{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/64 <br>KARAR NO: 2025/468<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2024/442 <br>KARAR NO: 2024/771<br>DAVA TARİHİ: 25/11/2016<br>KARAR TARİHİ: 26/11/2024<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/04/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin işletmesini devraldığı ... plajındaki 2014 yaz sezonunda gerçekleşecek etkinlikler kapsamında davalı şirket ile 21/06/2014 tarihinde 90.000,00 TL bedelli sponsorluk sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 7.1.maddesine göre 31/03/2015 tarihine kadar davalı tarafından sözleşmenin uzatılması kararının işletmeci şirkete bildirilmesi durumunda başka herhangi bir protokole gerek kalmaksızın mevcut sözleşme hükümleri ile 80.000,00 TL bedelli olarak 30/11/2015 tarihine kadar uzatılmış sayılacağını ancak 31/03/2015 tarihine kadar sözleşme yenileme işlemlerinin davalı şirketten dolayı tamamlanamadığını ve davalı şirketin davacıdan şirketlerin birleşme sürecinden geçtikleri için süre talep ettiğini, davalı şirketin sözleşmeyi uzatma kararı aldıklarını davacı şirkete 04/05/2015 tarihinde ilettiğini, davacı şirket sponsorluk sözleşmesinin uzatılması talebini kabul ederek yeni sezon hazırlıklarına başladığını, sözleşme uzatılmasını konusunda karşılıklı mutabık kalınmasına rağmen plajın açılışı yapıldıktan sonra ...'un sözleşmeye göre üzerine düşenleri ve ödemeleri yapmadığını, davacı şirket davalı ile yaptığı sponsorluk sözleşmesine dayanarak davalı şirketin talebi doğrultusunda 157.650,00 TL'lik malzeme alımı yaptığını, ancak davacı şirket sözleşmeye göre bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına rağmen davalının sözleşmeye göre ödemesi gereken sponsorluk bedelini ve talepler doğrultusunda satın alınan malzemelerin bedelini ödemediğini, sözleşmenin yenilenmesinde karşılıklı mutabık kalınması ve davalı şirketin bu sözleşmeyi reddederek ödeme yapmaması üzerine, davalı şirkete 2015 yaz sezonu için tahakkuk eden 80.000,00 TL sponsorluk sözleşmesi kapsamında davalının talebi üzerine satın alınan malzeme giderinin davacıya ödenmesi için 25/05/2016 tarihinde ihtar çekildiğini ancak davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, bunun üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğünde ... E. sayılı dosyası icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin böyle bir sözleşmenin olmadığından bahisle haksız olarak itiraz ettiğini belirterek, davalının itirazının iptaline, davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın sözleşmenin tarafı olan ... Hizm. AŞ'ne yöneltilmesi gerektiğini, ... A.Ş.'nin ...'nın paylarının tamamına sahip olmasına rağmen ...'nın ayrı bir tüzel kişilik olarak varlığını sürdürdüğünü, bu nedenle davanın öncelikle husumet yönünden reddi gerektiğini, takibe konu borcun dayanağının sponsorluk sözleşmesine dayalı asıl alacak olduğunu, sözleşmenin 3.1 madde uyarınca ...'nın sözleşmeyi 2015 sezonu için devam ettirmek istemesi durumunda davacı yana 30/03/2015 tarihine kadar bildirimde bulunacağının yazılı olduğunu, 7.1 maddesinde sözleşmenin yenileme bildiriminde bulunulmadığı takdirde 31/03/2015 tarihinde başkaca bir ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiğini, davacı tarafa sözleşmenin yenileceğine dair bir bildirimde bulunulmadığından sözleşmenin 31/03/2015 tarihi itibariyle kendiliğinden sona erdiğini, sözleşmenin yenilendiğine ilişkin maddi dayanağı bulunmayan iddiaların davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, sözleşmenin yenilendiğine dair bir beyan bulunmadığını, davalı şirket çalışanı tarafından davacı taraf yetkilisine 31/05/2015 tarihinde gönderilen e-mailde aradaki sözleşmesel ilişkinin sona erdiğinin açıkça ortaya konduğunu, davacının tek taraflı iradesiyle sanki sözleşme ile bağıtlanmışcasına harekete geçerek gerçekleştirdiği işlemlerin basiretli tacir gibi davranma ilkesiyle bağdaşmadığını, bu işlemlerin Avea'yı ve davalı şirketi bağlayıcı bir yanı bulunmadığını, ...'yı temsil ve ilzama yetkili bulunmayan çalışanlar tarafından sonrasında gönderilen e-maillerin hukuki sonuç doğurmasının mümkün olmadığını, aynca bu e-maillarin hiçbirinde 157.650,00 TL tutarındaki malzeme alımına onay verilmediği gibi, sözleşmenin 80.000,00 TL bedelle uzatıldığına ilişkin bir taahhüt de yer almadığını açıklanan nedenlerle, haksız açılan davanın husumet itirazı göz önünde bulundurularak usulden reddine, taraflar arasında sözleşme sona ermiş olduğu ve sözleşmeye dayalı bir hak talebi mümkün olmayacağından davanın esastan reddine, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşme ilişkisinin devam ettiği kabul edilecek olsa dahi davacının ağır