{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2368 <br>KARAR NO:2025/428<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:15/10/2021<br>NUMARASI:2020/810 E. - 2021/908 K. <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Çatalca'daki adresinde pet şişe ve damacana su üretimi ile iştigal ettiğini, davalının  davacıdan su alarak bayi gibi çalıştığını,  davalıya verilen mallarla ilgili fatura ve sevk irsaliyesi kesilmek suretiyle icra takibine konu edilen faturalarda belirtilen miktar kadar alacağın  mevcut olduğunu, davalının ödeme yapmadığını, bu ticari ilişkinin zaman zaman davalı üzerinden yürüdüğünü, zaman zaman eşi ...ve babası ... üzerinden devam ettiğini,  davalı ile ticari ilişkinin  aylarca sürdüğünü,  buna ilişkin faturalar kesilerek davalıya mallar teslim edildiğini, faturaların müvekkilinin defterlerine işlendiğini, davalının bu faturalara yasal süresi içerisinde itiraz etmediğini,  bilirkişiler tarafından yapılacak defter kayıt incelemesinde müvekkilinin davalıya bayisi olarak su ürünleri sattığını ve bu hususların usulüne uygun şekilde tanzim edilmiş ve kesinleşmiş faturalarla tevsik edildiğinin görüleceğini,  ne var ki davalıya bu durumun defalarca belirtilmesine rağmen davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, neticede ... sayılı dosyası ile  davalı borçlu aleyhinde icra takibine geçilmek zorunda kalındığını, davalının takibe itiraz ettiğini, arabuluculuk görüşmelerinin de anlaşmama ile neticelendiğini,  itirazın haksız olduğunu  ileri sürerek,  itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava, davacının, faturaya dayalı alacağının tahsili için davalı aleyhine giriştiği icra takibine vâki itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.Her ne kadar davacı tarafından davalı adına faturaya dayalı yapmış olduğu icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle iş bu dava açılmış ise de, mahkememizce yapılan yargılama sırasında, davacının dava dilekçesinde bildirmiş olduğu deliller doğrultusunda tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ve bu doğrultuda bilirkişi incelemesi yapılmasına yönelik 12/03/2021tarihli ön inceleme tutanağının 6. Maddesi ile ara karar kurulduğu ve davacı tarafa, dayanmış olduğu bilirkişi incelemesine yönelik masrafı yatırması için ihtarlı kesin süre verildiği ancak davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmaması sebebiyle dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilemediği anlaşılmakla ve işbu davanın mahiyeti itibarıyla bilirkişi incelemesi yapılmadan uyuşmazlığın çözümüne ilişkin neticenin dosya kapsamın çıkarılamadığı da görülmekle, davacı tarafından ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş olup, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.\"  gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece verilen kesin sürenin açık ve ayrıntılı olması gerektiğini,  ancak mahkeme tarafından verilen kesin sürenin ayrıntılı bir şekilde bildirilmediğini, bilirkişi ücreti dışında posta ve tebligat masraflarının ne kadar olduğu, ne kadar süre içerisinde ödenmesi gerektiği gibi bilgilerin ihtaratta belirtilmediğini,Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre verilen kesin sürenin hiçbir duraksamaya sebep olmaması gerektiğini, tebligat giderleri de dahil olmak üzere bütün masrafın ayrıntılı bir şekilde bildirilmiş olması gerektiğini,  verilen kesin sürede ''Bilirkişiye 750TLücret takdirine, takdir edilen bilirkişi ücretinin 2 haftalık kesin süre içerisinde davacı vekilince eksik delil avansının mahkememiz veznesine depo edilmesine'' denildiğini,  yatırılmış olan dosyadaki kullanılabilir mevcut delil ve gider avansı göz önüne alınmayarak eksik tutarın ne kadar olduğunun  belirtilmediğini,Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2018/4804 Esas, 2020/3890 Karar sayılı kararının emsal olduğunu, somut olayımızda tebligat giderine kadar açıkça kalem kalem herhangi gider bildirilmediğini,dosyadaki mevcut kullanılabilir gider avansı da hesaba katılmayarak alelade bir ücret takdir edildiğini, mahkemece henüz ilk celsede kesin mühlet verilmesinin de  hakkaniyete, davanın aydınlatılmasına ve hak arama hürriyetine aykırı olduğunu,sırf takdiri bir delil olan bilirkişi ücreti kesin süre içerisinde yatırılmadığı için davayı takip etmeyen hatta davaya cevap dahi vermeyen davalının davayı haksız yere kazanmasına ve müvekkilinin hakkının zayi olmasına neden olunduğunu, hak kayıplarının önüne geçmek için ilk celsede kesin olmayan ve ihtaratlı olmayan süre verilmesi gerektiğini, tekrar süre verildiğinde ve bilirkişi incelemesi yapıldığında da davacı müvekkilinin haklılığının ortaya çıkacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesinde davanın yeniden görülmesine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satıma ilişkin faturaya bağlanmış alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca   iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalıya pet şişe ve damacana su satışı yapıp