{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/67 - 2025/956<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/67 <br>KARAR NO\t: 2025/956<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t              : 14/06/2023<br>NUMARASI\t: 2020/345 Esas - 2023/637 Karar<br><br>DAVACI \t: SAINT GOBAIN WEBER YAPI KİMYASALLARI SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - Ansızca Köyü Ansızca İç K. Sanayi Sk. No:284  Kemalpaşa/ İZMİR<br>VEKİLİ\t: Av...<br>DAVALI \t: HERMES GLOBAL LOJİSTİK ANONİM ŞİRKETİ - Şekerpınar Mahallesi Otomotiv Caddesi No:7 Çayırova/KOCAELİ<br>VEKİLİ\t: Av...<br><br>DAVA\t: Tazminat (Saklama Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 04/07/2020<br>KARAR TARİHİ\t  : 15/05/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ : 15/05/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  <br>müvekkili Saint Gobain Weber Yapı Kimyasalları San. Ve Tic. A.Ş. İle davalı Hermes Global <br>Lojistik   A.Ş. arasında varılan anlaşma çerçevesinde, müvekkil şirketi, davalı şirketten almış <br>olduğu antrepo hizmetinin davalı şirket tarafından ayıplı olarak ifa edilmiş olması <br>nedeniyle, müvekkili şirketin uğramış olduğu fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla <br>şimdilik; ürün bedeli (1.000.-TL), lojistik masraflar (1.000.-TL), depolama (antrepo) <br>maliyetleri (1.000.-TL), gümrük vergileri  (1.000.-TL),  gümrük müşavirlik maliyeti (1.000.-<br>TL), laboratuvar masrafları (1.000.-TL), elleçleme masrafları (1.000.-TL) ve imha masrafları <br>(1.000.-TL) olmak üzere oluşan maddi zararlarının, fazlaya dair talep hakları saklı kalmak <br>kaydıyla şimdilik 8.000,00.-TL’nın, zararın doğduğu tarihten tahsil tarihine kadar işleyecek <br>Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı reeskont faiz oranı üzerinden faizi ile <br>birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin şirketin gümrüklü alan kabul edilen ve gümrük müdürlüğü denetim ve gözetiminde faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, müvekkilinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak İstanbul/Hadımköy ve İzmit/Gebze’de Gümrüklü <br>antrepo ve serbest depo hizmeti verdiğini, davacı şirkete 2014 yılından itibaren çeşitli tür ve <br>nitelikteki eşyalar için hizmet verildiğini, 2016 yılından itibaren sürekli çalışmalar için görüşmelerin yürütüldüğünü, bu görüşmelerde önce yanıcı, parlayıcı tehlikeli eşyalar için şartlar ve fiyat teklifi istendiğini, sonrasında hem yanıcı eşyaların depolanması hem de yanıcı olmayan diğer eşyaların depolanması ve nakliyesi için ayrı ayrı ücret tarifesi ve koşulları içeren 18.10.2016 tarihli fiyat teklifinin sunulduğunu, bunun sonucunda taraflar arasında kabul gören teklif ve şartlar kapsamında antrepo hizmet sözleşmesi ile ticari ilişkinin kurulduğunu ve 2019 yılının ağustos ayına kadar çalışıldığını, müvekkilinin davacıya verdiği tüm depolama hizmetini gümrük mevzuatına ve aradaki sözleşmeye uygun şekilde yerine getirdiğini, davacının dava konusu eşyaların niteliği ve depolama özellikleri bakımından müvekkiline yahut gümrük müdürlüğüne herhangi bir belge ve bilgi vermediğini, davacının ithal ettiği Weber Dry 906 isimli ürünün niteliği gereği yanıcı, parlayıcı tehlikeli eşya olmadığından mevzuat gereği gümrüklü normal sahada depolandığını, davacının ürünlerin antrepoda zarar gördüğüne dair Dilovası <br>Gümrük Müdürlüğü tarafından hazırlanmış herhangi bir tutanak olmadığını, aksine davacının ürünleri tam ve eksiksiz aldığına dair teslim tutanakları bulunduğunu, davacının ürünlerin antrepoda zarar gördüğünü iddia etmekle birlikte zarara ilişkin miktar, nitelik ve sebep yönünden herhangi bir somut, objektif ve denetlenebilir veri bulunmadığını iddia ederek, davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... 1-DAVANIN KISMEN KABUL-KISMEN REDDİNE, <br>A-155.475,03.-TL ürün bedeli, 21.285,50.-TL lojistik masrafları, 42.537,50.-TL depolama maliyetleri, gümrük vergileri, gümrük müşavirlik maliyetleri, 34.187,00.-TL laboratuvar masrafları, 9.654,50.-TL imha masraflarından oluşan toplam 263.139,53.