müterafık kusurunun dikkate alınarak tazminat talebinin reddine veya davacının kusuru nedeniyle indirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVABA CEVAP Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalının cevap dilekçesinde de belirtildiği üzere, ... şirketi, ...nın paylarının tamamına sahip konumda olduğunu, iki şirketin TTK'nın 134. maddesi gereğince açık bir şirket birleşmesi yoluna gitmeyip, marka birleşmesi yoluyla ... şirketinin paylarının tamamını alması ve bu yolla husumeti ... şirketine yönlendirmeye çalışmasının tüzel kişilik perdesini kullanarak, sorumluluğu içi tamamen boşaltılmış ... şirketi üzerine yıkması anlamına geldiğini, iki şirket arasındaki ilişki incelendiğinde Yargıtayın yerleşik içtihatlarında belirtildiği gibi bir organik bağ olduğunu, nitekim Yargıtay bu gibi durumlarda şirketler arasındaki organik bağın gerek ortakların gerek unvanların araştırılması gerekse Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarının incelenmesiyle ortaya çıkartılması durumunda tüzel kişilik perdesinin kaldırılabileceğini ve sorumluluğun buna göre belirleneceğini müteaddit kere tekrarlayarak yerleşik bir içtihat haline getirdiğini, ... A.Ş.'nin 24/11/2015 tarihli 8975 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinin 539 ve devamı sayfalarında yayınlanan ilanında ...'nın üst düzey yöneticilerinin tamamının istifa ettiği ve yerlerine ... şirketinin üst düzey yöneticilerinin getirilerek, bunların ... şirketini temsile ve ilzama yetkili kılındığını, bu nedenle davalı olarak bulunması ve borçtan sorumlu olması gereken taraf ... Şirketi olduğundan husumet itirazlarının reddinin gerektiğini beyan ve iddia etmiştir.<br>İKİNCİ CEVAP Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; sözleşmenin tarafı olan ...'nın ayrı bir tüzel kişiliği olduğunu, varlığını sürdürdüğünü, müvekkilinin hatalı olarak hasım gösterildiğini, ...'nın içinin boşaltıldığı ve organik bağ iddiaları ile yanlış hasım göstermesini örtme yoluna gittiğini, ...'nın ticari faaliyetlerinin yoğun şekilde devam ettiğini bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI 1-Mahkemenin 27/10/2020 tarihli kararı ile; ''...Taraflar arasında davacı yanın işletmecisi olduğu ... plajındaki 2014 yaz sezonunda  gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında 21.06.2014 tarihinde 90.000 TL bedelli sponsorluk sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 7.1.maddesine göre, 31.03.2015 tarihine kadar davalı tarafından sözleşmenin uzatılması kararının işletmeci şirkete bildirilmesi durumunda başka herhangi bir protokole gerek kalmaksızın mevcut sözleşme hükümleri ile 80.000,00 TL bedelli olarak 30.11.2015 tarihine kadar uzatılmış sayılacağının kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık bu noktada, sözleşmenin 7.1 maddesi gereği 2015 sezonu için sözleşmenin yenilip yenilenmediği noktasında toplanmaktadır. Sözleşmenin 2015 sezonu için geçerli olabilmesi için davalı tarafından, davacı yana 31.03.2015 tarihine kadar yenileme bildirimi yapılmadığı, davacı yanın girişimi ile taraflar arasında mail yazışmalarının yapıldığı, davalı tarafından davacı yana yeni sezon için başka görüşmeleri varsa yapabileceklerinin belirtildiği, davalı tarafından 04.05.2015 tarihinde gönderilen mail ile 2015 sezonu içinde anlaşmaya devam edilme kararı alındığını, gerekli malzemelerin bildirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Ancak taraflar arasında sözleşmenin yenilendiğinin kabulü için davalı tarafından gönderilen mailler yeterli değildir. Taraflar arasında sözleşmenin eski şartlarda devam edebilmesi için davalı tarafından 31.03.2015 tarihinde bildirimde bulunması gerektiğinin kararlaştırıldığı, bu tarihten sonra atılan maillerle davacı tarafından sözleşmenin yenilendiği iddia edilmektedir. Ancak mail yazışmaları dışında sözleşmenin yenilendiği ve yerine getirildiğine dair davacı tarafından başkaca delil sunulmamıştır. Davacı, davalıdan malzeme alım bedeli de talep edilmektedir. Ancak taraflar arasında imzalanan 21.06.2014  tarihli sözleşmede malzeme alımına dair bir hüküm olmadığı,  davacı tarafından taraflar arasında malzeme alımına ilişkin bir anlaşma olduğu, davalının talebi ile malzeme alınmış olduğu da ispat edilebilmiş değildir. Davalı yan defterlerinde yapılan incelemede davalı yan alacağına dair kayda rastlanmamış, davacı yan defterlerinin  ise gerekli onayları içermediği bilirkişi tarafından rapor edilmiştir. Davacının usule uygun olarak onayları yapılmayan defteri delil teşkil edemez, davacı yan tarafından iddialarını ispata yarar başkaca delilde sunulmamıştır. Bu nedenle davacının ispat edilemeyen davasının reddine karar verilmiştir.\" Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 2-Dairemizin 03/07/2024 tarihli kararı ile; \"Dava, sponsorluk sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyası ile; davacı tarafından 237.650,00 TL asıl alacak + 21.388,50 TL işlemiş yasal faiz = 259.038,50 TL üzerinden, davalı ... A.Ş. (...) hakkında 28/06/2016 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Ödeme emrinin tebliğinin ardından, davalı tarafça borca itiraz edilmesi üzerine eldeki dava İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açılmıştır. Davacı tarafça borcun sebebi \"sponsorluk sözleşmesine dayalı asıl alacak\" olarak belirtilmiştir. Takip talebine dayanak olarak davacı, dava dışı ... Anonim Şirketi ve dava dışı ... Üniversitesi Mezunlar Derneği ... İşletmesi arasında 21/06/2014 tarihinde imzalanan sözleşme sunulmuştur. Sözleşmede davacı \"İŞLETMECİ\", dava dışı ... Anonim Şirketi \"...\", dava dışı ... Üniversitesi Mezunlar Derneği ... İşletmesi ise \"KURUM VEYA BÜMED\" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin konu başlıklı 2.maddesi; \"İşbu Sözleşme'nin konusu; 1 Haziran - 30 Kasım 2014-2015 tarihleri arasında; ... tarafından işbu Sözleşme hükümleri çerçevesinde sponsor olunmasına ve KURUM ve/veya İŞLETMECİ tarafından; ...'ya işbu sözleşme kapsamında hakların sağlanmasına ilişkin koşulların ve Taraflar'ın hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesine ilişkindir.\" Sponsorluk bedeli başlıklı 3.maddesinde; \"...Şayet, ... sponsorluğu 2015 sezonunda da devam ettirmek isterse, 30 Mart 2015 tarihine kadar İŞLETME'ye sözleşmenin devam edip etmeyeceği ile ilgili bildirimde bulunacaktır. Sözleşme devam ettiği takdirde İŞLETME'nin işbu sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerini süresinde, eksiksiz olarak yerine getirmesi karşılığında 2015 Sezonu sponsorluk bedeli olarak 80.000 TL + KDV İŞLETME'ye ödenecektir. Ayrıca ... tarafından sözleşmeye devam edilmesine karar verildiğinde 4.10 maddesinde belirtilen ... içerisinde yaptırılacak olan Lounge bedeli olan 50.000 TL + KDV işbu sözleşmenin sponsorluk bedeli olan 80.000 TL + KDV'nin içinde yer almaktadır... \" Sözleşmenin süresi, feshi ve cezai şart başlıklı 7.maddesi; \"7.1. İşbu Sözleşme 21/06/2016 tarihinde yürürlüğe girecek olup, 31/03/2015 tarihinde Taraflar'ın hiçbir ihbarına gerek kalmaksızın kendiliğinden sora erer. Eğer ... sponsorluğun 2015 sezonu içinde devam etmesini isteğini İŞLETME'ye ve KURUM'a 31/03/2015'e kadar bildirirse, Sözleşme herhangi bir ek protokale gerek kalmaksızın, 30/11/2015 tarihine kadar işbu Sözleşme çerçevesindeki hükümler çerçevesinde devam edecektir. Sözleşmenin takip eden 2016 Sezonunda da devam etmesi Taraflarca yazılı olarak mutabık kalındığı taktirde, ticari koşullar üzerinde de tekrar mutabık kalınıp imzalanacak ek bir protokol ile gerçekleştirilecektir...\" hükümleri yer almaktadır. Mahkemece dava dışı ... Anonim Şirketi'ne ait ticari defterlerin incelenmesi için Ankara Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan talimat uyarınca alınan 29/11/2018 tarihli bilirkişi raporunda; ...'ya ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, ...'nın 2015 yılında davacıdan 2 adet fatura ile toplam 106.200,00 TL bedelli hizmet aldığı, banka havalesi yoluyla bu bedelin davacıya ödendiği, faturalar ve ödemenin davacı ile ...'nın 2014 sezonu için anlaştıkları 90.000,00 TL + KDV tutarlı sponsorluk anlaşmasına ilişkin olduğu, ... tarafından davacıya 30/05/3015 tarihinde gönderilen e-mailde; 2015 sezonu için yarına karar nihai karar alamayacakları, başka görüşmeleri varsa yapabilecekleri, kararlarının netleşmesi durumunda tekrar konuşacakları bildirildikten sonra 04/05/2015 tarihinde ... (...) tarafından davacı şirkete gönderilen e-mailde ise ... konusunda 2015 yılında da anlaşmaya devam edilme kararı alındığı hususunun bildirildiği ve aynı e-mailde davacı şirketten hızlıca POP malzemesi (şemsiye, havlu, minder) adetlerini bildirmeleri ve açılış için öngörülen zamanlamayı paylaşmaları istendiği, bu mailden tarafların 2015 sezonu için de sponsorluk konusunda anlaştıkları ve POP malzemelerinin ... şirketi tarafından temin edileceğinin anlaşıldığı, davacı şirket takip talebinde 2015 yılı sponsorluk bedeli 80.000,00 TL ve davalının talebi ile satın alımı yapılan 157.650,00 TL malzeme gideri olmak üzere toplam 237.650,00 TL talep etmiş ise de, gerek sözleşme hükümlerinde gerekse taraflar arasındaki e-mail yazışmalarında ...'te kullanılacak malzemelerin davacı şirket tarafından temin edilmesine dair bir hüküm olmadığı gibi bu yönde ...'nın bir talebinin de bulunmadığı, bu durumda davacının davalıdan yalnızca 2015 yılı sponsorluk bedeli 80.000,00 TL'yi talep edebileceği, satın