{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1521 Esas<br>KARAR NO:2025/680 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) <br>NUMARASI:2018/555 Esas -  2022/234 Karar <br>TARİH:20/04/2022<br>DAVA:Alacak <br>KARAR TARİHİ:24/04/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile İsviçre’ de yerleşik davalı ... firması arasında iplik alım satımı hususunda, 90 gün vadeli akreditif ödemeli,... satış anlaşmaya varıldığını, davalı ... firması, Kore ve Endonezya’dan temin edeceğini bildirdiği anlaşmaya konu bu malları parsiyel halde teslim etmeyi taahhüt ettiğini ve  parsiyel teslime konu 1.835.000 kg (+%10 opsiyonlu) ipliğin bir bölümünün taşınması için davalı ... A.Ş ile bir bölümünün de dava dışı başka bir lojistik firmasıyla anlaştığını, sözleşme kapsamındaki ipliklerin 2018 Nisan ayından itibaren müvekkili şirkete teslim edilmeye başlandığını, söz konusu mallarının bir kısmının sorunsuz teslim alındığını, bir kısmını davalı ... hukuka aykırı hapis uygulaması nedeniyle mahkeme marifetiyle teslim alabildiğini, dava konusu bir kısım mallarını ise  bedelini ödediği halde hiç teslim alamadığını, davalı .... firmasının müvekkiline düzenlediği 5 adet faturaya ilişkin olarak, davalı ... firmasının 5 adet konşimentosunu düzenlediğini, akreditif bedellerinin ödeneceği ... Bankasına sunulmasını birlikte temin ederek toplam 1.136.659,92 USD akreditif bedelinin vadesinde banka tarafından, satıcı bankasına ödenmesini temin ettiğini, 2018 Temmuz-Ağustos ayları itibariyle müvekkili bankasınca tüm mal bedelleri ödendiğini, davalı... firması tarafından gümrükte bekletilen ve müvekkiline teslim edilmeyen malların teslim alınabilmesi için İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/121 ve 2018/126 d.iş sayılı dosyalarından dava ikame edildiğini, talepleri doğrulrusunda verilen mahkeme kararıyla davalı nezdindeki ipliklerin müvekkiline teslimi sağlandığını, gümrüklü sahada bekletilen malların mahkeme ilamı ile alınmasını takiben bu kez, davaya konu konşimentolardaki ipliklerin tesliminin yapılması için son kez davalıya Çerkezköy 3. Noterliğinin 20/11/2018 tarih ... sayılı ihtarnamesi keşide edilerek, taşıma konişmentolarına konu malların teslim edilmesi aksi halde ödenmesine sebebiyet verdikleri mal bedeli olan toplam 1.136.659,92 USD nin fiili ödeme tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesi ihtar edildiğini, ancak davalı taşıyan tarafından ihtar hükümleri yerine getirilmediğini, davalıların yasal düzenlemeye aykırı olarak malları teslim almadan konşimento düzenlediği ve/veya düzenlenmesini temin ederek müvekkili şirket bankası olan ... Bankasına ibrazla, satıcı ...'nin bankasına toplam 1.136.659,92 USD akreditif bedelinin ödenmesine sebebiyet verdiklerini beyanla fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulü ile 1.136.659,92 USD davacı müvekkilinin zararının, fiili ödeme tarihlerinden (145.986,62 USD'ye 19.07.2018 tarihinden, 174.824,70 USD'ye 23.07.2018 tarihinden, 174.824,70 USD'ye 25.07.2018 tarihinden, 349.649,40 USD'ye 25.07.2018 tarihinden, 291.374,50 USD'ye 2.8.2018 tarihinden) itibaren yabancı mevduata  uygulanacak en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen  tahsiline, müvekkilinin teslim edilmediği için yeniden satın almak zorunda kaldığı ipliklerden ötürü  uğradığı maddi kaybın tespiti ile bu zarara karşılık şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, tüm yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... A.S'ye izafeten ... A.Ş ve  ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ... Şirketi yönünden; davaya konu  alım-satım sözleşmesinin tarafı ...firması olduğunu, müvekkili şirketin ise diğer davalı ... firmasının Türkiye tekstil temsilcisi olup husumet konusu malların alım-satımına aracılık ettiğini, müvekkilinin davanın muhatabı olmadığını, müvekkili şirketin uzun yıllardır diğer davalı ... Sa şirketin Türkiye'de alım-satımlarına aracılık ettiğini, müvekkili şirketin acente olarak hizmet verdiğini, üzerine düşen tüm sorumluluğu eksiksiz ifa ettiğini, ... 'ya izafeten cevaben; davacı şirket ile diğer davalı ... arasında akdedilen sözleşmede ortaya çıkan uyuşmazlıklarda İsviçre Kanunlarının uygulanacağı ve İsviçre Mahkemelerinin yetkili olduğu düzenlendiğini, bu kapsamda ... Sa'nın davacı şirket ile husumet konusu malların alım-satımı hususunda anlaştığını, işbu malların ise ... taşıma şekliyle partiler halinde taşınacağı yine taraflarca kabul edildiğini, davalı ... üzerine düşen edimi eksiksiz olarak yerine getirdiğini, davacı taraf malların limana gelmesine rağmen davalı tarafından haksız olarak hapis hakkı uygulandığı için malları teslim alamadıklarını ifade ederek davalı ... 'nın sözleşmeye uygun olarak malları getirdiği tekrar ispatlandığını beyanla davanın ... A.Ş açısından husumet nedeniyle usulden reddine, aksi halde esastan reddine, davanın ... açısından ulusal yetki nedeniyle usulden reddine, aksi halde davanın ... açısından esastan reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1986 yılından bu yana taşıma işi organizasyonu işiyle iştigal eden  anonim şirketi olduğunu, davacının tekstil işiyle iştigal eden, dolayısıyla ipliği üretimde kullanan yada bunu üçüncü kişilere pazarlayan bir ticaret şirketi olduğunu, diğer davalıların ise ipliğin yurt dışından ithalatında aracılık eden ticaret şirketleri olduğunu, bu şirketlerin hakim ortağı ve temsilcisi aynı kişi olan ... olduğunu, davacı uygun fiyata ithal etmek istediği ipliği temin ederken, krediden yararlanmak istediğini, bu suretle diğer davalılar ile anlaşarak  müvekkili şirketin bilgisi ve oluru olmaksızın onun bir çalışanını bir şekilde ikna ederek hayata geçirdiğini, davacı tarafından müvekkili aleyhine açılan işbu dava ile İstanbul 17.ATM'nin 2018/449 ve 2021/431 esas sayılı dava dosyaları ile birlikte incelendiğinde, davacının iplik ithalatı konusunda diğer davalıların aracılığına başvurduğu ve davacı ile diğer davalılar arasında partiler halinde 1835 tonluk (+%10 opsiyonlu) bir iplik satın alımına yönelik bir ... satım sözleşmesi yapıldığını, ipliklerin siparişe ve satıma konu edildiğinde daha diğer davalılar tarafından tedarik edilmediğini, satıma konu ipliğin tedariki için nakde ihtiyaç bulunduğunu, diğer davalıların daha davacının ithal etmek istediği ipliği tedarik etmediğinden ve ancak nakde bağlı tedarik edebileceklerinden akreditif yoluyla iplik bedelinin önceden ödenebilmesine imkan sağlamak üzere önceden düzenlenmiş bir sözde konişmentoya gereksinim duyduklarını, müvekkili şirket uygulamasına tamamen aykırı ve hukuku ihlal edecek şekilde müvekkili şirketin konişmentoları daha taşıma konusu iplik tesellüm edilmeden düzenlediğini, diğer davalıların tedarik edeceği ipliklerin ancak bir kısımın taşıması işi bu sözde konişmentolar ile müvekkili şirket tarafından sözde üstlenilmiş olup, geriye kalan ipliğin taşınması dava dışı bir başka taşıma işi organizatörüne bırakıldığını, bu şirketin konişmentolarının da daha eşya tesellüm edilmeden düzenlenmiş olduğunun düşünüldüğünü, konişmentolar sayesinde diğer davalıların akreditif yoluyla iplik bedelini önceden bankadan tahsil edebildiğini, konişmentolar daha eşya teslim alınmadan düzenlendiğinden gerçekte taşınmak üzere teslim alınan ve davacıya teslim edilen senet üzerinde yazılı eşya miktarında tutarsızlık ortaya çıktığını, bu tutarsızlıkların ... sayılı dava dosyalarına konu konişmentolar dikkate alındığında açıkça göründüğünü, müvekkili şirket ile davacı arasındaki e-posta yazışmalarında da görüleceği üzere davacıya 05/03/2018 tarihli ve ... nolu ilk konişmento tahtında taşınmak üzere diğer davalılar tarafından tamamlanmış ancak konişmento konusu mal iki parti halinde farklı tarihlerde iki ayrı gemi ile taşındığını, davacının gümrükten eşyasını mevzuata aykırı olarak çekebildiğini, benzeri kullanımın 18/04/2018 tarihli ve ... nolu konişmentoya konu eşya için de söz konusu olduğunu, davacının .... nolu konişmentoya konu ipliğin 4 ton eksik geldiğini müvekkili şirket çalışanına iletmesi üzerine müvekkili şirketin kendisine bildirilip fiilen teslim edilen eşyanını 4 ton eksik olduğunu ve konunun davalılar nezdinde takip edilmesi gerektiği davacıya iletildiğini, davacının da davalılar ile iletişime geçerek meselenin aralarında çözüme ulaştırıldığını, davacı ile davalılar arasındaki uyuşmazlığın, diğer davalıların akreditif yoluyla parasını aldığı ipliğin bir kısmını davacıya ulaştırmaktan kaçınmasından kaynaklandığını, 2018 yılı Temmuz ayındaki akreditif ödemesinden önce davacı bankaya başvurularak malların teslim alınmadan konişmentonun düzenlenmiş olması dolayısıyla ödemenin yapılmamasını istediğini, bankanın ise bu talebi reddettiğini, iplik bedeli olan 1.136.659,92 ABD tutarı davacının bilgisi dahilinde eşya taşınmak üzere teslim alınmadığı bilinerek herhangi bir yargı yoluna başvurulmaksızın diğer davalılara ödenebildiğini, bir