{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/1136 <br>KARAR NO: 2025/363<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 25/05/2021<br>NUMARASI: 2016/172 Esas, 2021/664 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 22/04/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, davalı şirketin, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin düzenlediği Mamak Altındağ ve Elmadağ İlçe merkezleri ile Gelişme Alanları İçmesuyu Şebeke İletim Hatları ve diğer imalatlar yapım işi ihalesini KDV hariç 6.873.337,11 TL karşılığında ana yüklenici olarak üstlendiğini, davalı şirketin belirtilen işi 03/07/2012 tarihli Taşeronluk Sözleşmesiyle müvekkili şirketin taahhüdüne bağladığını, sözleşme bedelinin ise davalı ile asıl işveren ... arasında imzalandığını, sözleşmede belirtilen 6.873.337,11 TL + KDV miktarındaki iş bedelinin %8 tenzilatlı olarak uygulanacağının kararlaştırıldığını, buna göre %8 tenzilatlı olarak sözleşme bedelinin 6.323.470,14 TL + KDV'ye tekabül ettiğini, müvekkili şirketin davalı ile imzaladığı Taşeronluk Sözleşmesi gereğince sözleşme konusu işlerin imalatları ile ilgili olarak 31/12/2012 tarihine kadar çalıştığını, davalı şirketin herhangi bir haklı neden olmaksızın 31/12/2012 tarihinde müvekkili şirketin taşeronluk sözleşmesini feshettiğini, bu konuda taraflar arasında 31/12/2012 tarihinde fesih sözleşmesi imzalandığını, bu haksız fesih nedeniyle müvekkili şirketin taşeronluk sözleşmesi gereğince üstlendiği işi tamamlayamadığını ve bu iş nedeniyle elde edeceği kârdan mahrum kaldığını belirterek, müvekkilinin mahrum kaldığı kâra ilişkin olarak şimdilik 200.000,00 TL'nin davalının Kadıköy ... Noterliği'nin 20/08/2013 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile temerrüde düştüğü 23/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 03.12.2019 tarihli bedel arttırım dilekçesiyle talep miktarını 275.640,01 TL'ye yükseltmiştir.Davalı vekili cevabında, taraflar arasında akdedilen 03/07/2012 tarihli sözleşmesi ile yükümlenilen edimlerin yerine getirilmediğini ve bu nedenle düzenlenen protokol doğrultusunda sözleşmenin feshine karar verildiğini, fesih protokolünün imzalanması akabinde alacak istemli olarak müvekkili aleyhine takip başlatan davacının, anılan itirazın kaldırılması davası sırasında ve öncesinde huzurdaki davaya konu talebini hiçbir şekilde dile getirmediğini, ancak İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/331 E. Sayılı dava dosyasının yargılaması sona ermeden kötü niyetli olarak işbu davayı açtığını, zira sözleşmenin devamı sırasında davacının üstlenmiş olduğu işe ilişkin eksiklikler ortaya çıktığını, iş programının gerisinde kalındığını ve işin davacı tarafından süresinde tamamlanamayacağının tespiti üzerine taşeronluk sözleşmesinin anılan protokol kapsamında feshedildiğini, davacının protokol içeriğinden de anlaşılacağı üzere sözleşmenin feshini kabul ettiğini ve müvekkilinin protokol hükümlerinde yer alan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacı tarafça üstlenilen işin sözleşmenin 6. Maddesinde tanımlandığını, 10. Madde ile işin süresinin belirlendiğini ancak davacı taşeronun iş programının gerisinde kalması ve işi süresinde bitiremeyeceğinin tespiti üzerine kendisince de protokolün imzalanması suretiyle kabul ettiği üzere sözleşmenin müvekkilince haklı nedenle feshedildiğini, bu nedenle davacının kâr mahrumiyeti talep hakkı bulunmadığını, hakediş belgeleri ve pursantaj kayıtları celp edildiğinde davacının işi tamamlama oranı ve dolayısıyla sözleşmenin müvekkilince haklı nedenle feshedildiğinin tespit edilebileceğini, sözleşmenin feshi akabinde davacının sözleşme ile yerine getirmediği işlerin müvekkilince gerçekleştirildiğini, bu çerçevede değerlendirildiğinde davacının kâr mahrumiyeti talep hakkının bulunmadığının açıkça görüldüğünü, davacının uğradığını iddia ettiği zararın azaltılması ve çoğalmasının önlenmesi için hiçbir önlem almadığını, aksine sözleşmenin kendisince devamının imkansız olduğunu müvekkiline beyan ederek feshin haklılığını