{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1392 <br>KARAR NO:2025/505<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:08/04/2021<br>NUMARASI:2015/174 Esas -  2021/277 Karar<br>DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/04/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, ... A.Ş'nin ortak ve yönetim kurulu üyeleri olduğunu, ...'in bu şirketin müdürü olduğu 28/10/2002 tarihinde şirket adına ... bank yetkilileri ile anlaşarak 1.300.000 USD tutarında sahte bono tanzim ederek aynı miktarda teminat mektubu niteliğinde gayrinakdi kredi kullandığını, o dönemde uzun süreli bir iş nedeniyle Libya'da bulunan müvekkillerinin aynı sözleşmede müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak gösterilen düzenleme borçlusu ....A.Ş, müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri ..., ... ... ..., ..., miktarı 1.300.000 USD alacaklısı ... bank A.Ş, vadesi 26/10/2005 olan bonoda adlarına atfen sahte imza atılarak borç altına sokulduklarını, müvekkilleri yönünden sahte olup bağlayıcılığı bulunmayan bono ile ilgili davalı bankanın İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında müvekkillerine müşterek borçlu ve müteselsil kefil göstererek sahte bonoya dayalı olarak icra takibi yapıldığını, takibin derdest olduğunu, müvekkillerine sahte bono ve kredi sözleşmesini imzalanması sırasında banka yetkililerinin önünde değil iken ve imza sirküleri karşılaştırılarak kimlik tespitleri yapılıp imzaları banka yetkilileri önünde alınmamış iken, bir bankanın hukuken var olmayan, vekalet ilişkisi de bulunmayan başkası adına atılan imzaların kabul ederek müvekkillerine borçlandırmasının mümkün olmadığını, danışıklı olarak verilen ve müvekkillerinden gizlenen kredinin vadesinde ödenmemesi üzerine 3. kişilerin mallarını haczettirerek sattırmanın kötüniyetli hareket olduğunu banka ve yetkililerinin ayrıca bu eylemlerinin suç teşkil ettiğini, bonodaki müvekkillerine ait imzanın sahte olduğunu, banka yetkilileri ile ...A.Ş müdürü ... hakkında şikayetçi olduklarını, bunların Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/108 Esas sayılı dosyasında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından yargılandıklarını, bu nedenle hem ceza hem de tazminat zamanaşımı sürelerinin dolmadığını bu senede dayalı olarak davacı ... ... ...'ya ait ... Mevki ... Parsel sayılı taşınmazda ... arsa paylı ... giriş .... Kat No:... Yalova'daki taşınmaz ile Kocaeli ... Mah. ... Ada ... Parsel ... blok Zemin kat ... nolu gayrimenkulün, ...'ya ait Muğla Milas İlçesi ... Köyü ... Mevkii ... ada ... parsel ... nolu bağımsız bölüme ve Muğla Milas İlçesi ... Köyü ... Mevki ... parsel bağımsız bölüm ... olarak kayıtlı dublex meskenin değerlerinden çok düşük fiyatta satılarak bedelinin alacaklıya ödendiğini, taşınmazların haksız ve hukuka aykırı olarak satıldığı gibi rayiç bedellerinin altında oldukça düşük bir bedelle satılması nedeniyle büyük bir zarar oluştuğunu, müvekkillerinin oluşan zararları kapsamında her bir müvekkili için 10.000 TL olmak üzere toplam 20.000 TL maddi tazminatın belirsiz alacak kapsamında davalılardan tahsiline ayrıca müvekkillerinin ticaretle uğraşan saygın insanlar olmaları, sahte senede dayalı olarak haksız haciz ve icra işlemlerinden dolayı kişilik haklarına ağır şekilde sarsılarak ticari itibarlarının örselendiğinde her bir müvekkili için 150.000 TL'den toplam 300.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte davalılardan zincirleme olarak tahsil edilerek müvekkillerine ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalılardan ... bank A.