an için müvekkili şirketin teslim almadan konişmento düzenlemiş olması dolayısıyla sorumlu olduğu kabul edilecek olunsa dahi davacının eşya taşıyanca teslim alınmadan düzenlenmiş konişmentolardan haberdar olması dolayısıyla zararına sebebiyet veren banka ödemesini engellemekte gerekli yargı yollarına başvurmaktaki ihmali ölçüsünde bu sorumluluktan tamamen yada kısmen kurtulacağı unutulmamasını beyanla davacı tarafından müvekkili aleyhine ikame olunan İstanbul 17.ATM'nin 2018/449 esas ve 2018/431 esas sayılı davaların işbu dava dosyası tahtında birleştirilmesine, davanın reddine ve yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davacı uhdesinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 20/04/2022 tarih ve 2018/555 Esas -  2022/234 Karar sayılı kararında;\"Dava; davacının alıcısı olduğu malların teslim edilmemesi nedeni ile söz konusu mallar için ödenen satış bedeli ve ikame ürün alınmasından dolayı ortaya çıkan zararın tahsili istemine ilişkindir.Davalı ... yönünden milletlerarası yetki itirazında bulunulmuş ise de, yetki itirazının dayanağı olan sipariş teyidi belgesinde yetkili mahkeme belirtilmediğinden yetki şartının HMK nun 18/2.maddesi gereğince geçersizliği nedeniyle yetki itirazının reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 11.HD'nin 28/10/2015 tarihli, 2014/15681 esas, 2015/11244 karar sayılı kararı)Davacı vekili tarafından, davacının satın aldığı mallar için ...-..., ...-..., ...-..., ...-...e ...-... seri nolu faturalar düzenlendiği, faturalara karşılık olarak ...'nın hesabına 1.136.659,92 USD ödeme yapıldığı halde malların teslim edilmediğini, karşılıksız kalan mal bedeli ile ikame mal alımı için fazladan ödenen tutardan davalıların birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmektedir.Satım sözleşmesindeki ... teslim kaydına göre taşıma sözleşmesinin satıcı ... ile davalı ... arasında yapıldığı, davacının malın alıcısı olup  konişimentoya gönderilen olarak kayıtlandırıldığı görülmektedir.Davacının yasal ticari defterleri üzerinde yapılan mali incelemeden, davacının 08.05.2018 ile 28.08.2018 tarihleri arasında davalı satıcı ....'ya ... Bankası ... Kurumsal Şubesi hesabından akreditif yolu ile toplam 5.979.202,46 USD ödeme yaptığı, bu ödeme karşılığında 4.398.941,66 USD mal alımı yapıldığının defter kayıtlarına yansıtıldığı, dolayısıyla 31.12.2018 tarihi itibari ile davacının davalı ... 'dan 1.580.260,80 USD alacaklı gözüktüğü saptanmıştır. Eldeki davaya konu edilen 1.136.659,92 USD'nin  banka havalesi yolu ile davacı tarafından davalı ... 'nın hesabına ödendiği ...Bankası kayıtları ile sabit olmuştur.Davacı taraf, işbu dosya ile aynı alım satım ilişkisinden dolayı mahkememizde açılan 2018/556, 2018/449 ve 2018/431 Esas sayılı dava dosyalarında taşıyanlarca eşya tesellüm edilmeden konşimentoların düzenlendiğini, daha sonrada konişimentolar bankaya ibraz edilerek akreditif yolu ile mal bedelinin tahsil edildiğini ileri sürmektedir. Birinci bilirkişi raporunda, davacının bu uygulamadan haberdar olduğu yönünde değerlendirme yapılmış olsa da; 02.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda teknik bilirkişinin yapmış olduğu tespitlerden anlaşıldığı üzere, dava konusu olmayan mal teslimlerinde ki fazla ve eksik teslimlerin miktar olarak olması gereken net ağırlık bilgisi yerine koli/ karton biriminin baz alınmasının hatalı sonuçlar elde edilmesine yol açtığı,... numaralı konişimento kapsamında kap adedinde fazlalık olduğu ileri sürülse de konişimento muhtevası ürüne ait gümrük giriş beyannamesinin incelenmesinden fatura, konişimento ve beyannamede belirtilen malın net ağırlık bilgisinin aynı olduğunun anlaşıldığı, fatura konusu olan iplik emtiasının değerini belirlemede birim ölçüsünün ağırlık olduğu, her bir iplik makarası, kolisi standart ağırlıkta olmadığından bunların içine konulduğu kolilerinde aynı ağırlıkta olmasının yani homojen olmasının mümkün bulunmadığı, kap sayısının eksik veya fazla olmasının değil toplam ürün ağırlığının faturadan farklı olmasının sorun teşkil edeceği oysa ... numaralı konişimento da ağırlık bazlı bir fark mevcut olmadığından bu konişimento bazında fazla bir mal teslim edilmesinin sözkonusu olmadığı, sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla yapılan bu değerlendirmeden ilk bilirkişi raporunda davacının eşya teslim edilmeden konişimento tanzim edilmesinden haberdar olduğu kanaatine varılmasına yol açan fazla teslim vakasının gerçekte sözkonusu olmadığı, bunun eşyanın net ağırlığı yerine koli sayısının esas alınmasından kaynaklanan bir hesap yanlışlığı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının bu uygulamadan haberdar olduğunu gösteren başka bir delil de sunulamamıştır. Yine davacı şirket yetkilisi ... tarafından ... şirket yetkilisine gönderilen 04.05.2018 tarihli e-posta yazısında \"Bizde ki 1237 numaralı konişimento da brüt kilogram 90.846, sizin bize ilettiğiniz ihbarda ise 86.310 kg, kilogramı kontrol etmenizi rica ederim\" ifadeleri ile ... yetkilisinin cevabi mailinde \"Kontrol ettik, yanlışlık var fakat bize bu şekilde bildirildi, konuyu Kendall şirketi yetkilileri ile görüşün,\" denilmesi üzerine bu kez aynı kişinin 09.05.2018 tarihli E-posta ile ... şirketi yetkilisine \"4 ton fark var, kontrol etmenizi rica ederim\" bildiriminde bulunduğu görülmektedir. Yine davacı şirket yetkilisi tarafından davalı... şirketine gönderilen 01.11.2018 tarihli e-posta da ... numara konişimento muhteviyatı konteynerlara ilişkin olarak\" yeni gelen iki konteynerin ... numaralı konişimentoyla ilgili olduğunu söylemiştiniz, fakat ... konişimento da kap sayısı ..., gelen iplik ise ... kap. başka konişimento ile ilgili olmasın. Ekte konişimento görüntüsünü bilginize sunarım\" ifadeleri yer almaktadır. Sözkonusu e-posta yazışmalarının içeriğine bakıldığında da davacının uygulamadan haberdar olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla dava dosyasında aksi kanıtlanamadığından, taşıyıcı ... tarafından eşya tesellüm edilmeden konişimento düzenlendiğinden davacının bilgisinin olmadığı değerlendirilmişitir.Yine bu taşımalar ile ilgili olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/145411 numaralı soruşturma dosyasında ... A.Ş.'nin yetkilisi olan ...'un ifadesinin alındığı, adı geçen şahsın buradaki ifadesinde \" Yurt dışında ki mal ihracatçı firma tarafından bize taşınmak üzere teslim edilmemesine rağmen sanki teslim edilmiş gibi konişimentolar düzenlettirildiği,\"'ni beyan ettiği görülmüştür. Yine sözkonusu dosyada ... taşıma şirketinin operasyon Müdürü olduğu anlaşılan ... da ifadesinde; \" ... A.Ş'nin yetkilisi ...'ün nasıl konişimento istediğini anlattığını yetki alanı dışında olduğu için firmadan onay alması gerektiğini söylediğini, şirketin genel müdürü ... ile bu hususu görüştüğünü onun kendisine sorun olmayacağını söylediğini bunun üzerine ... A.Ş'nin talimatların göre konişimento düzenlendiğini\" beyan etmiştir. Bu ifadelerden davacının satın aldığı ancak kendisine teslim edilmeyen mallar için ...firmasının yetkililerinin talebi üzerine  ... taşıma şirketi tarafından sanki mallar teslim alınmış gibi konişimentolar düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu yolla tanzim edilen konişimentoların daha sonra ... Bankasına ibraz edilerek davacıya teslimi yapılmayan malların satış bedelinin tahsil edildiği dosya kapsamına göre sabittir.Dava konusu olayda  yük taşıyan tarafından teslim alınmamış olduğundan, taşıyanın sorumluluğu açısından TTK'nın 1178. ve devamı maddelerine uygulanması mümkün değildir. Bu durumda taşıyan tesellüm etmediği eşya için konişmento düzenleyerek mal bedelinin tahsil edilmesine aracılılık etmekten dolayı TBK'da düzenlenen genel hükümlere göre, TBK 112. ve devamı hükümlerine göre davacıya karşı sorumlu olacaktır.Diğer davalılar açısından bakıldığında  Davalı... vekili, malın alıcısının yurt dışında mukim  ... SA olduğunu, Kendal'ın ise bu şirketin  acenteliğini yaptığını ileri sürerek ...ve ortakları olan diğer davalılar bakımından husumet itirazında bulunmuştur. Buna karşılık davacı taraf ise, bu şirketler arasında gerçek bir acentelik ilişkisinin olmadığını, ... SA'nın esasen ... ve ortaklarını üçüncü şahıslara karşı sorumluluktan kurtarmak maksadıyla kurulduğunu iddia ettiğinden, davalıların pasif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından öncelikle ileri sürülen organik bağ ilişkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.TTK'nın 124. maddesinde, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bir şirketin, başka bir şirket ya da gerçek kişinin borcundan sorumlu olmamasını sağlayan yegâne husus, tüzel kişiliğe sahip olmasıdır.Bu bakımdan şirketlerin ayrı birer tüzel kişiliği ve hak ve borçları bulunmaktadır. Bir şirketin borcundan kural olarak başka bir şirket sorumlu olmadığı gibi şirketin pay sahipleri de sorumlu değildir. Dolayısıyla şirketler hukukunda  hâkim olan ilkeler, malvarlığının ayrılığı ve bağımsızlıktır. Bununla birlikte, bu kuralların  istisnaları da mevcut olabilmekteder. \"Şirket\" kurumunun kötüye kullanıldığı, bir hile aracı olarak işlev gördüğü durumlarda, şirketi bağımsız kılan \"tüzel kişiliğin\" göz ardı edildiği ortaya çıkmaktadır. Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda \"tüzel kişiliğin\" göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve yargıtay uygulamaları ile  ortaya çıkmış olup bu konuda özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. O nedenle de bu kuruma \"tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi\" denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise \"organik bağ\" kavramıdır.  İki şirket arasındaki \"organik bağ\"dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla \"organik bağ\" bir anlamda, \"tüzel kişilik perdesinin aralanması\"nın şartlarını ifade etmektedir. Organik bağın temelini TMK m. 2 hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, organik bağ ile birbirinden ayrı birer tüzel kişilik olan şirketlerin birlikte sorumlu tutulması mümkün hale gelmektedir. Organik bağın mevcudiyetinin kabulü için evvela borçlu şirketin, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin varlığı aranmaktadır.Şirketler arasında bu şekilde organik bağın bulunması halinde, birden fazla şirket tek bir şirketmiş gibi kabul edilmektedir. Bu şekilde özellikle iki farklı şirket kurularak birinden yapılan borçlanmaların diğerine aktarılması veya bazı şirketlerin paravan olarak kullanılması şeklindeki kötü niyetli girişimlerden dolayı şirketlerin dâhil oldukları ilişkiler bakımından sorumlu tutulmaları sağlanmaktadır.Organik bağın varlığı için iki ayrı tüzel kişilik arasında bir şekilde oluşmuş bir ilişkinin mevcudiyeti aranmaktadır. Bu ilişki bazen iktisadî/ekonomik, bazen ticarî bir bağımlılık veya birliktelik , bazen de birlikte hareket olgusu şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu durumlar borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması, iki şirketin aynı merkezden idare edilmesi, iki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması, ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi, iki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması, şirketler arasındaki iktisadi bütünlük, tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklann birbirine karışması şeklinde olabilmektedir.Davanın izafeten ... Tekstil’e yöneltildiği şirket olan ...’e ait Şirket Tüzüğü’den Şirketin İsviçre’de kurulu olduğu görülmektedir. “Tüzük” olarak ifade edilen belgenin şirket ana sözleşmesine eş değer olduğu anlaşılmaktadır.) “Ayni Katkı” başlıklı 5. maddesinde ...’ün şirketin sermayesine olan katkısına, merkezi Türkiye’de bulunan ...’nin (kısaca “... A.Ş.) % 49 pay sahipliğine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bu bilgiler dikkate alındığında, öncelikle davalı taraflar ve ... arasındaki ilişkinin tespit edilebilmesi için adı geçen üç şirkete ait bilgilerin aktarılmasının ve değerlendirilmesinin gerekli olduğu görülmektedir.Dosyaya sunulan İTO kayıtlarından ... Tekstil’in iş konusunun “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu ve... A.Ş.’nin iş konusunun “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu tespit edilmiştir. Davalı ... Tekstil’e ait ticaret sicili bilgilerinde şirketin 16.04.1998 tarihinde İstanbul Ticaret Odası’na kayıt edildiği görülmektedir.  ... A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanının da ... olduğu belirlenmektedir. ... Tekstil’in ve ... A.Ş.’nin adreslerinin aynı ve “... Şişli/İstanbul” olduğu da görülmektedir.... Tekstil ile ... A.Ş.’nin faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), yönetim kurulu üyeleri aynıdır. ...’e ait Şirket Tüzüğü’nden ... A.Ş.’nin ...’nin %49’luk hisselerinin sahibi olduğu görülmektedir. %49’luk hisselere karşılık, 1.400 hisse senedi tek hissedar olan ...’e verilmiştir. Anonim şirket olarak kurulmuş olan ...’in faaliyet konusu “tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı” olarak belirlenmiştir [...’e ait  Tüzük’ün 2. ve 3 maddeleri]. Dolayısıyla, ... AŞ ile...'nın faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri aynı olduğu görülmektedir.... AŞ ile ... SA'nin arasındaki bağlantı, ... AŞ'nin ... SA'deki paylarının %49'unun sahibi olmasıdır. Dolayısıyla, ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ... AŞ tarafından ... SA adına faturalar düzenlenmiştir. Bu bakımdan ...AŞ ve ... SA'nin birbirlerinden bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu iki şirket dışardan görünüşleri itibariyle  ayrı ayrı tüzel kişilikler olsada ortaklık yapıları itibariyle aralarında sıkı organik bağın olduğu açıktır.Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir.Tüm tüzel kişiler bakımından kabul gören bu ilkeye \"ayrılık ilkesi\" denilmektedir. Bununla birlikte bu ana kural, çok istisnaî olarak bertaraf edilebilmekte, mahkemeler tarafından geliştirilmiş tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemine başvurularak bir tüzel kişinin borcundan diğer şirketler sorumlu tutulabilmektedir.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesigöre sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerekir. İktisadi özdeşlik, birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmasıdır. İşte tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlük, hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulması olanaklıdır. Ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığı yeterli olmayıp, bundan başka sorumluluk hallerinden birinin de varit olması gerekir. Bunlar temel olarak üç tane olup; özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarının (tüzel kişilik alanlarının) birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibarettir. Belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi şart olmayıp, en azından birinin mevcut olması yeterlidir. Ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığı aranmalıdır.Somut olay bakımından gündeme gelebilecek ihtimaller; üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahibinin özdeş olarak gösterilmesi veya çapraz olarak perdenin kaldırılmasıdır. Davalı ... AŞ ile ... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ...AŞ'nin pay sahiplerinin tamamı ve ... AŞ'nin kendisi ... AŞ'nin pay sahipleri olduğu ve ... AŞ'nin ...'nın %49'luk hisselerinin sahip olduğu tespit edilmiştir. ... AŞ yetkilileri tarafından gönderilen e-postalarda işlemlerin ... adına yapılmasının talep edildiği görülmektedir. Bu bağlamda, davacı şirket tarafından faturalar ... adına düzenlenmiştir. Yine, konşimentolarda ... AŞ'nin talebi doğrultusunda gönderici olarak ... gösterilmiştir.Dosyada alınan Bilirkişi raporu ile mahkememizde  benzer mahiyette açılan davalar bakımından alınan raporlarda bu konuya ilişkin yapılan değerlendirmelerde,... Tekstil ile ...'nın dış görünüşleri itibariyle tek bir şirket görünümü verdiği ve  dolayısıyla bu şirketler arasında organik bağın meydana geldiğinin kabul edilebileceği, davalı ... Tekstil ile ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu ve  birlikte sorumlu tutulabilecekleri yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.Davalı ... AŞ, ... ile aralarında acentelik ilişkisinin olduğunu beyan ederek acentelik sözleşmesi fotokopisini delil olarak dosyaya ibraz etmiş ise de;  aralarında sıkı organik bağ bulunduğu tespit edilen bu şirketlerin, üçüncü şahıslara karşı acentelik ilişkisi görüntüsü yaratmak amacıyla böyle bir sözleşme düzenledikleri, dolayısıyla acentelik sözleşmenin ... ile ... arasındaki ilişkisinin gerçek hukuki temelini yansıtmadığı kanaatine varılmış olduğundan, davacının karşılıksız kalan mal bedelinden dolayı ... AŞ ve ...'nın diğer davalı ile birlikte davacıya karşı  sorumlu olmaları gerektiği değerlendirilmiştir.Davada mal bedelinin yanı sıra, ikame ürün için fazladan ödendiği ileri sürülen bedelin tahsili de talep edilmiştir. 02.03.2022 tarihli ek raporda bu konuya ilişkin olarak  davacı vekilinin ikame mal için sunmuş olduğu faturaların incelenmesi sonucunda emtiaların farklı olduğu (20/1 iplik olması gerekirken 30/1 olduğu) tespit edildiğinden, sunulan faturaların ikame ürüne ait olamayacağı belirtilmiştir. Yapılan yargılama, toplanan deliller ile bilirkişi raporlarına göre; davacı alıcıya teslim edilmeyen ürünler nedeniyle, satıcının sözleşme gereği davacı/alıcının bankasından tahsil ettiği 1.36.659,92 USD tutarındaki mal bedelini iade etmesi gerektiği, satıcı ... ile sıkı organik bağ ilişkisi içerisinde bulunan Kendal'ın mal bedelinden dolayı TBK m. 112 ve devamı hükümlerine göre davacıya karşı birlikte sorumlu oldukları, davalı taşıyıcının da dosyaya sunulan konşimentolara göre kendisine teslim edilen ürünleri alıcısına teslim etmemesi nedeniyle diğer davalılar ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.Davacı teslim edilmeyen mal yerine ikame mal alımından doğan zararının tahsilini talep etmiş ise de, davacı iddia ettiği bu  zararını ispatlayamamıştır. Tüm bu değerlendirmelerin neticesinde; Davanın 1.136.659,92 USD üzerinden davanın kısmen kabulü ile bu tutarın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte  davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ÖDENMESİNE,  fazlaya ilişkin talebin REDDİ yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.