{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2021/2069 <br>KARAR NO: 2025/371<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/12/2020<br>NUMARASI: 2019/169 Esas, 2020/872 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ: 16/04/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava; taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali talebine ilişkin olup; mahkemece davanın reddine  dair verilen karara taraf vekillerince  istinaf talebinde bulunulmuştur Davacı vekili , taraflar arasında, davalı dernek için 'kurumsal, marka kimliği oluşturulması' için sözlü olarak anlaşma yapıldığını, bu anlaşma doğrultusunda davacının logo ve afiş çalışmalarına 16.12.2016 tarihli e-mail yazışmasıyla da sabit olacağı üzere başladığını , çalışmalarıyla ilgili birtakım bilgileri de davalıya sunduğunu, aynı e-mail ile davalı derneğin danışmanlığının, basın iletişiminin, dijital medya hizmetlerinin sosyal medya yönetiminin üstlenilmesi konusunda sözleşme yapma teklifinde bulunulduğunu , davalı tarafın da kabulüyle ekte sunulan Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi'nin 01.01.2017 başlangıç tarihli olarak imzalandığını, davacının sözleşme gereği tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalının nedensiz şekilde 05.04.2017 tarihinde gönderdiği e-mail ile Mart 2017 sonu itibariyle ilgili sözleşmeyi tek taraflı feshettiğine dair iradesini bildirdiğini, sözleşmenin 7. maddesine göre fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasından itibaren 30 gün sonra sözleşmenin kendiliğinden münfesih olduğunu, 30 günlük hizmet için sözleşme gereği hüküm altına alınan 5.000,00 TL'nin ödenmesinin Noter ihtarnamesi ile davalıdan talep edildiğini ve davalının da bu parayı ödediğini, açıklanmaya çalışıldığı üzere davacı ile davalı arasında akdedilen iki ayrı sözleşmenin olduğunu bunlardan birinin davaya konu davacının kurumsal marka kimliği oluşturmasına ilişkin sözleşme olduğunu, ikincisinin de bu sözleşmeden daha sonra 01.01.2017 tarihinde akdedilen halkla ilişkiler hizmet sözleşmesi olduğunu, davacının, e-mail yazışmalarından, logo-marka çalışmaları sunumlarından Davalıya kurumsal kimlik oluşturma hizmeti verdiğinin açık  olduğunu, davacının bu hizmeti davalının talepleri ve istekleri doğrultusunda eksiksiz ifa ettiğini, yapılan işlere dair kayıtların hepsinin e-mail yazışmalarında mevcut olduğunu, Aralık 2016'dan itibaren Mart'ın sonuna kadar 3,5 ay boyunca verdiği profesyonel grafikerlik hizmetinin karşılığında hak ettiği ödemeyi alamayan Davacının, KDV dahil 23.600,00 TL meblağlı 05 04 2017 tarihli ... ve ... sıra no'lu 2 adet faturayı Davalıya tebliğ ettiğini, Davalının da Noter ihtarnamesi ile 10.04.2017 tarihinde gönderdiği ihtarla, Davayla ilgisi olmayan diğer sözleşmeyi dayanak alarak 01.01 2017 tarihli 'Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi nin 1. ve 4. Maddesi gereği bu faturaların kesilemeyeceğini iddia ederek haksız olarak itiraz ettiğini, davaya konu takibin dayanağının davacı ile davalı arasında kurulan kurumsal marka kimliği oluşturma anlaşması olduğunu, davalının takibe ve faturalara itirazında dayandığı münfesih halkla ilişkiler sözleşmesinin davayla ve konuyla ilgisinin dahi olmadığını, bu nedenle davalının yaptığı itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu, her ne kadar davacı ile davalı arasında fiyat hususunda bir anlaşma olmasa da, ekte sunulan Ankara Reklamcılar Derneği'nden ve grafikerler için örnek fiyat listelerinden, kurumsal marka kimliği oluşturma çalışmasının bedelinin 2019 yılı için aylık ortalama fiyatlarının 24.000,00 TL olduğunun belli olduğunu belirterek, Davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü nün ... E sayılı dosyasına vaki itirazının iptalini, takibin devamını, davalının itirazdaki haksızlığı dikkate alınarak %40'dan aşağı olmamak üzere tazminat ödemeye mahkum edilmesini, itirazı iptal edilen tutara takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesini talep  etmiştir. Davalı vekili , Davalı şirketin, davacıyla kurumsal marka kimliği oluşturulmasına ve yahut logo tasarımına