Ş vekili cevap dilekçesinde, haksız fiil iddiasına dayanan bu davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerektiğini, ticaret mahkemesinin görevsiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen senedin tanzim tarihinin 28/10/2002 , takip tarihinin 31/10/2005 , icra takip dosyasından gönderilen ödeme emirlerinin tebliğ tarihlerinin 25/11/2015 , aynı olay nedeniyle savcılığa şikayet tarihlerinin 22/09/2011 olduğu dikkate alındığında 17/02/2015 tarihinde açılanan davanın zamanaşımının dolduğunu, TBK'nın 72 maddesine göre \"tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılı ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılı geçmesiyle zamanaşımına uğrar ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşamı ön gördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımı uygulanır\" denildiğini buna göre zamanaşımının dolduğunu, Kocaeli 3. Ağır Ceza mahkemesinin 2014/264 Esas sayılı dosyası ile \"sanıkların dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işledikleri iddiasıyla 5237 sayılı TCK 158/1 ve 204/1 maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesini talep edildiğini, suç tarihi olan 28/10/2002 tarihi ile şikayet tarihi olan 22/09/2011 tarihi arasında 765 sayılı TCK'nın ...maddelerinde yazılı zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle  düşürülmesine\" karar verildiğini, senet tanzim tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin de geçtiğini bu nedenle zamanaşımından davanın reddi gerektiğini, davacıların bu davayı açmakta hukuki yararlarının bulunmadığını, 25/11/2015 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiğini, imzaya itiraz ederek takibi iptal ettirme hakları var iken yine menfi tespit ve istirdat davası açma hakları var iken 10 yıl sonra iş bu davanın açılmasında hukuki yararlarının bulunmadığını, davacıların ortağı olduğu ... firmasıyla banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden senet miktarının çok üzerinde kredi kullandırıldığını davacıların genel kredi sözleşmesinde imzalara itiraz etmedikleri, genel kredi sözlemesi nedeniyle firma hesabının 01/06/2006 tarihinde kat edildiğini, kat tarihi itibariyle banka alacağının 2.177.151 TL olduğunu, davacılar ile ... arasındaki anlaşmazlıklar sonucu haksız kazanç temini için bu davanın açıldığını, söz konusu senedin imzaları inkar edilmeyen genel kredi sözleşmesine istinaden verildiğini, senedin takibe konulduğu İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının kesinleştiğini, bankanın senedin tanziminde hiç bir dahili bulunmadığını, ... Firması tarafından kredi borcuna karşılık olmak üzere banka dışında tanzim edilerek senedin bankaya getirdiğini ancak bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkabilecek derecede ustalıkla yapılan sahteciliklerin bankanın elindeki imkanlarla tespit etmesinin mümkün olmadığını, bankanın kendisine sunulan belgelerdeki imzaları daha önce banka tarafından alınan bu kişilere ait imzalarla karşılaştırabileceğini takip konusu alacağın gerçek bir alacak olduğunu, kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın 2012 yılında ... A.Ş'ne devir ve temlik edildiğini, bankanın iyi niyetli olduğunu, takip dosyası nedeniyle davacıların gerçek bir zararının olmadığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, yasanın aradığı şartları taşımadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkillinin diğer davalılardan ... bank A.ş bünyesinde görev yaptığını, icra takiplerinin tarafı olmadığını, bonoların düzenlenmesinde de müvekkilinin bir  dahili ya da sorumluluğunun bulunmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek ... bank A.Ş vekilince cevap dilekçesinde yapılan savunmaların aynen tekrar edildiği görülmüştür. Davalılardan ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin ... bank çalışanı olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların Kocaeli C. Savcılığındaki şikayetlerinde davacı ...'nın 16/07/2012 tarihli ifadesinde ... bank'tan alınan teminat mektubunun ortağı olduğu şirket tarafından ... Yapı Koop.'ne teminat olarak verildiğini, şirketin taahhüt ettiği işin zamanında yapamaması nedeniyle 1.300.000 USD bedelli teminat mektubunun ... bank'tan nakde çevrildiğini ve ... bank ile ... A.Ş arasında tanzim edilen 10/10/2002 tarihli 1.268.000 USD bedelli, 06/05/2003 tarih 40.000 USD bedelli ve 17/09/2002 tarih 50.000 TL bedelli genel kredi sözleşmesindeki müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla atmış oldukları imzaların kendisine ait olduğunu beyan ettiğini, maddi ve manevi tazminat alacağına ilişkin şartların oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılardan ...  