kabul ederek protokolün imzalanmasını talep ettiğini, yalnızca bu hususun dahi davacının davadaki iddia ve taleplerinde samimiyetsiz ve kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği, fesih protokolü içeriğinin davacının kâr kaybı talebine engel teşkil etmediği, alınan 04.02.2021 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davacının talep edebileceği kâr kaybının yöntemine uygun olduğundan hükme esas alındığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 255.424,83 TL mahrum kalınan kâr kaybı bedelinin 180.000,00 TL'sine 23/08/2013 tarihinden, bakiye  75.424,83 TL'sine dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir. Davalı vekili istinafında, dava konusu alacak talebi belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğinden davanın öncelikle hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşmenin karşılıklı mutabakatla fesih tarihi olan 31.12.2012 gözönünde bulundurulduğunda 03.12.2019 tarihli talep arttırımına konu bedel yönünden 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğunu, sözleşmenin, davacının edimlerini yerine getirememesi ve işe devam edemeyeceğini beyan etmesi üzerine düzenlenen protokol ile feshedildiğini, bu durumda davacının kar kaybı talebinde bulunamayacağını, mahkemenin kabulüne göre de davacının iddia ettiği zararın artmasına neden olduğunun ve zararı azaltmak için önlem almadığının dikkate alınması gerektiğini, bu kapsamda müvekkili şirketle iş ilişkisinin devam ettiği süre zarfında başka iş yapıp çalıştığına ya da başka iş yapmaktan kaçındığına yönelik de gerekli incelemelerin yapılması ve bu bedellerin de hesaplamadan düşülmesi gerektiğini, kar mahrumiyetine dair yapılan hesaplamanın bilimsel ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Yargıtay içtihatları ile belirlenen kriterlerin dikkate alınmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı taşeron, davalı yüklenicidir. Dava, taraflar arasındaki 03.07.2012 tarihli \"içme suyu şebekesi yapımına\" ilişkin taşeronluk sözleşmesinin davalı tarafça 31.12.2012 tarihinde haksız olarak feshedildiği iddiasıyla, mahrum kalınan kârın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.Davalı tarafça, feshin davacının edimlerini tam olarak yerine getirmemesi nedeniyle haklı olarak yapıldığı, imzalanan 31.12.2012 tarihli fesih protokolü ile davacının feshi kabul ettiği ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlendiği belirtilerek, davanın öncelikle zamanaşımından, aksi halde esastan reddi istenmiştir.HMK'nın 107/1-2. Maddesine göre; \"Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.\" Davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde zamanaşımının tüm alacak için dava tarihinde kesileceği kabul edilmektedir. Bu belirsiz alacak davasının niteliğinden ortaya çıkan bir sonuç olduğu kadar madde gerekçesinde de açıkça belirtilmiştir.Davacı davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak açmış ve artırılmış talep miktarını belirleme işlemini de belirsiz alacak davası hükümlerine göre yapmıştır. Davacının kâr kaybı talebi yönünden davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği açıktır. Zira HMK 107. Madde de açıkça tam ve kesin olarak belirleyememe unsuruna yer verilmiş olup, davacının bu talebine konu gerçek kesin miktarı dava tarihinde tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğundan söz edilemez. Buna göre, davaya konu talep yönünden belirsiz alacak davası açılması koşulları bulunduğu için davacının belirsiz alacak davası hükümlerine göre yaptığı miktar artırımı da geçerli usul işlemi olup, tüm alacak için dava tarihinde zamanaşımının kesildiğinin ve sonrasında her usul işlemi ile de kesildiğinin kabulü gerektiğinden, 31.12.2012 fesih tarihi ile 16.02.2016 dava tarihi göz önünde bulundurulduğunda dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından, davalı vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf itirazı yerinde bulunmamaktadır. Tarafların iddia ve savunmalarından anlaşılacağı üzere, taraflar arasındaki 03.07.2012 