{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1793 <br>KARAR NO: 2025/742<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/07/2024<br>NUMARASI: 2017/342 Esas - 2024/772 Karar<br>DAVA: Tapu İptali ve Tescil <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/05/2025<br>Davanın reddine ilişkin kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;\t<br>DAVA: Davacılar vekili; müvekkillerinin murisi ...'in dava dışı ... ve ... ile 1/3'er hisse oranında paydaş olduğu ...Ltd. Şti. müdürü iken, diğer ortakların yapmış olduğu usulsüz işlemler nedeniyle şirketin çalışamaz hale getirildiğini, şirket adına kayıtlı taşınmazda kurulacak tesisin inşaat aşamasında yarım kaldığını, bunun üzerine murisin şikayeti ile diğer ortakların İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 1982/248 esas 1983/356 karar sayılı kararı ile sahtecilik suçundan mahkum olduğunu, murisin 24.04.1987 yılında suç konusu davranış nedeniyle diğer ortaklar aleyhine tazminat davası açtığını, yargılama sonucunda Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/48 esas 2008/105 karar sayılı dosyasında davanın kabul edildiğini, o davada davalıların açtığı karşı davadaki şirketin feshi taleplerinin de kabul edildiğini, Yargıtay 11. HD tarafından ayrıca munzam zarar talebiyle dava açılabileceğinin işaret edilerek hükmün onandığını, munzam zarara yönelik olarak açılan davanın halen Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/157 esas sayılı dosyasında derdest olduğunu, bu aşamada Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/459 esas 2005/494 karar sayılı kararıyla şirkete tasfiye memuru olarak ...'in atandığını, tasfiye memurunun usulsüz işlemlerle şirketin tek malvarlığı olan taşınmazı değerinin çok altında bir bedelle 14.06.2011 tarihinde diğer davalıya satışını gerçekleştirdiğini gizleyerek, 06/09/2011 tarihinde usul ve yasaya aykırı bir şekilde ortaklar kurulu toplantısı yapmak istediğini, ortaklar kurulu toplantısında alınan kararların iptali için açtıkları Bakırköy 17. ATM'nin 2013/127 esas sayılı davasında şirketin taşınmazının satıldığının ortaya çıktığını, yargılama sürecinde Bakırköy 4. ATM'nin 2012/93 esas 2012/582 karar sayılı kararıyla şirketin ihyasına karar verildiğini, Bakırköy 17. ATM dosyasında alınan bilirkişi raporunda, şirketin tek malvarlığı olan arsanın geçerli bir ortaklar kurulu kararı alınmaksızın satıldığının, dolayısıyla buna dayalı olarak çıkarılan tasfiye sonucu bilançosunun onaylanmasına ilişkin alınan kararların da hukuka aykırı olduğunun belirlendiğini, mahkemece şirketin 05.09.2011 tarihinde yapılan ortaklar kurulunda alınan kararların iptaline, buna bağlı olarak tasfiye memurunun 21.09.2011 tarihli şirket mevcudunun ortaklara tasfiye payı olarak dağıtılmasına ilişkin aldığı kararın iptaline karar verildiğini, bu kararlar karşısında davalı ...'e diğer davalı tarafından yapılan satış ve devir işleminin yolsuz olduğunun açık olduğunu, yolsuz tescilde iyi niyetten söz edilemeyeceğini, şirketin tek malvarlığının müvekkillerinin alacağının tahsilini engellemek için hukuk dışı yollarla devredildiği sabit olduğuna göre taşınmazın tekrar şirket malvarlığına girmesi için bu davanın açıldığını belirterek, İstanbul ili Silivri ilçesi ... Mahallesinde bulunan ... ada ... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına olan kaydının iptali ile taşınmazın tapu kaydının davalıya devrinden önceki haline getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:Davalı ... vekili; taşınmazın 790.000-TL bedelle satın alındığını,   müvekkilinin bir emlakçı vasıtasıyla dava konusu taşınmazın satıldığından haberdar olup ve taşınmazı satan tasfiye memuru ...'ten taşınmazı o tarihteki rayiç bedelinin de üzerinde 790.000-TL'ye satın aldığını,taşınmaza bina inşa etmek üzerine yerini beğendiği için satın aldığını, müvekkilinin satışı yapan kişinin Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.07.2005 tarih ve 2003/469 esas 2005/494 karar sayılı ilamı ile tasfiye memuru olarak atanan ... olduğunu gördüğünü,tapu kaydında herhangi bir