cevap dilekçesinde, davacı ...'nın ...'in dayısı aynı zamanda davalının babasının ortağı, diğer davacı ... ...'nın ise ...'nın kızı olduğunu, ...'in ... A.Ş'nin %50 ortağı olduğunu, şirketin diğer %50 payının ise ..., ... ..., ... ve ...'ya ait olduğunu, ...'nın yapmış olduğu işlerin dökümünü cevap dilekçesinin 2. Sayfasında sıralandığını, ...'nın bu işleri ihalelerle kati teminat mektupları ve avans teminat mektupları karşılığında aldığını, davaya konu ... Koop.'dan alınmış ihlale için bizzat ... ...'nın şartlarının daha iyi olması nedeniyle teminat mektubunun Denizbank'tan alınmasını istediğini, ... bank İzmit Şubesi yetkililerinin ... ...A.Ş'nin İzmit Köseköy'de bulunan ofisine geldiklerini, sözleşmeyi kendisinin banka yetkilileri önünde imzalandığını, ... ... ise babası ...'nın imza esnasında olmadığını, onlara gidip imzalattıracağını belirttiğini, açılan davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Davacılar tarafından senetteki imzalar inkar edilmiş ise de alınan adli tıp kurumu raporuna göre teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle imzaların davacıların eli ürünü olup olmadığı tespit edilemediği anlaşılmıştır. Yukarıda özetlenen icra hukuk dosyaları değerlendirildiğinde davacıların ödeme emrini aldıkları, icra dosyasından haberdar oldukları, taşınmaz satışıyla ilgili yapılan kıymet takdirinden bizzat keşfe katılmak suretiyle haberdar oldukları, taşınmazların satıldığı 15/10/2008 , 09/10/2008 , 18/04/2008 tarihi itibariyle zararı ve faali öğrendikleri, dava tarihi olan 17/02/2015 tarihi itibariyle zamaaşımı süresinin dolduğu görülmüştür. 818 sayılı Borçlar Kanunun 60. Maddesi, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 72. Maddesine göre \"...Her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yılı geçmesiyle zamanaşımına uğrar ancak tazminat ceza kanunların daha uzun bir zamanaşımı ön gördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımı uygulanır\" denilmektedir. Senedin tanzim tarihi 28/10/2002 olup sahte olduğu iddia edilen senet nedeniyle fiilin işlendiği tarihte 28/10/2002'dir . Uzun zamanaşımı süresi Borçlar Kanuna göre 10 yıldır. Resmi evrakta sahtecilik nedeniyle zamanaşımı süresi Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesince 8 yıl olarak hesaplanmıştır.818 sayılı Borçlar Kanunun 60. Maddesi, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 72. Maddesine göre ceza zamanaşımı süresi daha uzunsa bu sürenin uygulanması gerekir. Görüldüğü gibi Borçlar Kanunundaki uzun zamanaşımı süresi ceza kanunlarında tespit edilen 8 yıllık zamanaşımı süresinden daha fazladır. Bu nedenle her halükarda fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yılın geçmesiyle zamanaşımı dolmaktadır. Fiilin işlendiği tarih 26/10/2002 , davanın açıldığı tarih 17/02/2015 olup arada 10 yıldan fazla zaman geçtiğinden zamanaşımı  dolmuştur. Bu nedenle davalılardan ... bank A.Ş, ... ve ... hakkında açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Davalılardan ... zamanaşımı defini geç ileri sürmüş, davacı taraf ise savunmanın genişletilmesine muvafakat etmemiştir. Bu nedenle ... tarafından yapılan zamanaşımı definin değerlendirilmesi mümkün değildir. Yukarıda da anlatıldığı üzere imzaların davacıların eli ürün olup olmadığı tespit edilememiş olup, söz konusu sahte olduğu iddia edilen imzaların daha doğrusu iddia edilen sahtelik işleminin ... tarafından yapıldığına ilişkin hiçbir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki davacılar tarafından açılan icra hukuk dosyalarında \"imzalandığında boş olarak teminat amacıyla verildi\" denilmesi nedeniyle ... hakkında açılan davanın ise esastan reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilleri ... İnşaat Turizm ve Ticaret A.