alımı yapılan malzeme bedelinin talep etmekte haklı olmadığı hususlarında görüş bildirilmiştir. Davacı şirkete ait ticari defterlerin incelenmesi neticesinde düzenlenen 26/03/2020 tarihli bilirkişi raporunda ise; Davacı şirket muhasebecisinin 21/02/2020 inceleme günü hazır bulunduğu, davacı şirkete ait 2017 yılı yevmiye defteri ibraz ettiği ancak defterin tasdiksiz ve A4 kağıdına basılı olduğu anlaşıldığından delil vasfına haiz olamayacağından inceleme yapılamadığı, davacı şirketin iddiasına yönelik ispatına ilişkin belge ibrazında bulunamadığından icra takibine konu alacağı yönünde tespit yapılamadığı hususları bildirilmiştir. Dairemizce Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin internet sitesinden temin edilen kayıtlara göre; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde ... (...) sicil numarası ile kayıtlı dava dışı ... Anonim Şirketi'nin halen aktif olduğu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 30/05/2018 tarihli 9589 sayılı 322.sayfasında ilan edilen kayıtlara göre unvanının Beşiktaş ... Noterliğinden 22/05/2018 tarihli ... sayı ile tasdikli, 18/05/2018 tarihli genel kurul kararına istinaden ... Anonim Şirketi (https://www.ticaretsicil.gov.tr/...pdf) olarak değiştirildiği tespit edilmiştir. Sözleşmenin tarafı, ... Anonim Şirketi olup ... Anonim Şirketi unvanı ile halen hukuki ve fiili varlığını devam ettirmesine rağmen, sözleşmenin tarafı olmayan davalı hakkında takip başlatılmış ve eldeki dava açılmıştır.<br>İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ve ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır.  İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece tarafların iddia, savunma ve delilleri yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmektedir. İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından, takibe itiraz eden borçluya karşı açılır. Borcun muhatabı olmayan kişi hakkında takip başlatılması ve itirazın iptali davası açılması halinde ise bu husus usulüne uygun bir icra takibi başlatılıp başlatılmadığı yani itirazın iptali davası yönünden ön şartın gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılarak değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/11/2023 tarihli 2022/3558 E. 2023/7436 K sayılı ilamında; \"...İtirazın iptali davasında husumet takip dosyasındaki taraflara ait olup, anılan davanın ön şartı, usulüne uygun (mesmu) takibin bulunmasıdır. Her ne kadar pasif husumet yokluğu nedeni ile ret kararı verilmiş ise de iş bu davanın, icra takip dosyasında borçlu görünen ve takibe itiraz eden davalı aleyhine açılmış olması dolayısıyla adı geçene husumet yöneltilmesi usul ve yasaya uygundur. Ancak ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin gerekçelerinde de belirtildiği üzere takibe konu sözleşmenin tarafları arasında davalının yer almadığı, dolayısıyla icra takibinin yükü taşıtan/yükleten ...A.Ş.’ye yönelik başlatılması gerektiği hususları dikkate alındığında, itirazın iptali davasının ön şartı olan usulüne uygun takip şartının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. O halde davanın bu nedenle reddi gerekirken, pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir...\" şeklinde karar verilmiştir. Tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişi veya mal topluluklarından bağımsız ve ayrı hukuki kişiliğe sahiptir ve kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız olarak hukuki işlemelere taraf olurlar. Tüzel kişi ile onu oluşturan üyeleri arasındaki, kişilikler ve malvarlıkları yönünden ayrılık prensibi geçerlidir. Somut olayda; sözleşmenin tarafı ... Anonim Şirketi olup Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilen kayıtlara göre unvanının ... Anonim Şirketi olarak değiştirildiği ve halen şirketin aktif olduğu yani hukuki varlığını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Bu durumda davacı tarafça sözleşmenin tarafı olan ... Anonim Şirketi yeni unvanı ile ... Anonim Şirketi'ne karşı takip başlatılması gerekirken, davalı hakkında takip başlatılması karşısında usulüne uygun başlatılan bir icra takibinden söz edilemeyecektir. Ancak davacı taraf, cevaba cevap dilekçesiyle organik bağ iddiasını ileri sürmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı yargılama usulü (118-186.maddeler) ve basit yargılama usulüdür (316-322.maddeler). HMK'da asıl olarak yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler konulmuş ve basit yargılama usulü istisna kabul edilerek düzenlemeler yapılmıştır. Davanın açıldığı, dilekçelerin verildiği tarih itibariyle işbu dava yazılı yargılama usulüne tabidir. Yazılı yargılama usulünde, davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine işlemeye