\"gerekçesi ile,''Davanın KISMEN  KABULÜ İLE; 1.136.659,92 USD'nin 145.986,62 USD'ye 19.07.2018 tarihinden, 174.824,70 USD'ye 23.07.2018 tarihinden, 174.824,70 USD'ye 25.07.2018 tarihinden, 349.649,40 USD'ye 25.07.2018 tarihinden, 291.374,50 USD'ye 02.08.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/A maddesi gereğince yıllık dolar faizi yürütülmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ÖDENMESİNE,Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar ... A.ş. ve ...'ya ... A.ş. vekili ve davalı ... AŞ vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalılar ... A.ş. ve ...'ya ... A.ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece esas alınan bilirkişi raporundaki müvekkil kendal ile ... sa arasında organik bağ hatalı tespit edildiğinden işbu rapor neticesinde verilen kararın istinaf incelemesinden geçerek kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkeme dosyada mübrez bilirkişi raporu uyarınca ... AŞ, ... AŞ ve ... SA'nın ortak ve yönetimlerinin büyük ölçüde aynı kişilerden oluştuğu, bu şirketlerin büyük oranda aynı faaliyet alanında çalışma gösterdiği gerekçesiyle anılı şirketler arasında organik bağ olduğuna kanaat getirerek karar vermiştir. Ancak mübrez dilekçelerimizde de ifade ettiğimiz üzere müvekkil ve ... arasında acentelik ilişkisi dışında başkaca bir ilişki bulunmamakta olduğunu; açıklayacak olursak;...'nın hisseleri hamiline senet şeklinde olup şirketin ortaklarının kim olduğunun tespitinin mümkün olmadığını,...'nın bir İsviçre firması olduğunu; dosyada mübrez ...'Nın kuruluş sözleşmesinin \"...”  bölümünde yani “Sermaye Payları/Hisseleri” bölümünde şu şekilde olduğunu, Nominal Serbest Hisse/ Pay 1.500.000,00 CHF 1.500.000,00 ... Herbiri 1.000,00 ... değerinde 1.000 adet Hamiline hisseye ayrıldığını; dolayısıyla hamiline senetleri elinde tutan kişi ... Sa'nın ortağı pozisyonunda olup şuan bilirkişinin ... şirketinin ... SA'nın ortağı olduğunu söylemenin mümkün olmadığını,Dava dışı ... Aş. İle ... SA arasında organik bağ bulunmamakta olduğunu,Dava dışı... Aş. 12/10/2001 yılında ... (Almanya), ... (Almanya),... (Avustralya) ve ... (Avustralya) tarafından kurulmuştur. Müvekkil şirket ...'nın hisseleri 16/05/2011 tarihinde ... ve müvekkil şirket ...A.ş. ile ... ve... tarafından alındığını,Tamamen yabancı menşeli olan bu şirketin 10 yılın sonunda müvekkili şirket Kendal tarafından bir takım hisseleri alındığını; bu durumun tamamen ticari saiklerle yapıldığını,Daha sonrasında ... Sa, dünyada yün ticaretinin çok masraflı olması nedeniyle Türkiye'de üretim yapmak istediğini; bu kapsamda... Aş ile görüşmeler sağlanarak fabrikada üretim yapılmak üzere anlaşıldığını; ... Sa'nın acentesi olan müvekkil ...'ın da tavsiyesi üzerine tekstil ürünleri üretmeye elverişli fabrikası olan ... A.ş. İçin uygun bir yatırım olacağı düşüncesiyle ayni katkı sağlandığını ancak çeşitli ekonomik sebepler yüzünden bir türlü üretime geçilememiş ve fabrika atıl halde kaldığını,Dolayısıyla iddia edilenin aksine bu şirketler arasında organik bağ olmadığını; tam aksine tamamen ticari saiklerle hareket edilerek yapılan işlemler olsa da dünyadaki tekstil konjonktüründeki değişimler nedeniyle fabrikada üretime geçilemediğini; bu nedenle yerel mahkemenin organik bağa ilişkin kanaati haksız ve mesnetsiz olduğundan işbu hatalı kararın istinaf incelemesinden geçerek bozulması gerektiğini, Yerel mahkeme yargıtay içtihatlarına aykırı şekilde bir organik bağ kurmaya çalışmış olduğundan işbu kararın bozulması gerektiğini, Yargıtay kararlarınca da sabit olduğu üzere organik bağın tespitinde bazı kritelerin oluşması gerektiğini; bunlardan bazılarının;a-Ticaret sicil kayıtlarından şirketlerin hakim sermaye ortakları ile diğer şirketin ortaklarının aynı olması,b-Şirketlerin ticaret sicilinde kayıtlı adreslerinin aynı olması,c-Faaliyet konularının aynı olması,d-Aynı adreste faaliyet göstermelerie-Bir şirketin kapatılarak kapanan şirketin çalışanlarının aynı ortaklara bağlı başka şirkette çalıştırılması halinde de işyeri devrinden değil organik bağın varlığından hareket etmek gerektiğini,Ancak ... ile dava dışı ... A.ş. Arasında böyle bir ilişki kurulmasının mümkün olmadığını; iki şirketin faaliyet alanları, adresleri ve çalışanları gibi hususların tamamen farklı olduğunu; dolayısıyla sadece... A.ş.'nin yatırım amacıyla ...'ya ayni katkı sağlamasının organik bağ olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını,Şayet böyle bir değerlendirmenin kabulü halinde birçok şirket farklı sektörlerde yatırım yaptıkları için organik bağ tehlikesi ile karşı karşıya kalmış olacağını; gerçekten de organik bağın sadece hisse ve katkı payı üzerinden değerlendirilerek kurulmasının mümkün olmadığını; Global dünyada bir çok şirket bir çok şirketle işbirliği yapmakta olduğunu; bu şirketlerin birinin borcundan dolayı diğer şirketi sorumlu tutmak ve basit gerekçeler ile organik bağ kurulmasının haksız ve mesnetsiz olacağı gibi, günümüz dünyasında yabancı ortaklıkları ve işbirliğini engeller durumda olacağını; mevcut global ticarette bu tür ortaklıklar dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olduğunu; bundan mütevellit... ile bağlantısı olduğu ve ... ile bağlantılı olduğu bundan dolayı herkesin borçtan sorumlu olacağını, üstüne üstelik ortaklarında sorumlu tutulacağını söylemek hiçbir şekilde akla ve mantığa sığmadığı gibi, hak ve hukuk sistemimize de uymayacağını;Global ticaretin içinde olan ülke şirketlerini, yabancı ortaklı şirketleri ve de ortaklarının bu tür basit gerekçeler ile sorumlu tutulmasını ayrıca uluslararası ticaret kuralları ve hukuk sistemi ile anlatmalarının mümkün olmadığını; bilirkişiler zorlama gerekçeler ile bağlantı kurmaya çalışmışlar ve de hızlarını alamayarak ortakları da sorunlu tuttuklarını; bu durumun izahının, hak ve hukuk kuralları çerçevesinde mümkün olmadığını,Sadece iki şirketin kurucularının aynı olmasının ya da şirketlerin aynı alanda faaliyet göstermelerinin her zaman için organik bağ göstergesi sayılmamakta olduğunu; Yargıtay bu noktada aynı gruba ait şirketlerin arasında organik bağ bulunmasının olağan olduğunu belirtmiş ve bu durumlarda daha somut olguların bulunmasını ve daha detaylı incelemelerin gerçekleştirilmesini gerekli gördüğünü,İşbu hususa ilişkin T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2016/18176 K. 2020/6277 T. 24.6.2020 tarihli ilamında \" Davalı ... Şti'nin yetkilisi ile davalı ... Şti'nin eski ortaklarından birinin aynı kişi olması, organik bağı kanıtlamaya yeterli değildir. \" ve T.C. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi E. 2017/23000 K. 2019/13288 T. 18.6.2019 ilamında\"  davalı şirket ile dava dışı şirkete ait (işyeri tescil bilgileri, açılış, kapanış faaliyet alanı ve ortaklık bilgileri içeren) Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ile Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları celbedilerek dava dışı şirket ile davalı şirket arasında herhangi organik bağ bulunup bulunmadığı ve birlikte istihdam veya tüzel kişilik perdesinin aralanması durumunun söz konusu olup olmadığı araştırılmalı, sonucuna göre dosya kapsamındaki tüm deliller yeniden birlikte değerlendirilerek davacının talepleri hakkında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmemiştir.\" şeklindeki karar ile beyanlarının doğrulandığını,Bu kapsamda açıklayacak olursak her iki şirketin ortakları, ticaret sicil adresleri, faaliyet adresleri, çalışanları farklı olduğundan zaten bir organik bağ durumu söz konusu olamayacağını,... VE müvekkil ... A.Ş. arasındaki ilişki acentelik ilişkisi olup yerel mahkemece bu ilişkinin yanlış değerlendirilmiş olması işbu hatalı kaarın bozulması gerektiğini gözler önüne serdiğini,Dosyaya sunulan evraklarla sabit olduğu üzere davaya konu  alım-satım sözleşmesinin tarafı ... firması olduğunu; müvekkili şirketin ise ... firmasının Türkiye tekstil temsilcisi olup husumet konusu malların alım-satımına aracılık ettiğini; dosyada mübrez müvekkil şirket ve ... Sa arasında 18.01.2000 tarihinde imzalanan \"...