{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/657 - 2025/798<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br>  <br>ESAS NO         : 2023/657 <br>KARAR NO\t: 2025/798<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                       \t   K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 06/10/2022<br>NUMARASI\t\t: 2022/27 E.  -  2022/315 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2022 tarih ve 2022/27 E. - 2022/315 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davacının “...” ibareli markanın tescili için 2020/40350 sayılı marka başvurusunda bulunduğunu,  davalı firmanın 2020 35902 sayılı “...” ve 2018 28234 sayılı “...” ibareli markalarına dayalı olarak yaptığı itirazlar üzerine müvekkilinin başvurusunun reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira davacının “...” ibareli ilk marka tescilinin 2005 yılına kadar uzandığını, yani somut uyuşmazlıkta davacının 2005 13749, 2005 26262, 2005 26256, 2005 26257, 2009 34118 ve 2011 06651 sayılı “...” ibareli tescilli markalarından kaynaklanan müktesep bir hakkının mevcut olduğunu, davalı Kurumun çelişkili ve haksız bir işlem yaptığını, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığını, müvekkilinin 2008 yılında özelleştirme sonucu satışa çıkarılan ... Sigorta şirketini, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifi’nden (TTKK) satın aldığını, aralarındaki anlaşmaya göre TTKK’nın 10 yıl boyunca başka bir sigorta şirketi kurmamayı taahhüt ettiğini, TTKK’nın 13.01.2017 tarihinde davalı ... Sigorta A.Ş.’yi TMSF’den devraldığını, TTKK ile davacı arasında 01.08.2018 tarihinde imzalanan lisans sözleşmesi gereği TTKK’nın davacının markalarını 5 yıl boyunca kullanma hakkını elde ederken davacının markalarına tecavüz olduğunu öğrenmesi halinde tecavüzü durdurma ve engelleme yükümlülüğünü de üstlendiğini, TTKK’nın bir iştiraki olan davalı firmanın bu hükme rağmen huzurda dava konusu edilen davacı markasına itiraz etmesinin bahsi geçen lisans sözleşmesinin de ihlali anlamına geldiğini, yani davalı firmanın itirazlarının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek YİDK'nın 2021/M-10133 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı ... vekili, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal düzeyde birbirleriyle karıştırılma ihtimali doğuracak derecede benzer olduğunu, davacının marka başvurusunun reddedildiği hizmetler açısından taraf markalarının aynı hizmetlerde kullanılacağını, markalarda en ön planda olan ibarelerin ortak olmasının markaları benzer kıldığını, tüketicilerin markaların aynı işletmeye ait olduğunu düşüneceklerini, aksi düşünülse dahi işletmeler arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu kanısına kapılacaklarını, yani somut olayda karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı önceki tarihlerde tescilli markalarının huzurda dava konusu edilen markadan farklı unsurlar içerdiğini ve farklı birer etki yarattığını, bu durumun ortalama tüketicide seri marka algısı oluşturmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>Davalı şirket vekili, taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olduğunu, bu markalarda esas unsurun “...” ibaresi olduğunu ve bu ibarenin ortak olduğunu, davacının markasında geçen diğer kelime unsurlarının markanın ayırt ediciliğine katkısı olamayacağını, ayrıca taraf markalarının birebir aynı hizmetlerde kullanılacağını, davacının müktesep hak iddialarına mesnet aldığı markaları incelendiğinde, dava konusu edilen markanın bu markaların ayırt edici karakterinin değiştirilmeden kullanılmasının çok ötesinde ve davalının tescilli markalarından doğan hakları ihlal eder şekilde tasarlanmış olduğunu, davacının taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan ve yargıya da intikal etmiş bulunan önceki tarihlerde tescilli markalarını