başlayan iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde, iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ve ispatta kullanacağı delilleri göstermesi gerekir. Davalının cevap dilekçesi kendisine tebliğ edilmiş olan davacı, bu dilekçenin kendisine tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği cevaba cevap dilekçesinde davalının savunmasını etkisiz kılmak amacıyla yeni vakıalar ileri sürüyorsa ya da dava dilekçesinde belirtmiş olduğu vakıaları genişletiyor yahut eski vakıaların yerine tümüyle yenisini ikame ediyorsa, sözü edilen türdeki vakıaların ispatı bağlamında da yeni delil gösterebilir. Aynı durum davalının, davacının cevaba cevap dilekçesinin kendisine tebliği üzerine iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği ikinci cevap dilekçesinde, davacının iddialarını etkisiz hale getirmek amacıyla savunma bağlamında yeni vakıalar ileri sürmesi veya cevap dilekçesinde dayanmış olduğu vakıaları genişletmesi ya da eski vakıaların yerine tümüyle yeni ve müstakil bir kimlik taşıyan vakıaları ikame etmesi olasılığında da geçerlilik taşır.HMK'nın, \"İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi\" başlıklı 141. madde hükmü 7251 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi haliyle;\"(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.\" şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Her iki taraf da ön inceleme oturumuna gelirse, ancak karşı tarafın muvafakati ile genişletme söz konusu iken; taraflardan biri mazeretsiz gelmez, diğeri gelirse, gelen taraf, karşı tarafın muvafakatine gerek olmadan iddia ve savunmasını genişletip değiştirebilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/02/2022 tarihli  2021/(22)9-518 E. 2022/153 K. sayılı ilamı) 7251 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle yapılan değişiklikle HMK'nın 141. maddesi; \"(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.\" halini almıştır. Mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise sözleşmenin tarafı davalı olmadığı gibi davalı defterlerinde herhangi bir bilirkişi incelemesinin de yapılmamış olması karşısında, gerekçe dosya kapsamı ile uyumlu değildir. Ayrıca davacının defterlerinin usulüne uygun tutulmamış olmasının davanın reddine gerekçe yapılması da hatalıdır. Zira, davacının ticari defterlerindeki kayıtlara dayalı bir istemi söz konusu olmadığı gibi sözleşme hükümlerinin, davacı tarafça sunulan deliller çerçevesinde yorumlanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, davacı tarafın her ne kadar dava dilekçesinde organik bağ yönünde bir iddiası mevcut değil ise de cevaba cevap dilekçesinde iddiasını bu yönde değiştirdiği, iddianın değiştirildiği aşama itibariyle HMK'nın 141.maddesinin buna cevaz verdiği anlaşılmakla, mahkemece organik bağ iddiaları üzerinde durularak, davanın bu iddia çerçevesinde incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme neticesinde, yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf talebinin bu yönden kabulü ile kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına...\" karar verilmiştir. 3-Mahkemenin 26/11/2024 tarihli kararı ile; \"...İlk karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi tarafından kaldırılmıştır. BAM kaldırma gerekçesinde de izah edildiği üzere dava tarihi itibariyle mahkememiz dosyası yazılı yargılama usulüne tabidir. Dolayısıyla dava tarihi esas alındığında HMK 141.maddesi gereğince taraflar cevaba cevap ve 2.cevap dilekçeleri ile iddia ve savunmalarını genişletebilirler. Davacı taraf her ne kadar dava dilekçesinde organik bağ yönünde bir iddiada bulunmamış ise de cevaba cevap dilekçesinde bu yönde bir iddia da bulunarak iddiasını değiştirmiş, genişletmiş, bu değişiklikte HMK 141 maddesi çerçevesinde yapıldığından hukuken geçerlidir. Dava konusu edilen 2015 yılına ait sponsorluk bedeli tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmasa bile taraflar arasında yapılan sözleşme ve delil olarak sunulan e-mailler değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekir. Sözleşme incelendiğinde; 17/02/2014 tarihinde düzenlenen, ( 2014 yerine maddi hata sonucu 2015 olarak yazılmış) tarafları ... İşletmesi davacı ... ve dava dışı ... A.