\" sözleşmesi ile haklı beyanlarımız ispat edildiğini, Bu kapsamda husumet konusu alım-satıma ilişkin müvekkil acentelik hizmeti vermiş olup üzerine düşen tüm sorumluluğu eksiksiz ifa ettiğini; müvekkilin üzerine düşeni ifa etmediğine ilişkin hiçbir iddia yahut delil dosya içerisinde de bulunmamakta olduğunu; bu nedenle müvekkil şirkete husumet konusu mallar ile ilgili herhangi bir sorumluluk izafe edilmesinin mümkün olmadığını, Acente olan müvekkile karşı şirket borcu nedeniyle talepte bulunulamayacağını; izah edecek olursak TTK’nun 119. maddesi uyarınca acenta aracılıkta bulunduğu veya akdettiği mukavelelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar veya protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili namına yapmaya ve bunları kabule yetkili olduğunu; bu gibi mukavelelerde çıkacak ihtilaflardan dolayı acenta müvekkili namına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceğini; ancak acentenin sorumluluğu aynen bir vekilin sorumluluğu gibi olduğundan şirket borçlarından dolayı şahsi sorumluluğunun doğmayacağını; bu nedenle huzurdaki husumetin muhatabının müvekkili şirket olmadığını,İşbu hususa ilişkin;T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2005/10519 K. 2005/12250 T. 7.6.2005 ilamında \"Nitekim somut olayda gözlendiği gibi takip dayanağı ilamın asıl borçlusuna izafeten acenta aleyhine açılan dava sonucunda alındığı ve hükmün de acenta aleyhine değil, asıl borçluya izafeten kurulduğu ve icra takibinin de bu kurallara uygun olarak yapıldığı görülmüştür. Yukarıda açılanan maddeden de anlaşılacağı üzere ACENTANIN SORUMLULUĞU AYNEN BİR VEKİLİN SORUMLULUĞU GİBİ OLUP BORÇTAN ŞAHSİ SORUMLULUĞU DOĞMAZ.\"İşbu sebeplerle özellikle organik bağ konusuna ilişkin olarak yerel mahkemenin hatalı tespitinin kabulü söz konusu olmadığını, Müvekkil şirket, ...'nın temsilcisi olup alım satıma aracılık kapsamında diyalog halinde olunan şirket olması pek tabidir. bu nedenle yerel mahkemenin kanaatinin aksine  müvekkil şirketin bütün işlerde muhatap olmasını farklı şekilde yorumlamasını anlamanın mümkün olmadığını,Müvekkili şirket ... Sa'nın acentesi olarak yıllardır sorunsuz şekilde hizmet vermiş husumet  konusu olayda da aynı şekilde üzerine düşeni eksiksiz olarak yerine getirdiğini; müvekkili şirketin bu şekilde birçok şirketin de acenteliğini yapmakta olduğunu,Örnek vermek gerekirse müvekkili şirket ...; ... ->...,... -> ... -> ... -> ... -> ... -> ... -> ... -> ... -> ... -> ...gibi şirketlerin alım satım işlerine aracılık etmekte ve bu şirketleri çeşitli platformlarda temsil etmekte olduğunu,Kısa ve öz olarak bilirkişinin anılı taşıma işlerini müvekkil adına yaptığını iddia etmesi ayrıntılı olarak izah edilen ve belgelerle tevsik edilen acentelik işinin bir gereği olup bunun ötesinde bir anlam yüklemek sadece niyet okumak olduğunu,Ayrıca yukarıda organik bağa ilişkin yapılan açıklamalarımızı tekrar ile ... ve... A.ş. Zaten farklı tüzel kişiliği sahip şirketler olup farklı şirketler gibi davranmaya zaten gerek yoktur. Tüm bu nedenler muvacehesinde iş bu hatalı kararın istinaf incelemesinden geçerek bozulması gerekmekte olduğunu,Kabul anlamına gelmemekle birlikte yüklenmemiş bir mala ilişkin konşimento düzenleyen davalı somut olayda asli ve tek kusurlu olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında \"...Yine bu taşımalar ile ilgili olarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/145411 numaralı soruşturma dosyasında ... A.Ş.'nin yetkilisi olan ...'un ifadesinin alındığı, adı geçen şahsın buradaki ifadesinde \"Yurt dışında ki mal ihracatçı firma tarafından bize taşınmak üzere teslim edilmemesine rağmen sanki teslim edilmiş gibi konişimentolar düzenlettirildiği,\"'ni beyan ettiği görülmüştür.Yine sözkonusu dosyada ... taşıma şirketinin operasyon Müdürü olduğu anlaşılan ... da ifadesinde; \" ... A.Ş'nin yetkilisi ...'ün nasıl konişimento istediğini anlattığını yetki alanı dışında olduğu için firmadan onay alması gerektiğini söylediğini, şirketin genel müdürü ... ile bu hususu görüştüğünü onun kendisine sorun olmayacağını söylediğini bunun üzerine ... A.Ş'nin talimatların göre konişimento düzenlendiğini\" beyan etmiştir.\" davalı ...'un tamamen kendi kusuruyla husumetin meydana geldiğinin ortada olduğunu,İş bu hususun dosyada bulunan bilirkişi raporlarında da açık açık dile getirilmiştir. Dolayısıyla YÜKLENMEMİŞ MALLARA ilişkin konşimento düzenlendiğini ve yine raporlarda ve yerel mahkemece tespit edildiği üzere bu konşimentolar bizzat davalı ... tarafından tanzim edildiğini,  Daha ayrıntılı şekilde ele alacak olursak 6100 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda konşimento şu şekilde tanımlandığını: “Madde 1228 (1) konşimento; bir taşıma sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan, eşyanın taşıyan tarafından teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren ve taşıyanın eşyayı ancak onun ibrazı karşılığında teslimle yükümlü olduğu senettir.” yani taşıyanın düzenlediği tek taraflı bir yük taşıma ve teslim borcu senedi olduğnu; aynı zamanda bir navlun sözleşmesinin varlığına karine olduğunu,  Dolayısıyla konşimentoyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemeler karşılaştırmalı olarak incelendiğinde, tüm bu düzenlemeler konşimentonun taşıyan tarafından düzenlendiği, eşyanın teslim alındığı ve ibrazı karşılığında hak sahibine teslim edileceğini ifade ettiği ve eşyanın kimi özelliklerini kayıt altına aldığı noktalarında görüş birliği halinde bulunduğunu, (bknz;Murray, a.g.m., s. 692-693)Bu nedenle bütün uluslararası teamülde de kabul gördüğü üzere konşimento ancak ve ancak malın teslim alınması ile düzenleneceğini, gerçekten de somut olayda yaşanan husumet konşimentonun teslim alınmayan ürüne ait düzenlenmiş olması nedeniyle olduğunu, Bu nedenle davalı ... teslim almadığı ürünlere ilişkin konşimento düzenleyerek asli kusurlu olduğunu; bu nedenle bir zarar oluştuysa burda asli ve tek kusurlu davalı fevzi gandur'dur. iş bu husus yerel mahkeme tarafından göz önünde bulundurulmadan karara çıkmış olduğundan istinafa başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu,Dolayısıyla bu açıklamalarımız muvacehesinde iş bu hatalı kararın istinaf incelemesinden geçerek bozulması gerekmekte olduğunu, Görülen davanın haksız fiili nedeniyle tazminat talepli olduğundan huzurdaki davanın müvekkil kendal'a izafe edilmesinin mümkün olmadığını,Mahkemece bilindiği üzere acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceğini (TTK. 105/2). Bu yolda bir hükme yer verilmesinin amacı, esasında yabancı tacirler adına aracılık ya da sözleşme yapan acentelerle işlem yapan Türk vatandaşlarını korumak ve açılacak davaların Türk mahkemelerinde görülmesine olanak sağlamaktır (Sahih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 24. Bası, Ankara 2018, s. 234). TTK. 105/2’ye dayanılarak acente aleyhine açılacak davalarda, acentenin müvekkiline izafeten hasım gösterildiğinin açıklanması gerektiğini, Somut olayda ...’e karşı izafeten dava açıldığını; bu acentelik ve acenteliğe tabi tutulan hukuki ilişkilerde söz konusu olacağını; (TTK. 105, 103). Kendal davanın başından beri bu kapsamda olduğunu kabul ederek ... adına da savunma yaptığını; bununla beraber, ... hakkında verilecek bir karar Kendal aleyhine icra edilemeyeceğini; Mahkemece bilindiği üzere, müvekkiline izafeten acente aleyhine açılan dava sonucunda, ancak müvekkil hakkında karar verilebilir ve hükmolunan tazminat da acentenin değil, müvekkilin mal varlığından tahsil olunacağını,  (TTK. 105/3. Ayrıca bkz. Arkan, s. 2o5).Dava, müvekkilin işlediği haksız fiil nedeniyle açılmışsa, acente, müvekkilini mahkemede temsil edemez (Arkan, s. 234). Gerçekten de Yargıtay’ın konu ile ilgili bir kararında ifade ettiği üzere “Dava konusu istem ise, acentelik sözleşmesi ile ilgili akitleri doğmamış olup... çatma gibi haksız fiile dayandırıldığından, şahsi sorumluluk hükümlerinin uygulanmasını ve  dolayısıyla acentenin değil doğrudan doğruya donatanın davacı gösterilmesini gerektirmektedir\"(Y.11 H.D.  17.10.1983 E.3997  K. 4487) Ancak Yargıtay'ın  konu ile ilgili bir diğer kararında belirttiği üzere, haksız fiil nedeniyle acente aleyhine açılan dava reddolunmayıp. davaya, asıl hasım donatana tebligat yapılarak devam edilmesi gerekir\" (Y. 11 HD. 13.02.1986, E. 395, K. 666).Somut olayda davacı haksız fiile dayanmaktadır. Gerçekten de davacı vekili dilekçelerinde açıkça \"davamız taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak ikame edilen bir tazminat davası olmayıp, haksız fiil hükümlerine dayandığından davalının husumet itirazlarının reddine karar vermek gerekmektedir... davalı Kendal, zararın giderilmesi hususunda diğer davalılarla birlikte müteselsilen müvekkile karşı haksız fiil hükümleri kapsamında sorumludur.