{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/37 <br>KARAR NO:2025/370<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:28/01/2021<br>NUMARASI:2016/1072   E. - 2021/62  K.<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; \"davacının F belge türüne sahip olduğunu, davalı ile acentelik sözleşmesi imzalamış olduğunu, müvekkilinin ilk olarak 2008 yılında ticari ilişkiye başladığını, acentelik sözleşmesinin feshedildiğini,... Şirketi adını almış ve 25 Haziran 2015 Tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 746. Sayfasında yayınlanarak unvan değişikliğinin yapılmış olduğunu, acentelik sözleşmesinin, sürekli borç doğuran bir iş görme sözleşmesi olarak taraflara haklar ve borçlar yüklemekte olduğunu, dolayısıyla acentelik ilişkisinde tarafların karşılık temel borcunun, acente açısından müvekkili adına ve hesabına faaliyette bulunmak, müvekkil açısından ise acenteye ücret ödemek olduğunu, müvekkilinin acentelik sözleşmesine ve acentecilik ilişkisinin doğasına uygun olarak ... AŞ'ye karşı yükümlülüklerinin tamamını zamanında ve konusuna uygun bir şekilde tam olarak yerine getirmiş olduğunu, davalı şirket tarafından, taraflarına Bursa ... Noterliği' nin 14.07.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı acentelik sözleşmesi ve acentelik hizmetlerinin sürdürülmesi ile ilgili taraflar arasında mevcut her türlü sözleşme, protokol ek sözleşme 27.06.2016 günü saat 23.59'dan itibaren geçerli olmak üzere sözleşmenin feshedildiğinin ihtar edilmiş olduğunu, sözleşme metni incelendiğinde bu iki aylık sürenin sözleşmenin zayıf tarafı olan acenteye tanınmış olduğunu, sözleşmenin güçlü tarafı olan \"...\" tarafından yapılan bu feshin geçersiz olduğunu, olağan fesih için öngörülen şartlara uyulmadan  Bursa 10.Noterliği'nin ihtarnamesi ile yapılan fesih ihbarının TTK 'da belirlenen ihbar sürelerine uyulmaması nedeniyle feshin geçersiz kılmakta olduğunu, 22.04.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı acentelik sözleşmesinin fesih ihbarının geçersiz olduğunu, hüküm doğurmayacağının ihtarname ile ihtar edilmiş olduğunu, davalı şirketin acentelik sözleşmesinin usulünce feshedildiğini belirterek acentelik ilişkisinden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmeyi reddetmiş olduğunu, davalı ... AŞ'nin yine ihtarnamesinde taşınmazlar hakkında alt kira sözleşmesinin feshedildiğini bildirmiş olduğunu, söz konusu firma ile uzun süredir acentelik faaliyeti yürüten firmanın acentenin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatına taraflar açısından hüküm verilmesinin gerekli olduğunu, söz konusu denkleştirme taleplerinin kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla, aralarındaki acentelik ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret hakkını kaybediyor olmasının gerekli olduğunu, müvekkilinin söz konusu bu faaliyeti nedeniyle bu ücret haklarını kaybetmiş durumda olduklarını iddia ederek, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların (haksız feshin fiilen başladığı yani iletişimin kesildiği tarihten itibaren sözleşmenin bir yıl uzamış sayıldığı, bitiş tarihi olan 10.07.2017 tarihine kadar tüm acentelik ücretlerinin tespit edilerek) tespit edilerek tazminine, şimdilik fazlaya ilişkin haklarımız saklı olmak üzere 10,000 TL'lik tazminatın  fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline, sözleşmeye üç yıldır taraf olmaları nedeniyle haksız feshin olması nedeniyle uğramış oldukları müşteri çevresi kaybı ve benzeri hal göz önünde bulundurularak fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak üzere 10.000,00'lik denkleştirme/portföy tazminatının, fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava  etmiştir.Davacı vekili, 24.07.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; uğranılan zarar miktarının 2016.519,67 TL'ye ayrıca denkleştirme ve portföy tazminatının 1.287.092,29 TL artırarak 1.297.092,29 TL'ye çıkarmıştır.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin ticari işlerinin yürütüldüğü merkez adresinin ... Osmangazi/ Bursa olduğunu, davanın zamanaşımına uğramış olduğunu, müvekkili şirketin, Muğla ili Bodrum İlçesindeki faaliyetlerine herhangi bir acente olmaksızın ilk olarak 1996 yılında başladığını, uzun yıllar bu faaliyetlerini sürdürmüş olduğunu, davacı şirket ile Bursa ... Noterliği'nin 21.05.2013 tarihli ve ... yevmiye numaralı acente sözleşmesi akdedildiğini, ardından ... Şti.\" nevi değiştirmesi üzerine yine Bursa ... Noterliğinin 14.07.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı acentelik sözleşmesinin akdedilmiş olduğunu, bu sözleşme uyarınca davacı firmanın, müvekkili şirket acentesi olarak işletilmiş olduğunu, davacı firmanın acentelik hizmeti gereğince ve verimli olarak yerine getirememesi, hizmet kalitesinin düşük olması, davacı firma döneminde satışlarının azalması ve benzeri sebepler nedeniyle acentelik sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı nedenle feshedilmiş olduğunu, taraflarınca keşide edilen Bursa ... Noterliği'nin 22.04.