-TL maddi tazminatın,  temerrüt tarihi olan 08/03/2019 tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>B-Davacının elleçme masrafları talebinin reddine, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın HMK'nın 109  m. uyarınca kısmi alacak davası olarak ikame edildiğini, davanın HMK'nın 107 m. uyarınca belirsiz alacak davası olarak ikame edilmediğini, davada davacının, davanın ikame tarihi itibari ile uyuşmazlık miktarını tam ve kesin olarak belirleyecek durumda olduğunu, davacının bedel arttırım dilekçesine itiraz ettiklerini bu hususun mahkemece hiç tartışılmadan, hakim aydınlatma görevini dahi yerine getirmeden usule ve hukuka açıkça aykırı olarak hüküm kurulduğunu, huzurdaki dava konusu alacağın zaman aşımına uğradığını, taraflar arasında 18.10.2016 tarihli ardiye sözleşmesi kabul edilerek davacının gümrüklü eşyalarının (genel eşya veya yanıcı parlayıcı eşya...vs) davalı antreponun gümrüklü sahasında depolandığını; davacının, zararını ve davalı şirketin kusurunu ispat edemediğini, davacının mahkemeyi yanıltıcı ve mesnetsiz iddialarının hukuka aykırı biçimde hükme esas alındığını, kusur raporuna ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini ve ek rapor taleplerinin hukuka aykırı olarak reddedildiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin karar gerekçesinde taraflar arasında 17.06.2016 ve 18.10.2016 tarihli iki ayrı teklifin asla söz konusu olmaması, açık alanda muhafaza ve fiyatlandırmanın hiç gündeme alınmamış olması nedenleriyle maddi gerçekliğe, dosya kapsamına aykırı ve çelişkili olduğunu, davalı şirketin en başından beri davacı şirket ile aralarındaki sözleşme gereği ticari ürünleri bu konudaki mevzuatın emredici hükmü ve aradaki anlaşma gereği kapalı alanda muhafaza etmesi gerektiği bilgi ve kabulünde olduğunu, zira gümrük yönetmeliği'nin emredici hükmü ve muhafazası istenen ticari ürünlerin özellikleri gereğince taraflar arasındaki tüm görüşmelerde açık alan hiç bir zaman mevzu bahis bile olmadığını, depolamanın sözleşmesel ilişkiye aykırı olarak açık alanda gerçekleştirildiği  ve ürünlerin bu nedenle ayıplı hale geldiğinin izahtan vareste olduğunu, mahkeme nezdinde ikame edilen tespit dava dosyasından tanzim edilen bilirkişi tespit raporunda, davalı tarafından verilen hizmetin ayıplı olması nedeniyle davacı şirketin zarara uğradığının ispatlanmış olduğunu, mahkemenin elleçleme giderlerine hükmetmemiş olmasının da haksız ve dayanaksız olduğu, yasal düzenlemeye aykırılık içerdiğini,  davacı şirket lehine tazminata hükmedilmesi gerekirken reddedilmiş olmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacı şirketin uğramış olduğu zararın yarısının tazminine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmiş olduğu, davalının mahkemeyi yanıtlamaya yönelik beyanlarının hukuken dikkate alınamaz nitelikte olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağına dair  itirazlarının da yersiz ve dayanaksız olduğunu, davanın zaman aşımı süresinin on yıl olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/06/2023 tarih, 2020/345 Esas - 2023/637 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava saklama sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; taraflar arasında “Weber Dry 996” isimli ürünlerin davalıya ait antrepoda depolanmasına ilişkin 18.10.2016 tarihli sözleşme bulunduğu, davacının anılan sözleşme kapsamında davalıya ait antrepoya gelen ürünlerin millileştirme işlemlerinin yapılması ve piyasaya sunulmasından sonra bazı müşterilerden gönderilen ürünlerin bozuk olduğuna dair şikayetler geldiği, bunun üzerine davacının davalıya ait depodaki ürünleri alıp kendisine ait depoya aldığı ve alınan numunelerde ürünlerin güneş ışınlarına maruz kalması ve açıkta depolanması nedeniyle 56 tonluk kısmında bakteri oluştuğu ve esnekliğini kaybederek kullanılamaz hale geldiği, anılan ürünlerin ayrıştırma ve imha işlemlerinin davacı tarafından yerine getirildiği, davalının sözleşme gereği saklama hizmetini ayıplı olarak ifa ettiğinden bahisle uğradığı zararın tazmini için eldeki davanın açıldığı, davalı tarafça ürünlerin sözleşmeye uygun depolandığı, ürünlerin niteliği ve depolama özellikleri bakımından davalıya bir bilgi verilmediği, ürünlerin davalıya ait depoda zarar gördüğüne dair ispat yükünün davacıda olduğu, aksine davacıya ürünlerin tam teslim edildiğine dair teslim tutanakları bulunduğundan davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>1- Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlığı ile yer alan ;\t<br>\"1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.