{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1671 Esas<br>KARAR NO:2025/611<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN\t        <br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:01/07/2021<br>NUMARASI:2018/664 Esas, 2021/521 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ:24/04/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının,  müvekkili şirketin en büyük müşterisi ve en yüksek cirolu iş sahibi olmasından aşırı yararlanarak hizmet teminini sürekli kendileri lehine dikte ettikleri bedeller üzerinden satın aldığını, asıl hizmet bedellerini noksan ödediğini, bu durumlar nedeniyle davalı iş sahibi şirketin kendi lehine aşırı yararlanma sağlayarak gabin şartlarını oluşturduğunu, neticede davalı şirketin kendi kazancını, verimliliğini arttırırken müvekkili şirketin alacaklarını noksan ödeyerek ve alacaklarını öteleyerek iş bu davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirketin gabin şartlarında tahsil edemediği fatura içeriği alacağının ödenmesi için takip başlattıklarını, sözleşmeden kaynaklanan ancak davalının sözleşme ilişkisinden aşırı yararlanması nedeniyle müvekkiline fatura ettirilmeyen ve ötelenip ödenmeyen hizmet bedellerinin, izin ücretlerinin, fazla mesai ücretlerinin ve bayram mesaisi ücretlerinin ve ötelenen diğer faturalı ticari alacaklarının davalıdan tahsili için davalı aleyhine başlatılan icra takibine davalı borçlunun  itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 7 yılı aşkın bir süredir isteyerek yeni sözleşmeler imzalamak suretiyle müvekkili ile çalışarak ciddi kazanç elde ettiğini, davacının basiretli bir tacir olarak bu sözleşmeleri bilerek, isteyerek, hesaplayarak şirketinin menfaatine olacak şekilde defalarca yenilediğini, dava dilekçesindeki kandırıldığı, mağdur edildiği ve sözleşmelerdeki gabinin varlığına ilişkin iddialarına katılmanın mümkün olmadığını, takibe ve davaya konu faturanın kendilerine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğini, buna rağmen faturanın süresinde yapılan itiraz ile hukuka uygun şekilde davacıya iade edildiğini, davacı dilekçesinde 2011, 2012, 2015, 2016, 2017 yıllarında eksik ödeme aldığı iddiası ile bu tutarları şimdi toptan düzenlediği bir fatura ile talep ettiğini, davacının var olduğunu iddia ettiği bu alacakları faturaları düzenlediği dönemde de bildiğini dilekçesinde açıkça ikrar ettiğini, hal böyle iken davacının bu alacakları bilmesinin üzerinden 6-7 yıl geçtikten sonra bu alacakları talep etmesi mümkün olmadığını, davacının bu alacakları talep ederken gabin sebebine dayandığını, gabinde gabine sebep olan durumun varlığı öğrenildikten itibaren 1 yıl içinde talebin yapılması gerektiğini, genel zamanaşımı süresi de dikkate alındığında davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği faturanın dayanağını somut belgelerle ispat etmesi gerektiğini, davacının müvekkiline kesip gönderdiği fatura toplam tutarının 693.938,32 TL olduğunu, oldukça yüksek olan bu tutarın nasıl meydana geldiğinin ve hangi finansal belgelere dayandığının dava dilekçesinde belirtilmediğini, davacı dilekçesinde bir takım hesaplamalar yapsa da bunların toplam tutarının 693.938,32 TL olmadığını, davacının bu miktarı kendi hesaplamalarına dayandırdığını, ancak ticari kayıtlarında herhangi bir belge sunamadığını, talebin bu hali ile hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, taraflar arasında ödemelerden önce genellikle mutabakatlar yapıldığını, buna uygun şekilde faturaların düzenlendiğini, davacının