\" demekte olduğunu, Oysa tam da bu sebeple yanı davacının tazminat davasını taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine değil de haksız fiil hükümlerine dayanması hasebiyle  tarafımızca yapılan  husumet itirazının yerinde olduğunu; bu sebeple ...’in müvekkili ...’yı mahkemede temsil etmek yetkisi bulunmadığından, huzurdaki davanın müvekkil ... bakımından husumet eksikliğinden reddinin gerekmekte olduğunu,İşbu husus göz önünde bulundurulmadan yerel mahkemenin karar vermiş olması anılı kararın istinaf incelmesinden geçerek bozulması gerektiğini gözler önüne sermekte olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunan sebeplerle ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile; Öncelikle müvekkillerin ilerde  hak kaybı yaşamaması için Tehri İcra Kararı verilmesine,Yerel mahkemenin  2018/555 E. 2022/234 K. Sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olması sebebiyle kararın kaldırılmasına karar verilmesini,Yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, Karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... AŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirket'in, 1986 yılından bu yana taşıma işi organizasyonu işiyle iştigal eden 290 personeli bulunan 5.000.000 TL sermayeli bir anonim şirket olduğunu,Davacı, tekstil işiyle iştigal eden ve dolayısıyla ipliği üretimde kullanan ya da bunu üçüncü kişilere pazarlayan bir ticaret şirketi olduğunu,Diğer davalılar ise, ipliğin yurt dışından ithalatında aracılık eden ticaret şirketleridir. Bu şirketlerin hâkim ortağı ve temsilcisi aynı kişi olup, Türk vatandaşı ...’dür. Bu durum da aslında davalı ...’ın DAVALI ... ile organik bir bağ içinde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu kapsamda DAVACI’NIN dava dilekçesinin 2. paragrafındaki değerlendirmeye tamamen katıldıklarını ifade etmek istdiklerini,İplik fiyatı anlık değişen bir ürün olduğundan, en uygun fiyatın yakalanması ticari açıdan oldukça önemli olup, anlık nakit varlığını gerektirmekte olduğunu,Davacı uygun fiyata ithal etmek istediği ipliği temin ederken, ihtiyaç duyulan nakit yerine, krediden yararlanmak istemiştir; bu maksada erişebilmek adına DİĞER DAVALILAR ile anlaşarak aşağıda ayrıntılarıyla açıklanacak ve ispatlanacak uygulamaya ve hukuka aykırı bir kurguyu Müvekkil şirket’in bilgisi ve oluru olmaksızın, onun bir çalışanını bir şekilde ikna ederek hayata geçirdiklerini,İlk olarak; davacı tarafından müvekkili aleyhine açılan işbu dava ile yine Mahkemeniz nezdinde açtığı 2018/449 E. (halen birleştiği 2018/431 E.) ve birleştirildiği 2018/431 E. sayılı dava dosyaları birlikte ele alınıp incelendiğinde anlaşılacağı üzere; davacı iplik ithalatı konusunda diğer davalıların aracılığına başvurmuş ve davacı ile diğer davalılar arasında, partiler halinde 1835 tonluk (+%10 opsiyonlu) bir iplik satın alımına yönelik bir CIF satım sözleşmesi yapılmıştır (Bkz. Delil No. 1: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2018/449 E. sayılı dava dosyasındaki yazışma ve deliller; Delil No. 2: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2018/431 E. sayılı dava dosyasındaki yazışma ve deliller; Delil No.3: davacı ticari defterleri; Delil No. 4: davalı ... ticari defterleri; Delil No. 5: davalı ... AŞ ticari defterleri. Ayrıca bkz. davacı Delil No. 1: 31/05/2018 tarihli iki adet sipariş ve cari hesap sözleşmesi ile 29/12/2017 tarihli iki adet Teklif Teyidi).İplikler siparişe ve satıma konu edildiğinde daha diğer davalılar tarafından tedarik edilmediğini; zira davacının diĞER davalılardan beklentisinin en uygun fiyatı yakalandıkları anda ipliğin tedarikini kendileri için gerçekleştirmeleri olduğunu; bu husus bizzat diğer davalılar’ın ipliği davacı için tedarik ettiklerini ileri sürdükleri yurt dışı üretici firmadan da teyit olunduğunu; bu firmanın davacı delilleri arasında yer alan ve mal ürettiklerini gösteren çeki listelerinin kendilerine ait olmadığını ifade ettiklerini, (Delil No. 6: DAVACI Delilleri No. 2, 3, 4 ve 5’de yer alan çeki listelerinin gerçeği yansıtmadığına dair üretici firma e-posta yazışması).Satıma konu ipliğin tedariki için nakde ihtiyaç bulunmakta olduğunu; nakit kaynağı olarak belgeli kredi olarak adlandırılan akreditif işlemi kullanılmak istendiğini; akreditif işlemi için ise, aranan en önemli belgenin emtia senedi (kıymetli evrak) mahiyetindeki “konişmento” olduğunu; konişmento sayesinde kredi veren bankalar alacağı satıma konu yükle teminat altına alabilmekte olduğunu çünkü ancak taşınmak üzere tedarik olunan eşya konişmentoya konu edilebileceğini,Oysa diğer davalılar daha davacının ithal etmek istediği ipliği tedarik etmediğinden ve ancak nakde bağlı tedarik edebileceklerinden, akreditif yoluyla iplik bedelinin önceden ödenebilmesine imkân sağlamak üzere, önceden düzenlenmiş bir sözde konişmentoya gereksinim duyduklarını,Bu maksatla Müvekkil Şirket’in, yani yönetim ve temsil organını oluşturan yönetim kurulu ile diğer yöneticilerinin bilgisi ve oluru olmaksızın, bir şirket çalışanı ile temasa geçilmiş ve bu şirket çalışanı bir şekilde ikna edilerek Müvekkil Şirket uygulamasına tamamen aykırı ve hukuku ihlal edecek şekilde aşağıdaki Müvekkil Şirket konişmentoları daha taşıma konusu iplik tesellüm edilmeden düzenlendiğini,  (Delil No. 29: Tanık) (1)\t05/03/2018 tarihli ve 1235 no.lu konişmento (Delil No. 7) (2) 02/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 8) (3) 06/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 9)(4) 11/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 10) (5) 13/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 11)(6) 18/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 12) (7) 20/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 13)(8) 20/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 14) (9) 20/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 15)(10) 20/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 16)(11) 24/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 17) (12) 24/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 18)(13) 26/04/2018 tarihli ve ...no.lu konişmento (Delil No. 19)(14) 26/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 20)(15) 04/05/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 21)(16) 04/05/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 22)(17) 28/05/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 23)(18) 29/05/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 24 (19) 30/05/2018 tarihli ve ... no.lu konişmento (Delil No. 25)Bu Müvekkili Şirket konşimentolarından (9), (11), (13), (14) ve (16) no.lu konişmentolar işbu davanın, (19) no.lu konişmento İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2018/449 E. (halen birleştiği 2018/431 E.) sayılı davanın, (17) ve (18) no.lu konişmento ise İstanbul 17. Ticaret  Hukuk Mahkemesinde görülen 2018/431 E. sayılı davanın konusu olduğunu, Dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere; diğer davalıların tedarik edeceği ipliklerin ancak bir kısmının taşınması işi bu sözde konişmentolar ile Müvekkil Şirket tarafından sözde üstlenilmiş olup, geriye kalan ipliğin taşınması dava dışı bir başka taşıma işi organizatörüne bırakıldığını; bu şirketin konişmentolarının da daha eşya tesellüm edilmeden düzenlenmiş olduğunu, (Bkz. Delil No. 28: Tanık ve davalı Delil No. 9: davacı ile davalılar arasındaki e-posta yazışmaları).Sözde konişmentolar sayesinde diğer davalılar akreditif yoluyla iplik bedelini önceden bankadan tahsil edebilmiş, tahsil ettikleri bedel ile de peyder pey iplik tedarik etmeye ve tedarik ettikleri iplikleri de Müvekkil Şirket ile dava dışı diğer şirkete taşınmak üzere teslim ederek taşıtmaya başladıklarını; Müvekkili Şirket tarafından düzenlenen konişmentolar bazında durum aşağıdaki gibi olduğunu, NO.KON. TARİHİ KON. NO.SU KON. YAZILI KAP ADEDİKON. YAZILI EŞYA BR AĞIRLIĞI (KG) FİİLEN TESLİM ALINAN KAP ADEDİFİİLEN TESLİM ALINAN EŞYA BR AĞIRLIĞI (KG)\tTESLİMEDİLEN KAP ADEDİ TESLiMEDİLEN EŞYA BR AĞIRLIĞI (KG)1 05/03/2018...--------...-----------...---------...