{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/661 <br>KARAR NO: 2025/751<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 28/05/2024<br>NUMARASI: 2024/168 Esas 2024/574 Karar <br>DAVA: Alacak<br>Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; davalı şirketin hukuka uygun olmayan fiiller ile finans temin edilmesi eylemini gerçekleştirdiğini hedef kitle olarak yurt dışında ve özellikle Almanya'da çalışan Türk vatandaşlarının seçildiğini izinsiz ve yasa dışı para toplandığını şirkete para verenlerin sözde kar payı garantisi yanında iş ve benzeri garantilerde verildiğini toplanan paraların resmi kayıtlarına alınmadığını, davalı şirkete karşı ileri sürdükleri ve şirketinde ortaklık durum belgelerinde ikrar ettiği uhdesinde bulunan ana paranın iadesi taleplerinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunu davalının taahhütlerini yerine getirmekten imtinası sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.069- DM karşılığı 25.600- Euro alacaklarının dava tarihinden itibaren işleyecek TCMB döviz cinsinden hesaplarına uyguladığı en yüksek faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili; davacı ile davalı şirket arasında hukuki ilişki olmadığını davalı şirketin pay defterleri incelendiğinde davacının davalı şirketinin ortağı olmadığı davacının açıkça yatırdığı paranın karşılığında dava dışı Lüksemburg merkezli ...'ya ait hisse senetlerini aldığını beyan ettiği ve bu şirkete dava açılması gerekirken davacı ile hiçbir ticari ve hukuki ilişkisi olmayan müvekkile karşı dava açmanın yersiz olduğunu ortaklık durum belgelerinde şirketi temsili yetkili kişilerin imzalarının bulunmadığını davalınında bu belgelerden sorumlu tutulamayacağını öte yandan tahsilat makbuzu altında ibraz edilen belgenin davalının bilgisi dışında her zaman düzenlenebileceğini ve bu nedenle de delil kuvveti olmadığını öncelikle davanın husumetten reddine aksi halde de paranın yatırıldığı tarih ile davacının hileye dayanarak sözleşmeyi bozmak istediği tarih arasında Borçlar Kanunun 31.maddedeki bir yıllık sürenin geçtiğini ve söz konusu davanın 9 yıl sonra açıldığından reddi gerektiğini davacının alacak talebinin şirket kayıtlarıyla örtüşmediği yabancı paranın aynen ödeneceği herhangi bir hüküm bulunmadığını davalının davacıya herhangi bir borcu olmadığından bahisle davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI VE SÜREÇ: Mahkemece; 2013/92 - 104 esas-karar sayılı 12.11.2013 tarihli karar ile; \"alınan 21/03/2013 tarihli bilirkişi raporunda \"davacı ...'ın aldığı hisse senetlerinin dava dışı şirket ...'ya ait olduğu, hisse alım tarihlerini 2001 ve 2002 yılları pay defteri kayıtlarında ... ile ilgili herhangi bir kayda rastlanmadığı, davacının ödediği paranın davalı uhdesine geçmediği, davalının sorumlu tutulmasını gerektirecek hiçbir olgu olmadığını\" belirtildiğini, yapılan incelemede hakim ortak olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesine dayalı olarak davalıdan her ne kadar talepte bulunmuş ise de davalı defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede davacının ödediği paranın davalı şirketin uhdesine geçmediği, hisse senetlerinin ... ya ait olduğundan ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine ; Yargıtay 11. HD'nin 2014/6566 esas, 2014/12947 karar sayılı ilamı ile \"emsal dosyalardan bilindiği üzere; Konya 1. ACM ve Konya 3. ACM'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Konya  3. ACM dosyasında dava zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Konya 1. ACM dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999  tarihli  denetim  raporunda şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesi olmadığı, ...'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir. Ayrıca; SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları, ... için tayin edilen kayyumlar tarafından yazılan mektup mahkemece değerlendirilmemiştir. Bilindiği üzere 818 sayılı BK'nun 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından 1. ACM kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalının sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir... davanın, davalının organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle 818 sayılı BK'nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları, kayyum mektuplarının somut davadaki delillerle birlikte  değerlendirilmesi, davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.\"denilerek karar bozulmuştur.  