mesnet alarak yeni marka başvurularında bulunuyor olmasının davacının kötüniyetinin açık bir tezahürü olduğunu, zira davacının “...” ibareli markalarının tescil tarihleri üzerinden 5 yıl geçmiş olmasına rağmen kullanılmıyor olmaları nedeniyle davalı tarafından davacının markaları aleyhine bir iptal davası açıldığını, YİDK kararının yerinde ve doğru olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların markalarının kapsamlarının aynı olduğu, çekişme konusu olan 36. Sınıftaki “Sigorta hizmetleri. Finansal ve parasal hizmetler. Gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri. Gümrük müşavirliği hizmetleri.”'nin tüketicilerin bir kısmının özen ve dikkat göstererek satın aldıkları hizmetler olduğu, ancak bu hizmetlerin tüketicileri toplumun her kesiminden kişiler olduğu, dolayısıyla eğitim, kültür, sosyo ekonomik durum farkı olmaksızın pek çok kişinin bu hizmetlerin kullanıcısı/tüketicisi durumunda olduğu, dolayısıyla iş bu hizmetler yönünden iltibas eşiğinin orta düzeyde olduğu, zira satın alma sürecinde, çok geniş yelpazedeki tüketicilerin tümünün aynı dikkati göstermesinin mümkün olmadığı, bu durumun da yanılgı tehlikesini arttırdığı, davaya konu olan herhangi bir şekil unsuru içermeden düz yazı ile eşit büyüklükte aynı sırada “...” ibaresinden oluştuğu, söz konusu markanın başında yer alan ACİL ibaresinin nitelik bildiren bir kelime olduğu, ... ibaresinin artı, fazla, pozitif edat niteliğinde bir kelime oluğu ve sonunda yer alan Sigorta ibaresinin ise tescil edilmek istenilen bir dizi hizmetin kendisini ifade etmesi nedeniyle markada tali unsur niteliğinde olduğu ve markanın esaslı unsurunun ... ibaresi olduğu, davaya ve redde mesnet gösterilen markaların ise kimisinin şekil ve kelime unsurundan oluşan karma marka olup, üstte özel tasarlanan B harfi ile bu harfin altında ise ... ve ... SİGORTA ibaresinden kimisi ise herhangi bir şekil içermeden düz yazı ile ... ..., ... ..., ... ... ve ... ibaresinden oluştuğu, taraf markalarında ortak olan unsurun “...” ibaresi olduğu, gerek davaya konu olan gerekse mesnet olan markanın sonuna konumlanan “ACİL”, “...” “...”, “..., “...” ve “SİGORTA” ibarelerin markalara işitsel ve görsel anlamda ayırt edicilik katmadığı, bu ibarelerin 36. Sınıfta yer alan hizmetlerin, cinsini yahut niteliğini belirterek gönderme yapması nedeniyle markaların esaslı unsurunun sadece “...” ibaresi olduğu, bu nedenle davacı markası ile davaya mesnet olan markaların kurgu mantığının benzer özellikler benzerlikler taşıdığı, dava konusu markalarda baskın ve başat olan ‘...”’ kelimesinin hedef kitleler açından karıştırılma ihtimalinin daha fazla olacağı, dava konusu marka ile mesnet olan markanın bütünsel alamda, markaların birbirlerinin farklı versiyonları, alternatifleri veya bir serinin devamı niteliğinde olduğunu, “...” ibaresi ile karşı karşıya kalan tüketicinin bu ibareyi davacının markası olarak yorumlama yoluna gidebileceği, dava konusu markanın görsel mizanpajındaki farklılıkların benzerliği bertaraf edecek nitelikte olmadığı, hal böyleyken, başvuru konusu marka ile itiraza mesnet markanın genel izlenim yönünden benzer olduğu ve aralarında ilişkilendirme ve karıştırma olasılığının olacağı,  “...” kelimesinin herkesin kullanımına açık bir ibare olmadığı ve davalının tescilli “...” esas unsurlu/ibareli markaları hükümsüz kılınmadıkça, bu ibarenin aynı mallar üzerinde üçüncü kişiler tarafından markasal kullanımının mümkün olmadığı, kaldı ki, davacı markasında “...” ibaresi 6769 S. SMK’nın 7/5 maddesi anlamında açıklayıcı bir unsur olarak da kullanılmadığı, dava konusu marka başvurusunda yer alan 36. Sınıftaki tüm hizmetler yönünden mal/hizmet listelerinin aynı/aynı türden olduğu, davacının dava dilekçesinde “...” ibaresini içeren markalarının tescilli olduğunun ifade edildiği, davacının müktesep hak oluşturacağı