\t<br>2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.\t\t<br>3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir\" şeklindeki hüküm ile düzenlenmiştir.\t<br>Daha sonra 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile başlığı ile ikinci ve üçüncü fıkralarında değişiklik yapılmıştır.<br>7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun 7. maddesiyle değişik HMK’nın 107. maddesi “Belirsiz alacak davası” başlığı ile ; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.<br>(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.<br>(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklindedir.<br>Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.<br>Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.<br>Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. \t\t\t\t\t\t<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde kısmi dava türü düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.<br>\t(2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.)<br>\t(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez”.<br>\tKısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde \"fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000). (Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K., sayılı kararı, Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 esas 2021/971 karar sayılı ilamı)<br>Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirildiğinde;\tDavacı tarafın dava dilekçesinde “fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik” şeklinde açıklamayla dava açtığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere; belirsiz alacak davasının istisnai bir dava çeşidi olması ve bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açıldığının belirtilmesinin gerekmesi, davacının dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirtmemesi ve “fazlaya dair haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik” şeklindeki ifade nedeniyle eldeki davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşılmıştır. Eldeki davanın kısmi dava olması nedeniyle ıslah ile artırılan kısma yönelik davalının süresi içerisinde sunduğu ıslaha karşı beyan dilekçesinde zaman aşımı itirazında bulunduğu, mahkemece zaman aşımı itirazı hususunda olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.<br>Bilindiği üzere zaman aşımı, maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i ve savunma aracıdır. Somut olayda, davalı tarafça yasal süresi içerisinde zaman aşımı def’i ileri sürülmüş ancak, mahkemece bu def'i hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Davalı, zaman aşımı definde bulunduğuna göre 11.04.1940 gün ve 15/70 sayılı YİBK gerekçesinde açıklandığı üzere zaman aşımı defi mevcut olduğu takdirde mahkemece her şeyden önce bu defin incelenmesi, gerçekleşmesi halinde, artık esas hakkında incelemeye devam olunmayıp davanın bu yönden reddi gerekir. Mahkemece, davalının zaman aşımı defi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yazılı şekilde  davanın esastan reddine karar verilmiş olması  usul ve yasaya aykırı  olmuştur.<br>2-Kabule göre de; Genel saklama sözleşmesi somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 561. ilâ 580. maddeleri arasında “Saklama Sözleşmeleri” başlığı altında düzenlenmiştir. Aynı başlık altında yine saklama sözleşmesinin temel özelliklerini içeren fakat kendine has bazı özellikleri olan; misli şeylerin saklanması, ardiyeciye bırakma, konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlere bırakma başlıkları ile diğer muhafaza borcu doğuran sözleşmeler bulunmaktadır. <br>6098 sayılı TBK’nın 561. maddesinde vedia sözleşmesi; “Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir. Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir.” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere saklama sözleşmesinin konusu taşınır bir maldır. Bu taşınır mal, misli bir mal olabileceği gibi misli olmayan bir mal da olabilir. Buna göre, saklama sözleşmesi; saklayanın saklatan tarafından verilen taşınırı kabul ve onu güvenli bir mahalde muhafaza etme yükümlülüğü altında olduğu ve sözleşmede ayrıca kararlaştırılmadığı takdirde saklayanın herhangi bir ücret talep edemeyeceği sürekli bir sözleşmedir.<br>Saklama sözleşmesi, rızaya dayalı bir sözleşme olup, sadece tarafların anlaşmasıyla ve taşınırın tesliminden önce meydana gelmektedir. Sözleşmenin kurulmuş olması için taşınırın teslimi şart değildir. Ancak muhafaza borcu doğaldır ki taşınırın saklayan tarafından teslim alınmasını ve koruma altına koyulmasını ifade eder. Başka bir deyişle saklayanın muhafaza borcunun doğması için taşınırın teslimi gerekmekte olup, teslim almadan kaçınılması hâlinde bir “yüküm” ihlali olarak saklayanın borçlu temerrütüne düşmesine yol açar.<br>6098 sayılı TBK’nın 564. maddesi gereğince, saklama sözleşmesinde teslim edilen taşınır için bir vade tayin edilmiş olsa bile, saklatan bu vadeye bağlı kalmaksızın, taşınırın iadesini her zaman talep edebilir. Zira Kanun’da açıkça düzenlenmemiş ise de saklayanın taşınırı geri verme borcu, saklama sözleşmesinin en önemli ve zorunlu unsurlarından biridir. Çünkü saklayan ancak taşınırı geri vermekle muhafaza borcunu tam olarak yerine getirmiş olur.<br>Saklama sözleşmesi, eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliğindedir. Saklayanın esas borcu taşınırı emin bir yerde muhafaza etmek ve saklatanın talebi hâlinde veya belirlenen sürede bunu saklatana geri vermektir. Saklatan ise sadece sözleşmede açıkça ücret kararlaştırılmış olması veya hâl ve şartların saklatanın ücret ödemesini gerekli kılması hali dışında hiçbir borç altına girmemektedir. Sadece saklayanın sözleşmeyle üstlendiği borçların yerine getirilmesiyle bağlantılı giderler ile muhafaza edilen taşınırın saklayana verdiği zararları gidermek zorundadır. Bu nedenle saklama sözleşmesi esas itibariyle ivazsız bir sözleşme olmakla birlikte sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça veya hâl ve şartlar gerekli kılmadıkça, saklama sözleşmesi ivazsız bir sözleşmedir.<br>Saklatanın sözleşme konusu taşınırın maliki olması şart değildir. Bu nedenle saklayan kural olarak sözleşmenin sona ermesi durumunda sakladığı taşınırı malikine değil saklatana geri verme borcu altındadır. Sözleşme yapıldıktan sonra saklatan taşınır üzerindeki ayni veya şahsi hakkını kaybetse dahi taşınır saklatana teslim edilmelidir. Çünkü sözleşme saklatan ile saklayan arasında yapıldığı için ancak ikisi hakkında haklar ve borçlar doğurmaktadır. Hatta TBK’nın 568. maddesi gereğince bir üçüncü kişinin sözleşme konusu üzerinde ayni hak iddiasında bulunduğu durumlarda bile saklayan geri verme borcunu saklatana karşı yerine getirecektir. Bunun tek istisnası sözleşme konusunun adli yoldan haczedilmesi ya da saklayana karşı istihkak davasının açılmasıdır; böyle durumlarda saklayan, geri verme borcunu saklatana karşı yerine getiremeyecek ve hacizden ya da istihkak davasından saklatanı derhal bildirecektir. <br>Saklama sözleşmesinde saklayanın muhafaza borcu, bu sözleşmenin konusunu ve amacını oluşturmaktadır. Saklayan, taşınırı, saklatanın belirlediği yerde ve onun istediği şekilde muhafaza etmekle yükümlüdür. Bu husus sözleşmede açıkça belirtilmemişse, saklayan taşınırı güvenli bir yerde ve değeriyle orantılı bir dikkat ve özenle muhafaza etmek zorundadır. Saklama sözleşmesinde muhafaza borcu mutlak nitelikte olup açıkça veya zımnen izin verilmedikçe, saklayan tevdi edilen taşınırı kullanamaz veya üçüncü kişilere kullandıramaz.