--------...02/04/2018...,....,...06/04/2018....,..,...., ....11/04/201 2345 2121 58.285 2121 58.285 2121 58.285 513/04/2018 2346 2121 58.285 2121  58.285 2121 58.28 6 18/04/2018 2347 4242116.5702121--------2121 58.285-----------58.285 2121---------2121 58.285----------58.2857 20/04/2018 2348 2828 77.713 2828 77.487 2828 77.487 8 20/04/2018 2349 2828 77.713 282877.487 282877.48  9 20/04/2018 2350 1890 54.507----10 20/04/20182353216050.932216050.822 216050.822 11 24/04/2018 2351 2121 58.285 2121  58.285 212158.2851224/04/201823522121 58.285,08----13<br>26/04/2018 23542121 58.285,08--   -- 14 26/04/2018 23554242 115.570,16--   --150 /05/201823573535 97.141,80----1604/05/2018 2358 1294 45.166 1283 45.961 1283 45.961 17 28/05/2018 24702436 77.660 2436 77.660 2436 77.660 18 29/05/2018 2471 2325 74.121 121838.829121838.82919 30/05/201824731890 44.4692144 50.4222144 50.422 Konişmentolar daha eşya teslim alınmadan düzenlendiğinden, gerçekte taşınmak üzere teslim alınan ve davacıya teslim edilen ile senet üzerinde yazılı eşya miktarında tutarsızlıklar ortaya çıktığını; bu tutarsızlıkların, davacı tarafından müvekkili aleyhine Mahkemeniz nezdinde açtığı 2018/449 E. (halen birleştiği 2018/431 E.) ve 2018/431 E. sayılı dava dosyalarına konu konişmentolar dikkate alındığında açıkça görülmekte olduğunu; diğer davalıların, tedariklerine bağlı olarak bazen fazla, bazen eksik iplik yolladıklarını; aslında taraflar için önemli olan günün sonunda aralarındaki anlaşmaya bağlı olarak davacıya 1.830 ton ürünün temini olduğunu, Davacı mahkeme nezdinde açtığı 2018/449 E. (halen birleştiği 2018/431 E.) ve 2018/431 E. sayılı davalarda uyuşmazlık konusu ettiği 3 konişmento hariç, diğer konişmentolarda, senet üzerinde yazılı ağırlık ile varış bildiriminde yazılı ağırlık farklı olmasına rağmen bunu hiçbir zaman münakaşa konusu etmediğini,Hatta yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere Müvekkili Şİrket ile davacı arasındaki e-posta yazışmasında da görüleceği üzere davacıya 05/03/2018 tarihli ve ... no.lu ilk konişmento tahtında taşınmak üzere diğer davalılar tarafından eksik eşya teslim edildiğini, bu eksikliğin daha sonra diğer davalılar tarafından tamamlandığını, ancak konişmento konusu mal iki parti halinde farklı tarihlerde iki ayrı gemi ile taşındığını; bunun üzerine konişmentonun switch edilmesi gerekirken, davacı konişmentoyu iki kez kullanmak suretiyle gümrükten eşyasını mevzuata aykırı olarak çekebildiğini; benzeri kullanımın, 18/04/2018 tarihli ve ... no.lu konişmentoya konu eşya için de söz konusu olduğunu; tek konişmento konusu yükün iki ayrı gemide geldiği bizzat davacı tarafından sorgulanması dahi, eşyanın konu olduğu tek konişmento düzenlendikten sonra kısım kısım yüklendiğini DAVACI’nın bildiğini açıkça ortaya koymakta olduğunu, (Bkz. Delil No. 26: 28/03/2018 tarihli e-posta yazışmaları).Yine müvekkil şirket çalışanı ile davacı arasındaki e-posta yazışmalarında da davacının ... no.lu konişmentoya konu ipliğin 4 ton eksik geldiğini Müvekkil Şirket çalışanına iletmesi üzerine, Müvekkil Şirket kendisine bildirilip fiilen teslim edilen eşyanın 4 ton eksik olduğunu ve konunun davalılar nezdinde takip edilmesi gerektiği DAVACI’ya bildirilmiş, davacıda davalılar ile iletişime geçmiş mesele aralarında çözüme ulaştırıldığını, (Bkz. Delil No. 27: 09/05/2018 tarihli davacı ve Müvekkil Şirket arasındaki e-posta yazışmaları).Davacı ile diğer davalılar arasındaki uyuşmazlık, diğer davalıların akreditif yoluyla parasını aldığı ipliğin bir kısmını davacıya ulaştırmaktan kaçınmasından kaynaklanmakta olduğunu; bunu hangi sebeple yaptığının bilinmemekte olduğunu,Parası ödenmiş ipliğin bir kısmını alamayan davacı, Müvekkil Şirket tarafından teslim alınmamış eşya için konişmento düzenlendiğini bilmesine ya da bilmesi gerekmesine rağmen, sanki konişmento hukuken bir değer arz ediyormuş gibi Müvekkil Şirket’ten teslim almadığı eşya için tazminat talep etme yoluna gittiğini,İlk derece mahkemesince verilen KARAR’ın 7. sayfasında;“… taşıyan tesellüm etmediği eşya için konişmento düzenleyerek mal bedelinin tahsil edilmesine aracılık etmekten dolayı TBK’da düzenlenen genel hükümlere göre, TBK 112. Ve devamı hükümlerine göre davacıya karşı sorumlu olacaktır …” ifade edilerek, Müvekkili Şirket’in tesellüm etmediği eşya için konişmento düzenlemek suretiyle konişmento hamili konumundaki davacıya karşı sorumlu olduğunun kabul edildiğini,Tanık talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu,Kararın, delil olarak ileri sürdükleri tanıkların dinlenmesine yönelik taleplerini reddedilerek verildiğini; oysa tanık marifetiyle davacı ile diğer davalılar arasındaki ilişki ortaya konulacak ve bu ilişki gereğince Müvekkili Şirket çalışanının bir şekilde ikna olunarak, Müvekkili Şirket Yönetim Kurulu’nun ve idarecilerinin bilgisi olmaksızın tesellüm edilmeyen eşya için konişmento düzenlediği, bu düzenlemenin ise davacı tarafından bilindiği ya da bilinmesinin gerektiği, düzenlemenin davacı ile diğer davalılar arasındaki ilişkiye dayandığı, bu ilişkinin iplik malzemesinin en ekonomik koşullarda edinilmesine imkan verecek paranın önceden akreditif yoluyla tedariki amacıyla oluşturulduğunun gösterileceğini; davacı ile diğer davalılar arasındaki ilişki düzenlenen konişmentoya bağlı senet ilişkisine yabancı olduğundan bu yöndeki tanık dinleme taleplerinin reddinin de hukuka aykırı olduğunu,Çelişen bilirkişi raporlarına rağmen verilen karar hukuka aykırı olduğunu,Kararın, 15/12/2020 tarihli 1. Bilirkişi Raporu ile 02/03/2022 tarihli 2. Bilirkişi Raporu arasında çelişki bulunmasına rağmen, bu çelişkiyi giderecek üçüncü bir bilirkişi raporu alınmaksızın 2. Bilirkişi Raporu’na dayanılarak verildiğini; KARAR’da 1. Bilirkişi Raporu’nda bahsi geçen ve davacının sözde konişmentoların daha eşya tesellüm edilmeden düzenlendiği bildiğine yönelik tespiti çürüten bir gerekçeye yer verilmediğini,1. Bilirkişi Raporu’nda yapılan tespit görmezden gelindiğini; bu açıdan kararın hukuka aykırı olduğunu,Davacının kötüniyetinin varlığının dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, KARAR’da maalesef somut uyuşmazlık hakkında uygulanması zorunlu olan Türk Ticaret Kanununun 1239(3) maddesine hiçbir yollamada bulunulmadığını,Türk Ticaret Kanununun 1228. maddesine göre; tesellüm edilmeyen eşya için konişmento düzenlenmesi mümkün olmadığı, düzenlenen böyle konişmentoların yok hükmünde olduğu, bu sözde konişmentolar yüzünden konişmento hamilinin maruz kaldığı zarardan taşıyan konumundaki Müvekkil Şirket’in sorumlu olduğunu, Ancak Müvekkili Şirketin bu sorumluluktan KARAR’da kendine dayanılan Türk Borçlar Kanununun 112 vd maddeleri çerçevesinde zarargören konumundaki konişmento hamili DAVACI’nın zararın oluşumunda kusurunun bulunduğunu ortaya koyarak kaçınabileceğini; zarargörenin kusurunun illiyet bağını kesen bir sebep olduğunu, Türk Ticaret Kanununun ...(3) maddesinde de bu maksatla, eşyanın teslim alınmadan konişmentonun düzenlendiğinin kötüniyetli konişmento hamiline karşı ileri sürülebileceği ve dolayısıyla taşıyan konumundaki Müvekkil Şirket’in sorumluluktan kurtulabileceği açıkça kabul edildiğini; o halde yapılması gerekeninin davacının sözde konişmentoları teslim alırken eşyanın taşıyan tarafından tesellüm edilmiş olunup olunmadığını bilip bilmediğinin, bilmesinin gerekip gerekmediğinin araştırılması olduğunu; bu araştırma 1. Bilirkişi heyeti tarafından yapılmış ve DAVACI’nın konişmentoların daha eşya teslim alınmadan düzenlendiğinin DAVACI tarafından bilindiği tespit edilerek zarardan Müvekkil Şirket’in sorumlu olmayacağı hakkında bir kanaat raporlarına yansıtıldığını; buna karşılık 2. Bilirkişi Raporu’nda bu yönde bir inceleme olmadığı halde KARAR bu rapora dayanılarak oluşturulduğundan eksik inceleme sonucu verildiğini, Sözde konişmentolar, eşya daha taşınmak üzere tesellüm edilmeden MÜVEKKİLi ŞİRKET çalışanı tarafından, Müvekkili Şirketin bilgisi ve oluru olmaksızın düzenlenmiş olup, bu durum davacının bilgilendirmesi üzerine 2018 Ekim ayı içinde öğrenildiğini, (Bkz. davacı Delili No. 28: Tanık). Buna karşılık, davacı aksini iddia etse de, konişmentoların Müvekkil Şİrket’e taşınmak üzere teslim alındığını bilmekte (Bkz. DAVACI Delili No. 28: Tanık), ya da tedbirli bir işadamı gibi hareket etmesi gerekli olan bir tacir olarak bilmesi gerekmekte olduğunu,Davacı, Dava Dilekçesinin (5) no.lu paragrafında bu durumu bildiğini açıkça ikrar etmekte olduğunu; Temmuz 2018 ayındaki akreditif ödemesinden önce DAVACI bankaya başvurularak malların teslim alınmadan konişmentonun düzenlenmiş olması dolayısıyla ödemenin yapılmamasını istediğini, banka ise bu talebi reddettiğini,Diğer yandan konişmentoların bu şekilde daha eşya teslim alınmadan düzenlendiğini bilerek bankadan ödemenin Temmuz 2018 tarihinde gerçekleşmemesi için talepte bulunan davacının bankanın ret kararı ile yetinmesi ve mahkemeye giderek ödemeyi engelleyecek bir ihtiyati tedbir kararı almak için hiç uğraşmaması ve Müvekkili Şirketi 2018 Ekim ayına kadar hiç ikaz etmemesinin de anlaşılacak gibi olmadığını; sonucunda iplik bedeli olan 1.136.659,92 ABD tutarı DAVACI’nın bilgisi dahilinde eşya taşınmak üzere teslim alınmadığı biline biline herhangi bir yargı yoluna başvurulmaksızın diğer davalılara ödenebildiğini,Bu durumda davacının ödemeye kasten sebebiyet verdiği aşikar olduğu gibi, gerekli yargı yollarına gitmeyerek ve Müvekkili Şirketi de haberdar etmeyerek ödemeyi durdurmakta kusurlu ve kötüniyetli davrandığını,Yine davacının 19/02/2019 tarihli Cevaba Cevap Dilekçesi’nin 3. sayfasına eklediği 20/09/2018 tarihli e-posta yazışmasından da anlaşılacağı üzere, davacı eşyanın konişmentoya konu olmasına rağmen halen taşıyana teslim edilmediğini vurgulamakta olduğunu,Davacı, yukarıda da belirtildiği üzere, tekstil işiyle iştigal eden ve dolayısıyla ipliği üretimde kullanan ya da bunu üçüncü kişilere pazarlayan ehil bir ticaret şirketi olduğunu; davacı, dava dilekçesi dahil emtiaya ilişkin taşıma birimini eşyanın kap adedine dayandırdığını; ek bilirkişi raporunda ise bilirkişi heyeti kendisine Mahkemece tevdi edilen görevini aşarak, aynen bir tarafmışçasına eşyanın nasıl hesap edilmesi