öngörülen markalarından 2009/34118 sayılı 2011/06651 sayılı ..., ... hayat, 2005/26262 sayılı ... sigorta g şekil, 2005/26257 sayılı güvenli araç sigortası platin kasko poliçesi g şekil, 2005/26256 sayılı güvenli aile paket poliçesi g şekil, 2005/13749 sayılı g sigortacılık ... işidir şekil markaların aslı unsurunun da ... ibaresi olmadığı, bu nedenle davaya konu olan başvurusunda yer alan asli unsur önceki tarihli belirtilen bu markaların asli unsuru muhafaza edilerek başvuruya konu edilmediği, ayrıca markalar arasında işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yaratılan izlenimin korunmadığı, dolayısıyla bu markalar bakımından müktesep hak koşulları somut olayda oluşmadığı, davacının dava konusu marka başvurusuna konu edilen 36. Sınıftaki Sigorta hizmetler bakımından davacının önceki tarihli 2011/06651 tescil numaralı markasından kaynaklı müktesep hakkının bulunduğundan söz edilebileceği, ancak, bunun için dava konusu başvurunun belirtilen hizmetler için uzun süreli kullanımının da ispat edilmesi gerektiği, ne var ki marka işlem dosyası kapsamında müktesep hak iddiasına dayanak yapılan markaların uzun süreli kullanımının ispat edilmemiş olduğu, bu nedenle de müktesep hak iddiasının kabulü için aranan koşullar arasında yer alan uzun süreli kullanımın ispat edilememesi nedeniyle davacının önceki tarihli markalarından kaynaklı müktesep hakkının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, ilk derece mahkemesince davanın esası dışından SMK md 6/1 hükümlerince itiraza vaki karar hakkında inceleme yapması gerekirken tüm bu hususları konu dışında tutup markaların kullanılıp kullanılmadığı konusunu kendi içerisinde değerlendirerek hükme esas aldığını, davalının kesinleşmeyen bir mahkeme kararı ile ilk derece mahkemesinin kararına etki ettiğini, müvekkilimizin markalarının da aynı hizmet sınıfında, \"...\" ibareli ve önceki tarihli olduğunu tespit etmesine rağmen akla ve mantığa uymayan nedenlerle tescil talebinin reddine karar verilmesinde bir sakınca görmediğini, davalının her aşamada kötüniyetini devam ettirdiğini, .../... Sigorta AŞ'nin, müvekkilinin markasının üçüncü kişilere kullandırmayacağı hususunda bir taahhütname talebinde de bulunduğunu, .../... Sigorta AŞ'nin bu taahhüt talebi üzerine müvekkilinin, marka lisans sözleşmesine ilişkin taahhütname imzaladığını, bu taahhütname ile müvekkilinin, \"...\" markalarını ... ve iştirakleri dolayısıyla davacı ... Sigorta AŞ haricinde herhangi bir üçüncü gerçek veya tüzel kişiye kullandırmayacağının taahhütünü verdiğini, bu hususun dahi davalının müvekkiline ait markalarının tesciline itiraz konusunda haksız olduğunu ortaya koyduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamına göre, davacının  “...” ibaresinin, tescili için başvurduğu, davalının \"...\" ibareli markalarına dayalı olarak iltibas gerekçeleriyle başvuruya itiraz ettiği, davalının itirazının YİDK tarafından kabulüne karar verildiği ve başvurunun reddine karar verildiği, anılan kararın davacıya tebliğ edildiği, iş bu davanın, iki aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.<br>Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Bu durumda önemli olan, halkın işaretler arasında herhangi bir şekilde herhangi bir nedenle bağlantı kurma ihtimali olup, buradaki \"ihtimal\" kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelimedir ve şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ile bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir (Yargıtay HGK, 15/11/2013 Tarih, 2013/11-202, 2013/1587). <br>\tDiğer taraftan, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markanın ayırt edicilik gücünün de dikkate alınması gerekmektedir. Ayırt ediciliği zayıf olan markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti daha az olacaktır Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.247).  <br>\tBu bilgiler çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, davacının başvurusuna konu biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle özgün niteliği bulunan  “...” ibareli marka başvurusu ile davalının itirazına mesnet gösterdiği, \"... SİGORTA\" ve \"...\" esas unsurlu markaları arasında, markaların biçim, renk ve düzenleme tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, zira markalarda ortak olarak bulunan \"...\" ibaresinin, sigorta hizmetlerinin amacına vurgu yaptığı, bu itibarla ayırt ediciliğinin oldukça düşük olduğu, bu yönde Dairemizce verilen 2021/927 Esas, 2023/909 Karar ve 22/06/2023 Tarihli Kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 2023/4684 Esas, 2024/6837 Karar ve 26/09/2024 Tarihli İlam ile onandığı, başvuruda farklı olarak yer verilen ibarelerin başvuruya yeterli ayırt ediciliği sağladığı, diğer yandan markaların bir bütün olarak düzenleme biçimlerinin, biçimlendirme, renklendirme, kaligrafi ve yönlendirme itibariyle farklı olduğu, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma sırasında işaretlerin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığı, iltibas incelemesinin sadece işaretlere bakılarak değil, onların kapsamında bulunan ürünler ile onların niteliğini gözeterek ve her ikisinin birbirine etkisi nazara alınarak yapılmasının gerektiği, ortalama tüketicilerin davacının başvurusuna konu işareti davalının itirazına mesnet markaları ile ilişkilendirmeyeceği, markalar arasında belirgin biçimde farklılık bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürün ve hizmetler için ayırdığı satın alım süresi içinde, başvuru konusu markayı gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davalının itirazına mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, yapılan değerlendirmede tarafların markalarının benzer olmadığı ve iltibas riski taşımadığı kanaatine varılmıştır. <br>\tBu itibarla somut olayda 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin somut olaya uygulanabilme şartları bulunmadığı için mahkemenin aksi yöndeki gerekçesi doğru bulunmamıştır. <br>\tHer ne kadar, mahkemenin, davacının müktesep hak oluşturacağı öngörülen markalarının davacıya müktesep hak sağlamayacağı yönündeki gerekçesi yerinde ise de, bunun sonuca bir etkisinin olmayacağı değerlendirilmiştir. <br>\tSonuç olarak, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan nedenlerle  dava konusu başvuru ile davalının itirazına mesnet markaları arasında benzerlik bulunmadığından, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. <br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile,  Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2022 Tarih ve 2022/27 Esas - 2022/315 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>\t2-DAVANIN KABULÜ ile, Türk Patent ve Marka Kurumunun  2021/M-10133 sayılı YİDK kararının İPTALİNE,<br>\t3-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40.TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70.TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0.TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t5-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.600,00.TL bilirkişi ücreti, 118,50.TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 492,00.TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 134,00.TL tebligat ve posta giderleri toplamından oluşan 3.344,5‬0.TL yargılama giderine 80,70.TL peşin harç, 80,70.TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 3.505,9‬0 TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t6-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t8-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,<br>\t9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/05/2025<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6f7daf386cbbbcf5","SID":"f3c5c867572d1c78"}}