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde; taraflar arasında akdedilmiş olan Bursa ... Noterliğince onaylı 14.07.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı acentelik sözleşmesinin 27.06.2016 tarihinden itibaren hüküm ifade etmek üzere feshedilmiş olduğunu, yine Bursa ... Noterliği'nin 29.04.2015 tarihli ... yevmiye numara İhtarnamesinde; (1) ... Bodrum/Muğla, (2) ... / MUĞLA, (... Bodrum/Muğla, (4) ... Bodrum/Muğla ve (5) ... Bodrum/Muğla adreslerindeki taşınmazlar hakkında akdedilen kira sözleşmelerinin de 27.06.2016 tarihinden itibaren feshedilmiş olacağını, bu nedenle taşınmazların en geç belirtilen tarihte tahliye edilmesi gerektiğinin müvekkili şirket adına bildirilmiş olduğunu, davacı tarafın ise, müvekkili şirkete ilk öne Ankara ... Noterliği'nin 25.05.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile ardından 25.07.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verdiğini, Bursa ... Noterliği'nin 22.04.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmenin feshedildiğini, feshin 27.06.2016 günü saat 23:59 itibari ile hüküm doğuracağının davacıya bildirilmiş olduğunu, davacı tarafın hem müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen fesih işlemlerinin geçersiz olduğunu, hem de 14.07.2015 tarihli acentelik sözleşmesinin ve 10.07.2015 başlangıç tarihli alt kira sözleşmelerinin feshedildiğini düzenlenmiş olduğunu, birçok iade faturası ile ikrar etmiş olduğunu, acentelik sözleşmesi ve alt kira sözleşmelerinin tamamının basiretli bir tacir olarak imzaladığını, tüm hükümlere uyacağını peşinen kabul ve taahhüt etmiş olduğunu, sözleşmelerin feshine dair müvekkili şirket adına gönderilen ihtarnamelerin geçersiz olduğunun kötü niyetle ileri sürülmesinin açıkça usule, yasaya ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, müvekkili şirket ile acente arasında akdedilen sözleşmenin 27.06.2016 tarihi itibariyle sona ermiş olduğunu, müvekkilinin Muğla İli, Bodrum İlçesi'ndeki ticari faaliyetlerine 1996 yılından bu yana devam ettirmiş olduğunu davacı firmanın müşteri çevresinin oluşmasına herhangi bir katkısının olmadığını, mahkemece ticari defter ve belgeler üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi neticesinde müvekkili şirketin Bodrum İlçesinde sattığı bilet sayısının sözleşmenin feshinin ardından arttığını, diğer bir deyişle, davacı firmanın sunduğu hizmetin kalitesiz olması ve acentelik faaliyetlerini etkin bir şekilde yürütmemiş olması sebebi ile müvekkili şirketin sözleşme süresi boyunca zarara uğrattığının görülecek olduğunu, acentenin özel bir çabası veya kendi kurduğu ticari işlerinin olmadığını, \"... markası\" ve bu markaya duyulan güven nedeniyle müşterilerin müvekkili şirketi tercih etmekte olduklarını, somut olayda işletmeye acente tarafından yeni müşteriler kazandırılmadığını, bu nedenle yeni müşteriler dolayısıyla ücret alacağının doğmadığını, acentenin ücret kayıplarının, gelecekte kurulacak ticari ilişkilerden kaynaklanacağını, gelecekteki ticari ilişkilerin acentenin ücret kaybına yol açması için acentenin müşteri çevresinden yararlanılması gerektiğini, somut olayda acentenin ücret isteme hakkının doğabilmesi için yeni müşteri çevresi ve bu müşteri çevresi ile acentenin ticari çabası arasında nedensellik bağının bulunmasının gerekmekte olduğunu, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesini feshetmesi dolayısıyla 27.06.2016 tarihinden itibaren 10.07.2017 tarihine kadar tüm acentelik ücretlerinin tespit edilerek kendilerine ödenmesini, bu nedenle şimdilik 10.000,00 TL tazminat taleplerinin bulunduğunu beyan etmiş olduğunu, davacı tarafın bu yöndeki beyan ve taleplerinin de taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, davanın öncelikle esasa girilmeksizin yetki ve zamanaşımı itirazları doğrultusunda reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Somut olayda bu hesaplama yapılırken davacının, davalı lehine ne tür acentelik hizmeti verdiği, sözleşmenin feshinden sonra davalının ne gibi önemli menfaatler elde ettiği veya edeceği, hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarının ispatı önem arz etmektedir. Zira davacının portföy tazminatı isteminin buna göre değerlendirilmesi gerekir. Dava konusu somut olayda, davacı acentenin sözleşmenin kurulduğu tarihten sözleşmenin feshe edildiği tarihe kadar sürekli olarak gelirinin azaldığı, hatta 2015 yılı itibariyle davacının üretmiş olduğu, ticari faaliyete dair gelirin 2013 yılına kıyasla %41 oranında azaldığı, bu durumun sözleşmenin feshine kadar olumsuz şekilde devam ettiği, dolayısıyla davacı acente tarafından davalı şirket lehine bir müşteri çevresi genişletilmesinin söz konusu olmadığı, hatta ciddi oranda daraldığı, bu durumda davacının sözleşmenin sona ermesi nedeniyle ileriye dönük olarak mahrum kaldığı bir ücretten söz edilemeyeceği dikkate alındığında davacının portföy tazminatına ilişkin talebinin kabulü mümkün değildir. (Yargıtay 11. HD 2013/5505E. 2014/1530K.sayılı ilamı)Yine davacı acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için sadece yeni müşteri çevresi yaratması değil, var olan müşteri ilişkisinin nitelik ve nicelik olarak arttırılmak suretiyle bu müşteriler sebebiyle davalının ileride menfaat elde edeceğini ispatlaması gerekir.