kısıtlamanın da bulunmadığını öğrenmesi üzerine tapu kayıtlarına güvenerek taşınmazı devraldığını, devir öncesi taraflar arasında alım satım sözleşmesi akdedildiğini, müvekkilinin sözleşmesinin akdi anında 20.000-TL peşinat ödendiğini, satış bedelinin 270.000-TL'sini banka hesabından şirketin hesabına 10.06.2011 tarihinde EFT ile, bakiye 500.000-TL'si için ise kredi kullandığını ve yine bu bedelin ... Bankası ... Şubesi tarafından ... adına ödeme açıklaması ile şirket hesabına EFT ile ödediğini, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğunun 13.06.2011 tarihli yazısından da anlaşıldığı üzere müvekkiline satışı yapan ...'in mahkeme tarafından atanan tasfiye memuru olduğunu, satışı yapmaya yetkili olduğunu, bu nedenlerle satışın yolsuz olmayıp, satış görüşmeleri esnasında tasfiye memurunun taşınmazın değerini mahkeme kararı ile tespit ettirdiğini,bilirkişi raporunda taşınmazın asgari m² fiyatının 500-850-TL arasında olduğunun saptandığını, esasen taşınmazda terk işleminin yapıldığını ve 1.494,26 m² taşınmazın tapu kaydında 710,43 m²'ye düştüğünün belirtildiğini ve müvekkilinin bu taşınmazı değerinin çok üzerinde bedelle satın aldığını, 20.06.2014 tarihinde banka tarafından yaptırılan ekspertiz raporunda da 710,43 m² alanlı arsanın rayiç bedelinin 710.430-TL olarak belirlendiğini,  arsanın değerinin çok altında alındığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin iyi niyetli 3. kişi durumunda olduğunu, asla muvazaalı ve hileli işlemler yapmadığını,yaklaşık 3.000.000-TL harcayarak iş merkezi inşa ettiğini, tapu kayıtlarına güvenerek iyi niyetle taşınmazı satın alan müvekkilinin arsa halindeki taşınmaz üzerine arsanın değerinin neredeyse 3-4 katı bedel ödeyerek yapı inşa ettiğini, davacıların yolsuz tescil iddiası ve müvekkilinin hileli ve muvazaalı işlemler yaptığı ve kötü niyetli olduğu iddiasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı tasfiye memuru ...; 1991 yılında Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 1987/149 esas 1991/281 karar sayılı kararıyla şirketin infisahına karar verildiğini,kararda tasfiye memuru atanmadığından Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003-469 esas 2005/494 karar sayılı kararıyla ve Yargıtay 11. HDnin 2008/8101 esas 2008/11505 karar sayılı kesinleşen kararıyla görevin kendisine 16.01.2009 tarihinde mahkeme tarafından tebliğ edildiğini, süreç sonunda Bakırköy 3. ATM'nin 2009/663 esas sayılı dosyasında şirketin tasfiyesine karar verildiğini, kararın kesinleşmesi üzerine tasfiyenin 13.09.2011 tarihinde tescil edildiğini, Bakırköy 17. ATM'nin 2013/127 esasında görülen ortaklar kurulu kararının iptali davasının yürütülmesi amacıyla Bakırköy 4. ATM'ce şirketin ihyasına karar verildiğini, tasfiyeye giriş bilançosuna göre şirketin aktifinin 11 kalem varlıktan, pasifinin de 2 kalemden oluştuğunu,aktifin tek kalem varlıktan ibaret olmadığını,ortada toptan bir satış olmadığını, 05.09.2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısına ... adına eniştesi ...'un tüm varislerin vekili olarak katıldığını, ayrıca ...'un şahsına hitaben 05.03.2009 tarihinde gönderdiği mektubu tüm ortakların vekili olduğunu, verdiği adresin tüm ortaklar için geçerli adres olduğunu teyit ederek imzaladığını, yine mektup ekindeki 01.10.1999 tarihli genel vekaletnamede ...'un tüm varis ortakların vekili olduğunu, ortaklar kurulu toplantısına da bu vekaletle tüm varis ortaklar adına vekilleri ile birlikte katıldığını, bir saat toplantıda kalıp toplantının o anına kadar oluşmuş metne muhalefet şerhi koyarak ayrıldığını, dava dışı ortakların 2/3 çoğunluklu olumlu oylarıyla verilen kararda şirketi zarara sokan bir sonuç veya herhangi bir ortağı koruma amacı olmadığını,TTK'nın 443/1 maddesi gereğince ortaklar kurulu aksine karar vermiş olmadıkça tasfiye memurunun şirketin aktiflerini pazarlık suretiyle de satabileceğini, toptan satış için %50 toplantı nisabının yeterli olduğunu, ayrıca ...'in arsayı almak için şart koşması üzerine 2/3 hisse sahibi ... ve ...'dan tasfiye memuruna yetki veren el yazılı onay