<br>Saklayan kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, taşınırı geri vermemekten veya kötü bir durumda geri vermekten doğan zararı tazmin etmek zorundadır. Zira burada 6098 sayılı TBK’nın 112. maddesinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Başka bir deyişle geri verme saklayanın kusuru sonucunda gerçekleşemiyorsa geri verme borcu yerine tazminat borcu geçecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-28 esas 2019/991 karar sayılı ilamı)<br>Somut olayda; taraflar arasında saklama sözleşmesi kurulduğu tarafların kabulündedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalının antreposunda saklanan emtianın zarar görüp görmediği, zarar görmüş ise tarafların kusuru olup olmadığı ve miktarı hususlarındadır. <br>Yukarıda detaylandırıldığı üzere; saklama sözleşmesi uyarınca saklayanın en önemli borcu, sözleşme konusu şeyi teslim (kabul etme) ve güvenli bir yerde koruma altına alma borcudur. Saklama borcu, teslim alınan şeyin yok olmasını, bozulmasını, kaybolmasını önlemek amacıyla bu şeyin niteliğinin ve şartların gerektirdiği her türlü önlemi içerir (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümleri 7 Baskı, Sayfa 762 vd). Başka bir anlatımla, ardiyecinin en önemli ödevi ardiye malını kendi ardiyesinde korumadır. Bu ödevin içinde malı teslim almaya ilişkin ödevi de vardır. Bu ödev, malın istifini gözetleme ve sakladığında gerekli zararı doğuracak olaylara karşı uyarma şeklinde karşımıza çıkar. <br>Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacının saklatan davalının saklayan olduğu, malların davalıya ait antrepoda saklandığı, saklamanın dosyaya gelen delil tespiti raporlarına göre açıkta yapıldığı anlaşılmaktadır. Dosyaya alınan kusur raporunda dava konusu emtianın açıkta saklanması sonucu zararın doğduğu, davalı saklatanın kimyasal maddelerin sıcak ve soğuğa duyarlı olduğunu ve bozulacağını bilmesinin gerektiği belirlendikten sonra, davacıya gönderilen faturalarda açık alan ücreti üzerinden hesaplama yapılması nedeniyle davacının davalıyı derhal uyarması gerekirken uyarmadığından tarafların müterafik kusurlu olduğu değerlendirilmiştir. Ancak; taraflar arasındaki 18.10.2016 tarihli sözleşmede ücret tarifesinin “Normal Gümrüklü Parsiyal Eşya Antrepo Ücret Tarifesi” ve “Yanıcı, Parlayıcı Gümrüklü Parsiyal Eşya Antrepo Ücret Tarifesi” olmak üzere iki farklı ücret tarifesinin belirlendiği, depolamanın açık veya kapalı olmasına göre bir ücret tarifesinin bulunmadığı, yine faturalarda sadece “Antrepo Hizmet Bedeli” olarak ücretlendirme yapılması karşısında bilirkişilerin “açık alan ücret tarifesi”ne göre ücretlendirme yapıldığına nasıl ulaştıkları anlaşılamadığı gibi bu hususta raporda detaylı bir açıklamanın da olmadığı, dolayısıyla raporun bu yönüyle eksik olduğu görülmüş, eksik incelemeye dayalı rapora dayanılarak hüküm verilmesi de hatalı olmuştur.<br>O halde mahkemece; yukarıdaki ilkeler doğrultusunda taraflar arasındaki sözleşmede açıkça saklananın kapalı yerde depolanmasına ilişkin sözleşme maddesi olmasa bile davalı saklayanın sözleşme konusu şeyi teslim (kabul etme) ve güvenli bir yerde koruma altına alma, malın istifini gözetleme ve sakladığında gerekli zararı doğuracak olaylara karşı saklayanı uyarma borcu olduğu da gözetildiğinde, malların depolanması sırasında davalının gerekli kontrolü yapıp yapmadığı, saklatanı gerekli zarar doğuracak olaylara karşı uyarıp uyarmadığı huşuları da değerlendirilerek, taraflar arasındaki sözleşme de değerlendirilerek tarafların müterafik kusuru bulunup bulunmadığı , davalının teslim alma ödevi kapsamında kalan teslim ve istifleme zararı doğuracak olaylara karşı uyarı yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/1856 esas 2022/4898 karar sayılı ilamı) eksik incelemeye dayalı kusur raporunun hükme esas alınması da hatalıdır.<br>3-Kaldırma nedenlerine göre sair istinaf talepleri bu aşamada incelenmemiştir.<br>Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir<br>Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun yukarıdaki açıklanan nedenler kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6) maddelerince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Tarafların istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/06/2023 tarih, 2020/345 Esas - 2023/637 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6) ve 355. maddesi uyarınca kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.15/05/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br> <br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ddd94136c7328282","SID":"ff2aa338f8291a5e"}}