\"Öğretide denkleştirme isteminde esas alınacak yeni müşterinin tanımı yapılırken, acentenin müvekkille olan sözleşmesi esnasında işlem yaptığı tüm müşteriler kabul görmemekte, bunların arasında da süreklilik niteliğine sahip olanlar aranmaktadır. Sürekli müşteri, belli bir süre içinde yeniden sözleşme yapması beklenen müşteri olarak tanımlanmaktadır. (A.Nilay Şenol, Bayilik Sözleşmesinin Sona Ermesi ve Sonuçları, İstanbul, 2011,Sayfa 267) Bilirkişi raporunda irdelendiği üzere davacının acentelik ilişkisinin devam ettiği süre zarfında sözleşmenin feshi sonrasında sürekli müşteri olarak kabul edilebilecek bir portföy yarattığına dair hiçbir mali tespit olmadığı gibi bu noktada somutlaştırılmış bir delili de yoktur. \"Doğal olarak müvekkilin iş kolu, ürettiği ve sattığı ürünün yahut sunduğu hizmetlerin niteliği, müşterinin sürekli olup olmadığını belirlerken önem kazanmaktadır. (Dr. Cemile Demir Gökyayla, Milletlerarası Hukukta Tek Satıcılı Sözleşmeleri, Seçkin Yayınları, Ankara, 2005, Sayfa 255) Buna göre somut olayda otobüs yolu ile karayolu taşımacılığı noktasında acentelik yapan davacının sunmuş olduğu hizmetin sürekliliğinden bahsetmek en azından bu noktada, davacı lehine gerekli ispatı gerçekleştirmek anlamında zor bir haldir. Elbette davalı şirketin otobüs yolu ile gerçekleştirilen taşımacılık hizmeti alanında tanınırlığı bilinen bir firma olması, davacının denkleştirme tazminatı talebini ortadan kaldırmaz ise de  hizmet alanı gözetildiğinde bu noktada davacı lehine ispat durumu yoktur. Zaten davacı acentenin faaliyeti nedeniyle, davalı şirket lehine müşteri toplaması noktasında mahkememizde oluşmuş bir kanaat da mevcut değildir.O halde davacı acentenin bu noktada yani sözleşmenin feshi sonrası davalının artan müşteri nedeniyle menfaat  edeceği noktasında ispat yükünü yerine getirmek bir yana bu noktada somutlaştırdığı vakıa dahi mevcut değildir.Öte yandan Anayasa’nın 2.maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinde adaleti tesis etmekle yükümlü olan mahkemelerin oluşturacakları hükümlerde, özellikle kanun koyucu tarafından tazminata hükmedilmesi için hakkaniyet unsurunun arandığı hallerde özellikle bu durumun değerlendirilmesi zorunludur. \"Hakkaniyet terimi başlı başına açıklanmaya ihtiyaç duyulan bir terimdir. Zira içerisi çok geniş anlamlı doldurulabilir. Hakimin takdir yetkisinin düzenlendiği, EMK m.4'de \"hak ve nısfetle\" ifadesi kullanırken, MK 4.maddede \"hukuka ve hakkaniyete\" ifadesi tercih edilmiştir. Hakimin takdir yetkisini olayın özellikleri göz önüne alınarak, kanun hükmü sınırları içerisinde ve adil bir sonuca varacak şekilde kullanması gerekir. (Prof.Dr.M.Kemal Oğuzman, Prof.Dr.Nami Barlas, Medeni Hukuk, Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar, 8.Baskı, İstanbul, 2000, Sayfa 91) Bu noktada somut olay yönünden denkleştirme tazminatı talep eden davacının sözleşmenin feshi öncesi davalı kuruma kazandırdığı bir müşteri portföyü olmadığı, hatta müşteri portföyünün giderek azaldığı, buna rağmen davacının kar elde etmeye devam ettiği, buna mukabil davalı şirketin ise sözleşme süresince ve istikrarlı şekilde müşteri portföyünün azaldığı, esasen ticari hayatın olan akışı içinde mevcut müşterinin ise davalının marka bilinirliği nedeniyle hizmet aldığının kabul olunması gerektiği kabul edilmiştir.Hal böyle iken ayrıca davacı lehine ve davalı aleyhine olacak şekilde denkleştirme tazminatı hükmedilmesi, somut olayın özellikleri dikkate alındığında adil olarak kabul edilemez. Zira davalının bir yandan sözleşmenin devamı süresince müşteri kitlesinin acentenin bulunduğu bölge itibariyle azalması, diğer yandan kendisine kazandırılan sürekli bir müşterinin bulunduğunun ise ispatlanamaması söz konusu olduğu halde ayrıca ve bir de davacıya bu nedenle tazminat ödemesi hakkaniyet ilkelerine uygun olarak da kabul edilemez. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa 64). Bu şartlarda davacı acentenin kanun koyucunun belirlediği somut koşul vakıalarla ilgili ispat yükünü yerine getiremediği mahkememizce kabul edilmiştir. Mahkememizce yukarıda açıklanan gerekçeler dikkate alındığında da bilirkişi kurulu tarafından yapılan incelemede acente durumundaki davacının yeni ve sürekli müşterileri sözleşmenin feshi sonrası kazandırma durumunun olmadığı ve davalının bu noktada önemli ölçüde menfaat elde etmesinin de mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Bilirkişinin bu sonuca varmasını gerektiren gerekçe mahkememizce açılanan gerekçeler dikkate alındığında dar kapsamda olsa da mahkememizce varılan sonuç ile aynı yöndedir.Yapılan açıklamalar karşısında davacının dava dilekçesine ve ıslah dilekçesine konu yaptığı haksız fesih nedeni ile talep olunan kâr mahrumiyeti tazminatı miktarı olan 216.519,67-TL tazminat alacağının 26.671,52-TL kısmının kabulüne; kabul olunan 26.671,52-TL kâr mahrumiyeti tazminat alacağının, dava tarihi olan 27/10/2016 