Ş'nin ortak ve yönetim kurulu üyeleri olduğunu, ... şirket müdürü olduğu 28.10.2002 tarihinde şirket adına ... bank yetkilileriyle anlaşarak 1.300.000,00USD tutarında sahte bono tanzim ederek aynı miktarda teminat mektubu niteliğinde gayri nakdi kredi kullandığını, Sahte bononun düzenlendiği tarihlerde müvekkillerinin uzun soluklu bir iş nedeniyle Libya'da bulunduklarını, davalı banka, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasında müvekkilleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil gösterilerek sahte bonoya dayalı olarak icra takibi yaptığını, haksız fiilden doğan tazminat talepleri için mağdurun zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmesinden itibaren işlemeye başlayacak iki yıllık ve her hâlde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğünü, davalı gerçek kişilerin 5237 sayılı TCK'nın 204/1, 158/1-j suçlarından yargılandığı Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/349 E. Sayılı dosyasının 30/09/2020 tarihli kararında sanıklar hakkında açılan kamu davasının zaman aşımı nedeniyle CMK 223/8 madde gereğince  düşürülmesine karar verildiğini,  TBK m. 72/1, 2. cümle hükmünün (ceza zamanaşımının) uygulandığı durumlarda, zamanaşımı süresi, zararın ve sorumlu şahsın öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (eylemin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, ceza kanunu hükümleri, sadece ceza davasının zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından uygulanacak olup, zamanaşımın durması ve kesilmesine ilişkin nedenler ve sonuçları hakkında Ceza Kanunu hükümleri değil, Türk Borçlar Kanunu hükümleri (TBK m. 153-157) uygulanacağını, bu bakımdan, Türk Borçlar Kanununda öngörülen bir kesilme nedeni gerçekleştikten sonra işleyecek olan yeni sürenin, yine ceza davası zamanaşımı süresi olacağını, suç tarihi olarak sahte bononun takibe konulduğu tarih olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğunu, davalı ... bank A.Ş'nin icra takibi açtığı tarihin suç tarihi olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğunu, suç 5237 sayılı kanun yürüklükteyken işlenmiş olup,  TCK'nın 66/1-e göre   zaman aşımı süresinin 8 yıl olduğunu, bu suçlarda, suç tarihi en son seçimlik hareketin yapıldığı tarih olup, dava zamanaşımının da bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, yasanın açık hükmüne göre, alacaklının icra takibine başvurmasıyla alacağın zaman aşımının kesileceğinin düzenlendiğini, 2005 yılında yapılan takiple  zaman aşımının kesildiğini,  takibin  bu gün dahi halen derdest olduğunu, takibin devamına ilişkin alacaklının her işleminin takibi tekrar keseceğini , alacağın bu nedenle de zaman aşımına uğramadığını, borçlunun takibin devamı süresince takip dayanağı senetten kaynaklanan borcunun olmadığını dava edebileceği gibi ödenen paraların da takipten sonra bir yıl içinde istirdadını isteyebileceğini, açılan davanın her ne kadar tazminat davası olsa da sahte bir senedin  takibiyle zarar gören  müvekkillerinin maddi ve manevi zararlarının tazmininin talep edildiğini, bu davayla öncelikle alacaklıya borçsuz olduklarının tespiti, ikinci husus da bu haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle zarar  gördüklerinin  sabit olması gerektiğini, bu koşulların  gerçekleştiğini, Ağır ceza mahkemesi dava zaman aşımının dolduğu nedeniyle davayı düşürmüş olsa da alacak zaman aşımı süreleri dolmadığını, imza incelemesinde; senetteki imzanın borçluya aidiyetini ispatlama yükümlülüğü alacaklıya ait olduğunu, imzalardan ... adına atılan imzanın kesinlikle ona ait olmadığı belirlendiği gibi sahte senetteki ... ... adına atılan imzanın da ...nın eli mahsulü olduğu kanıtlanmadığına göre adına atılan imzanın ona ait olmadığının kabulünde zorunluluk bulunduğunu, davalı ... vekilinin sahte olduğunu iddia ettikleri senetteki müvekkillerine atfen atılan imzaların kendisine ait olduğunu söylediğini, davalının teminat mektubunu aldığında teminat olarak verdiği senette hem şirket müdürü olarak kendisi hem de müvekkilleri adına da şahsen imza atarak zincirleme biçimde kefil ve aynı zamanda müşterek borçlu olduğunu, davalı ...'in müvekkillerinin vekili olmadığını, onlar yurt dışında oldukları sırada onların yerine, banka görevlileri ile iş birliği içersinde hareket ederek, senetleri müvekkilleri adına onlara atfen müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını,müvekkilleri adına atılan imzaların sahte olduğunu, kesin bir mahkeme kararı ile  zarar