eksik aldığını iddia ettiği ödemelere ilişkin müvekkiline dava tarihine kadar resmi hiçbir bildirim yapmadığını, faturalara ihtirazi kayıt da koymadığını, davacı, müvekkilinin en büyük müşterisi olduğunu ve bu durumu kullandığını iddia etmişse de, taraflar arasındaki sözleşmelerin münhasır nitelikte olmayıp davacıyı müvekkiline mecbur bırakan sözleşmeler olmadığını, davacının isteseydi başkaca şirketlere de hizmet verebilecekken vermediyse bunun sorumlusunun müvekkili şirket olmadığını, gabinin tespit davasının konusu olduğunu, bu davada tartışılmasının mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği şekilde gabinin varlığının mevcut olmadığını, gabin durumunun her türlü oransızlığın önleneceği anlamına gelmediğini, gabinin denkleştirici sözleşme adaletini değil varsa mevcut oransızlığın meydana getiriliş biçimini yaptırıma bağladığını, sözleşmenin kurulduğu andaki oransızlığın dikkate alınacağını, sözleşme yapılması anında istismar edici, ahlaka, adaba ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışın varlığının arandığını, müvekkili şirketin bu sözleşmelerde gabine sebep olduğunu, bilerek ve isteyerek davacı aleyhine bir zayıflıktan yararlanarak gabin yarattığı iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, tam aksine davacının defalarca müvekkili şirket ile sözleşmeler imzalayarak ticari ilişkiye devam etme iradesini ortaya koyduğunu, davacı taraf müvekkilinin davacının en büyük müşterisi olması nedeniyle üstün konumda olduğunundan bahsetmişse de sözleşmelerin hiçbir şekilde davacının başka şirketlerle çalışmasına engel bir durum ortaya koymadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; davacı taraf, takibe konu faturanın davalı tarafa 27/03/2018 tarihinde tebliğ edildiğini ileri sürmekte ise de; dosya kapsamına alınan PTT gönderi takibi incelendiğinde davalı tarafa 27/03/2018 tarihinde bir gönderi teslim edildiği, ancak gönderinin içeriğinde ne olduğu bilgisinin bulunmadığı, davacının, faturayı noter aracılığıyla değil iadeli taahhütlü şekilde gönderdiği, iadeli taahhütlü gönderi içinde takibe konu faturanın da bulunduğunu ispat etmek durumunda olduğu, ancak davacı bu hususta dosyaya herhangi bir delil sunmadığından, icra takibine konu faturanın, davalının belirttiği gibi 05/04/2018 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, davalının da süresi içinde noter aracılığıyla söz konusu faturayı davacıya iade ettiği, bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sürdüğü yaklaşık 7 yıl boyunca davalı tarafça, davacının düzenleyip gönderdiği tüm faturaları ödediği, bu hususta taraflar arasında bir ihtilafın oluşmadığı, hatta taraflar arasında dosya kapsamında bulunan bir çok mutabakat metninin düzenlendiği, davacı tarafın, hizmet bedellerinin eksik ödendiği yönünde bu süre içinde resmi olarak herhangi bir başvuru yapmadığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona erdiği gün, geçmişe dayalı olarak takibe konu faturanın düzenlenmiş olduğu, 6102 Sayılı TTK'nun 18/2. maddesi de gözönüne alındığında, limited şirket statüsünde tacir olan davacı yönünden düşüncesizlik ve deneyimsizlik şartlarının oluşmasının mümkün olamayacağı, davacı tarafın zor durumda (müzayaka halinde) olduğuna ilişkin dosyada herhangi bir delilin bulunmadığı, 7 yıl süren ticari ilişki döneminde resmi anlamda alacağını talep bakımından herhangi bir fatura düzenlenmemesine rağmen taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği gün geçmişe dayalı fatura düzenlenmesinin basiretli