tarihinden itibaren ve talep  gereği  reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine; davacının bu alacak kalemi yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine; davacının dava dilekçesine ve ıslah dilekçesine konu yaptığı haksız fesih nedeni ile talep olunan denkleştirme tazminatı alacağına konu edilen 1.297.092,29-TL tazminat alacağının ise sübut bulmadığından... \" gerekçesiyle davacının dava dilekçesine ve ıslah dilekçesine konu yaptığı haksız fesih nedeni ile talep olunan kâr mahrumiyeti tazminatı miktarı olan 216.519,67-TL tazminat alacağının 26.671,52-TL kısmının kabulüne, kabul olunan 26.671,52-TL kâr mahrumiyeti tazminat alacağının, dava tarihi olan 27/10/2016 tarihinden itibaren ve talep  gereği  reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının bu alacak kalemi yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine; davacının dava dilekçesine ve ıslah dilekçesine konu yaptığı haksız fesih nedeni ile talep olunan denkleştirme tazminatı alacağına konu edilen 1.297.092,29TL tazminat alacağının sübut bulmadığından reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilinin kara yolu taşıma kanunu ve yönetmeliği hükümleri gereğince acentelik sözleşmesi imzaladığını, sözleşmeye dayanarak acente işlerini tacir adına ve hesabına faaliyette bulunmaya başladığını, taraflar arasındaki acentelik faaliyetini 2008 yılında başladığını, müvekkili şirketin yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiğini, sözleşme süresinin, hizmet vermeye başladığı tarihten itibaren başladığını, taşımacının yetki belgesi süresinin sonuna kadar devam etmesi gerekeceğini, davalı şirket tarafından 22.04.2016 tarihli ihtarname ile acentelik sözleşmesi ve hizmetlerinin sürdürülmesi ile ilgili mevcut her türlü sözleşme protokol ve ek sözleşmenin 27.06.2016 günü itibari ile feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili şirketin feshin geçersiz olduğunu ihtar ettiğini, davalının 28.06.2016 tarihinde bilet sistemini elektronik olarak saat 01: 00'da kapatarak sözleşmeyi fiilen sona erdirdiğini, mahkeme  tarafından denkleştirme tazminatı ve haksız fesih nedeni ile zararların tespiti için dava açıldığını, raporlar doğrultusunda davanın ıslah edildiğini, defter ve kayıtlara göre tazminatın bir aylık hesaplanacak ise 216.519,67 TL olması gerektiğinin açık olduğunu, ayrıca bilirkişinin maliyetleri çıkararak %70 oranında kira vb sabit maliyetlerin düşülmesinin kabulünün mümkün olmadığını, defterlerin mahkemeye sunulduğunu ve incelendiğini, mahkemece hesaplamalar ve maliyetler hususunda esas alınan rapora itiraz edildiğini, itirazları doğrultusunda incelenmesi gerektiğini, mahkemenin TTK 122/1-a kapsamında denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği yönündeki aynı dönemde davalı firmada çalışan yöneticilerin tanık ifadelerine ve hukuka aykırı olan gerekçelerine katılmalarının mümkün olmadığını, dosyaya sundukları diğer raporlardaki tespitlerde de tanık ifadelerinde belirtildiği üzere seyahat niteliğinin değişmesi ve otobüslerde 46 yolcunun 37 kişilik rahat hat ismi verilen otobüslerle değişmesine rağmen ayrıca yolcu sayısının korunması ve karlılığın devam etmesinin yanlışlığını ortaya koyduğunu, davalının kendi iradesiyle otobüslerin değiştirildiğini, davalının tek taraflı aldığı kararlara rağmen yolcu kapasitesinin %20 düşmesine rağmen mahkeme ve hükme esas alınan raporda yolcu sayısının ve cironun düştüğünden bahsedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, sefer sayısını davalının belirlediğini, acentenin herhangi bir söz hakkının olmadığını, 2.yıl sefer düşüşüne rağmen acentenin komisyon hak edişinde ve davalının isim hakkını hak edişinde yükselme olduğunu, bilirkişinin eksik inceleme sonucunda mahkemenin denkleştirme tazminatı talep edilemeyeceğindeki görüşünün ticari defter, belgeler, tanık vb delillere göre açıkça ve hukuken yanlış olduğunu, davalının tek taraflı kararı olmasına rağmen yolcu sayılarının düşmediğini bilakis arttığını, maliyetlerin tahmini olarak hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkeme tarafından davacı lehine hükmedilen kar mahrumiyeti tazminatının yerinde olmadığını, davacı acentenin acentelik hizmetini gereğince ve verimli olarak yerine getirememesi, hizmet kalitesinin düşük olması vb nedenlerle haklı sebeplerle sözleşmenin fesih edildiğini, davacının müvekkili şirketin yolcu sayısında yarı yarıya düşüşe sebep olduğunu, bu hususun kök ve ek raporlarda tespit edildiğini, sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin 8.maddesinde, tek taraflı fesih yetkisinin olduğunu, TTK'da belirlenen acentelik sözleşmelerinin feshi için öngörülen üç aylık sürenin emredici nitelikte olmayıp tarafların sözleşme serbestisi çerçevesinde bu hükmün aksine kararlaştırmalarının mümkün olduğunu, davacının hem feshin geçersiz olduğunu ileri sürdüğünü hemde alt kira sözleşmelerinin usulüne uygun feshedildiğini,düzenlemiş olduğu birçok iade faturası ile ikrar ettiğini, feshe dair gönderilen ihtarname sonrasında davacı tarafça faturalar düzenlendiğini, iade