{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1279 <br>KARAR NO:2025/471<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2020/558 <br>KARAR NO:2021/362<br>DAVA TARİHİ:03/09/2020<br>KARAR TARİHİ:25/03/2021<br>DAVA:İtirazın İptali<br>KARAR TARİHİ:30/04/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin inşaat yapım işleri ile uğraşan bir şirket olduğunu, belirli uzmanlık gerektiren işleri taşeron şirketlerle sözleşmeler akdedip taşeronlara yaptırdığını ve hak ediş düzenleyerek hak ediş tutanaklarına istinaden kesilen fatura bedellerinin de taşeronlara ödendiğini, davalının da bu taşeronlardan biri olduğunu, davalının müvekkili şirkete yaptığı işler karşılığında düzenlediği faturalarda tahakkuk eden KDV'lerin müvekkili şirket KDV beyannamelerinde tahsil ettiği KDV'lerden mahsubu gerektiğini, mahsubu gereken KDV tahsil edilenden fazla ise KDV alacaklısı olarak kalındığını, tahsil edilen mahsup edilecek KDV'den fazla ise aradaki farkın vergi dairesine ödendiğini, davalı şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin olarak sahte fatura düzenlemek şüphesi ile vergi dairesi başkanlığı tarafından incelemeye alınarak özel esaslara tabi KOD'a girdiğini bu sebeple bu şirketin faturalarında yer alan KDV'lerin müvekkili şirket tarafından beyannamelerinde mahsup edilemediğini, mahsup edilemeyen KDV miktarı olan 1.254.552,29 TL'yi ise müvekkilinin Vergi Dairesine ödemek zorunda kaldığını, yani müvekkili şirketin mahsup edemediği KDV kadar zarara uğradığını, Vergi Dairesi'nin davanın açıldığı gün itibariyle halen bu KDV'lerin mahsubunu yapmadığını, zararın giderek arttığını, bu sebeple davalı şirket hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu beyan ederek, tüm bu açıklanan nedenlerle ... sayılı dosyasına davalı/borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamını, %20'den az olmamak kaydı ile inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinin müvekkiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, müvekkil şirketin davadan haricen 22.12.2020 tarihinde haberdar olduğunu ve davaya karşı cevapların süresinde olduğunu, müvekkil ile davacı şirket arasında imzalanan sözleşmeler gereğince davacı tarafından yapılan ve ... olarak bilinen inşaat projelerinde kaba inşaat işlerinin müvekkili tarafından yapıldığını, müvekkili şirket tarafından davacı şirket adına yapılan inşaat işleri için toplamda 17 adet hak ediş düzenlenerek muhataba teslim edildiğini, bu hak ediş bedellerinden bir kısmı ödendiği halde 8,9,10,15,16,17 nolu hak ediş bedelleri, davacı şirket tarafından bir takım gerçeğe ve yasaya aykırı bahaneler ile bu güne kadar ödenemediğini, müvekkili şirketin davacı şirketten 1.795.708,45 TL alacaklı olduğunu, davacı şirket tarafından müvekkili şirket hakkında vergi incelemesi başlatıldığı vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar ödeme yapılmayacağı gibi haksız ve yasal olmayan bir gerekçe ile müvekkili şirketin sürekli olarak oyalandığını, müvekkili şirket hakkında başlatılan vergi incelemesi sonunda olumsuz ve yasaya aykırı tek bir husus tespit edilemediğinden müvekkilin özel esaslardan çıkartılarak genel esaslara alındığını, bu hususun her daim davacı şirketin bilgisi dahilinde olduğunu, davacı şirketin yeminli mali müşavirinin bu kayıtları görebildiğini, davacının yasaya aykırı bir şekilde müvekkili hak edişlerini ödemediği gibi aralarındaki sözleşmeyi de müvekkilin hiçbir kusuru olmadığı halde Kadıköy ... Noterliği'nin 17/05/2018 tarih ve... sayılı ihtarnamesi ile feshetmeye kalkıştığını, müvekkili tarafından ise Beyoğlu ... Noterliğinin 01/06/2018 tarih ve ... yev. Sayılı ihtarnamesi ile feshin haksız olduğu ve müvekkili hak edişlerinin ödenmesi ve teminatlarının iade edilmesinin ihtar edildiğini, davacı şirkete defaatle yazılı ve sözlü olarak müracaat edilerek kesin hak edişin yapılması ve borçlarını ödemeleri ihtar edildiği halde davacının yasaya ve