleme yapma hakkının bulunduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, muacceliyet konusunda riziko ihbarı yanında sigortacının edimine ilişkin araştırmaları da tamamlamış olması önemli bir kriterdir. Ancak, menfaatler dengesinin korunması açısından sigortacının incelemesine de bir süre sınırlandırması getirilmelidir. 6102 sayılı Kanun m.1427 uyarınca su sürenin zarar sigortalarında rizikonun gerçekleştiğinin ihbar borcunun doğduğu tarihten itibaren 30 gün, can sigortalarında ise araştırma yapılacak şeylerin kapsamının daha dar ve zarar sigortasına göre daha net olmasından dolayı 15 gün olarak öngörülmüştür. Ancak, menfaatler dengesinin korunması bakımından sigortacıya yüklenilemeyen nedenlerden dolayı incelemeler tamamlanamamışsa, örneğin gerekli evrakların sigorta ettiren veya sigortalı tarafından sigortacıya zamanın veya hiç verilmememsinde olduğu gibi, bu süreler işlemeyecektir. Diğer taraftan, sigortacı rizikonun gerçekleştiği kendisine ihbar yapılmadan öğrenmiş ise, muacceliyet için rizikonun gerçekleştiğine ilişkin ihbarın yapılmış olması da aranmamalıdır.Tazminat veya can sigortaları bakımından bedel ödemesi için tüm bilgi ve belgeler sigortacıya verilmiş olmakla birlikte incelemeler bitirilememiş olabilir. Ancak, sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini yaparken de amacı zararının bir an önce telafi edilmesi ve karşılaştığı tehlikeden dolayı herhangi bir mağduriyetinin doğmamasıdır. Bu durumda da sigorta ettirenin menfaati korunması gerekeceğinden madde ile sigortacıya ödenecek tazminat veya bedelden mahsup edilmek üzere avans verme mecburiyeti getirilmiştir. 6102 sayılı TTK m. 1427 ile sigortacının sigorta ettirene göre daha güçlü bir konumda olduğu göz önünde bulundurularak tazminat ödeme borcunda sigortacının temerrüde düşmesi için sigortacıya ihtar gönderilmiş olması aranmamış ve sigortacıyı temerrüt faizi ödemekten kurtaran anlaşmaların geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta ceza mahkemesinin kararının kesinleşmesinden sonra davalı tarafın olay tarihindeki kur karşılığı ödeme yapmış olduğu değerlendirimdiğinde 07/04/2010 tarihli ... Limited Şirketi ekspertiz raporunda tespit edilen  53.308,11USD hasar bedelinin taraflarca kabul edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre davalı sigortanın ceza mahkemesinin kararı kesinleşmesine kadar faizin işlemeyeceği iddiası yerinde değildir.Mahkememizce aldırılan usul ve yasaya uygun denetime elverişli kök ve ek bilirkiş raporlarında yapılan teknik incelemelerde hasar bedelinin dosya kapsamında bulunan ekspertiz raporundaki belirlenen 53.408,11USD ile örtüştüğü, 16/11/2017 tarihinde yapılan 87.773,57TL ödemenin ödeme tarihindeki kur üzerinden 22.615,64USD nin düşülmesi ile davacının 30.692,46USD alacağının kaldığı tespit olunmuştur.Olayın  ve hasarın gerçekleşme tarihi, ihbar tarihi dikkate alındığında 6762 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğinden bilirkişi heyetince buna göre 04/02/2009 tebliğ tarihinden itibaren TCMB resmi sitesindeki faiz oranları tablosu dikkate alınarak hesaplanan 32.738,13 USD işlemiş faiz talep edilebileceği kanaatine varılmakla davanın kısmen kabulü ile aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. Ayrıca icra inkar tazminatı talebi bakımından emniyeti suistimal suçunun işlenip işlenmediği ceza mahkemesinde yapılan yargılama ile belirlenmiş olup alacağın likit olma şartı sağlanmadığından reddine \" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin vermiş olduğu kararın gerekçe kısmı ile hüküm kısmının birbiriyle örtüşmediğini, idari para cezalarının kesilmesine, müvekkili şirkete ait araca yüklemeyi gerçekleştirmiş bulunan ve mal sahibi olan davalı şirketin sebebiyet verdiğini, cezalara konu beyan veya bildirimlerde bulunması gereken bu konuda gerekli tüm evrakları hazırlayıp sunması gereken tarafın da davalı şirket olduğunu, müvekkili şirketin sadece davalı şirkete ait malların taşımasını yaptığını, icra ödemelerinin haciz tehdidi altında yapıldığını, dava konusu edilen para cezalarına davalı tarafın kusurunun sebep olduğu tüm belge ve evraklarda sabit olduğunu, davalı tarafın eksik yada yanlış beyanları yüzünden müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkili şirketin, davalı tarafın kusuru nedeni ile uğradığı tüm bu zararlar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken ret kararı verilmesinin hakkaniyete, usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/503 Esas dosyasında verilen 23.12.2021 tarihli 2020/922 Karar sayılı kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini, talepleri yerinde görülmezse kararın