ve tazminat yükümlüsü belirlenmeden dava açılamayacağından, tazminat alacağının da zamanaşımına uğramadığını, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenme tarihi de ceza mahkemesi kararının kesinleşme tarihi olacağına göre, tazminat davasının açıldığı tarih olan 17/02/2015 tarihi itibariyle bu iki yıllık dava açma süresinin de dolmadığını, davalılardan biri banka, diğer ikisi  banka yetkilisi olarak diğer davalı ile birlikte üzerine düşen görevini suiistimal ettiğini hatta kötüye kullandığını, özellikle, görevini suiistimal ederek senedi düzenleyenlerin imzalarını kimliklerini de tespit ederek huzurda almadıklarını, cezanın CMK.nun 223/8.maddesi gereğince dava zamanaşımı nedeni ile düşürülerek tüm davalı sanıklara ceza verilmemiş olması, suçun oluşmadığını ya da işlenmediğini göstermeyeceğini, icra mahkemelerindeki şikayet ve kıymet takdirlerine itiraz gibi dava ve kararları kesin delil olarak değerlendirmesinin yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece denkleştirici adalet ilkelerine göre güncel maddi zararı tespit ettirerek davayı  belirsiz alacak olarak açtıklarından taraflarına bedel artırımı bakımından süre vermesi gerekirken esastan ve zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğun beyanla istinaf itirazlarının kabulüyle, kararın usulden ve esastan bozularak kaldırılmasına, yeniden yapılacak yargılamada denkleştirici adalet ilkelerine göre davacıların güncel zararları bilirkişi eliyle belirlenerek belirsiz alacak olarak açılan maddi tazminatla ilgili miktar artırımı yönünden taraflarına süre verilerek ve sonuçta maddi ve talep ettikleri manevi tazminatla birlikte diğer dava ve taleplerinin kabulüne, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davalılardan zincirleme tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, sahte olduğu iddia edilen bonoya dayalı olarak başlatılan icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle davacılara ait taşınmazların  haksız olarak ve rayiç değerinin  altında satılması dolayasıyla uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın tazmini  istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davalılar ... bank AŞ, ... , ... hakkında açılan davanın zaman aşımı nedeni ile reddine, davalı ... hakkında açılan davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davada zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği , davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davalı banka tarafından davalı ... ile davacılar ve dava dışı  ...  İnş. Tur. Ve Tic. A.Ş hakkında İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, keşidecisi ... Tic. A.Ş, avalistleri ..., ... ... ..., ..., lehtarı ... bank olan 1.300.000 USD bedelli 28.10.2002 düzenleme tarihli 26.10.2005 ödeme tarihli bono nedeniyle 31.10.2005 tarihinde kambiyo senedine dayalı takip başlatılmış, takibin kesinleşmesi üzerine  haciz ve satış aşamalarına geçilmiştir. Dava dışı ...Tic. A.Ş'ne ait sicil kayıtlarına göre  dava dışı şirketin 26.08.2002 tarihinde aldığı karar ile 3 yıl süre ile yönetim kuruluna  ...,  ..., ... ...'nın seçildiği, ..., ... veya ... ...'nın herhangi birinin atacağı imzası ile dava dışı şirketi tek başına münferiden yetkili kılındığı görülmüş olup, dosya kapsamından, dava dışı ... Tic. A.Ş ile davalı ... bank A.Ş arasında  29.05.2002 tarihli 30.000 USD , 05.07.2002 tarihli 50.000.000.000 Eski TL , 10.10.2002 tarihli 1.268.000 USD bedelli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, bu sözleşmelerde ... ve ... ... ve ...'in müşterek ve müteselsil borçlu olarak imzalarının bulunduğu , anılan sözleşmelerin  İzmit şube müdürü olarak görev yapan davalı ..., operasyon müdürü davalı ... (...) tarafından düzenlendiği anlaşılmıştır. Davacılar, icra takibine konu 28.10.2002 tarihli 1.300.000 USD tutarlı bonodaki avalist imzalarının kendilerine ait olmadığını, dava dışı şirket yetkilisi davalı ...'in teminat olarak verdiği senette hem şirket müdürü olarak kendisi hem de kendileri adına  şahsen imza attığını, davalı banka yetkililerinin senedi düzenleyenlerin imzalarını, kimliklerini tespit etmek kaydıyla huzurda almamaları nedeniyle sorumluluklarının bulunduğunu , kesinleşen takip nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zarar nedeniyle tüm davalıların sorumlu olduklarını ileri sürmüştür. 