gerçeğe aykırı bir şekilde borcunu ödemek bir yana bir de yasaya aykırı muhasebe işlemleri ile müvekkili şirketi borçlu gibi göstererek icra takibi başlattığını, davacı şirketin borçtan kurtulmak gayreti içerisinde iyi niyetli olmayan işlemler yapması üzerine daha evvel davacı tarafından onaylanmış bulunan 8 nolu hak ediş bedeline karşılık 09/07/2019 tarih ... nolu ve 119.977,92 TL bedelli, 15 nolu hak ediş bedeline karşılık 09/07/2019 tarih ... nolu ve 140.123,56 TL bedelli, daha evvel muhatabın onayına sunulan ve bugüne kadar kötü niyetli olarak onaylanmayan 9 ve 10 nolu kesin hak ediş bedeline karşılık 09/07/2019 tarih ve ... nolu ve 513.641,74 TL bedelli e-faturalar düzenlendiğini ancak davacının da bu faturaları kötü niyetli olarak iade ettiğini, davacının tüm ihtarlara rağmen borcunu ödememekte ısrar etmesi üzerine müvekkil şirket tarafından davacı aleyhinde ... Sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığı, davacının haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ederek durdurması üzerine müvekkil şirket tarafından arabuluculuğa müracaat edilmiş olup itirazın iptali davası açılacağını, gelinen noktada yaptığı haksızlık ve usulsüzlükleri mahkemeye taşıyacak kadar ileri giden davacı sırf borcundan kurtulabilmek ve müvekkile ödeme yapmamak için gerçeğe aykırı bir takım beyanlar ile huzurdaki davayı açtığını, yapılacak yargılama sonucunda davacının ne denli haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılacağını, müvekkil şirketin sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge sahte fatura kullanılmadığının yapılan vergi incelemesi ile tespit edildiğini, müvekkili aleyhindeki vergi incelemesinin davacı tarafından icra takibi başlatılmadan önce sonuçlandığını ve herhangi bir sahte fatura kullanılmadığının tespit edildiğini, resmi yazı defaatle davacıya tebliğ edildiği halde sırf borcundan kurtulmak için incelemeyi bahane etmeye çalıştığını, müvekkili tarafından düzenlenen faturaları davacı haksız olarak kayıtlarından çıkarmakla mahsup imkanını kendisinin ortadan kaldırdığını, mahsup yerine nakit ödeme yapılmasında tüm kusurun, kötü niyetle hareket eden ve mevzuata hakim olmayan davacıya ait olduğunu, davacının yasal olarak KDV mahsup / iade imkanı olduğu halde KDV tutarını nakit olarak ödemesinin kendi kabahati ve mevzuata hakim olmayışından kaynaklandığını, davacının nakit olarak ödemek zorunda olmadığı KDV tutarından dolayı müvekkil şirketin sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, davalı şirketin nasıl olsa firmaya 1.795.708,48 TL borcumuz var KDV iadesiyle uğraşmayalım alacağından mahsup edelim düşüncesiyle hareket ettiğini, müvekkile olan 1.795.708,48-TL borcunu ödemek bir yana bir de tamamen kendi hatasından nakit olarak ödediğini iddia ettiği KDV tutarını müvekkiline ödetmek istediğini, beyan ederek, haksız ve yersiz davanın tümü ile reddine karar verilmesini, müvekkili aleyhinde haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi yapan davacının takip tutarının %20'sinden az olmamak kaydı ile haksız takip tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; \"...Somut olay bakımından davacı davalı Şirket, 2015 - 2016 - 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin olarak SAHTE FATURA DÜZENLEMEK şüphesi ile Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından incelemeye alınarak, Özel esaslara tabi KOD'a girmesi bu sebeple de bu şirketin faturalarında yer alan KDV'ler davacı şirket tarafından beyannamelerinde mahsup edilemediğinden MAHSUP EDİLEMEYEN KDV miktarı olan 1.254.552,29 TL. nı Vergi Dairesine ödemek zorunda kalındığını davacı şirketin mahsup edemediği KDV kadar zarara uğradığını belirterek söz konusu bedelden davalının sorumlu olduğunu iddia etmiştir.Davacı taraf indirime konu edebileceği faturaları kayıtlarından çıkararak KDV bedellerini nakit olarak ödemiş ve bu faturalardan dolayı KDV indirimi alamamış olmasında davalının kusurlu olup olmadığı ve bu bedelden sorumlu olup olmadığı noktasında uyuşmazlık toplanmaktadır.Taraflar arasında imzalanan sözleşmeler gereğince inşaat projelerinde \"Kaba İnşaat İşleri\" davalı taşeron  tarafından yapılması konusunda anlaşmışlardır.Bu kapsamda davalı tarafça hak edişler düzenlendiği anlaşılmışır.KDV ile ilgili davacının aldığı özelgede özetle ....ancak yazınız ve eklerinin tetkikinden, ... A.