Mahkemece 2015/534 esas, 2019/341 karar sayılı karar ile \" bozma ilamına uyularak getirtilen Konya 1. ACM'nin dosyasında davaların zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine dair verilen karar  kesinleştiği, bilirkişi raporunda tespit edilen maddi olgular, SPK ve TBMM'ce düzenlenen soruşturma  ve araştırma raporları, emsal dosyadaki yüksek mahkemenin kararlılık kazanan uygulamaları dikkate alındığında davacı ile davalı şirket arasında gerçekte bir ortaklık hukukunun bulunmadığı, oluşturulan kayıtların davacı iradesini yanıltmaya yönelik ve TTK'nın 405. Maddesine dayalı olarak iadeden kaçınma olgusuna yönelik olarak düzenlenen işlemler olduğu, gerçekte ise davacı ve bir kısım yatırımcıların iradelerinin fesada uğratılarak kar vaadi ile para toplama eylemenini esasında haksız fiil oluşturduğu, taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunmaması nedeniyle davacıdan kar vaadi ile alınan paranın iadesi gerektiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı tarafça temyizi üzerine; Yargıtay 11. HD'nin  2019/2257 esas, 2020/4566 karar sayılı ilamı ile; 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı RG'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı KHK'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı VUK Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga TTK ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı TTK kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. \"denilerek kararın bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.Mahkemece 2021/24 Esas, 2021/93 Karar sayılı karar ile \"bozma ilamı doğrultusunda SPK'nın 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında 7194 sayılı kanunun 41. Maddesine eklenen geçici 4. Maddesi uyarınca davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına\" karar verilmiş, Kararın davacı tarafından temyizi üzerine; Dairenin 2021/8485 Esas no, 2022/5053 Karar sayılı ilamı ile kararın onanmasına 20/06/2022 tarihinde kesin olarak karar verilmiştir.Bunun üzerine davacı tarafça Anayasa Mahkemesine bireysel başvurusu sonucu 2022/103656 başvuru no, 19.12.2023 tarihli ilamı ile \"Olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan ... (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmuş olmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. III. GİDERİM  11. Başvurucular ihlalin tespit edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; ... ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019,  §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.\"denilerek hak ihlaline karar verilmiştir.İlk derece mahkemesince; yapılan yargılama, bilirkişi raporunda tespit edilen maddi olgular, SPK ve TBMM'ce düzenlenen soruşturma ve araştırma raporları, emsal dosyadaki yüksek mahkemenin kararlılık kazanan uygulamaları dikkate alındığında davacı ile davalı şirket arasında gerçekte bir ortaklık bulunmadığı, oluşturulan kayıtların davacı iradesini yanıltmaya yönelik ve TTK'nın 405. maddesine dayalı olarak iadeden kaçınma olgusuna yönelik olarak düzenlenen işlemler olduğu, gerçekte ise davacı ve bir kısım yatırımcıların iradelerinin fesada uğratılarak kar vaadi ile para toplama eyleminin esasında haksız fiil oluşturduğu, taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunmaması nedeniyle davacıdan kar vaadi ile alınan paranın iadesi gerektiği  anlaşılmakla davanın kabulü ile 25.600-EURO alacağın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince  Devlet bankalarınca euro cinsi 1 yıl vadeli mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili; Bakırköy 5. ATM’nin “karar verilmesine yer olmadığı gerekçesi ile Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiş”, davacı tarafın işbu kesinleşmeden sonra Anayasa Mahkemesi’nce 19.12.2023 tarihinde hak ihlali gerekçesi ile yargılamanın yeniden görülmesi gerektiğini, Yargıtay'ca onanıp kesinleşen karar gereği kararın Yargıtay denetimine tabi tutulması gerektiğini, davacı Lüksemburg hukukuna tabi ... isimli şirketle ortaklık sözleşmesine dayalı olarak şirketin ortağı konumuna geldiğini, ilgili şirketin iflası üzerine davalı ...’nin [yeni ünvanı ... Holding A.