bir tacirden beklenen davranış şekli olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde, sözleşme hükümlerinin hukuka, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve adaba aykırı bir yönünün bulunmadığı, davalı tarafın, (söz konusu olmasa da) davacının müzayaka halinde bulunduğunu, bu durumdan faydalanmaya çalıştığını gösterir bir delilin bulunmadığı, söz konusu faturaya dayalı olarak başlatılan takibe yapılan itirazın haklı olduğu, davacı tarafın davasını ispat edemediği göz önünde bulundurularak açılan davanın reddine, davalı tarafından kötü niyet tazminatı talep edilmişse de, davacı tarafın takibi yapmakta kötü niyetli olduğunu gösterir bir durum söz konusu olmadığından davalı tarafın bu yöndeki talebinin de reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; hizmet bedeli alacaklarını tam olarak tahsil edemeyen, noksan kısımlar için fatura tanzim etmek isteyen, ancak mutabakat imkanı bulunmayan davacı şirketin, davalı şirkete bu durumu müşterek toplantılarda ve e-posta ile ilettiği yazılı bildirimlerle sürekli bildirdiğini, ancak her dönem davalı şirketin yetkili yöneticilerinin sözleşmelerin verdiği üstün konum ve güçlü durumu sayesinde davalı şirketin fatura kesimini onaylamama, oyalama, ödemeyi bekletme, fatura bedelini mutabakata kadar ödememe yahut davalı cari hesabında mutabık olununcaya kadar ödemeyi öteleme imkanını hep kendi şirketleri lehine uygulayıp sürekli düşük bedelli faturalar tanzim ettirip ödediğini, hu hususların şirketler arasındaki elektronik posta yazışmalarıyla sabit olduğunu, açıklanan nedenlerin TBK'da öngörülen aşırı yararlanma halinin tipik göstergeleri olarak dava konusu olayda mevcut olduğunu, sözleşme şartlarının gittikçe ağırlaşan bir çerçevede davacı aleyhine, davalı lehine uygulandığını, bu durumun dönemlik yenilenen sözleşmelerin davalı açısından giderek ağırlaştırılan madde metinlerinde açıkça görüldüğünü, davalının üstün konumunu hizmet veren davacı aleyhine kullanması ve bu durumdan aşırı yararlanarak gabine sebebiyet vermesi nedeniyle davacının ekonomik olarak sürekli zor duruma düşürüldüğünü, davalı şirketin, müvekkili şirketin en büyük müşterisi ve en yüksek cirolu iş sahibi olmasından aşırı yararlanarak hizmet teminini sürekli kendileri lehine dikte ettikleri bedeller üzerinden satın aldığını ve asıl hizmet bedellerini noktan ödediğini, alınan bilirkişi raporlarında eksik kalan hizmet bedellerinin ödenmesi hususunda yıllar içindeki tüm yazılı taleplerin dava dosyasına sunulduğunu, ancak bilirkişinin olumsuz kanaatinin ne şekilde ve hangi kriterler esas alınarak yapıldığının raporda belirtilmediğini, sadece basiretli tüccar kavramı üzerinden genel geçer bir yorumla yetinildiğini, alacaklarının dosyada mevcut tüm yazılı belgeler, tarafların ticari defterleri ve kayıtlarıyla sabit olduğunu, davacı şirketin sözleşmelerle belirlenen birim fiyatın altındaki daha düşük fiyatlarla fatura tanzimine zorlandığına ilişkin hiçbir incelemenin yapılmadığını, sözleşme dönemlerinde belirlenen birim fiyatlar ile faturalardaki birim fiyatların dahi karşılaştırılmadığını, müvekkili şirketin yapılan gabin baskısı ile uygulanan eksik ödemelere dair 215 sayfalık yazılı itiraz ve talepleri dosyada mevcut iken bu itiraz ve uyuşmazlık konusu hakkında hiçbir inceleme yapılmamasının dosya içindeki delillerin ve davacı itirazlarının hiçbir surette irdelenmediğini gösterdiğini, davalının sorumlu idarecisi ... tarafından gerekli inceleme yapılarak 2017'nin 4., 5. ve 6. aylarında