Ş.nin ... Şti.'den yaptığı mal veya hizmet alımlarından kaynaklanan katma değer vergisini ispat yoluna gitmek yerine indirim hesaplarından çıkardığı anlaşılmıştır. Bu sebeple mükellefin indirim hesaplarından çıkardığı KDV'yi, ... Şti.'nin sahte belge düzenlemediği yönünde düzenlenen rapora istinaden yeniden indirim hesaplarına dahil etmesi mümkün bulunmamaktadır” hususuna yer verildiği,  Cevabi özelgede yer verildiği üzere davacı taraf ... A.Ş.nin davalı taraf ... Şti.'den yaptığı mal veya hizmet alımlarından kaynaklanan katma değer vergisini ispat yoluna gitmek yerine indirim hesaplarından çıkardığı; Bahse konu cevaptan anlaşılması gereken hususun: davalı taraftan söz konusu hizmetin gerçekten alınıp alınmadığını ispatına gidilmek yerine salt özel esaslarda olma gerekçesi ile indirimlerinde davacı tarafça re’sen çıkarılmış olması nedeniyle, daha sonrasında genel esaslara dönen davalı taraftan alınan faturalarda yer alan indirim kdv’nin KDV İadesine konu edilemeyeceği belirtilmiştir. Her ne kadar davalı şirket hakkında vergi incelemesi başlatılmış ise de Müvekkil şirket hakkında olumsuz rapor düzenlenmediği, yapılan vergi incelemesi sonucunda, 14.03.2018 ve 23.05.2019 tarihli resmi yazı ile de genel esaslara dönüşünün yapılmış olduğu bunda da davalının kusurlu olduğuna dair delil ya da olgu ortaya konulmamıştır.Genel esaslara dönüşe ilişkin şartın gerçekleştiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmayanlar da dâhil KDV iade talepleri genel esaslara göre yerine getirilir. Rapor ile de tespit edildiği üzere  davalının 14.03.2018 tarihi itibariyle Genel Esaslara Tabi olduğu, Güneşli V.D.’nin 23.05.2019 tarihli yazısında davalı tarafın 2017 hesap dönemine ilişkin vergi incelemesinin sonuçlandığı ve hakkında olumsuz tespit bulunmaması nedeniyle Genel Esaslara tabi olduğunun açıkça belirtildiği, davacı tarafın özelge başvuru tarihi 28.06.2019 olduğu, davalı tarafın Özel Esaslarda değil de Genel Esaslara tabi olduğuna ilişkin 14.03.2018 ve 23.05.2019 tarihinde iki ayrı yazı temin ederek ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği, bahse konu ispat yükümlülüğü cevabi özelgede açıkça belirtilen İspat yükümlülüğünü açıkça kapsamakla birlikte davacı tarafın davalı taraf ile bir araya gelerek söz konusu işlemin gerçekliği hakkında ilgili yasal yollara başvurması gerektiğini ifade ettiği ancak bunun gerçekleştirilmediği dava konusu durumda davacının hem cevabi özelgede belirtildiği üzere ispat yoluna gitmek yerine söz konusu indirilecek kdv’yi indirimlerinden çıkarmış olduğu, hemde davalı yanın özelge başvuru tarihi itibariyle Genel Esaslarda olduğunu resmi belgeler ile kanıtlamış olmasına rağmen bu durumu göz önünde bulundurmadığı anlaşılmıştır. 26.04.2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği nin IV/E başlığı altında yer alan düzenlemelere göre KDV İadesi/mahsubu için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurması ve ilgili işleme karşı idari yargıda gerekirse başvurarak meselenin çözümü gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafın özelge başvuru tarihi 28.06.2019’dir. Ancak davalı tarafın Özel Esaslarda değil de Genel Esaslara tabi olduğuna ilişkin 14.03.2018 ve 23.05.2019 tarihinde iki ayrı yazı temin ederek ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Söz konusu ispat yükümlülüğü cevabi özelgede açıkça belirtilen İspat Yükümlülüğünü açıkça kapsamakla birlikte, davacı tarafın davalı taraf ile bir araya gelerek söz konusu işlemin gerçekliği hakkında