kaldırılarak dosyanın Mahkesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde: Davacının kendisine başlatılan icra takibine karşılık yargı yoluna başvurulabileceğini, her ne kadar İdari Yargı'ya başvurulması icra işlemlerini durdurmayacağı sebebi ile icra tehdidi altına ödeme yapıldığı belirtilmekte ise de icraya ödeme yapmak yerine davacı tarafça idari yargıda yapılacak itiraz ile teminatlı ya da teminatsız olarak tedbir talep edilmek sureti ile icrai işlemleri durdurabileceğinin açık olduğunu, davacı tarafın üzerine düşen hiçbir savunma ya da itirazı yapmaksızın ödeme yaptığını ve müvekkili şirketi zarara uğratmak adına yapmış olduğu ödemelere yönelik rücu talebinde bulunduğunu, davacının salt müvekkili şirket ile birlikte müteselsil olarak sorumlu olduğu ve ödeme yapmasının akabinde müvekkil şirkete rücu edebileceğine güveni ile itiraz etmek ya da dava açmak yerine ödeme yapılmasını kabul etmediklerini,  dava konusu idari para cezalarının, yerel mahkemenin gerekçeli kararında da belirtildiği üzere müvekkil şirketin yapmış olduğu itirazlar neticesinde iptal edildiğini, dolayısı ile iptali sağlanmış olan bir idari para cezası ödeme yükümlülüğü bulunmamasına rağmen davacının üstüne düşen yükümlülüğü yerine getirmeksizin ödeme yapmış olması neticesinde müvekkili şirketten talepte bulunmasının haksız olduğunu,  müvekkili şirketçe, sadece davacı adına kesilen 2.704 TL tutarındaki idari para cezasından haberdar olmadığı için itiraz edilemediğini, davacının  diğer iptal edilen idari para cezası gibi burada da itiraz etmek yerine ödeme yapmayı tercih etmiş olup, itiraz yolu ile iptali sağlanabilecek bir borcun ödenmesi ile müvekkili şirkete rücu edilmesine yönelik verilen yerel mahkeme kararının hatalı olduğunu, davacı tarafça gerekli özenin gösterilmediğini , müvekkili şirketin haberdar edilmediği gibi itiraz yolu açık olmasına rağmen ödeme yapılarak adeta müvekkili şirketin temsilcisi gibi hareket edilmiş yetkisi bulunmamasına rağmen inisiyatif alınarak ödeme yapıldığını ve müvekkili şirkete rücu edildiğini, bu yönden yerel mahkeme kararı hatalı olup, kaldırılması gerektiğini beyanla  davacı yanın haksız ve hukuka aykırı istinaf kanun yoluna başvurusunun reddi ile, taraflarınca  yapılan itirazlar neticesinde ilgili kararın istinaf incelemesi neticesinde hukuka uygun şekilde hüküm tesis edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki taşıma  ilişkisi nedeniyle davacının ödediğini iddia ettiği idari para cezalarının davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 294 vd. maddesinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açık yargılamada belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı açıkça gösterilmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi, verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır (Yargıtay 11.HD 2017/4371 E 2019/4071 K 22.05.2019 T. Aynı dairenin 2019/639 E 2019/1537 K 25.02.2019 T.). Gerekçe, kararın denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev görür. Anayasa'nın 141/3. maddesi ''Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır'' hükmünü içermektedir. HMK'nın 297/c, 27/c maddelerinde ise mahkeme kararlarında her iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonucu ve hukuki sebeplerin açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.Somut olayda taraflar arasındaki taşıma ilişkisi nedeniyle davacı tarafça ödendiği iddia olunan idari para cezaları yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin karar gerekçesinde  bilirkişi incelemesine yer verildikten sonra Mahkemenin 2018/174 Esas - 2020/921 Karar sayılı başka dava dosyasına ilişkin gerekçeye yer verilmiş, dolayısıyla mahkemece eldeki davanın konusu, tarafların  ayrı ayrı  taraf iddia ve savunma sebepleri ışığında irdelenmek suretiyle tartışılmamıştır. Bu nedenle mahkemenin hangi gerekçeyi esas aldığı gerekçeli kararda yer almamaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda,  davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebepleri ve davalı vekilinin istinaf başvurusu bu aşamada incelenmeksizin aşağıdaki şekilde  karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:  1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Kararın kaldırılma sebebine göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,4-İstinaf başvurusu bu aşamada incelenmediğinden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcı ile istinaf başvuru harcının istemi halinde kendisine iadesine, 5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 10/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"83840aa5cb799921","SID":"84725034d36d7678"}}