1.Mahkemece yapılan yargılama sonunda davalı banka ve  banka çalışanları olan davalılar ..., ... yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 647.maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5/1.maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun  hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haiz olup, buna göre somut olayda  818 sayılı Borçlar Kanunu  hükümlerinin uygulanması gerekir. Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddesinde, genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin ilk iki fıkrası; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir. Görüldüğü üzere, 818 sayılı Borçlar Kanununun 60/2. maddesi gereğince, eylemin aynı zamanda Ceza Kanununda suç sayılması halinde daha uzun ise olayda ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda Borçlar Kanunundaki daha kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı hususu açıkça anlaşılmaktadır. Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.04.2013 gün 2012/4-1161 E. - 2013/498 K. ve 28/01/2015 gün ve 2013/4-1468 E. - 2015/785 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Zamanaşımının kesilmesi nedenleri 818 sayılı Borçlar  Kanunu'nun 133.maddesinde yer almakta olup (TBK 154.md),  anılan maddede zamanaşımının, borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi  veya kısmen ifada bulunması  ya da rehin vermesi veya kefil göstermesi ile alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye başvurması halinde veya hakeme başvurması, icra takibinde bulunması ya da iflas masasına başvurması halinde  kesileceği, BK'nun \"borçlulara karşı kat'ın neticeleri\" başlıklı 135.maddesinde (TBK 156.md) zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, borcun mahkeme kararına bağlanması halinde  yeni sürenin her zaman on yıl olduğu; 136.maddesinde (TBK 157/1.md) bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımının, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir. Davacı tarafça, haklarında başlatılan icra takibi ile zamanaşımının kesildiği ve her icra işlemi ile zamanaşımı süresinin yeniden başladığı ileri sürülmüş ise de BK'nın  133.maddesi alacaklı lehine düzenleme içermekte olup, kanun koyucu tarafından alacaklı lehine tesis edilen hükümlerin, alacaklı aleyhine yorumlanması kanun koyucunun amacına aykırılık teşkil edeceği gözetildiğinde eldeki davaya konu tazminat talebi yönünden  icra takibinde borçlu olarak yer alan davacılar için icra takibi ile zamanaşımı süresinin kesildiği söylenemez.Somut olayda İcra Hukuk Mahkemesi'ne 29.11.2005 tarihinde yapılan itiraz ve şikayet başvurularına göre davacıların sahtelik iddiasına konu ettikleri senet nedeniyle haklarında başlatılan icra takibinden haberdar oldukları, maddi tazminat istemine konu edilen taşınmaz satışlarının (Yalova ili Çiftlikköy ilçesi ... Köyü ... Parsel -yeni ... ada ... parsel- sayılı taşınmazda ... arsa paylı ... giriş ... Kat No:... taşınmaz halen davacı ... ... adına kayıtlı olup, bu taşınmaz hariç) 15.10.2008-09.10.2008-18.04.2008 tarihlerinde gerçekleştiği gözetildiğinde  davacıların en geç 15.10.2008 tarihi itibariyle zararı ve faili  öğrendikleri açık olup, davacıların ceza mahkemesi kararının kesinleşme tarihine göre zararın öğrenileceği yönündeki istinaf  sebebi yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamına alınan Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/264 Esas  sayılı dosyada davalılar ... , ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan yapılan yargılama sonunda, suç tarihi olan 28.10.2002 tarihi ile şikayet tarihi olan 22.09.2011 tarihi arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle  düşürülmesine  karar verildiği, kararın temyizi üzerine yeniden yapılan yargılama sonunda Kocaeli 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/349 esas sayılı dosyasında,28.10.2002 düzenleme tarihli 1.300.000 USD bedelli senedin dayanağı olan