ilgili yasal yollara başvurması gerektiğini ifade etmektedir. Kaldı ki davacının talebi ile düzenlenen özelgede de bu husus açıkça yer almakta olduğu anlaşıldığından davacının sonuç olarak davacının yasal olarak, özel esaslara göre KDV iadesi/mahsubu hakkı bulunduğu halde bu prosedürü işletmemiş olmasında ve zarar iddiasından dolayı davalı şirketin herhangi bir sorumluluğundan bahsedilemeyeceğinden tüm bu nedenlerle davanın reddine ve davacının takipte kötü niyetli olduğu da ispat edilemediğinden şartları oluşmaması nedeniyle davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine...\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davalının özel esaslardan, genel esaslara geçildiğine ilişkin 23/05/2019 tarihli yazıyı almış olmasının müvekkili açısından bağlayıcı olmadığını, bu yazıdan müvekkili haberdar olmadan önce 28/06/2019 tarihinde özelge için müracaat ettiğini ve özelge cevabına bakıldığında indirim konusu yapılmaktan vazgeçilen KDV kadar müvekkilinin zararı doğduğunu,Müvekkilinin bağlı olduğu Vergi Dairesine başvurarak KDV'yi davalının özel esaslara tabi olduğu bildiriminden sonra indirimden çıkardığını, indirimden çıkarmaması halinde kendilerinin de incelemeye alınacağını,Müvekkilinin, davalının genel esaslara tabi olduğundan haberi olmadığı için özelge talebinde bulunduğunun göz ardı edildiğini, Bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davaya konu ihtilafın esası olan \"haksız eylemden kaynaklanan zarar\" konusundan uzaklaşılarak vergi mevzuatına yönelik açıklamalar ile yetinildiğini, dava konusu ihtilafın özünün davalının haksız eylemi nedeniyle davacının uğradığı zarar olduğunu, Davalının özel esaslara alınma tarihinin, davacının KDV iadesi başvurusunda bulunduğu tarihten önce olduğunu, ihtilafın kaynağı vergi mevzuatı olmakla birlikte dava konusunun esas itibariyle davacının uğradığı maddi zarar olduğunu, bu durumda bilirkişi tarafından öncelikle vergi mevzuatı açısından zararın oluşup oluşmadığına bakılarak, oluşan zararın güncel değerinin hesap edilmesi gerektiğini,Müvekkili tarafından, vergi dairesine yazılan yazıda yapılan işlemlerin “gerçek” olduğunu ifade edilerek, davalıya yapılan ödemelere ilişkin cari hesap ekstreleri ile banka dekontlarının ibraz edildiğini,Davacı müvekkilinin KDV iade başvurusunun olduğu 2018 yılında makro anlamda Türkiye ekonomisini etkileyen ekonomik kriz yaşandığını, davacının da KDV İade alacağının bir an önce çözülerek nakit ihtiyacını karşılamak zorunluluğu nedeniyle davalıdan yaptığı mal veya hizmet alımlarından kaynaklanan katma değer vergisini kayıtlarından çıkararak düzeltme beyannamesi vermek durumunda kaldığını ancak bu hususların bilirkişi tarafından değerlendirilmediğini,Davalının yasal defterlerinin kendisi lehine delil olmadığı bilirkişi raporunda belirtilmesine karşın, bu tespitin raporun “sonuç” kısmına etkisi olmadığını, bilirkişi raporunda önemli yer tutan özelgenin vergi hukukunun asli kaynaklarından olmadığını, özelgeyi tereddüt yaşanan bir konuda vergi idaresinin görüşü olarak değerlendirmek gerektiğini,Mahkemece karar verilmeden önce davacı tarafından KDV indirimi ile ilgili olarak bağlı bulunduğu Vergi Dairesine başvuruda bulunulup bulunulmadığını soruşturulmadığını, Mahkemece bu husus araştırıldıktan ve gerektiğinde vergi davası açılması için süre verildikten sonra bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, İİK 67.maddesi uyarınca açılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasında eser sözleşmesi bulunmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise bir kısım kaba inşaat işlerini üstlenen alt taşerondur. Eser sözleşmesi kapsamında, davalı tarafça düzenlenen faturalarda yer alan KDV tutarlarının, davalı şirketin vergi incelemesi sırasında \"özel esaslara\" tabi tutulması sebebiyle davacı şirket tarafından beyannamelerinde mahsup edilemediği, mahsup edilemeyen KDV miktarı olan 1.254.552,29 TL'nin davacı şirket tarafından Vergi Dairesine ödendiği ve bu sebeple davacının zarara uğradığı iddia edilmiş ve söz konusu tutarın tahsili istemiyle icra takibi başlatılmıştır.Davacı tarafından, davalı aleyhine 1.254.552,29 TL alacağın tahsili istemiyle .... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalının yetki itirazı üzerine dosyanın ... kaydedildiği, davalı şirkete ödeme emrinin 06/09/2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından aynı tarihte borca ve ferilerine itiraz edilmesi üzerine takibin durduğu ve davanın yasal sürede açıldığı tespit edilmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini savunmuştur.7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun \"Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligat\" başlıklı 12. maddesinde, \"Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir\", \"Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat\" başlıklı 13. maddesinde ise \"Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mütat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamıyacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır\",\"Muhatabın muvakkaten başka yere gitmesi\" başlıklı 20.maddesinde; \"13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır. (Değişik so cümle: 19/3/2003-4829/4 md.) Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır.\" hükümlerine yer verilmiş, benzer düzenlemeler Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20., 21. ve 29.maddelerinde de yer almıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/06/2023 tarihli  2023/4-243 E. 2023/637 K. sayılı ilamında da açıklandığı gibi; \"...Tebligat ile ilgili yasal düzenlemeler tamamen şeklî olduğundan gerek tebligat işlemi gerekse tebligat tarihi ancak kanun ve yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir.Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin bu konuda etkili önlemler almış olmasının amacı, tebligatın bir an evvel muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Bu nedenle, kanun ve yönetmelik hükümleri en küçük ayrıntısına kadar uygulanmalıdır. Tebligatın doğru kişiye ve kanunda gösterilen yönteme uygun olarak yapılması zorunludur. Aksi takdirde kanun ve yönetmeliğin gösterdiği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligat geçerli sayılmaz.Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkemenin 23.06.2016 tarihli ve 2016/269 Esas, 2016/371 Karar sayılı direnme kararı, davalı O... vekili ...’in daimi çalışanının imzasına 25.10.2016 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmesine rağmen; vekilin tebligat sırasında adreste bulunmama sebebi tebliğ mazbatasına yazılmamıştır.Tebliğ memuru, muhatabın adreste bulunmaması hâlinde, hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazarak tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalatmak suretiyle tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunan kişiye vermelidir.Bu kişinin beyanını imzadan kaçınması ve tebliğ evrakını kabul etmemesi hâlinde, tebliğ memurunca bu husus tutanağa yazılıp imzalanarak tebligat evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyesinden birine ya da kolluk amir veya memurlarına imza karşılığında teslim edilmeli ve teslim edilen kişinin adresini içeren ihbarname gösterilen adresin kapısına yapıştırılmalıdır.Bu durumda gerek TK’nın 17 ve 20 nci maddesi gerekse Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 26 ve 29 uncu maddeleri uyarınca, davalı idareye yapılmış usulüne uygun bir tebligattan söz edilemez...\"Tüzel kişi temsilcisinin bulunmadığı hallerle, hangi sebeple adreste bulunmadığının yazılması, evrakın temsilcisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu tür işlerle görevlendirilmiş bir kişiye tebliğ edilmesi, bu kişilerin de bulunmaması halinde ise tebliğ mazbatasında açıklanarak tebliğin o yerdeki diğer memur/çalışanlara yapılması gerekirken, dava dilekçesinin, davalı tarafa tebliğine ilişkin tebligat parçası incelendiğinde; \"daimi çalışan ehil yetkili imzasına tebliğ edildi\" açıklamasının ve \"21 Eylül 20\" tarihinin yazılı olduğu kısmın kaşe halinde basıldığı, el yazısı ile \"...