gerektiğini kaleme alarak bunun altını çizdiğini; oysa ki, kap adedini göz önünde bulunduran davacı, bazen fazla bazen eksik tesellümde bulunduğunu hiçbir surette inkar etmediğini; Müvekkili Şirket’in iştigal konusu dahilinde genel yükümlülüğü teslim aldığı kap adedindeki eşyayı alıcısına teslim etmekten ibaret olduğunu;Mahkeme’nin taraf şeklinde hareket eden bilirkişi raporunu esas alarak hüküm tesis etmesi, verilen hükmü açıkça hukuka aykırı kıldığını,Davacının yükleme yeri olan Güney Kore’den Türkiye’ye yapılacak bir taşımanın maksimum 45 günde tamamlanacağını bilmesi gerekmesine rağmen, Müvekkil Şirket’i en son konişmento tarihi olan 04/05/2018 tarihinden 2018 Ekim ayı ortalarına kadar 1 milyon küsur USD.lik eşya için hiç haberdar etmemesi ve 4 aylık gecikmeyi sorgulamaması manidar olup, olayların normal akışıyla da uyuşmamakta olduğunu; bu durum dahi tek başına Davacının konişmentoların daha eşya tesellüm edilmeden düzenlendiğini bildiğini ya da bilmesi gerektiğini ortaya koymakta olduğunu,Davacı tarafından, piyasadan satın alınmak zorunda kalınan ipliklerden dolayı oluşan maddi zarar da dava edilmesine ve bu husus gözetilerek mahkemece davanın kısmen kabul edilmesine karşın, müvekkil şirket lehine vekalet ücretine hükmolunmaması ve yargılama giderlerinin hesabında kabul/red oranının dikkate alınmaması kararının hukuka aykırı kılmakta olduğunu,İleri sürerek, yukarıdaki arz ve izah olunan, re’sen dikkate alınacak sebebler de göz önünde bulundurularak, tehir-i icra ve duruşma talepleri de değerlendirilmek suretiyle; davanın kısmen kabulüne karar veren İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/555 E. ve 2022/234 K. sayılı  kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldı-rılarak davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davacı ile 2 numaralı davalı arasında akdedilen akreditif ödemeli CIF satış sözleşmesi kapsamında yurtdışından ithal edilecek dava konusu ürünlerin bedelinin davacı tarafından ödenmesine rağmen ürünlerin teslim edilmemesi sebebiyle 2 numaralı davalıdan ve bu davalı ile aralarında organik bağ bulunduğu iddiası ile 3 numaralı davalıdan, ürünlerin teslim alınmamasına rağmen konşimento düzenlemesi sebebiyle satış bedelinin ödenmesine sebebiyet veren 1 numaralı davalıdan, tarafların ortak hareket ederek ürünler teslim alınmadan konşimento düzenlenmesi ve bedelin ödenmesinin sağlanması suretiyle ödenen bedelin ve  teslim edilmeyen ürünlere karşılık ikame ürün alındığı iddiası ile uğranılan maddi zararın müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.1 numaralı davalı vekili, tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesinin, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için rapor alınmamasının, davacının ürünler teslim alınmadan konşimento düzenlendiğinden haberdar olmasına rağmen ses çıkarmamasının, eksik ürün teslimine rağmen ve ödeme yapılmaması için bankaya başvurusu üzerine red kararı almasına rağmen davalı taşıyanı bilgilendirmemesi ve yasal yollara başvurmaması sebebiyle kötü niyetli olmasına rağmen Mahkemece bu hususu dikkate alınmaması ve değerlendirme yapılmaması, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen reddedilen kısım yönünden lehlerine vekalet ücreti takdirine karar verilmemesi ve yargılama giderlerinin kabul/red oranına göre hesaplanmaması sebebiyle verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 2 ve 3 numaralı davalılar vekili, davalılar arasında organik bağ tespitinin hatalı olduğunu, davalılar arasında acentelik ilişkisi olmasına rağmen bu ilişkinin yanlış değerlendirildiğini, yüklenmemiş ürünlere ilişkin konşimento düzenleyen taşıyanın tek sorumlu olduğunu, davanın haksız fiile dayalı olarak açılması halinde 2 numaralı davalıya izafeten 3 numaralı  davalıya husumet yöneltilemeyeceğini ve Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.\" yasal düzenlemesi yer almaktadır.Davalılarca ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, ikinci cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök ve ek raporunda bu iddialar ve itirazlar  değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Dosyadaki taraf dilekçelere, konşimento belgelerine, bilirkişi raporlarına, taraflar arasındaki mail yazışmalarına, soruşturma dosyasındaki ifadelere, tüm bilgi ve belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre;davacı ile 2 numaralı davalı arasında akreditif ödemeli CIF satış sözleşmesi akdedildiği, yurtdışından ithal edilecek dava konusu ürünlerin bedelinin davacı tarafından ödenmesine rağmen ürünlerin teslim edilmediği, 3 numaralı taşıyıcı davalının ürünleri teslim almamasına rağmen konşimento düzenlediği ve satış bedelinin ödenmesine sebebiyet verdiği hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı,Mahkemece gerekçeli kararda detaylı ve isabetli bir şekilde yapılan tespitler ile 2 ve 3 numaralı davalılar arasında organik bağ tespitinin ve bu kapsamda sorumlu tutulmasının yerinde olduğu, bizzat davalı ... A.Ş.vekilinin kabulünde olduğu üzere davacı ile 1 numaralı davalı arasındaki satış sözleşmesinin kurulmasında ve tüm süreçte acente olarak yer aldığı ve Mahkemece haksız fiile ilişkin olarak değil, sözleşmeye aykırı davranılması kapsamında kendisine 1 numaralı davalıya izafeten husumet yöneltilmesinin yerinde olduğunun kabul edildiği ve kabulünün yerinde olduğu anlaşılmakla 2 ve 3 numaralı davalılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. 1 numaralı davalı vekili, ürünler teslim alınmadan konşimento düzenlenmesinde kendilerinin kusurlu olmadığı, çalışanlarının kendilerinden habersiz olarak düzenlediği savunulmuş ise de, soruşturma aşamasında alınan şirket yetkilisi ve çalışanın beyanı dikkate alındığında ve taşıma işi ile iştigal eden ve basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gereken davalının bu savunma ile sorumluluktan kurtulmasının ve bu durumu bilmemesinin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki mail yazışmaları dikkate alındığında davacının ürünlerin teslim alınmadan konşimento düzenlendiğini bildiğine ilişkin tespit yapacak bir beyanının olmadığı, teslim edilmeyen ürünlere ilişkin davalıya bildirilmesinden itibaren sürekli bilgi talebinde bulunulduğu ve tesliminin beklendiği, bu durumda davacının sessiz kaldığının söylenemeyeceği, ürünlerin teslim edilmemesi üzerine de yasal yollara başvurulduğu, kendisi tarafından ürün teslim almadan konşimento düzenleyen davalıyı bilgilendirme yükümlülüğünün bulunmadığı ve TTK'nın1239/3 maddesi uyarınca davacının kötü niyetli olduğunun davalı tarafından ispat edilemediği, davacının bilgisinin bulunup bulunmadığı hususunda kök ve ek rapor arasındaki farklı değerlendirmeye ilişkin gerekçenin ek raporda açıklandığı ve Mahkemece değerlendirildiği, Mahkemece yapılan değerlendirmenin dosya kapsamı ile uyumlu ve yerinde olduğu ve tekrar bilirkişi raporu alınmasının sonuca etkisinin bulunmadığı, davanın değeri ve ispat edilecek vakıalar itibariyle tanık delili ile ispatının mümkün olmadığı, Mahkemece tarafların iddia, savunma ve itirazlarına ilişkin  davanın esası yönünden yapılan tüm değerlendirmelerin ve kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmenin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla 1 numaralı davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.  Davacı tarafından davada ayrıca teslim edilmeyen ürünlerin yerine ikame ürünler alınması sebebiyle uğranılan zararın tazmini talep edilmiş ve Mahkemece de bu talebin reddine karar verilmiş ise de, davacı tarafından söz konusu talebine ilişkin talep edilen miktar üzerinden peşin harç yatırılmamış olduğundan bu talep hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmamaktadır. Mahkemece davacının söz konusu talebi hakkında usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekirken bu talebin reddine karar verilmesi isabetli olmamış ise de, reddedilen kısım yönünden davalılar lehine vekalet ücreti ve yargılama gideri takdir edilmediğinden ve edilmesi de gerekmediğinden ve bu hususun sonuca bir etkisi bulunmadığından kaldırma sebebi yapılmamış, 1 numaralı davalı vekilinin buna ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 412.016,69 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı ... A.Ş. tarafından peşin olarak yatırılan 103.050,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 308.966,69‬ TL'nin 1 numaralı davalı ... A.Ş.'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 412.016,69 TL istinaf karar harcından istinaf eden 2 ve 3 numaralı davalılar tarafından peşin olarak yatırılan 103.005,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 309.011,69 TL'nin 2 ve 3 numaralı davalılar ... ve ... A.Ş.'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olmak üzere 24/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.  </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"497c40568e6ff948","SID":"264c18160fcb95a9"}}