üç parça halinde \"Ödenmeyen İzinler\" adıyla fatura edilerek tahsil edilen alacağın kaydının tarafların ticari defterlerinde araştırılmadığını, belirtilen bu dönemde davacıya yapılan geriye dönük ödeme kaydının incelenmediğini, müvekkilinin, davalı şirkete iadeli taahhütlü mektup ile takibe konu faturayı tebliğ ettiğini, hatta davalı şirketin faturaya itiraz ederek faturatı iade ettiğini beyan etmesiyle takibe konu faturanın davalı şirkete tebliğ edildiğinin ikrar edildiğini, dolayısıyla takip dayanağı faturanın davalı şirkete tebliğ edildiği hususunda bir çelişkinin mevcut olmadığını, mahkeme gerekçesinin bu yönüyle hatalı olduğunu, faturanın davalı şirketin merkez adresine yapıldığına ilişkin PTT sorgu evrakının dosyaya ibraz edildiğini, davalı şirketin faturaya süresinde itiraz etmediğini, bu hususun yazılı delille ispatlandığını, TBK'nın 28. maddesindeki gabin hükmüne göre müvekkilinin, cirosunun en önemli kısmını davalı şirketle ile yapılan iş gereği elde edebildiğini, bu sebeple davalı tarafın yapılan sözleşmelerde gabin sağladığını yargılamanın her aşamasında defaatle belirttiklerini, yani TBK'nın 28. maddesinden hareketle TTK'nın 18. maddesinin 2. fıkrası gereği, müvekkilinin basiretli iş adamı olarak zor durumda olmasından kaynaklı gabin hükümlerinin inceleneceğini, bütün iddia ve beyanları ile dosyaya sundukları delillerde bu hususun sabit olduğunu ancak mahkemece gabin iddialarının usule uygun bir şekilde değerlendirilmediğini, alınan bilirkişi raporunda, taraf edimleri arasındaki oransızlığın tespit edilmediğini, emsal sözleşmelerin incelemeye alınmadığını, belirtilen dönemde müvekkiline ödenmesi gerekip de ödenmeyen hizmet bedellerinden kaynaklanan eksik alacakların hesaplanması ve irdelenmesi gerektiği defaatle talep edilmesine rağmen kök ve ek raporda, talebe ilişkin bir inceleme ve değerlendirmenin yapılmadığını, dolayısıyla mahkemece gabinin objektif unsurunun hukuka aykırı olarak incelenmediğini,TTK hükümleri gereğince müvekkili şirketin zor durumda olduğunun ispatı için müvekkili şirketin kazancının önemli bir kısmını davalı şirketten elde edildiği, müvekkilinin davalı şirketle ile yapılan iş sözleşmelerini devam ettirmek zorunda olduğu ve davalı şirketle yapılan işin sonlanması durumunda müvekkili şirketin batma noktasına gelebileceği noktasında davalı şirketle olan yazışmaların dosyalanarak cilt halinde dosyaya sunulduğunu, ayrıca müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının da dosyaya sunulduğunu, bu belgelerle, çeşitli dönemlerde davalı şirkete başvurular yapıldığı ancak her birinin sonuçsuz kaldığı, müvekkili şirketin kazancının yaklaşık %70 nin davalı şirketten elde edildiği, bu sebeplerle sözleşmelere davalı şirketin isteği gibi devam edilmek zorunda kalındığının açıkça görüldüğünü, müvekkili şirketin zor durumda olduğuna ilişkin hiçbir beyanlarının ve dosyaya sunulan hiçbir delillerinin mahkemece dikkate alınmadığını, dosyada delil olmadığı yönünde hatalı değerlendirme yapıldığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, süregelen hizmet sözleşmesi döneminde müzayaka hali nedeniyle talep edilemeyen alacak bedellerinin davalıdan tahsiline yönelik başlatılan takibe vaki itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.Davacı, davalıya ekonomik olarak bağımlı olması nedeniyle sözleşme süresince davacıya yansıtılamayan bedeller olduğunu iddia ederek müzayaka hali nedeniyle gabin iddiasına dayanarak sözleşmenin feshinden sonra düzenlediği faturaya dayalı alacak