ilişkin bir sözleşme akdetmediğini, bu yönde bir talepte hiçbir zaman bulunmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin Mart 2017 sonu itibariyle feshedilen halkla ilişkiler hizmet sözleşmesinden ibaret olduğunu, davacı ile 01.01.2017 tarihinde 'Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi' akdedilmiş olup davacının sözleşme kapsamında davalıya derneğin hedef kitleye tanıtılması, kamuoyu nezdinde imajının doğru ve olumlu yönde oluşturulması amacıyla iletişim planının hazırlanması, onay alınan planın uygulanması uygulama esnasında belirli periyotlar ile değerlendirmeler yapılması ve dernek tarafından belirlenen grafik tasarım çakmalarının hazırlanması konularında hizmet vermeyi yükümlendiğini, taraflar arasında bu kapsam dahilinde ilişki devam ederken davalı tarafından sözleşmenin 05.04.2017 tarihinde, sözleşmenin 7 Maddesine uygun olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshini müteakip davacı tarafından davalıya 'Logo Tasarım ve Çizim Hizmet Bedeli\" adı altında 2 adet fatura gönderildiğini, ancak davalı tarafından davacıya tasarlanması için hiçbir şekilde talepte bulunulmadığını, bu yönde hususi bir sözleşme akdedilmediğini, dernek ile müvekkili arasındaki ilk yazışmanın 23.11.2016 tarihinde gerçekleştiğini, 16/12/2016 tarihli yazışmanın yapılmasından 15 gun sonra taraflar arasında 'Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi' imzalandığını dolayısıyla müvekkili tarafından ilgili logo tasarım çalışmasının Sözleşme kapsamda ve davacının kendini ve hizmetlerini beğendirmesi amacıyla sözleşme kapsamında hazırlanacağı düşünülerek yapılmasının kabul edildiğini, davalı ile davacı arasında logo tasarımına ilişkin bahsedilen yazışmaların yapılarak akabinde Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi imzalandığını, davacı şirket yetkilisinin de logoların hazırlanacağını ve akabinde sözleşmenin davalıya gönderileceğini ifade ettiğini, sonrasında davalıya yalnızca taraflar arasında imzalanan sözleşmenin gönderildiğini, dolayısıyla davalı şirketin, logo tasarımının söz konusu sözleşme kapsamında yapılacağını düşünmesinin son derece doğal olduğunu ve gerçek durumun da bu şekilde olduğunu, müvekkilinin sözleşmeyi 05.04.2017 tarihinde feshettiğini, ertesi gün 06.04.2017 tarihinde müvekkiline 'Logo Tasarım ve Hizmet Çizim Bedeli' adı altında fatura gönderildiğini, davacının taraflar arasında sözlü olarak anlaşma yapıldığı yönündeki iddialarının tamamıyla gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkiline gönderilen faturalann sözleşmenin feshinin akabinde gönderilmesinin, Davacının işbu davayı kötü niyetli olarak ikame ettiğini gösterdiğini, davacının halihazırda taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında logo tasarlama edimini de yüklendiğini, davalının da söz konusu çalışmaların sözleşme kapsamında yapıldığını düşünerek logo hazırlanmasına itiraz etmediğini, kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının logo tasarımı için talep etmiş olduğu ücretin fahiş miktarda olduğunu ve sunmuş olduğu ücret tarifesinin hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bu konuda resmi bir ücret tarifesinin de bulunmadığını, davacının ekte sunduğu Ankara Reklamcılar Demeği ücret tarifesinin delil olarak ikamesinin mümkün olmadığını zira evrağın nereden alındığı, çalışmanın ne kadar sürdüğü, ne için yapıldığı gibi hususlara yer verilmediğini, sadece çalışma ve karşısında miktar yazıldığını, müvekkili tarafından davacının hazırlamış olduğu logo tasarımının kullanılmadığını, kurumsal kimlik oluşturulmasına dair bir hizmet de alınmadığını, dolayısıyla bir an için davacının talebinin muhik olabileceği düşünülse dahi, müvekkilinin davacının sunmuş olduğu gayri resmi evraka göre talep edilen miktarın tamamından sorumlu olmadığını belirterek, davanın reddine, davacının dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece , tarafların iddiaları ile toplanan deliller ve usulüne uygun olarak alınan bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Taraflar arasında “Kurumsal Marka Kimliği Oluşturulması” sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadığı , Davacı taraf, kurumsal kimlik çalışması ve logo-marka çalışmaları için karşılıklı anlaşmanın mevcut olduğu hususunda, 16/12/2016 tarihli e-posta iletisini delil olarak gösterdiği , 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’un 1.maddesine göre; sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı , irade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. Anılan Kanunun 2. maddesine göre taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılacağı , ikinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlayacağı , sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklı olduğu , dava konusu faturalar gönderilmeden önce uyuşmazlık konusu hakkında davacı tarafından bir bedel belirlenip davacı tarafa bildirilmemiş olduğu . bu durumda Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi  ve devamı maddeleri anlamında sözleşmenin esaslı unsurlarını içerecek şekilde karşı tarafa yöneltilmiş bir \"öneri\"den söz edilemeyeceği , ayrıca dava konusu alacağa dayanak faturaların gönderilmesinden önce ve sonra davalının yapılan işleri onaylama, benimseme veya kullanma şeklinde açık veya örtülü bir kabul iradesinin bulunmadığının anlaşıldığı ,  icra takibine dayanak faturalara konu hizmetle ilgili olarak taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme bulunmadığı ve bu itibarla da davacının davalıdan talep edebileceği bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle  davanın reddine karar verildiği ,davacının icra takibinde haksız ve  kötüniyetli olması koşullarının bir arada bulunması gerektiği , ancak davacının kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek ,davanın reddine ,davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinafında , dosyada alınan ilk rapora itiraz edildiğini , eksiklikler sebebiyle tekrar rapor alındığını , itirazlarının yine karşılanmadığını , dosyadaki bilgi ve belgelerin dikkate alınmadığını , sözleşmenin var olup olmadığının takdiri e mail yazışmalarına rağmen mahkemeye bırakıldığını , Halkla İlişkiler Sözleşmesinin içeriğinde logo çalışması yapılacağı yazmadığını , Marka Kimlik oluşturma çalışması yapılmasını davalının istediğini , icabı yapanın davalı olduğunu , kabulü yapanın davacı olduğunu , dosyada yeterli inceleme yapılmadığını , e posta ile sözleşmenin kurulduğunu , yapılan hizmetin piyasa değerinin belli olduğunu , raporun netice kısımında da tespit edildiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili katılma yoluyla istinafında , e postalarda müvekkilinin iradesini yansıtan bir durum olmadığını , davanın dayanaktan yoksun ve kötü niyetli olduğunu , davacının %20 den az olmamak üzere  kötü niyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini , fesih iradesinin kendilerine bildirilmesinin ertesi günü faturaları düzenleyip gönderdiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Türk Borçlar Kanunun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklı itiraz iptali davası olup , davacı yüklenici , davalı iş sahibidir. Davacı vekili dava dilekçesinde , davalı dernek ile kurumsal marka kimliği oluşturmaya dair sözlü eser sözleşmesi olduğunu bu sözleşmeye dayalı logo , afiş çalışması yaptığını bu sözleşmeden kaynaklı alacak sebebiyle 05.04.2017 tarihli  iki adet faturaya dayalı alacağını talep etmiştir. Davacı vekili ayrıca taraflar arasında 01.01.2017 başlangıç tarihli Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi olduğunu bu sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği , dava konusu alacağın Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi ile ilgili olmadığını belirtmiştir. Davalı vekili taraflar arasında Kurumsal Marka kimliği oluşturma sözleşmesi olmadığını , logo tasarlamayı Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesi kapsamında üstlendiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Yerel mahkeme, sözleşmenin esaslı unsurlarını içerecek şekilde karşı tarafa yöneltilmiş bir \"öneri\"den söz edilemeyeceği , ayrıca dava konusu alacağa dayanak faturaların gönderilmesinden önce ve sonra davalının yapılan işleri onaylama, benimseme