Ş.] sorumluluğu yoluna gitmek suretiyle uğradığı zararını ... AŞ.’den tahsili yoluna gittiğini, davacının müvekkil şirkete bir miktar para verdiğini iddia ettiği yani haksız fiilin tarihi olarak  iddia ettiği açıkladığı 03.01.2000 tarihinden 8 yıl  10 ay 10 gün sonra ikame edilen iş bu davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığı davacının dava dilekçesinde tanımladığı fiillerin,(hile iddiasının) TCK'nun 503. maddesi uyarıca aynı zamanda suç teşkil ettiği düşünüldüğünde ve bu suça ilişkin  ceza davasının  zamanaşımı süresinin de TCK'nun 102. maddesi uyarınca  5 yıl olduğu dikkate alındığında, davacının parayı yatırdığını belirttiği yani iddia edilen haksız fiil tarihi olan 03.01.2000  tarihinden 8  yıl  10 ay 10 gün sonra  ikame edilen bu davanın, beş yıllık ceza zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığı ve bu sebeple davacı taleplerinin reddi gerektiğini, davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu , müvekkil şirketin sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için; davacının ortak değil alacaklı olması, [Bu husus Lüksemburg hukukuna tabidir ve hisse senetlerinin ibrazı ile ortaklık ilişkisi ikrar edilmektedir.] davalı müvekkil şirket ile Lüksemburg’da yerleşik ... isimli şirketin malvarlığının karışmış olması, herhangi bir aktifinin bulunmaması gerektiğini, 15 Aralık 2009 tarihli Av.... ve Av. ... imzalı dava dışı Av. ...’a yazılmış mektuptan ... isimli şirketlerde  iştiraklerinin olduğu [en azından 769.575 adet ... hisse senedi – bugünkü borsa değeri ile yaklaşık : 6 milyon euro ]  ile ... isimli şirketin ciddi miktarda bir varlığı olduğunu ve müvekkilinin de bu şirketin ortağı [dosyaya mübrez hisse senetleri ile] olduğunu ortaya koymuş olduğunu, malvarlığının karışmış olduğunu da ispatlayamadığını, ... aleyhine yapılabilecek bir takibin de sonuçsuz kalmayacağını, iş bu davanın  davacının davalı şirket nezdinde ortaklığı bulunmaması nedeni ile husumet nedeni ile de reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. Davalı vekili; hak ihlali kararına konu kararın denetiminin Yargıtay tarafından yapılmasını talep etmekte ise de dava dosyası öncelikle temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmiş; Yargıtay 11 HD nin 2024/4685 esas, 2025/1102 karar sayılı 20.02.2025 tarihli kararı ile \" Mahkemenin 09.02.2021 tarihli kararı kesinleşmiş ise de yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesinin 19.12.2023 tarihli 2022/103656 başvuru numaralı kararı ile \"...Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ..., Bakırköy  5. ATMne gönderilmesine,...\" karar verilmiş olup bu çerçevede Mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde 28.05.2024 tarihli karar ile davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar davalı vekili tarafından  temyiz edilmiştir. HMK'nın 374. ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi talebi, hukuki niteliği itibarıyla ayrı ve bağımsız bir davadır. İBK’nın 23.05.1956 gün ve 8/9 sayılı kararında da yargılamanın yenilenmesi talebinin müstakil bir dava olduğu hususu vurgulanmıştır. Somut dosyada Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra Mahkemece yeniden yargılama yapıldığı, yeniden yargılama neticesinde verilen kararın, öncelikle ilgili Bölge Adliye Mahkemesince istinaf incelemesinin yapılması gerektiğinden dava dosyasının tetkiksiz iadesine karar verilmiştir. Davacı yan eldeki davada, davalı şirketin amacının gerçekte finans ihtiyacını karşılamak olduğunu, Lüksenburg daki şirketin ... Holding'in çıkarlarına hizmet etmek  ve güven unsuru sağlamak üzere kurulduğu, kar payı vaadi ile kendisinden para alınıp ...nın hisse  senetleri verildiğini, ... Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve TBMM raporlarında açıklandığını ileri sürmüştür. Somut olay benzeri pek çok kişi tarafından açılan davalarda kesinleşen kararlar ile yapılan tesbitlerin işbu davada da delil olarak değerlendirilmesi gerekir.Başka  bir davacı tarafından açılan davaya ilişkin olarak verilen Yargıtay 11. HDnin 2016/4603 Esas, 2016/6789 karar sayılı ilamında 2015/15419 Esas 2016/4922 Karar sayılı ilamında ; ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır.\"denilmiştir. Aynı Daire'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamı \"Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde ...'a ait çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para  ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ...'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmesi karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır.\" denilmiştir. Yukarıda yazılan ilamlarda yapılan tesbitler kapsamında ;davalı vekilinin davacının ...  