alındığını, varis ortakların vekili olduğunu ikrar eden ...'in tasfiye sürecini engelleyici davranışları nedeniyle kötü niyetli olduğunu, şirketin varlıklarından biri olan arsanın satış sürecinin 15.04.2010 günü başlayıp 2 hafta boyunca yayınlanan gazete ilanıyla duyurulduğunu, varis ortakların arsanın satışından haberdar olduklarını, sonuçta taşınmazın KDV ve satış masrafları hariç net 790.000-TL'ye ...'e satıldığını, davacıların yolsuz tescil iddialarının kabul edilemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece;4721 sayılı TMK'nın 1023. maddesinde, iyi niyetle tapu kütüğündeki tescile dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımının korunacağından söz edilirken, 1024. maddesinde, bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişinin bu tescile dayanamayacağının belirtildiği,tapuya güven ilkesi gereği taşınmazın mülkiyetini iyi niyetle edinen kişinin kazanımı korunurken, tapudaki tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken kişinin iyi niyet iddiasının  dinlenmeyeceği, tapuya güven ilkesi gereğince dava konusu taşınmazı tapuda kayıtlı bilgilere göre satın alan davalı ...'in bu durumu bilerek, yani kötü niyetli olarak devraldığının davacı tarafça ispatlanması gerektiği, davacı tarafça bu yönde bir delil sunulmadığı, alınan bilirkişi raporuna göre, davaya konu taşınmazın 27/06/2011 tarihli satış sözleşmesine göre 790.000-TL resmi satış bedelinin olduğu, 27/06/2011 tarihindeki rayiç değerinin 927.069-TL, dava tarihi olan 09/06/2014 tarihindeki değerinin ise 1.349.817-TL olduğu, bu şekli ile taşınmazın satış bedeli ile rayiç bedeli arasında fahiş farkın olmadığı, tapuya güven ilkesi kapsamında davalının taşınmazı devralmada kötü niyetli olduğu ve muvazaa iddiası ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili; mahkemece toplanan deliller ile bekletici mesele yapılan Bakırköy 2. ATM'nin 2020/347 esas 2020/904 karar sayılı dosyasından hiç bahsedilmeden karar verildiğini,tasfiye halinde bulunan şirketin hukuku ile ilgili dosyada dava değerine bakılmaksızın ve dava değeri itibari ile de davaya heyet halinde bakılıp karar verilmesi gerektiğini,yargılamanın tek hakimle sonuçlandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Bakırköy 2. ATM'nin 2020/347 esas sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtayca onanarak 07.06.2023 tarihinde kesinleştiğini, anılan dosyada ortakların satışa ilişkin bir karar almadığı sabit olup, ortaklar kurulu kararı olmadan satışın usulsüz olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tasfiye memurunun alınmış gibi gösterdiği kararların iptaline karar verildiğini, bu karar ile tasfiye memurunun 6762 sayılı TTK’nın 443. maddesine aykırı bir şekilde ortaklar kurulundan karar almadan yaptığı  satış ve tescil işleminin geçerli olmadığının tespit edilerek hüküm altına alındığını, mahkemece kesinleşen karar değerlendirilmeden, sadece harca esas değerin tespiti açısından alınan 02.01.2024 tarihli bilirkişi raporunun değerlendirilmesinin usule aykırı olduğunu,TMK'nın 1013 vd maddeleri gereğince tescil için yetkili kişinin tescil talebinde bulunması ve geçerli bir hukuki sebebe dayanması gerektiğini,şirketin mal varlığının toptan satışı hususunda karar alma yetkisinin ortaklar kuruluna ait olduğunu,geçersiz veya eksik bir hukuki işleme dayanılarak tescil işlemi yapılmışsa böyle bir tescil yolsuz olup, bu tescil ile mülkiyet hakkının kazanılmayacağını,tasfiye memurunun satış için mahkemeye başvurduğunu, mahkemece, tasfiye işlemlerinin TTK hükümleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğinin bildirildiğini,tasfiye memurunca yapılan işlemler geçerli bir hukuksal nedene dayanmadığından diğer davalı...adına mülkiyet hakkı doğurmadığını, bu nedenle davalının iyi niyetle tapu kütüğündeki tescile dayanarak ayni hak kazanan üçüncü kişi olmadığını, tapu işlerine aşina bir müteahhit olan davalının, tasfiye memurunun tapu işleminde doğrudan temsil yetkisinin olmadığını bilmesi gerektiğini, gerçek hak sahibinin yerine usulsüz ve sahte olarak işlemle tescil yaptırılması