Ş olup, sözleşmenin 2.maddesine göre 1 Haziran 2014-30 Kasım 2015 tarihini kapsayan bir sözleşmedir. Davalı ... sözleşmede yok ise de ... isimli şirketin paylarının davalı tarafından alınması nedeniyle Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere şirket birleşmesi yerine organik bağın söz konusu olduğu, davacının da cevaba cevap dilekçesinde bunu ortaya koyarak talebini organik bağa dayanarak değiştirdiği göz önüne alındığında husumet itirazı yerinde değildir. Davalı da bu sözleşme ile bağlı olup sorumludur. Dolayısıyla sözleşmedeki ... Şirketi yerine davalı ...'u koyarak değerlendirme yapılacaktır. Sözleşmenin 3.maddesine göre 2014 sezonu için sponsorluk bedeli olarak 90.000,00 TL işletmeye (davacıya) ödenecek, 30.000,00 TL ise kuruma ( dava dışı sözleşmenin tarafı olan ... Üniversitesi Mezunları Derneği ... İşletmesi) ödenecektir. Ticari defter kayıtlarına göre bu 90.000,00 TL davacıya ödenmiştir. Zaten bu konuda ihtilaf yoktur. Aynı maddenin 2.paragrafında ise şayet ... sponsorluğu 2015 yılında da devam ettirmek isterse 30 Mart 2015 tarihine kadar işletmeye (davacıya) sözleşmenin devam edip etmeyeceği konusunda bildirim de bulunacaktır. Sözleşme 2015 yılında da devam ederse 2015 yılı için 80.000,00 TL + KDV işletmeye (Davacıya) ödenecektir. Sözleşme devam ederse sözleşmenin 4.10  maddesinde belirtilen Burç Beach içerisinde yaptırılacak olan Lounge bedeli olan 50.000,00 TL + KDV'si bu miktarın içerisinde olacaktır. Sözleşmenin 5.maddesine göre ...'nın tek yükümlülüğü işletmeciye, (Davacıya) 3.maddede belirtilen sponsorluk bedelini ödemektir. Sözleşmenin 5.maddesi karşısında davacının 157.650,00 TL masraf yaptım, davalının bunu da ödemesi gerekir şeklindeki iddiası hukuka aykırı olup buna ilişkin sözleşmede hüküm bulunmadığından bu kısma yönelik davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davanın geri kalan kısmı olan 80.000,00 TL + KDV sponsorluk bedeli yönünden tartışılması gerekir. Eğer davalı ile organik bağı olan ... sözleşmenin 3.maddesi gereği 30 Mart 2015 tarihine kadar sözleşmenin 2015 yılında da süreceğini davacıya bildirmiş iseler davanın bu kısım yönünden kabulüne karar vermek gerekecektir. Sözleşmenin 17.mladdesine göre ihbarların yazılı olması gerekir. Bildirimlerde buna dahildir. Sadece adres değişikliği bildiriminde noter şartı konulmuştur. Dolayısıyla bildirimler için e-mail yolu ile yazılı bildirimlerde geçerli olup dava dilekçesine eklenen e-mailler incelenmiştir. E-mailler incelendiğinde 16 Mart 2015 tarihinde davacı taraf ... yetkilisinden 2015 yılında da sponsorluk sözleşmesinin devam edip etmeyeceğini sormakta ancak gerek 16 Mart 2015 gerekse de 30 Mart 2015 tarihlerindeki e-mail cevaplarında henüz kararın netleşmediği cevabı verilmiştir. 4 Mayıs 2015 tarihindeki cevapta ise Burc Beach konusunda 2015 yılında da anlaşmamıza devam edilme kararı alındı denilmiş ancak davacının 19 Haziran 2015 tarihli e-mailinde ve 20 Haziran 2015 tarihli davalı tarafın cevabında 80.000,00 TL dışında kalan malzeme masrafı konusunda mutabık kalınmadığı anlaşılmıştır. 30 Temmuz 2015 tarihli Türk Telekom cevabında da olumlu yanıt verilemeyeceği bildirilmiştir. <br>Tüm bu yazışmalar ve sözleşme birlikte değerlendirildiğinde, davalının 2015 yılında da sponsorluk sözleşmesine onay verdiği, her ne kadar 30 Mart 2015 tarihine kadar net bir cevap verilmemiş ise de davacıyı bekletip 4 Mayıs 2015 tarihinde sözleşmenin 2015 yılında da devem edeceği bildirildiğinden, davalı organik bağı olan şirket olarak sözleşme gereği davacıya 2015 yılı sponsorluk bedeli olan 80.000,00 TL +KDV'yi vermelidir. Davacı taraf ilamsız icra takibinde KDV kısmını talebine eklememiş olup sadece 80.000,00 TL bedel ile yaptığı, diğer masraflar olan 157.650,00 TL'yi talep etmiştir. Yargıtay içtihatları gereği itirazın iptali davalarında takip talebi ile sıkı sıkıya bağlılık ilkesi geçerlidir. Bu nedenle mahkememiz sponsorluk bedelinin 80.000,00 TL'si için hüküm kurmuş olup bu bedelin KDV'si için herhangi bir hüküm kurmamıştır. Yukarıda izah edildiği üzere 157.650,00 TL masraf yönünden tarafların açık veya zımni bir mutabakatı olmadığından buna yönelik davanın reddi gerekir. Yani takip talebindeki asıl alacağın 80.000,00 TL'si için davanın kabulü yoluna gidilirken 157.650,00 TL'lik kısmı için davanın reddi yoluna gidilmiştir. Takip talebindeki işlemiş faiz talebi de vardır. 80.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden takip tarihine kadar ki kısmının hesabı gerekir. Usul ekonomisi ve yargıda hedef süre göz önüne alınarak bu hesabı mahkememiz denetime elverişli olacak şekilde kendisi yapmış, bu konuda rapor alınmamıştır. Takipten önce davacı davalıya Ankara ... Noterliği' nin 25 Mayıs 2016 tarih, ... yevmiye numarası ile ihtarname çektiğinden bu tarih itibariyle davalı temerrüde düşürülmüştür. Takip tarihi ise 24/06/2016 tarihi olup yasal faiz istenmiş olunduğundan buna göre işlemiş faiz hesabı yapılması gerekir. 25 Mayıs 2016 ile 24 Haziran 2016 tarihleri arası 31 gün olup işlemiş faiz yasal faizin o tarihteki değeri olan %9 üzerinden hesaplanması gerekir. 80.000,00 TL X 31 Gün x %9 ÷ 3600 = 620,00 TL yapmaktadır. Davacı her ne kadar icra takibinde 21.388,50 TL talep etmiş ise de işlemiş faiz tutarı 620,00 TL' dir...\" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; davalı defterlerinde herhangi bir bilirkişi incelemesi yaptırmadığını, bozma öncesi yapılan yargılamada her iki bilirkişi raporuna istinaden bilirkişilik kurumunun amacından saparak izafiyetini davalı taraf lehine kullandığını, söz konusu raporlar sözleşme dışı birçok unsuru görmezden gelip, ağır çelişkiler barındırarak, davanın müvekkili lehine  seyrini engellediğini, her iki bilirkişi raporuna bakıldığında bilirkişilik kurumu doğası gereği olaylara açıklık getirmesi gerekirken, süreci çıkmaza soktuğunu, buna rağmen bozma sonrası dosya kapsamında bilirkişi raporu alınmadığını, sözleşmenin uzatıldığının taraflar arasında yapılan mail yazışmalarıyla sabit olduğunu, taraflar sözleşmenin uzaması yönünde mutabık kalındığından yeni sezon hazırlıklarına başlandığını ve 157.650 TL'lik malzeme alımı yaptığını, davalının sözleşmeye göre ödenmesi gereken sponsorluk bedelini ve talepler doğrultusunda alımı yapılmış olan malzemelerin bedelini ödemediğini, yapılan harcamaların çıkış noktasının davalı şirketle gerçekleşen toplantılar ve ilgili yazışmalar ile alınan sözleşmenin devamı kararı olduğunu, bu çerçevede mahkemece 157.650,00 TL masraf yönünden davanın reddi kararının kabul edilemeyeceğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle;  İstinaf merciince \"organik bağ\" hususunun incelenmemesinin kaldırmaya gerekçe gösterildiğini, müvekkili halka açık bir şirket olup ... Hizmetleri A.Ş.'den (eski ...) ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğunu, halka açık şirket olduğundan organik bağdan söz edilemeyeceğini, mahkemece kaldırma sonrası organik bağa ilişkin hiçbir araştırma yapılmadan ilk celsede hüküm kurulduğunu, aşamalarda ifade ettikleri üzere mahkemece hüküm altına alınan 80.000 TL'lik sponsorluk bedelinin tahakkuk etmesi için davaya konu sözleşmenin yenilenmiş olması gerektiğini, yenilenmenin ise sözleşmenin 7.1. Maddesi uyarınca sözleşmenin uzatılması kararı alınması ve bunun davacı tarafa bildirilmesiyle gerçekleşeceğini, davacı tarafa iletilmiş böyle bir uzatma bildirimi bulunmadığını, husumet yönünden itirazını yinelediklerini, davanın reddi gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava; hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Dairemizin kaldırma kararında da açıklandığı üzere, sözleşmenin tarafı ... Anonim Şirketi ise de; dava konu takip ... A.Ş. aleyhine başlatılmış ve işbu dava ... A.Ş.'ye karşı açılmıştır. Ancak davacı vekili cevaba cevap dilekçesiyle organik bağ iddiasını ileri sürerek tüzel kişilik perdesinin aralanması talebinde bulunmuştur. Tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişi veya mal topluluklarından bağımsız ve ayrı hukuki kişiliğe sahip olup, kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız olarak hukuki işlemelere taraf olurlar. Tüzel kişi ile onu oluşturan üyeleri arasındaki, kişilikler ve malvarlıkları yönünden ayrılık prensibi geçerlidir ve bu prensipten ancak istisnai olarak tüzel kişiliğin kötüye kullanılması halinde uzaklaşılabilir. Organik bağ kavramı ve perdenin kaldırılması teorisi arasında kimi benzerlikler olsa da farklı kavramlardır. Ancak her iki uygulamanın da temellerini dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması ilkesine dayanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/02/2022 tarihli 2021/(19)11-659 E. 2022/82 K. sayılı ilamında; \"...Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210).Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir (Baycık, Gaye: İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06 Nisan 2019), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, Ankara 2019, s. 20). Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir...\" şeklinde organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramları açıklanmıştır.Yine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/12/2024 tarihli 2023/6034 E. 2024/9437 K sayılı kararında; \"...Tüzel kişilik perdesinin aralanması için şirketler arasında organik bağ bulunması ve bununla birlikte bu şirketlerin alacaklıları zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli bir takım iş ve işlemler içinde bulunmuş olmaları gerekmektedir. Bu şartların birlikte varlığı halinde tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmesi mümkündür. Tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının istisnası olduğundan bu teoriye ihtiyatlı yaklaşılmalı ve yukarıda belirtilen şartların mevcut olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramı herhangi bir kanuni düzenlemede yer almamakla birlikte doktrin ve Yargıtay