kredi sözleşmesinin sair yazışmaya rağmen temin edilemediği, dosya içerisinde mevcut 1.268,000 USD lik kredi sözleşmesine istinaden senedin verildiğinin kabulü halinde dahi söz konusu kredi sözleşmesi tarihinin 10.10.2002 tarihi olması karşısında suç tarihi olan 10.10.2002 tarihi ile şikayet tarihi 22.09.2011 tarihi arasında 765 sayılı TCK'nın 342/1 , 504/1, 102/4 maddesinde yazılı olağan zamanaşımı süresi olan 5 yıllık zamanaşımı süresi ile 5237 sayılı TCK'nın 204/1 , 158/1-j ve 66/1-e maddelerinde yazılı 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği görülmüştür. Bu durumda somut olayda 818 sayılı BK'ya göre uzun zamanaşımı süresi olan on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacak olup, eldeki davanın fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık süre içinde açılıp açılmadığının incelenmesi gerekir. Somut olayda tazminat istemine konu senet yönünden ceza mahkemesince 10.10.2002 tarihi suç tarihi olarak kabul edilmiş olup, senedin tanzim tarihi olan 28.10.2002 tarihi suç tarihi olarak dikkate alınsa dahi dava tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu açıktır. Fiilin işlendiği tarihin bu iki tarih dışında bir tarih olması mümkün olmayıp, davalı banka tarafından başlatılan icra takip tarihi on yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak esas alınamaz. Bu nedenle mahkemece zamanaşımı definde bulunan davalılar ...bank AŞ, ... , ...  yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi isabetli olmuştur.İİK 72/7. Maddesinde takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahsın ,ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebileceği düzenlenmiş ve eldeki uyuşmazlıkta davacılar hakkında başlatılan icra takibi kesinleşmiş ise de istinaf incelemesine konu dava, anılan madde kapsamında kalan istirdat davası olmayıp, maddi ve manevi tazminat davasıdır.Tazminat  hukukunun konusu, zarar verenin, zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41.maddesinde (TBK 49.md) düzenlenen haksız fiil nedeniyle sorumlulukta dört unsurun birlikte bulunması zorunlu olup, bu unsurlar hukuka aykırı bir fiilin var olması, fiili işleyenin kusurlu olması,  kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğması, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmasıdır. Bu kapsamda somut olayda öncelikle takibe konu bonoda sahtelik iddiasının değerlendirilmesi gerekir. Dosya kapsamına alınan grafolog bilirkişi raporunda, senet aslındaki ...ve ... isimlerine  atfen atılı imzaların şahısların gerçek imzası model alınarak atılmaya çalışıldığı, dolayısıyla ... ve ... ... ...'nın eli ürünü olmadığı kanaatine varılmış iken, Adli Tıp Kurumu raporunda, senette ...'ya atfen atılı imzalar ile ...'nın mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla ...'nın eli ürünü olmadığı, senette ...adına atılı imzaların, teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin ve  ... ve ... (...) ...'nın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Davalı ... tarafından takibe ve davaya konu senette adına atfen atılan imzanın  kendisine ait olduğu  belirtilmiş, davacılar ise senette avalist olarak atılan imzaları inkar etmişlerdir. Davalı ...'in senetteki davacılara atfen atılan imzaların kendisine ait olduğu yönünde bir kabulü bulunmadığı gibi temyiz incelemesinden geçerek kesinleşen ve eldeki davaya konu bonodaki imza inkarına ilişkin İstanbul 10.İcra Hukuk Mahkemesinin 2005/1825 Esas nolu dosyasında, davacılar ...ve  ...'nın,  bononun  teminat amaçlı boş olarak verildiği, banka tarafından iyiniyeti aykırı olarak doldurulduğ , imzalandığında üzerinde tanzim tarihi bulunmadığı şeklindeki beyanları da dikkate alındığında davacı tarafça iddia edilen sahtecilik eyleminin davalı ... tarafından yapıldığı  dosya kapsamındaki delillere göre  ispatlanmamıştır. Buna göre mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Mahkemece verilen kararda isabetsizlik olmamasına göre  davacılar vekilinin maddi tazminatla ilgili bedel artırımı için süre verilmediği yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b44ebeec37ece412","SID":"33fc90a3cf7c2a4d"}}