\" isim ve imzasının yer aldığı, bu durumda tebligatın yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere göre usulüne uygun olmadığı tespit edilmiştir. Tebligat Kanunu'nun 32.maddesinde yer alan \"Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.\" hükmü gereğince davalı tarafın beyan ettiği tarihte davadan haberdar olduğunun ve cevap dilekçesinin süresinde verildiğinin kabulü gerekmiştir.Uyuşmazlık; davalı şirketin vergi incelemesi sırasında \"özel esaslara\" tabi tutulması sebebiyle, davalı tarafça düzenlenen faturalarda yer alan KDV tutarlarının, davacı şirket tarafından beyannamelerinde mahsup edilemediği ve bu sebeple vergi dairesine ödenmek zorunda kalındığı iddia edilen 1.254.552,29 TL tutardan, davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Mahkemece taraf delilleri toplanıp, vergi dairesinden ilgili kayıtlar getirtilerek bilirkişiden rapor alınmıştır. Bilirkişi raporunda özetle; \"Özel esaslar, Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde yer alan sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyen veya kullanan mükelleflerin olumsuz rapor ya da olumsuz tespit sonucunda özel bir koda alınarak KDV iadelerinin özel şartlara bağlanması durumudur.Özel esasların iki amacı vardır:1.İndirim konusu yapılacak veya iade edilecek KDV tularının gerçek olup olmadığının tespit edilmesi,2.Tespitler sonucunda hayali olarak oluşturulmuş. hazineye intikal etmeyen ve gerçek bir yüklenime dayanmayan KDV'lerin indirim konusu yapılmasının ve iadesinin önlenmesidir.3065 Sayılı Kanun'un 9.11,13.14,15, 17/4-s, 29 ve 32 nci madddeleri iadeye ilişkin hükümlerden bahseder.Kısacası yukarıda belirtilen maddelerin tümü gerçek yüklenime dayanmak koşulu ile indirim yoluyla telafi edilemeyen KDV tutarının iade edilmesini öngörür,Özel esaslar ise bu çerçevede gerçeğe dayanmayan işlemlerden dolayı KDV nin indirim konusu yapılmasını ve iade olarak alınmasını önlemek için oluşturulan bir mekanizmadır.Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen veya kullanan mükellef özel esaslar kapsamına alınmakta ve iade işlemleri farklı şartlara bağlanmaktadır.Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlenmesine ilişkin olumsuz rapor, nezdinde inceleme yapılan hakkında sahte belge düzenlediği yönünde belirlemelerin yer aldığı, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgenin tespitiyle ilgili yukarıda açıkladığımız hususları içerecek şekilde vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından düzenlenen rapordur. İade talebinin, iade hakkı doğuran işlem için belirlenen usul ve esaslara göre yerine getirilmesidir. İade talepleri özel esaslara göre yerine getirilen mükelleflerin gerekli şartları sağladıktan sonra iade taleplerinin, yeniden iade hakkı doğuran işlem için belirlenen usul ve esaslara tabi tutulması \"genel esaslara dönüş\" olarak ifade edilir.Genel Esaslara Dönüş Şartları;Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme olumsuz raporuyla, özel esaslara tabi tutulan mükellefler, aşağıda sayılan şartlardan birisinin gerçekleşmesi halinde genel esaslara dönerler:a) Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiiline ilişkin olarak düzenlenen raporlara dayanılarak yapılan tarhiyatın yargı kararları ile terkin edilmesi,b) Mükelleflerin sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme raporlarına dayanılarak yapılan tarhiyatları (kesilecek ceza ve hesaplanacak gecikme faizi dâhil) ödemeleri veya tamamıma teminat göstermeleri ve yapılan inceleme sonucunda düzenlenen olumlu raporun vergi dairesi kayıtlarına intikal etmesi,c) Haklarında olumsuz rapor bulunan ve raporun ilgili olduğu dönemden sonraki dönemlerde iade talebinde bulunmayan mükellefler