talebinde haklı olduğunu belirterek iş bu davayı açmıştır.Taraflar arasında, ilki 02/06/2011 tarihinde olmak üzere 01/04/2013, 01/08/2015 ve 22/03/2017 tarihlerinde hizmet sözleşmelerinin düzenlendiği, söz konusu sözleşmeler ile davalı şirketin online alışveriş sitesindeki ürün alım satım işlerine konu ürünleri tuttuğu depodaki ürünlerin düzenlenmesi, tasnifi ve kolilenmesi işi için davacı şirketten hizmet aldığı, davacı şirketin bu kapsamda kendi bünyesindeki personelleri ile davalı şirketin işyeri olan deposunda belirlenen hizmetleri verdiği, sözleşmeler ile kararlaştırılan şekilde fatura düzenlenerek ödeme yapıldığı, dosya kapsamında bulunan mutabakatlar ve bilirkişinin tespiti dikkate alındığında taraflar arasında bir çok mutabakat düzenlendiği, taraflar arasındaki ilişkinin yaklaşık 7 yıl sürdüğü, son olarak sözleşmenin davalı tarafından davacıya gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 02/03/2018 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile feshedildiği, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği gün olan 22/03/2018 tarihinde 693.938,32 TL bedelli fatura düzenleyerek bu fatura bedelinin tahsili için ... Sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı anlaşılmıştır. ... Sayılı dosyasının incelenmesinden; alacaklı .... Şti. tarafından borçlu şirket aleyhine 22/03/2018 tarihli 693.938,32 TL bedelli faturaya istinaden ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun takibe itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğu, ödeme emrine davalı tarafından itiraz edildiğinin davacıya tebliğ edildiğine dair bir dosyada tebliğ evrakı bulunmadığından davanın bir yıllık yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Dosya kapsamında alınan kök ve ek bilirkişi raporunda; dava konusu haricinde tarafların ticari defter ve kayıtlarında alacak borç ilişkisinin bulunmadığı, davacının takip tarihine kadar sözleşmelere istinaden düzenlediği fatura bedellerini tahsil ettiği, davalı tarafından sözleşmenin feshinden sonra geriye dönük eksik ödeme/eksik alacak iddiasının basiretli tüccar kavramına uygun olmadığı, davacı ile davalı arasında 02.06.2011 ile 22.03.2017 tarihleri arasında 4 adet sözleşme akdedildiği, davacı tarafından 2011-2018 arasındaki 7 yıl içinde düzenlemiş fatura bedellerinin (çekişme konusu olan fatura dışında) tamamen ödenmiş olduğu, ayrıca davacı tarafından 27 adet alacak/borç mutabakatının davalıya gönderilerek sürekli mutabakat yapıldığı, taraflar arasında yenilenen sözleşmelerde, davacının, bir önceki sözleşmeden doğan ve/veya doğacak bir alacağın bulunduğuna ve alacak hakkının saklı olduğuna ilişkin hüküm olmadığı, davacının 2011 tarihinden başlayarak davalı ile olan sözleşmelerin uzatılması nedeniyle eksik alacak için bir fatura düzenlememiş olmasına rağmen 22.03.2018 tarihinde sona eren sözleşme nedeniyle geçmiş döneme ait alacakları bulunduğunu (eksik fatura v.s) ve sözleşmeleri baskı altında kalarak imzaladığı iddiası ile davalı tarafından 02,03.2018 tarihinde feshedilmesi sonucu tek taraflı 2011-2017 arası eksik tahsilat yaptığını ileri sürerek 22.03.2018 tarihli fatura düzenlediği, davacı 7 yıllık sözleşme döneminde yenilenen 4 adet sözleşmeye sessiz kalarak sözleşmelere onay vermesine ve sözleşmelere ihtirazı kayıt şerhi koymamasına rağmen sözleşmenin feshi sonrasında “gabin baskısı” altında sözleşmelerde onay verdiği düşük birim fiyatlarını kabul ettiğini beyan ederek, geriye dönük olarak 2011-2018 yıllarını havi eksik tahsilat/alacak bulunduğu iddiasıyla fatura düzenlenmesinin  Türk Borçlar Kanunu madde 28'deki gabin şartlarının oluşup oluşmadığı yönünden hukuki tavzihin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirmiştir.6098 Sayılı TBK'nın 28. maddesi \"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.