kira bedeli faturaları ve bu faturalara yazmış olduğu beyanlar ile sözleşmenin feshini kabul ettiğini, devamında ise alt kira yolu ile kullanmakta olduğu taşınmazları tahliye ettiğini, mahkeme tarafından AAÜT'nin 13.maddesi gereğince vekalet ücretine hükmedilmişse de bu durumun hatalı olduğunu, mahkeme tarafından denkleştirme tazminatının hukuki niteliği gereğince maddi tazminat olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın denkleştirme tazminat talebinin reddine dair kararın hukuka uygun olduğunu, bilirkişi raporlarında davacı cirosunun taşınan yolcu sayısınında düşüş gösterdiğinin açıkça ifade edildiğini, böyle bir durumda davacının müvekkili şirkete müşteri portföyü kazandırıldığının mümkün olmadığını iddia ederek, kararın ortadan kaldırılmasını, davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespiti ile TTK'nın 122. maddesi gereğince denkleştirme tazminatı ve zararın tahsili istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, acentelik sözleşmesinin varlığı, sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir.Uyuşmazlık, davacının denkleştirme tazminat talebinin yerinde olup olmadığı, mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporu ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı ile kar mahrumiyeti kararı ile davalı yararına hükmedilen vekalet ücretinin isabetli olup olmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından, taraflar arasında 21.05.2013 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede acentenin davacı şirket olduğu, sözleşme kapsamının 2.maddede, ... Taşımacı Firmasının davacı şirketin kara yolu ile şehirler arası/ uluslararası yolcu taşımacılığı konusunda acente olarak tayin ettiği hususuna yer verildiği, acentenin görev ve sorumluluklarının 7.02.maddede, düzenlendiği, söz konusu maddede davalının belirlediği kurallar çerçevesinde müdahalede bulunabileceği, acentenin yapacağı ticari faaliyetlerle ilgili olarak davalının muvafakatını almak zorunda olduğu, acentenin yapmasının yasaklanmış olduğu işlerin 7.05.maddede düzenlendiği, acentenin davalının talimatına uymak mecburiyeti ve müeyyidesinin 7.06.maddede yer aldığı, sözleşmenin 8.maddesinde, sözleşmenin süresi ve feshi başlığı ile acente olacak tarafın acentelik hizmeti vermeye başladığı tarihten itibaren sözleşmenin başlayacağı ve taşımacının yetki belgesi süresinin sonuna kadar devam edeceği bu sürenin hiçbir şekilde taşımacının yetki belgesi süresinin bitiş tarihini geçemeyeceği, taraflardan birinin noter kanalı ile fesihnamenin bir nüshasını Ulaştırma Bakanlığına bir nüshasını da diğer tarafa gönderme kaydı ile acentelik sözleşmesinin feshetmedikçe bu sözleşmenin geçerliliğinin aynı süre kadar uzayacağı, tarafların tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetme hakkının olduğunu, sözleşme süresinin bitiminden önce taraflardan birinin usulüne uygun fesih ihbarnamesi ile bu sözleşmeyi feshedebileceği ancak ... tarafından sunulan hizmetin devamlılığı ve kalitesinin sürdürülebilmesinin sağlanması amacı ile acentenin sözleşmeyi feshetmek istediğinde fesih iradesini iki ay önceden ...'a bildirmek zorunda olduğu hususlarına yer verildiği, davalı şirket tarafından Bursa ... Noterliğinde düzenlenen ihtarname ile 14.07.2015 tarihli acentelik sözleşmesi ve hizmetin sürdürülmesi ile ilgili taraflar arasındaki mevcut her türlü sözleşme, protokol, ek sözleşme vb'nin 27.06.2016 günü 23:59'dan itibaren geçerli olmak üzere feshedildiğinin 22.04.2016 tarihli ihtarname ile bildirildiği, ihtarnamede sözleşmenin 8.maddesindeki düzenleme kapsamında sebep gösterme ve mehil verme zorunluluğu olmaksızın fesih hakkı verildiği hususuna değinilmek suretiyle feshedildiği, davalı şirket tarafından 25.05.2016 tarihli cevabı ihtarname ile feshin geçersiz olduğuna ve hüküm doğurmayacağına ilişkin beyanda bulunulduğu, söz konusu ihtarnamede TTK 121/1.maddesindeki düzenlemeye aykırı olduğu, iki ay önceden yapılan feshin geçersiz olduğu hususlarının belirtildiği, davalı şirket tarafından 07.06.2016 tarihli ihtarname ile davacı şirketin cevabı ihtarnamesine cevap verildiği ve cevapta; sözleşme hükümlerine atıf yapıldığı, davalının 14.06.2016 tarihli yeniden cevabı ihtarda bulunduğu, davalının yapmış olduğu 29.04.2016 tarihli alt kira sözleşmesinin feshinin geçersiz olduğunu bildirdiği, davalı şirket tarafından 10.07.2015 başlangıç tarihli 5 adet alt kira sözleşmesinin feshine dair 29.04.2016 tarihli ihtarnamenin davacı şirkete gönderildiği, söz konusu ihtarnamede mevcut alt kira sözleşmelerinin bulunduğu, acentelik sözleşmesinin feshedildiğinin bildirilmiş olduğu, alt kira sözleşme hükümleri gereğince sözleşmelerin sona erdiğinin ifade edildiği ve hasarsız ve temiz olarak tesliminin istendiği, davacı tarafça ihtarname aşamalarından sonra iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerinin dosyaya ibrazı ile bilirkişi raporları alınmıştır. Tanıklar dinlenilmiştir.Talimat yolu ile dinlenen tanık ... 