için, düzenleme raporuna dayanılarak yapılan tarhiyatları (kesilecek ceza ve hesaplanacak gecikme faizi dâhil) ödemeleri veya tamamına teminat göstermeleri şartıyla, talepleri üzerine daha sonra yapılan inceleme sonucunda düzenlenen olumlu raporun vergi dairesi kayıtlarına intikal etmesi,ç) Özel esaslar kapsamına alınılan dönemi takip eden vergilendirme döneminden itibaren bu süre içerisinde başka bir olumsuzluk olmaması kaydıyla (süre dolmadan önce yazılan olumsuz raporlarda en son raporun vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarihten itibaren), sahte belge düzenleme fiilinde beş yıl, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme fiilinde dört yıl geçmesi,Genel esaslara dönüşe ilişkin şartın gerçekleştiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmayanlar da dâhil KDV iade talepleri genel esaslara göre yerine getirilir. Yargı kararı sonucuna göre genel esaslara dönüşte, iade taleplerinde de yargı kararı doğrultusunda işlem yapılır. Süre nedeniyle özel esaslardan çıkış, vergi dairesince resen uygulanır.Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma olumsuz raporuyla, özel esaslara tabi tutulan mükellefler aşağıda sayılan şartlardan birisinin gerçekleşmesi halinde genel esaslara dönerler: a) Haklarında sahte belge kullanılmasına yönelik olumsuz rapor bulunan mükelleflerin söz konusu belgeleri indirim hesaplarından çıkarmak suretiyle beyanlarını düzeltmeleri,b) Kullanma raporları üzerine yapılan tarhiyatın yargı kararıyla terkin edilmesi,c) Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma raporlarında tarhı öngörülen vergi ve buna ilişkin olarak hesaplanacak gecikme faizi ile kesilmesi istenen cezanın ödenmesi veya bunların tamamı için teminat gösterilmesi,ç) Özel esaslar kapsamına alınılan dönemi takip eden vergilendirme döneminden itibaren bu süre içerisinde başka bir olumsuzluk olmaması kaydıyla (süre dolmadan önce yazılan olumsuz raporlara en son raporun vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarihten itibaren), sahte belge kullanma fiilinde dört yıl, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma filinde üç yıl geçmesi,Genel esaslara dönüşe ilişkin şartın gerçekleştiği tarih itibarıyla henüz sonuçlanmayanlar da dâhil KDV iade talepleri genel esaslara göre yerine getirilir. Yargı kararı sonucuna göre genel esaslara dönüşte, iade taleplerinde de yargı kararı doğrultusunda işlem yapılır. Süre nedeniyle özel esaslardan çıkış, vergi dairesince resen uygulanır.\" şeklinde açıklamalara yer verilerek devamında;\"Davalı şirketin 14/03/2018 tari tibariyle Genel Esaslara Tabi olduğu, Güneşli V.D.'nin 23/05/2019 tarihli yazısında davalı tarafın 2017 hesap dönemine ilişkin vergi ineclemesinin sonuçlandığı ve hakkında olumsuz tespit bulunmaması nedeniyle Genel Esaslara tabi olduğunun açıkça belirtildiği, davacı tarafın özelge başvuru tarihi 28/06/2019 olduğu, davalı tarafın Özel Esaslarda değil de Genel Esaslara tabi olduğuna ilişkin 14/03/2018 ve 23/05/2019 tarihinde iki ayrı yazı temin ederek ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği, bahse konu ispat yükümlülüğü cevabi özelgede açıkça belirtilen İspat Yükümlülüğünü açıkça kapsamakla birlikte, davacı tarafın davalı taraf ile bir araya gelerek söz konusu işlemin gerçekliği hakkında ilgili yasal yollara başvurması gerektiğini ifade ettiği ancak bunun gerçekleştirilmediği ve indirilecek KDV'yi indirimlerinden çıkarmış olduğu\" hususlarında görüş ve kanaat bildirilmiştir.Somut olayda, davalı şirketin sahte belge düzenleme şüphesi ile genel esaslardan özel esaslara alındığı ancak yapılan inceleme neticesinde hakkında olumsuz tespit bulunmaması nedeniyle genel esaslara döndüğü anlaşılmaktadır. Davalı şirket hakkındaki inceleme nedeniyle, davalı şirket tarafından düzenlenen faturaların davacı şirket tarafından KDV indirimine dahil edilemediği ileri sürülmüş ise de; Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin IV/E bölümünde \"5. İşlemlerin Gerçekliğini İspat\" başlıklı kısmında; 213 sayılı Kanunun 3/B maddesine göre vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olup, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanmasının mümkün olduğu, düzenledikleri veya kullandıkları belgelerin sahteliğine veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olduğuna ilişkin inceleme veya idari araştırma aşamasında mükellefe, söz konusu belgelerin gerçekliğine yönelik deliller ileri sürme imkanı verileceği, aynı şekilde kendileri hakkında olumsuz rapor veya olumsuz tespit bulunmamakla birlikte mal veya hizmet satın aldıkları mükellefler hakkında olumsuz rapor veya olumsuz tespit bulunan mükelleflere de bu imkanın sağlanacağı, yani idare tarafından sahte veya yanıltıcı olduğu yönünde bulgular bulunan bir belgenin gerçek bir işleme dayandığı ve dayandığı işlemi mahiyet ve miktar itibarıyla doğru olarak yansıttığı işlemin tarafları, ilgilileri (iade talep edenler) veya mükellefler tarafından 213 sayılı Kanunun 3’üncü maddesindeki delil serbestisi kapsamında iddia ve ispat olunabileceği, ileri sürülen karşı delillerin işlemin gerçekliğini göstermesi halinde özel esasların uygulanmayacağı hususları düzenlenmiştir. \"11.Doğrudan Mal veya Hizmet Temin Ettikleri Mükellefler Hakkında Olumsuz Rapor veya Tespit Bulunanlar\" başlıklı kısmında ise; Kendileri hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmadığı halde doğrudan mal veya hizmet temin ettiği mükellefler hakkında sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme raporu veya tespiti bulunan mükelleflere 15 gün içinde olumsuzluğu giderebilecekleri bildirileceği, verilen süre içerisinde belgenin gerçekliğini ve doğruluğunu bu Tebliğin (IV/E/5) bölümündeki açıklamalara göre ispat eden veya söz konusu alışlara isabet eden kısmı iade hesaplarından çıkaran mükelleflerin iade taleplerinin genel esaslara göre sonuçlandırılacağı açıklanmıştır.Tebliğ hükümlerine göre davacının KDV indirimi yönünden, davalı şirket ile arasındaki ilişkinin imzalanan alt teşeron sözleşmesi uyarınca inşaat işlerine dayandığını, kaba inşaat işlerinin davalı şirket tarafından yerine getirildiğini, bu nedenle söz konusu faturaların düzenlendiğini ve ödemelerin yapıldığını her türlü delille ispatlaması mümkün iken bunu ispatlamak yerine indirimden çıkardığı tespit edilmiştir.Nitekim davacı şirket tarafından, indirime tabi tutulamayan KDV tutarına ilişkin, vergi dairesinden özelge talep edilmesi üzerine, Haliç İhtisas Vergi Dairesi'nin 08/10/2020 tarihli yazısında da yukarıdaki tebliğ hükümlerine yer verilerek, \"... A.Ş.nin .... Şti.'den yaptığı mal veya hizmet alımlarından kaynaklanan katma değer vergisini ispat yoluna gitmek yerine indirim hesaplarından çıkardığı anlaşılmıştır. Bu sebeple mükellefin indirim hesaplarından çıkardığı KDV'yi, ... Şti.'nin sahte belge düzenlemediği yönünde düzenlenen rapora istinaden yeniden indirim hesaplarına dahil etmesi mümkün bulunmamaktadır...\" şeklinde yanıt verilmiştir. Bu durumda her ne kadar davalı şirket hakkında vergi dairesi tarafından bir inceleme yapılmış ise de inceleme neticesinde olumsuz bir tespit bulunmaması nedeniyle, davacı şirketin KDV indiriminden yararlanmamasının davalı şirketten değil, davacının aralarındaki ilişkiyi delillendirmemesinden kaynaklandığı, davacının delillendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair iddiasının ise idare ile davacı arasındaki bir ihtilaf olup işbu dava konusunu oluşturmadığı, açıklanan nedenlerle dava konusu iade tutarını davalıdan tahsil talebinin yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından  yatırılan 59,30 TL 'nin mahsubu ile bakiye 556,10  TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesi edilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.09/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"525392a36f866be7","SID":"92176329522e8922"}}