halinde TMK‘nın 1023. maddesinin uygulanmayacağını,davalı yolsuz tescilin tarafı durumunda olup işlemdeki noksanlığı bildiğini, davalı alıcı tarafından bankadan 1.500.000-TL tutarında ipotek karşılığı kredi alınarak satış işlemlerine başlandığını, satışın ise 790.000-TL bedelle yapıldığını, dolayısıyla satışın kredi ve ipotek tutarlarının da altında bir miktar satış bedeli gösterilerek yapıldığını, satışı ortaklardan gizleyen davalı tasfiye memurunun, kendi evinde 05.09.2011 tarihinde yapmak istediği ortaklar kurulu toplantısına davacı ortakları temsilen vekillerinin katıldıklarını, davacıların vekillerinin erteleme talep etmeleri ve tasfiye memurunun ibrası ile şirketin tasfiyesine ilişkin gündem maddelerine muhalefet şerhi düşmeleri üzerine, davalı tasfiye memurunun bu kişileri evden kovduğunu, bunun üzerine iki şirket ortağını temsilen ... tarafından toplantı tutanağına el yazısıyla muhalefet şerhi düşüldüğünü, tasfiye memurunun diğer şirket ortakları ... ve ... ile birlikte sahte tutanak düzenlediğini, bu sahte tutanakla davalı tasfiye memurunun kendisini ibra edilmiş gibi göstererek, şirketin tasfiye işlemlerini başlattığını, tasfiye bilançosunu gerçeğe aykırı düzenleyerek şirketin banka hesaplarında sattığı taşınmazın satış bedelini sıfırlayarak, davacı ortaklara kar payı dağıtmadığı halde ödenmiş gibi gösterip 13.09.2011 tarihinde tasfiyeyi tescil ettirerek 20.09.2011 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan ettirdiğini, taşınmazın yüzölçümü 1.494,26 metrekare olduğu halde, davalının 710,43 metrekare alanlı taşınmazı değerinin üzerinde bedelle aldığını beyan etmesinin, davalıların iş birliği içerisinde hareket ettiğini gösterdiğini, satışdan sonra 786,37 metrekaresini belediyeye terk ederek inşaat iznini yedi kata çıkardığını, bu hususun kayıtlarla sabit olduğunu, ayrıca davalı tasfiye memurunun, belediye başkanı alıcıyı plan tadilatıyla arsanın ticari ticari imara dönüştürülebileceği konusunda ikna etmeseydi bu satışın gerçekleşmeyeceği şeklindeki beyanının, davalıların bu satışı çok öncesinde organize ettiklerini gösterdiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamındaki delillerle çelişkili olduğunu  belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, dava dışı şirkete ait taşınmazın davalı tasfiye memurunca ortaklar kurulu alınmadan satışının yapıldığı ve tescilin yolsuz olduğu iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar vekilince; dava dışı şirketin tek mal varlığı olan taşınmazı herhangi bir ortaklar kurulu kararı alınmadan, gerçek değerinin çok altında bir bedelle diğer davalıya satışının yapıldığı, taşınmazı satın alan davalının da diğer davalı tasfiye memuru ile birlikte hareket ettiği, yapılan tescil işleminin yolsuz olduğu ileri sürülerek, satışa konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile şirket adına tescili talep edilmiştir.Somut olayda; Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/190 (yeni esas 2006/48) esas sayılı dosyasında açılan dava sonucunda ... Ltd. Şti'nin infisahına karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davacılar... ve ... tarafından infisah kararı kesinleşen şirkete tasfiye memuru atanması istemiyle açılan davada Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/469 esas 2005/494 karar sayılı kararı ile şirkete tasfiye memuru olarak ...'in atanmasına  ilişkin kararın kesinleştiği,dava dışı şirket adına kayıtlı Silivri, ... Mahallesinde bulunan ... ada ... parsel sayılı taşınmazın davalı tasfiye memurunca 14.06.2011 tarihinde 790.000-TL bedelle diğer davalıya satışının yapıldığı, satış işlemi sonrasında 05.09.2011 tarihli ortaklar kurulu kararı ile tasfiye ara ve kesin bilançosunun kabulü ile onaylanmasına, şirket kaydının terkini ile tasfiye memurunun ibra edilmesine yönelik kararlar alındığı, söz konusu ortaklar kurulu kararının iptali istemiyle Bakırköy 17. ATM'nin 2013/127 esas sayılı dosyasında açılan davada mahkemece 23/06/2014 tarihinde, davacı ...'in açtığı davanın kabulü ile şirketin 05/09/2011 tarihinde yapılan ortaklar