tarihli \"içme suyu şebekesi yapımına\" ilişkin taşeronluk sözleşmesi davalı yüklenicinin 31.12.2012 tarihli fesih protokolü ile sözleşmeyi feshettiği tarihe kadar devam etmiştir. Fesih protokolünden anlaşıldığı üzere sözleşme davalı tarafça feshedilmiş olup, fesih protokolüyle davacının hak etmiş olduğu alacakların ne şekilde ödeneceği düzenlenmiş, protokolün 4. Maddesinde ise \"tarafların aralarındaki sözleşmenin feshedilmesinden dolayı birbirlerine karşı sahip oldukları yasal talep haklarının saklı olduğu\" belirtilmiştir. Bu nedenle bu belge bir ikale sözleşmesi niteliğinde olmayıp, davacı taşeronun haksız fesih nedeniyle kâr kaybı talebine engel teşkil etmemektedir. Mahkemece farklı bilirkişi heyetlerinden alınan ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılan 11/03/2019 ve 04/02/2021 tarihli raporlarda benzer şekilde belirtildiği üzere, davalının sözleşmeyi neden feshettiğine ilişkin bir belge, yazışma ya da ihtarname, temerrüt ihtarı, ayıplı imalat vs. gibi bir hususun bulunmadığı, davalı tarafın; davacının iş programının gerisinde kaldığı iddiasının gerçek dışı olduğu, davacının iş programının gerisinde kalmadığı, dava dosyasına sunulmuş herhangi bir iş programı olmadığı gibi davalı tarafından davacıya iş programının gerisinde kalındığı için yapılmış herhangi bir yazılı ihtara da dava dosyasında rastlanılamadığı anlaşılmakta olup, buna göre Mahkemece, davalı tarafça sözleşmenin haksız şekilde feshedilmiş olduğuna ve davacının bu fesih sebebiyle davalıdan kâr kaybı talep edebileceğine dair kabul dosya kapsamına uygun bulunmaktadır.Yargıtay 15. ve 6. Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihat ve uygulamaları ile Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu'ndaki \"kesinti yönteminin\" uygulanması gerektiğinden, eser sözleşmesinin karşı tarafın kusuru ile feshi halinde kâr kaybının hesabında 6098 sayılı TBK'nın 408. ve 438. maddesi hükmünde öngörülen yöntemin uygulanması gerekir. Sözü edilen bu yöntem “kesinti yöntemi”dir. Kesinti yöntemine göre davacı taşeronun yapılmayan sözleşme konusu işlerden ötürü mahrum kaldığı kârın hesaplanabilmesi için; yapılmayan işin sözleşmesinin feshi tarihindeki bedeli saptandıktan sonra, bu bedelden taşeronun işi tamamlamaması nedeniyle tasarruf ettiği malzeme ve işçilik bedelleri ile genel giderleri, bu süre içinde başka bir iş bulup çalışmışsa elde ettiği kâr, başka bir iş bulmaktan kasten kaçınmışsa elde etmekten kaçındığı kâr tespit ettirilip, yapılmayan iş bedelinden çıkarmak suretiyle bulunan miktarın kâr kaybı olduğunun kabulüyle davalı yükleniciden tahsiline karar vermek gerekir. Mahkemece alınan 04/02/2021 tarihli bilirkişi heyeti raporundaki hesaplamanın kesinti yöntemine uygun olduğu kabul edilerek bu rapora dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, dosya kapsamı, istinaf sebepleri, dava dosyasına taraflarca sunulan deliller içerisinde davacı tarafın, davalı ile iş ilişkisinin devam ettiği süre zarfında, başka bir iş yapıp çalıştığına ya da başka bir iş yapmaktan kaçındığına dair bir belgeye rastlanılaması göz önünde bulundurulduğunda, bu rapordaki hesaplama \"taşeronun işi tamamlamaması nedeniyle tasarruf ettiği malzeme ve işçilik bedelleri ile genel giderlerin\" hesabı bakımından kesinti yöntemine uygun bulunmamaktadır. Raporda, bu bakımdan bir hesaplama yapılmayıp, %5 kâr payı esas alınarak bir hesaplama yapılması yoluna gidilmiştir. Mahkemece, son bilirkişi heyetinden, davacı taşeronun kâr kaybı alacağının yukarıda açıklanan \"kesinti yöntemi gereğince\" hesaplandığı bir ek rapor alınması ve sonucuna göre davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin sadece \"kesinti yöntemine\" göre hesaplama yapılması bakımından kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak, yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 25/05/2021 tarih, 2016/172 Esas, 2021/664 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 22/04/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"42f85f9b6969cc2c","SID":"4f66eb320f9ff5dc"}}