\" hükmünü içermektedir.TBK' nın 28. maddesi 818 sayılı Borçlar Kanunun 21. maddesini karşılamaktadır. 818. Sayılı BK' nun 21. maddesindeki \"Gabin\" kenar başlığı TBK' nın 28. maddesinde \"Aşırı Yararlanma\" olarak değiştirilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunundan farklı olarak maddenin birinci fıkrasında, aşırı yararlanma durumunda zarar görene, sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteme yanında sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır.Gabin, sözlükte \"Alışverişte satın alınan mala ödenen karşılığın, malın değerinden çok fazla olması, alışverişte hile yapma, edimler arasında açık oransızlık\" olarak tarif edilmiştir (TDK Türkçe Sözlük – 2011).Borçlar Kanunu aşırı yararlanmayı bir irade bozukluğu hali olarak öngörmemiştir. Bu nedenle, aşırı yararlanma irade bozukluğu sebepleri arasında değil sözleşmenin kurulması (akdin inikadı) ile ilgili hükümler arasında düzenlenmiştir. Buna göre, aşırı yararlanma sözleşmenin kurucu unsurlarıyla ilgili bir kurumdur.Borçlar Hukukunda sözleşmeler alanında yer alan en önemli temel ilkelerden birisi de sözleşme özgürlüğüdür. Sözleşme özgürlüğü, tarafların diledikleri koşullarda sözleşme yapabilme özgürlüğünü de kapsar. Bunun sonucu olarak, taraflar sözleşmenin koşullarını ve karşılıklı olarak edimlerini diledikleri gibi belirleyebilirler. Ancak tarafların bu koşulları ve karşılıklı edimleri tayin ederlerken, diğer tarafın içinde bulunduğu olumsuz koşullardan yararlanılmış, bu olumsuz koşullar nedeniyle bir taraf haksız yararlar temin etmişse, buna rağmen sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmek adalet duygularını sarsabilir. İşte aşırı yararlanma denilen kurum bu amaçla kabul edilmiştir. Aşırı yararlanma, taraflardan birinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların, diğer tarafın sömürülmesini ve dolayısıyla aşırı yararlanılmasını engelleyen bir hukuksal koruma yoludur.\" (Ahmet Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2012, Sayfa 215).Öğretide ve yargısal kararlardaki hakim görüş nazara alınarak yanılma, aldatma ve korkutma gibi iradenin fesada uğratıldığı hallerde olduğu gibi aşırı yararlanma (sömürme, gabin) halini de iradenin hükümsüzlüğü gibi değerlendirmek gerekmektedir.Gabinin varlığından söz edebilmek için, gabinin objektif ve subjektif unsurlarının somut olayda gerçekleşmiş olması gerekir. Gabinin subjektif unsuru, gabine uğradığını iddia eden tarafın zor durumda olmasından, düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden diğer tarafın yararlanmış olmasıdır. Objektif unsuru ise taraf edimleri arasında aşırı bir oransızlık bulunmasıdır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 28 inci maddesi uyarınca gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle sözleşmeden dönülebilmesi veya edimler arasındaki oransızlığın giderilmesinin talep edilebilmesi için edimler arasındaki oransızlık (objektif unsur) ile tacir olan davacının ekonomik olarak zor durumda bulunduğunu ve hizmetin bu nedenle düşük bedelle yapıldığını (sübjektif unsur) ispat yükü davacı tarafa düşer.Davada, taraflar tacirdir. TTK.nun 20/2. maddesi uyarınca “Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi lazımdır”. Hal böyle olunca subjektif şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesinde tacir olan davacıların hiffet ve tecrübesizliğinden söz edilemeyeceğinden, müzayaka hali üzerinde irdeleme yapılarak varsa davalının, davacının müzayaka halinden bilerek yararlanıp yararlanmadığı hususunun da kanıtlanması gerekmektedir.Müzayaka esas itibariyle ciddi bir mali sıkıntı halini ifade eder. Bir kimse böyle bir sıkıntı içinde,  diğer tarafın  ileri sürebileceği  ağır şartlara  kolaylıkla razı olabilir. Müzayaka halinin, sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması gerekir.Yukarıda anlatılan bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, TTK 18/2 maddesi hükmü uyarınca basiretli bir tacir olarak hareket etmekle yükümlü olduğu, davacının içinde bulunduğunu iddia ettiği müzayaka haline karşın ilk sözleşmeden sonraki tüm sözleşmeleri basiretli tacir olarak kendi iradesi ile imzaladığı, bu hali ile davacı şirketin müzayaka halinin varlığına, davalının davacının zor durumundan, hiffetinden yahut tecrübesizliğinden yararlanmış olması gibi bir duruma dosyada rastlanılmamıştır.Öte yandan bir an için davacı şirketin müzayaka halinde olduğu kabul edilecek olsa bile, davalıların davacı şirketin bu durumunu bildiği ve ondan faydalanarak, yani karşı tarafın bu durumunu istismar ederek dava konusu işlemlerin yapılmasına sebebiyet verdiği hususların kanıtlanması gerekmektedir. Somut olayda, davalının bu şekilde bir kasıtla davrandıklarını gösterir somut delillere de rastlanılamamıştır.Bu tespitlere göre, davacı tarafın alacak talepleri yönünden (eksik ödenen hizmet bedelleri, izin ücretleri, bayram mesaisi ücreti, %5 işveren teşvikinin faturalardan düşülerek fatura düzenlendiği ve eksik düzenlenen fazla mesai tutarı) gabin iddiası değerlendirildiğinde, yukarıdaki paragrafta belirtildiği üzere, tacir olan davacının yenilenen tüm sözleşmeleri imzaladığı, davalının sözleşmeye göre usulüne uygun olarak sözleşmeyi feshetmesinden sonra düzenlendiği ve takibe konu ettiği  \"iş gücü bedeli ve koli hazırlama\" içerikli faturada alacağın dayanağı olan alacak kalemlerinin tek tek açıklanmadığı, mahkemece verilen ara karar sonrasında takibe dayanak alacak kalemlerinin yargılamada izah edildiği, bu açıklama dilekçesinde ve delil olarak dosyaya sunduğu spiralli dosyada tacir olan davacının \"sehven istenilmeyen alacak\" ifadelerini kullanarak alacak talebinde bulunduğu, taraflar arasında süregelen 7 yıllık sözleşme ilişkisinin bulunduğu, dosya kapsamında yapılan tarafların lehe delil vasfında olan ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde dava konusu fatura haricinde taraflar arasında borç alacak ilişkisinin kalmadığının tespit edildiği, sözleşme sürecince talep edilen alacak kalemlerinin istenilmesine engel olan zor bir durumun dosya kapsamında tespit edilemediği, dolayısıyla gabinin zor durumda kalma nedeninin (subjektif unsur) somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmakla davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu anlaşılmıştır.Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkeme kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/664 Esas, 2021/521 Karar sayılı ve 01/07/2021 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan toplam 11.950,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 11.334,6‬‬0 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi 24/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f19a8480cf56adb7","SID":"208d21de3bf5a0e6"}}