veya kullanma şeklinde açık veya örtülü bir kabul iradesinin bulunmadığının anlaşıldığı ,  icra takibine dayanak faturalara konu hizmetle ilgili olarak taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme bulunmadığı ve bu itibarla da davacının davalıdan talep edebileceği bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle  davanın reddine karar verildiği ,davacının icra takibinde haksız ve  kötüniyetli olması koşullarının bir arada bulunması gerektiği , ancak davacının kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar vermiştir. Somut olayda davalı yan marka kimliği oluşturmaya dair bir sözleşmenin varlığını kabul etmemektedir. Davacı taraf , taraflar  arasında kurumsal marka kimliği oluşturmaya yönelik taraf iradelerinin uyuştuğuna dair sözleşme olduğunu yasal delillerle ispat yükü altındadır. Dosya kapsamındaki taraflar arasında yapılmış olan Halkla İlişkiler Hizmet Sözleşmesinin 1. Maddesinde , Ajansın üstleneceği sorumluluklar arasında dernek tarafından belirlenen grafik tasarım çalışmalarının da hazırlanması sayılmış olduğu , taraflar arasında fiyat teklifi ve sözleşme taslağı olmadığı hususu da değerlendirildiğinde , tarafların iradelerinin uyuşmak suretiyle kurumsal marka kimliği oluşturmaya dair bir sözleşmenin varlığını sadece dayanak  maille kabul etmek mümkün değildir. Davalının yapılan işleri onaylamaya dair iradesi de olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece davacı tarafa , davalı yana  yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılmalı ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken , eksik inceleme ile hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Davacının icra takibi açmakta kötü niyetli olduğu dosya muhtevasında somut delillerle ispatlanmadığından yerel mahkemenin davacıyı kötü niyet tazminatına mahkum etmemesi isabetlidir. Belirttiğimiz sebeplerle davalı vekilinin istinaf talebinin reddine , davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinafının reddine ,  davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilinin istinaf başvurusunun REDDİNE,  2- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 3-İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/12/2020 tarih, 2019/169 Esas, 2020/872 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4- Davacı  tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5- Alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,1‬0  TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 5- Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 16/04/2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Taraflar arasında imzalanan 01/01/2017 tarihli sözleşmenin \"işin tanımı\" başlıklı 1. Maddesinde (kısa orta ve uzun vadeli iş hedefleri paralelinde hedef kitleye tanıtılması, kamuoyu nezdinde imajının doğru ve olumlu yönde oluşturulması amacıyla iletişim planı hazırlanması, onay alınan planın uygulanması, uygulama esnasında belirli periyotlarda değerlendirilmeler yapılıp, gerekiyorsa planın revize edilmesi, dernek tarafından belirlenen grafik tasarım çalışmalarının hazırlanması) düzenlemesi mevcut olup, 16/12/2016 tarihli e-mail sözleşme öncesi bir tarih olup davacının \"... ve afiş\" çalışmalarına başladığını, davalı iş sahibine bildirmesi ve onun da onaylaması akabinde sözleşmenin yapılması ve sözleşmenin 2. Maddesindeki düzenlemenin içeriği itibariyle bu çalışmayı da kapsadığı, ayrı bir sözleşme ilişkisi olmayacağı ve yapılan çalışma karşılığı düzenlenen  05/04/2017 tarihli faturaların sözleşmenin feshinden sonra düzenlenmesi ve yazılı sözleşmede bu sözleşmenin öncesi dava konusu yapılan faturalara ilişkin yapılan iş ve çalışmalara herhangi bir atıfta bulunulmaması olağan ticari ilişkin akışına uygun olmadığından davacının dosya kapsamı itibariyle dava konusu yaptığı faturaya konu işlerin sözleşme dışı ayrı bir sözleşmeye dayandığı iddiasını kanıtlayamaması karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Tarafların istinaf taleplerinin reddi gerekir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5f6cb8e2d2b8a9b9","SID":"98ddeb1e10c5ec05"}}