ortağı olduğunu ,müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmekte ise de davalının ... ile organik bağ içerisinde ; davacının herhangibir şirkete ortak edilme amacı olmadan göstermelik işlemler yapıldığı, Dava dilekçesi ekinde sunulan mektuplarda  davalıdan sadır olduğuna kanaat getirilen  \" değerli ortağımız \"diye hitap edilen mektupların içeriğinde \"...\" vurgusu yapıldığı çok başarılı işler yapıldığı ,yapılacağı ,Holdingin başarısının tez çalışmalarına konu olduğu,2000,2001 yıllarında ki kayıpların telafi edileceği belirtilmektedir.Davacı adına gönderilen yine ... isimli imzasız mektupda ... nın hisse senetlerinin değiştirileceği bilgisi verilmiştir. Köln Temsilcisi ... kartvizitinde  ... Holding  logosu ve ünvanı  bulunmaktadır. ...'ın aynı zamanda davalı şirketin  kurucu ortağı olduğu TBMM raporunda yazılıdır.Bu halde , davacı gibi sözde ortaklardan paranın toplanmasında davalı ...'in  organizasyona doğrudan dahil olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yönde ki  davalının husumeti ve sorumluluğu olmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde bulunmamıştır.  Davalı vekili davanın zamanaşımı süresinin geçtiğini istinaf sebebi olarak  ileri sürmüştür.Yargıtay 11. HD nin ... (...)ile ilgili 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı ilamında \"özellikle yurtdışında çalışan davacılardan \"Ortaklık Durum Belgesi\" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalıların faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı,şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ...'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paralar geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Davalı davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı ,uyuşmazlığa uygulanması gereken herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığının nazara alınması ve davalı tarafın yerinde olmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmesi gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak, davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, \" denilmiştir. Devam eden kararlarda da zamanaşımına ilişkin bu ilke tekrar edilmiştir. (Yargıtay 11 HD  2017/5293 esas,  2017/5296esas,; 2017/5297 esas,; 2018/5674 esas,2018/1685, 2018/524 esas,; 2018/51esas; 2018/508 esas vd) İşbu tazminat davası da 18/11/2008 tarihinde  açılmıştır. Davacıya verilen  hisse senedi teslim makbuzunda matbu olarak 2001 tarihi yazılıdır.Anlatılanların yanında, davacı yan şirkete ortak olacağı vaadi ile kandırıldığını ileri sürmekte, davalı ise davacının ... nın ortağı olduğunu ileri sürüp, hak düşürücü süre ve zamanaşımı defi ileri sürmüştür.Davalı tarafın savunması ile sabit olduğuna göre, dava açılması süreci öncesinde teslim edilen hisse senetlerine göre davacını şirkete ortak edildiğini düşündüğü,gerçeği anlaması ise ancak yapılan soruşturmalar ile anlaşılabileceği , davacının kendini şirket ortağı sandığı kamuya yansıyan bilgiler üzerine durumu anladığı,süresinde dava açtığının kabulü gerekir. Mahkemece davalı şirketin ticari defterlerinde inceleme yapılarak alınan bilirkişi kurulu raporunda; davalı şirketin ve ... Sanayi İşletmeleri AŞ nin ticari defterlerinde davacının ortak olarak hiçbir kaydı bulunmadığı, davacı tarafından sunulan ortaklık belgelerinin  2560 hisse 25.600-Euro bedelli ... antetli, teslim belgesinde matbu olarak 2001 yılı yazılı hisse senetlerini teslim aldığı,Lüksenburda ki şirketin iflas etmesi ,aradan geçen zamana göre de bir ödeme yapılmadığına göre  davacının zararından davalının sorumlu tutulmasında  isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle benzer şekilde açılan davalarda verilen emsal kararlar ve dosya kapsamından, davalı şirketin yüksek kar vaadi ve istenildiği an paraların iadesinin sağlanacağı vaadi ile yurt dışında yerleşik kişilerden yüklü miktarlarda para topladığı, hal böyle olunca davalının haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu olduğu sonucuna varılmakla  davalı vekilinin davacının zararını ... dan istemesi gerektiği ve zamanaşımına uğradığı yolundaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiş, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 3.574,06-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 893,52-TL harcın mahsubu ile kalan 2.680,54-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 176-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 07/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7a7534bbd031d6b0","SID":"000f88b04fbd7175"}}