11.11.2019 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında; kendisinin ... AŞ'de çalıştığını, 2008-2016 arası ... otobüslerinin genel müdürü olduğunu, o dönemde davacının acenteleri olduğunu, sahiplerini otobüs sektöründe çok eski olduklarını, çok başarılı olduklarını, yolcu sayılarının artmasına katkıda bulunduklarını, 2016 Ocak ayı itibari ile görevinden ayrıldığından halen acenteleri olduğunu, kendinden sonra ne olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.Talimat yolu ile alınan 25.01.2018 tarihli bilirkişi raporunda; davacı ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yaptırıldığı, delil olma vasfına sahip olduğu, 2013 yılından 2017 - 9 aylık dönem aralığında 2013/'Ten 2017 yılı arasında %72 oranında ciroda düşme olduğu, her yıl cironun düşerek azaldığı,araç kapasitesinin azaldığı, yolcu başı taşıma sayısında azalma olduğu, sefer sayısı azalmasınında etkili olduğu, ticari defter kayıtları, beyannameler ile diğer elde edilen bilgi ve belgeler neticesinde davacı tarafın cirolarında azalma olduğu, 2013 yılında 6577 sefer, 2014 yılında 5443, 2015 yılında 7825 sefer yapıldığı, sefer başı yolcu sayısının  düşüşünün 46 kişilik otobüslerden 37 kişilik rahat hat ismi verilen otobüsler ile değişmesi bu haklarda 9 koltuğun eksik olduğu, 3.yılda 7825 seferde 9 koltuk yani 7425 koltuk kapasitesinin düşürülmüş olduğu belirtilmiştir.Davacı vekili rapora karşı beyan dilekçesinde; aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, müvekkilinin F1 belge türüne sahip şirket kuruluşunu tamamlaması ile  birlikte ticari faaliyetine başladığını, davalı ile sözleşme imzalandığını, raporda 2013- 2017  ilk 9 ay dönemindeki %72 oranındaki cirodaki düşmenin her yıl cironun düşerek azaldığı, tespitlerinin doğru ancak eksik olduğunu, çünkü %72 dışında kalan ciro ve gelirlerin müvekkilinin davalı firmanın diğer faaliyetlerinden elde edilen gelirler olduğunu, davalının fesih tarihinden bir ay önce Bodrum otogara sözleşmeye aykırı olarak ikinci bir yazıhane açtığını, kalkış listesi üzerinde komisyon ödemesi gerekir iken sadece satılan bilet üzerinden ödeme yaptığını, rapora itiraz ettiklerini, tazminat hesabında ilgili hususların  dikkate alınması gerektiğini belirtilmiştir.Davalı vekili rapora itiraz dilekçesinde; raporda davacı tarafa ait ticari defterlerin zayi olduğunun belirtilerek incelemenin davacının maliyeye sunduğu kayıtlar üzerinden yapılmış olmasının ve müvekkiline ait defter ve kayıtların incelenmemesi yönünde eksik olduğunu, davacının faaliyet yürüttüğü bilet satış noktalarının müvekkili tarafından kiralandığını, acentelik faaliyeti sırasında ise davacıya alt kira sözleşmeleri ile kiralandığını, davacının müşteri çevresi oluşturduğu satış noktasının olmadığını, bilirkişi raporunda sefer başına ortalama yolcu sayısının 2013 yılında 23, 2014 yılında 21, 2015 yılında 19 olarak düşüş gösterdiğinin tespit edildiğini, raporda eski tip otobüslerin 46 yolcu kapasitesine sahip olduğunu, rahat hat otobüslerinin ise sayının 37 olduğunun belirtildiğini, yolcu sayısındaki düşüşün bu değişiklikten kaynaklanmış olabileceğinin varsayıldığını oysa ortalama yolcu sayılarının her halükarda rahat hat otobüslerinin 37 kişilik yolcu kapasitesine dahi yaklaşmadığını, rapordaki belirtilen görüşe itiraz ettiklerini, denkleştirme tazminat şartlarının gerçekleşmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 25.04.2018 havale tarihli talimat bilirkişi raporunda; davalı tarafa ait incelemeye esas defterlerinin tasdiklerinin süresinde yaptırılmış olduğu, 2015 yılı itibarı ile e-defter mükellefi olan davalı şirketin, süresinde oluşturulan beratlarının tarafına ibraz edildiği; defterlerin kayıt nizamına uygun tutulduğu, bilgisayar ortamında ve mühürlü yüzeye döktürüldüğü, herhangi bir silinti,kazıntı vb.görülmediği,tüm defter kayıtlarının birbiri ile istikrarlı olduğu, taraflar arasında, Bursa ...Noterliği 21.05.2013 tarih ve... yevmiye no.lu acentelik sözleşmesi düzenlendiği; şirketin (...Şti.) nevi değiştirerek ... AŞ olması üzerine Bursa ...Noterliği 14.07.2015 tarih ve ... yevmiye no.lu acentalık sözleşmesi akdedilmiş olduğu; davalı şirket tarafından,27.06.2016 günü saat 23:59'dan itibaren geçerli olmak üzere taraflar arasındaki her türlü sözleşme, protokol vb. feshedildiğinin; Bursa ...Noterliği 22.04.2016 tarihle ihbarnamesi ile ihbar edilmiş olduğu; davacı şirketin sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği 27.06.2016 tarihi itibarı ile geriye dönük 12 aylık acentalık komisyon gelirleri toplamı olan 1.072.903,83.