kararları ile ortaya çıkmış bir kavram olup temel dayanağı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Günümüzde bir çok gerçek veya tüzel kişi değişik ticari amaçlarla ortak hareket edebilmekte ve aynı ortaklar ile veya birkaç ortak değişikliği ile farklı şirketler kurularak iş birliği yapılmakta ve bazı şirketler de \"Holding\", \"Grup\"  v.s. gibi bir çatı altında ortak hareket edebilmektedir. Bu itibarla salt şirketler arasında organik bağ bulunması yani şirketlerin tüm veya bazı ortaklarının aynı olması, ortakların akraba olması ve benzeri durumlar tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Şirketler arasında organik bağın varlığı ile birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın aslında hukuki ilişkinin tarafı olmayan başka bir şirketten talep edilebilmesi için alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Öte yandan gerek mevzuatımızda gerekse Yargıtay kararlarında ve doktrinde tüzel kişilik perdesinin aralanması için öncelikle hukuki ilişkinin tarafı olan borçlu şirkete karşı icra takibi yapılması, icra takibinden sonuç alınamaması üzerine tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluna başvurulması gibi bir ön şart yer almamaktadır...\" açıklamalarına yer verilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere, organik bağın genel ve kapsayıcı bir tanımı bulunmamakla birlikte, her somut olayın özelliğine göre tespit edilmesi gerekir. Emsal Yargıtay kararlarında,  şirketlerin ortaklarının  aynı olması, şirketlerin iç içe geçmiş olarak ticari faaliyet yürütmeleri, firmalar arasında sıklıkla işçi geçişi olması, şirketin faaliyet konularının aynı olması gibi durumlarda şirketler arasında organik bağın bulunduğu kabul edilmektedir. Ancak gerek organik bağ gerekse tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramlarının temel dayanağı TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Yani salt şirketler arasında organik bağ bulunması, sözleşmenin tarafı olmayan şirketin borçtan sorumlu tutulması için yeterli değildir.  Somut olayda, sözleşmenin tarafı olan dava dışı ... Anonim Şirketi'nin %100 hissesi davalı ... A.Ş.'ye ait ise de İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde ... (...) sicil numarası ile kayıtlı ... Anonim Şirketi'nin halen ... Anonim Şirketi adıyla aktif bir şirket olduğu anlaşılmaktadır. Ancak sözleşmenin tarafı olmayan davalı ... A.Ş.'nin organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla ... Anonim Şirketi'nin borçlarından sorumlu tutulabilmesi için alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yaptıklarının somut verilerle ispatlanması gerekmekle birlikte bu yönde bir delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Mahkemece bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabul kararı hatalı olduğundan davalı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm tesis edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Yine aynı gerekçelerle davacı vekilinin istinaf isteminin ise HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Davacı vekilinin istinaf istemi ise HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca KABULÜ ile İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2024/442 E. 2024/771 K. sayılı 26/11/2024 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK; a-Davanın REDDİNE, 2-İlk derece mahkemesi yargılama giderleri yönünden, a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcının davacı tarafından peşin yatırılan 3.128,54 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.513,14 TL'nin istemi halinde davacı tarafa iadesine, b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,c-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 41.446,16 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, d-Yatırılan gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,3-İstinaf yargılama giderleri yönünden,a-Taraflarca ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafça yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, c-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının, davalı tarafça yatırılan 1.376,78 TL'den mahsubu ile arta kalan 761,38 TL'nin istemi halinde davalı tarafa iadesine, ç-Davacı tarafından sarfedilen istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, d-Davalı tarafından sarfedilen 2.443,50 TL (istinaf harcı ve posta masrafı) istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,e-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iadesine,f-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,g-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 30/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"795c8d9f72cc8925","SID":"efef995736f016c6"}}