teslim ettiğii, faturalar düzenlediğini, ancak fatura bedellerinin ödenmediğini ileri sürmüştür.Davalı, davaya cevap vermemiş olup bu durumda HMK'nın 128. maddesi gereğince davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakaların tamamını inkar etmiş sayılmıştır.Dosya kapsamında bulunan ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu  aleyhine 3.528,36 TL asıl alacak, 910,03 TL işlemiş faiz, 1.620,00 TL asıl alacak, 417,03 TL işlemiş faiz, 4.860,00 TL asıl alacak, 1.183,98 TL işlemiş faiz, 5.119,20 TL asıl alacak, 1.224,40 TL işlemiş faiz, 826,00 TL asıl alacak, 194,10 TL işlemiş faiz, 9.912,00 TL asıl alacak, 2.219,20 TL işlemiş faiz, 5.054,40 TL asıl alacak, 1.131,63 TL işlemiş faiz, 1.296,00 TL alacak, 264,28 TL işlemiş faiz, 1.080,00 TL asıl alacak, 176,03 TL işlemiş faiz, 8.079,00 TL asıl alacak, 1.091,66 TL işlemiş faiz, 8.100,00 TL asıl alacak, 902,76 TL işlemiş faiz, 1.080,00 TL asıl alacak, 118,77 TL işlemiş faiz, 40.650,00 TL asıl alacak, 1.834,26 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 102.873,09 TL alacak yönünden 22.01.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı,  takip dayanağı olarak 01.03.2017 tarihli... seri no'lu, 03.03.2017 tarihli, ... seri no'lu, 28.04.2017 tarihli, ... seri no'lu, 16.05.2017 tarihli ... seri no'lu, 02.06.2017 tarihli ... seri no'lu, 17.07.2017 tarihli ... seri no'lu, 17.07.2017 tarihli ... seri no'lu, 06.10.2017 tarihli, ... seri no'lu, 21.03.2018 tarihli, ... seri no'lu, 12.07.2018 tarihli ... seri no'lu, 16.10.2018 tarihli, ...'lu, 22.10.2018 tarihli, ... seri no'lu, 12.07.2019 tarihli, ... seri no'lu faturaların gösterildiği, ödeme emrinin 10.02.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 12.02.2020 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece, bilirkişi incelemesine yönelik masrafı yatırması için ihtarlı kesin süre verildiği, ancak davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmaması sebebiyle dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilemediği, davanın mahiyeti itibarıyla bilirkişi incelemesi yapılmadan uyuşmazlığın çözümüne ilişkin neticenin dosya kapsamından çıkarılamadığı,  iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Öncelikle belirtmek gerekir ki, HMK'nın 115/1. maddesi uyarınca, dava şartlarının bulunup bulunmadığı husunun davanın her aşamasında mahkemece  resen araştırılması gerekmektedir. HMK'nin 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması da dava şartı olarak düzenlenmiştir.TTK'nın 4.maddesinde, bir davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir. Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticari sayılan davalardır (mutlak ticari davalar). Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup TTK'nın 4/1 hükmünde (a) ile (f) bentleri arasında sayılmıştır.İkincisi ise, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK'nın 4/1-son cümlesi uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da gerekli ve yeterli görülmüştür.Üçüncü grup ise, nispi ticari davalar olup, TTK'nın 4/1 maddesi uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. TTK'nın 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticari  iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticari sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ''ticari iş'' esasına göre değil, ''ticari işletme'' esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması tek başına davayı ticari dava haline getirmez.Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın kaynağı olan satım  sözleşmesi TTK'da düzenlenen bir konu olmadığından dava mutlak ticari dava değildir. Dava, yukarıda sayılan ve   TTK'nın 4/1-son cümlesinde yer alan ticari davalardan da değildir. Bu durumda somut uyuşmazlıkta davanın üçüncü grup dava  yani   nispi ticari dava  olup olmadığının tespiti gerekir  TTK'nın 4/1 maddesi uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır.Öte yandan, görev konusundaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle başta TTK olmak üzere, 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan  2007/12362 sayılı \"Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayicinin Ayrımına İlişkin'' Bakanlar Kurulu kararı ve  VUK'un ilgili maddeleri uyarınca davacının tacir mi yoksa esnaf mı olduğunun belirlenmesi gerekir.TTK'nın 11. maddesinin ikinci fıkrası \"(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.\" hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan  2007/12362 sayılı  Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir. Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Bu bilgilere göre somut olay incelendiğinde; dava, asliye ticaret mahkemesinde açılmış, mahkemece, görev konusunda herhangi bir araştırma yapılmadan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, taraflar arasındaki uyuşmazlık, satım sözleşmesi uyarınca düzenlenen faturadan kaynaklanmakta olup satım  sözleşmesi TTK'da düzenlenmediğinden, taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek ve ticaret mahkemesi görevli olacaktır. Eldeki davada, davalının  tacir sıfatını haiz olup olmadığının, satımın da ticari satım olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Kocasinan Vergi Dairesinin 14.04.2021 tarihli cevabi yazısında davalının işletme  hesabı esasına  tabi olup BA formu verme zorunluluğu bulunmadığı bildirilmiştir.Bunun dışında konuya ilişkin  başkaca bir belgeye dosya kapsamında rastlanmamış, mahkemece de bu konuda bir inceleme  yapılmamıştır.  Bu durumda, ilk derece mahkemesince yukarıda belirtilen tacir-esnaf ayrımına ilişkin esaslar dikkate alınarak, gerekli araştırmalar yapılıp,  davalının tacir sıfatını haiz olup olmadığının ve dolaysı  ile davanın nispi ticari dava olup olmadığının  da tespiti gerekirken, bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan,  eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.Öte yadan, davacı vekili dava dilekçesinde; taraf ticari defterlerine, defterler üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesine, takip konusu faturalara  delil olarak dayanmıştır. Davacının BS formları ilgili vergi dairesince gönderilmiş, davalının BA formları istenmiş, ancak Kocasinan Vergi Dairesinin 14.04.2021 tarihli cevabi yazısında davalının işletme  hesabı esasına  tabi olup BA formu verme zorunluluğu bulunmadığı bildirilmiştir. Davacı vekilinin hazır bulunduğu 12.03.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında tarafların ticari defterlerinin sunulması için kesin süre verilerek  13.04.2021 günü inceleme günü olarak belirlenmiş, davacı vekiline ihtaratta bulunulmuş,  ayrıca  6 numaralı  ara kararda  '' Bilirkişiye 750  TL  ücret takdirine, takdir edilen bilirkişi ücretinin 2 haftalık kesin süre içerisinde davacı vekilince eksik delil  avansının mahkememiz veznesine depo edilmesine, aksi taktirde  01/10/2011 tarihinde  yürürlüğe giren  6100  sayılı  HMK’nun 324. maddesi  gereğince bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususunun davacı vekiline   ihtarına,  ( ihtar  edildi  )'' denilerek davacıya bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verilmiştir.HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.HMK'nın ''Delil İkamesi İçin Avans'' başlıklı 324. maddesinde; taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorunda olduğu, delil avansının yatırılmaması halinde, tarafın o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılacağı düzenlenmiş olup, bu durumda mahkemenin davayı dosyada mevcut delil durumuna göre değerlendirerek karar vermesi gerekmektedir. Diğer deliller ile dava kanıtlanamıyorsa, davanın  esastan reddi gerekir. HMK'nın  ''Harç ve Gider Avansının Ödenmesi'' başlıklı  120. maddesi gider avansına ilişkin olup  bu madde ile  delil avansına ilişkin 324. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; gider avansının ve delil avansının yatırılmaması farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Gider avansının, bilirkişi raporu alınması gibi delil ikamesine yönelik giderleri kapsayacak şekilde yorumlanmasına olanak yoktur.Bu durumda; dava şartı olan gider avansının delillerin ikamesi dışındaki yargı giderlerini ifade ettiği  kabul edilmelidir.Mahkemece ön inceleme duruşmasının 6 no'lu ara kararında 750.000 TL bilirkişi ücreti takdir edilip eksik delil  avansının  depo edilmesine karar verilmiş  ancak  dosyada mevcut olduğu anlaşılan gider avansı miktarı belirtilerek, bu tutarın mahsubu sonucu yatırılması gereken bakiye tutar yönünden davacı vekiline kesin süre verilmesi gerekirken,  yatırılacak miktar açık ve net olarak belirtilmeden karar verilmiş  olması  usule  aykırıdır. Bu nedenle mahkemece verilen kesin süre geçersiz olup, buna bağlı olarak davanın reddine karar verilmesi de yerinde değildir.Diğer yandan, dava ve takip konusu faturaların davalı adına düzenlendiği, bazılarında  teslim alan kısmınında  davalının adı ve imzasının göründüğü,  bir kısmında ''...'' isminin ve imzasının yer aldığı  görülmektedir. Bu durumda  davacının bilirkişi delili dışında takip konusu faturalara dayanmasına  rağmen, bunlar incelenmeden, teslim alanların davalı yetkilisi olup olmadığı hususları aydınlatılmadan karar verilmesi de hatalı olmuştur.Bu durumda mahkemece; öncelikle, davalının tacir olup olmadığı, buna göre davanın nispi ticari dava olup olmadığı araştırılarak, mahkemenin görevli olup olmadığının tespit edilmesi; mahkemenin görevli olduğun tespiti halinde ise davacıya bilirkişi ücretini yatırması için usulüne uygun şekilde sonuçları da açıkça belirtilip ihtar edilerek yeniden kesin süre verilmesi, bunla birlikte faturalarda teslim alan kısmında yer alan kişilerin davalı adına mal teslimi alıp alamayacakları, davalı çalışanları olup olmadığının da araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş ve kararın esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeden kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 13.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3cedc11274c5c138","SID":"865ba20c73bc07c0"}}