-TL baz alınarak, ihbar öneline uyulmamasından kaynaklanan üç aylık gelir kaybının 268.225,96 TL olacağı; ancak somut olayda ihbarın iki ay önceden yapıldığından gerçekleşen bir aylık gelir kaybının 89.408,65 TL olarak hesaplandığı; davacı şirketin aktif sezon acentalık komisyon gelirlerinin yıllar bazında düşüş göstermekte olduğunun tespit edildiği; davacı tarafın davalı tarafın acentası olmasından kaynaklanan son 3,17 yıllık (38 aylık) acente gelirleri olan 4.023.156,10 TL baz alınarak hesaplanan ağırlıklı ortalamaya uygulanan faiz indirimi neticesinde hem karşılık tutarının 1.161.258,00 TL olarak hesaplandığı ve bu tutarın, mahkemece denkleştirme tazminatı koşullarının gerçekleştiği yönünde kanaat geliştirilmesi durumunda, Türk Ticaret Kanunu madde 122/2'ye göre denkleştirme isteminin hesaplanmasında belirlenmiş olan üst sınırı işaret ettiği belirtilmiştir.04.01.2019 tarihli ek bilirkişi raporunda; davacı şirketin aktif sezon acentelik komisyon gelirlerinin yıllar bazında düşüş göstermekte olduğunun tespit edildiğini, kendisinin mali müşavir olması nedeni ile kök rapora yapılan itirazların, sözleşmenin haksız feshedilip edilmediğinin, sektöre ilişkin özellik arz eden durumlar vb noktalarda toplandığı, bu hususta sektör uzmanı ve hukuk bilirkişi görüşlerinin mali müşavir ile birlikte değerlendirmesi gerekeceği belirtilmiştir.05.06.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacının sözleşmesel ilişki ve hukuki değerlendirmede ifade edildiği üzere; davacıya tanımamış (eksik tanımış) olduğu 1 aylık süre nedeniyle davacının mahrum kalmış olduğu kazanç nedeniyle uğramış olduğu zararı (1 aylık mahrumiyeti zararını) tazmin etmekle yükümlü olduğu, (TBK.md.112),  bununla ilgili dosya kapsamına sunulmuş olan 25.04.2018 tarihli raporda 89.408,65 TL olarak hesaplanmış olduğu, söz konusu hesaplamanın sözleşmenin feshi öncesindeki dönemlere ilişkin olması gerektiği halde hesaplamanın 31.07.2016 tarihinden geriye dönük başlatıldığı, sözleşmenin 27.06.2016 tarihinde feshedildiğine göre söz konusu hesaplamanın 27.06.20 dönemi öncesi 12 ayı kapsaması gerektiği, bu itibarla söz konusu raporda belirtilen 1.072.903,83 TL'lik tutardan 31.07.20 tarihli 6.042,81 TL'lik faturanın düşülmesi gerektiği, bu itibarla davacının son  2 ayda elde ettiği komisyon gelirlerinin (1.072.903,83 TL - 6.042,81 TL) 1.066.861, TL ve aylık ortalamasının ise 88.905,09 TL'si olacağının belirlendiği, 1.066.861,02 TL yıllık ve 88.905,09 TL aylık artalama hesaplanan tutarın davacının brüt kar mahrumiyeti olarak kabul edilmesi gerektiği, davacının sözleşmenin feshi nedeniyle yapmaktan kurtulmuş olduğu masraf ve harcamalar olarak şirketin faaliyet giderlerinin düşülmesi gerekeceği, dosya kapsamında davacı şirketin giderlerine dair veri bulunmadığı ancak piyasa koşullarında dava konusu acentenin personel, kira, yönetim ve benzeri diğer giderleri için elde ettiği komisyon gelirinden %70 tutarında düşüm yapılmâsı gerekeceği, bu durumda davacının 1 aylık net kar mahrumiyeti tutarının hesaplanan aylık ortalama tutarın %30'ünü geçmemesi gerektiği, bu itibarla davacının 1 aylık net kar mahrumiyeti tutarının (88.,905,09 TL x O,30) 26.671,52 TL'si olması gerektiği hesaplandığı, dosya kapsamındaki mali verilere ve yine alınan bilirkişi raporlarına göre davacının 2013 yılında 1.428.552,12 TL'si geliri olmasına karşın 2014 yılına yaklaşık %12 azalışla 1.256.091,43 TL'sine 2015 yılında ise 2013 yılına göre yaklaşık %41 azalışla 853.561,50 TL'si ciro yaptığı, yine raporda ki mali verilere göre sefer ve yolcu sayılarına göre hesaplanana sefer başı yolcu sayısının da 2013 yılına göre düşüş gösterdiğinin  belirlendiği, yine yolcu sayısının da 2013 yılında 167883 kişi olmasına karşın 2015 yılında 158977 kişİ taşındığının belirlenmiş olduğu, tüm bu veriler dikkate alındığında davacının (TTK md.122/1/a) kapsamında yeni müşteriler kazandırdığına dair tespitin dosya kapsamındaki mali verilere göre tespit edilemediği, bu itibarla söz konusu kapsamda davalının sözleşme ilişkisi sona ermesi sonrasında davacının açenteliğinin sonlanması dolayısıyla önemli ölçüde menfaat temin etmiş veya edecek olduğuna dair dosya kapsamında tespitin yapılamadığı, davacının denkleştirme bedeline hak kazanması için gerekli olan yasal şartların gerçekleştiğine dair herhangi bir tespit yapılamamakla birlikte mahkemenin aksi kanaatte alması durumunda ise; dosya kapsamında acentenin sözleşme süresince elde ettiği döneme ait gelirlerin (21.05.2013-27.06.2016 dönemi için 1133 gün) belirlenmiş olduğu, bu durumda 1133 günün karşılığının 3,10 yıla tekabül ettiği, yine ayı raporda söz konusu tutarın toplamının 4.023.156,10 TL'si olduğu nazara alındığında yıllık tutarın (4.023.156,10/3,10) 1.297.792,29 TL'si olarak hesaplanmış olduğu, iş bu hesaplamaya göre geçmiş 3,10 yılda elde edilen komisyonun yıllık ortalamasının 1.297.792,29 TL'si olacağı, eğer bir tazminat hesabı yapılacaksa da; “ancak davalıya ait ... markası tanınmış/bilinen bir marka niteliğinde olduğundan, TTK.md.122/2'de öngörülmüş olan yönteme göre üst sınırdân hesaplanacak olan tazminat tutarından 40 civarında bir indirimin yapılmasının hakkaniyete uygun olacağını, değerlendirmesi dikkate alındığınla hesaplanacak denkleştirme bedelinin (1.297.792,29 TL x 0,40) 519.116,92 TL olması gerekeceği, davacının Fi-yurtiçi yolcu taşıma acenteliği yetki belgesi bulunduğu sürece, akdi ilişki içine girdiği ve belirsiz süreli acentelik taahhüdü davalının yurtiçi yolcu taşımalarında sözleşme yapan-bilet düzenleyen acente olarak faaliyette bulunduğu, davacının 1 ay için talep edebileceği net kar mahrumiyeti tutarının tazminat olarak 26.671,52 TL olması gerektiği,  yapılan değerlendirmelere