genel kurulunda alınan kararların iptaline, buna bağlı olarak tasfiye memurunun 21/09/2011 tarihli şirket mevcudunun ortaklara tasfiye payı olarak dağıtılmasına ilişkin aldığı kararın iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.Dava dışı şirkete ait dava konusu taşınmazın satış tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 552. maddesinde, anonim şirketin, tasfiye memurlarını tayin ve azilleri, tasfiyenin icrası, ticaret sicilindeki kaydın silinmesi ve ticari defterlerin saklanması hakkındaki hükümlerinin limited şirketlerde de uygulanacağı, 556. maddesinde ise, şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının mesuliyeti hakkında anonim şirketin bu hususlara mütaallik hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nun 336. maddesinde belirtilen hallerde şirkete ve alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler, oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Aynı kanunun 450. maddesi atfıyla uygulanması gereken 224 maddesi \"Kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlere aykırı hareket ederek üçüncü şahısları veya ortakları zararlandıran tasfiye memurları kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsil olarak mesul tutulurlar. Tasfiye memurları, tayin ve istihdam ettikleri kimselerin kanun, şirket mukavelesi veya iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlere aykırı hareketlerinden dolayı da Borçlar Kanununun 100 üncü maddesi hükmünce gerek üçüncü şahıslara gerekse ortaklara karşı müteselsil olarak mesuldürler.\" şeklindedir. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 18.06.2014 tarih, 6545 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile değişik 5. maddesinde ''Asliye ticaret mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemelerde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda dava değeri üç yüz bin Türk Lirasının üzerinde olan dava ve işler ile dava değerine bakılmaksızın; iflas, iflasın kaldırılması, iflasın kapatılması, konkordato ve yeniden yapılandırmadan kaynaklanan iş ve davalara, 13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı TTK'da hâkimin kesin olarak karara bağlayacağı işler ile davalara, şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin davalara, yönetim organları ve denetim organları aleyhine açılacak sorumluluk davalarına, organların azline ve geçici organ atanmasına ilişkin davalara, fesih, infisah ve tasfiyeye yönelik davalara ... ilişkin tüm yargılama safhaları, bir başkan ve iki üye ile toplanacak heyetçe yürütülür ve sonuçlandırılır. Heyet hâlinde bakılacak davalarla ilgili olmak üzere, dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra talep edilen ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirler de heyet tarafından incelenir ve karara bağlanır.''hükmü yer almaktadır.Eldeki davada davacı tarafça, davalı tasfiye memurunun sorumluluğuna dayanılarak, şirkete ait tek mal varlığı olan taşınmazın diğer davalıya yapılan satışının yolsuz tescil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.Dolayısıyla işbu davada limited şirket tasfiye memurunun sorumluluğuna dayanılması nedeniyle 5235 sayılı kanunun 5. maddesi gereğince davanın mahkeme heyetince görülerek sonuçlandırılması gerekirken, tek hâkim tarafından yürütülen yargılama sonucu verilen karar, usule aykırı olmuştur. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkin olup, resen dikkate alınması gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, diğer istinaf nedenleri incelenmeksizin davaya heyet halinde bakılarak sonuçlandırılmak üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2017/342 Esas - 2024/772 Karar sayılı 11/07/2024 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)a-4 maddesi gereği KALDIRILMASINA;\"Dava yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine\"Yatırılan 427,60-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacılara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362(1)-g maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"922cfaebb18baa8c","SID":"54210dfe457bca4e"}}