ve dosya kapsamındaki verilere göre davacının TTK md 122/1/a kapsamında denkleştirme tazminatı talep edemeyeceği, aranan yasal şartların tam olarak sağlandığının söylenemeyeceği, ancak nihai takdirin  mahkemeye ait olduğu, mahkemenin TTK md 122/1/a kapsamında şartların sağlandığı değerlendirmesi halinde, denkleştirme tazminatı alabileceğine kanaat getirmesine bağlı olarak davacının talep edebileceği denkleştirme tazminatı tutarının 519.116,92 TL olabileceği  belirtilmiştir.Davacı vekili tarafından dava değeri ıslah edilerek artırılmıştır. Mahkemece, davanın ıslah dilekçesi de dikkate alınarak kar mahrumiyeti tazminatı yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.Taraflar arasında, acentelik sözleşmesi kapsamında davacı acente tarafından davalıya ait yolcu biletlerinin satış işlemleri ve diğer acentelik hizmetleri gerçekleştirilmiştir. Acentelik sözleşmesi belirsiz süreli olarak yapılmış olmasına rağmen sözleşmenin 8.maddesinde, her iki tarafında da sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı mevcuttur. Sözleşmede iki aylık fesih süresi tanımak suretiyle sözleşmenin feshedileceği belirtilmiştir. TTK'nın 121/1.fıkrasında; belirsiz bir süre için yapılmış acentelik sözleşmesinin taraflardan her birinin üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebileceği düzenlenmiştir. Yasal düzenleme emredici niteliktedir. TTK 121/4.fıkrada ise; haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Belirsiz süreli sözleşmelerde tarafların sözleşmeyi feshetmek için farklı sebep ileri sürmeleri gerekmemektedir. Davalı, yasanın emredici düzenlemesi kapsamında  sözleşmenin 8. maddesi gereğince her ne kadar iki aylık süre vererek sözleşmeyi feshetmiş ise de yasanın emredici düzenlemesi kapsamında bu süre üç ay olması gerektiğinden mahkemenin davacının bir aylık kar mahrumiyetine dair isteminin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.Aynı yasanın 122. maddesinde, denkleştirme istemi başlığı ile düzenlemeye yer verilmiştir. Maddenin 1, a, b ve c bentlerinde denkleştirme tazminatı talebi için sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra gerekli olan şartlar belirtilerek şartların mevcudiyeti halinde olayın özelik ve şartları değerlendirildiğinde ödenmesi hakkaniyeti uygun düşüyorsa acentenin müvekkilinden uygun bir tazminat isteyebileceği ifade edilmiştir.Somut olayda, sözleşme ilişkisinden itibaren davacı acentenin yıllar itibarıyla cirosunda sürekli düşmenin gerçekleştiği, acentelik sözleşmesi kapsamında sözleşme konusu olan yolcu bileti satımına ilişkin taşınan yolcularda ve sefer sayılarında da düşme meydana geldiği, davacı tarafça her ne kadar koltuk sayısının davalı tarafça düşürülmüş olduğunun bu konuda etkisi bulunduğu ileri sürülmüş ise de taşınan yolcu sayılarının hiçbir zaman 37 rakamına ulaşmadığı tespit edilmiştir. Koltuk sayısının düşürülmesi sonuca etkili görülmemektedir. Diğer taraftan , şirketlere ait defter ve kayıtlar ile diğer bilgi ve belgelerden davacı acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde davalının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ettiğine dair herhangi bir tespit yapılamamıştır. Davacı tarafın denkleştirme tazminat talebinin şartlarının somut olayda gerçekleşmediği tespit edilmiştir.  Mahkemece bu alacak kalemi için verilen ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekili tarafından davacının bir aylık kar mahrumiyeti alacağını kazanamayacağı, sözleşme gereğince kendisine iki aylık sürenin tanınmış olduğu belirtilmiş ise de kanunun düzenlemesinin aksine sözleşmenin gerçekleştirilmiş olması sözleşme hükmünün taraflar yönünden bağlayıcı olacağı düşünülemeyeceğinden davacı vekilinin buna dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Çünkü, TBK 27.maddede, kanunun emredici hükümlerine aykırı olan sözleşmelerin hükümsüz olacağına yer verilmiştir. Bir kısmının hükümsüzlüğü ise aynı maddenin 2.fıkrasında düzenlenmiştir. Mahkemece, reddedilen miktar üzerinden kendisini vekille temsil eden davalı yararına AAÜT'nin 13/3 maddesi gereğince 4.080,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.Davacı yararına da aynı miktarda maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/3 fıkrasında, maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda karşı taraf vekili yararına bu tarifenin 3.kısmına göre hükmedilecek ücretin davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği düzenlenmiştir.Davalı vekili diğer taraftan,  denkleştirme tazminatının tazminat olarak değerlendirilemeyeceği ve vekalet ücretinin tazminata göre düzenleme kapsamında hükmedilemeyeceği istinaf nedeni yapılmış ise de iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayır ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 1.307,15 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin  üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine,6-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 06.03.2025 tarihinde, oybirliğiyle temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"821125e52bdf09b0","SID":"cb0013457182a01e"}}