{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/384 <br>KARAR NO: 2025/659<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/11/2021<br>NUMARASI: 2018/640  E. - 2021/1070  K.<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Taşıma sözleşmesi kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının davalı şirket ile Havayolu Taşımacılığı konusunda ticari faaliyette bulunduğunu, ancak hak ettiği alacağını alamadığını, bu nedenle davalı şirkete karşı İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü aracılığıyla icra takibine geçildiğini, davalı şirketin tebliğ edilen ödeme emrine itiraz ettiğini, davalı şirketin davacıya hiçbir borcunun olmadığına ilişkin itirazının tamamen dayanaksız ve gerçek dışı olduğunu, davalı şirket için hava yolu ile taşıma işi yapıldığını, davalı şirketin birçok ihracatçı firmayla, bu firmaların mallarını taşıma işi üstlenmiş bir ... Firma olduğunu, akabinde ise ihracatçı firmalara karşı üstlendiği taşıma işini ... Firma olan davacı şirkete devir etmiş olduğunu, davacı şirketle davalı şirket arasındaki ticari ilişkide, davalı şirketin taşıtan, davacı şirketin ise taşıyan statüsü kazandığını ve hava yolu taşımacılığı hususunda aralarında anlaşmış olduklarını, davalı şirket için  taşıma işlerinin yapıldığını, davacının alt ve fiili taşıyanı olan ... ile davalıya karşı üstlendiği havayolu ile yük taşıma işini gerçekleştirdiğini, ancak davacı şirketin havayoluyla taşıma işini özen ve dikkatle, hasarsız ve gecikmesiz olarak yerine getirmesine ve yükler alıcısına teslim edilmesine rağmen davalı şirketin bu taşımalara ilişkin bedelleri hiçbir gerekçe göstermeksizin ödemediğini, borç miktarının kesilen faturalar ile sabit olduğunu ve kesilen faturaların yapılan taşımalara ilişkin navlun bedellerinden ibaret olduğunu, işbu fatura bedellerinin her yol denenmiş olmasına rağmen tahsil edilemediğini ve takip konusu yapılmak zorunda kalınıldığını iddia ederek, davanın dayanağı takip dosyasında talep edilen 43.211,94 USD tutarındaki alacaklarının tespitine, davalı şirketin takibe vaki itirazının iptali ile takibin devamına ve %20' den az olmamak üzere İcra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Dava konusu olayda davalıya izafe edilecek hiçbir kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını, işbu davanın davalı şirkete ikame edilmesinde davacının hukuki yararı olmadığını, davacı tarafın kendi hatasından doğan bir zararı görmezden gelerek haksız kazanç elde etmeye çalıştığı, davacı tarafın davalı şirketi zarara uğrattığını, taraflar arasındaki ticari ilişki davacı tarafın da beyan ettiği üzere davacı tarafın taşıyan davalının ise taşıtan konumunda olduğu bir ticari ilişki olduğunu, bunun sebebinin ise davacı tarafın iata firma olması olduğunu, davacı tarafın davalı firmanın kendilerine taşıttığı malı gerekli dikkat ve özeni göstererek, hasarsız ve gecikmesiz bir şekilde alıcıya ulaştırdığını iddia ettiğini, alıcının ise söz konusu taşıma işleminde gecikme olduğunu, gecikme neticesinde dahi eksik malın ulaştığını, teslim edilmiş malların hasarlı olarak teslim edildiğini ifade ettiğini, üretimi durduğu, bu nedenle davalı şirket ile olan yazışmalarında ve diğer iletişiminde bu gecikmeden ve hasardan ötürü zarara uğradığını, ticaretinin sekteye uğradığını ve ticari itibarının bu gecikmeler nedeni ile zedelendiğini, bu nedenlerden ötürü ise davalı şirketin alacaklarına bloke koyduğunu, hiçbir ödeme gerçekleştirmediğini, davalının bu hatalı taşıma işleminden ötürü çok ciddi zarara uğradığını, söz konusu tutarın 56.000 USD'yi aşkın olduğunu, yalnızca bu tutarın dahi davacı tarafın alacaklı olduğu tutardan fazla olduğunu, dava dışı firmanırn ise bu tutarın yanı sıra uğradığı zarara yönelik çıkardığı faturayı davalıya yönlendirmiş olduğunu, davacı tarafın yapmış olduğu hatadan davalı firmayı sorumlu tuttuğunu,   davalı şirketin davacının hatasından ötürü alıcı firmadan ödemelerini alamadığını, ödeme alamadığı gibi alıcı firma davalıdan borçlarının zararının mahsubu halinde dahi zararının karşılanmadığını, davalı şirketten ödeme talebinde bulunduğunu, davacı tarafın  davalıdan kendilerine yönelik doğan zarardan ötürü bir alacak talebinde bulunulmamasını suistimal edip işbu davayı açtığını, davaya konu icra takibini başlattığını, davalının kötü niyetinin olmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber, davacının tüm iddiaları gerçek olsa  dahi dava değerinin gerçek dışı olduğunu, basiretli tacir gibi davranmayan davacı tarafın hataları ve ihmali neticesinde meydana gelen zararları görmezden gelip haksız gelir elde etmeyi gaye edindiğini savunarak,  hukuki yarar şartı yokluğu ve sair usule ilişkin itirazlarının incelenerek davanın usulden reddini; davaya devam edilmesi halinde, davacının kötü niyetli ve haksız davasının esastan reddi ile alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... taraflar arasında hava yolu taşımacılığı hususunda ticari ilişki bulunduğu ve davacının taşıyan, davalının taşıtan konumunda olduğu hususu ihtilafsız olup, tarafların da kabulündedir. Davacı taraf taşıma hizmeti dolasıyla düzenlenen 16 adet navlun faturasından dolayı davalı tarafın borcunu ödemediğini iddia etmekte, davalı taraf ise taşımanın gereği gibi yapılmadığını, davalının zararının doğduğunu ve bu zararın davacı alacağından daha fazla olduğunu,  takip konusu kadar davacının alacaklı olmadığını, farklı tarih ve miktarlarda davacıya ödeme yapıldığını savunmaktadır. İtirazın iptali davaları takip ile sıkı sıkıya bağlı olup, davanın niteliği faturadan kaynaklı alacak istemine ilişkin olmakla birlikte gerek tarafların beyanları gerekse incelenen ticari defterlerden taraflar arasında cari hesap ilişkisi olduğu, davacı tarafından davalı aleyhine dava konusunu da içeren faturaların düzenlendiği ve faturaların eksiksiz olarak davalı ticari  defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı tarafça bir kısım ödemelerin yapıldığı nitekim bu hususun  gerek incelenen ticari defterler gerekse banka dekontları ile ispatlandığı  anlaşılmaktadır. Düzenlenen kök rapor sonrası davacı tarafa, dava konusunu teşkil etmeyen davalıya düzenlenen bir fatura bulunup bulunmadığı hususunda beyan dilekçesi ve varsa belgeleri ibraz etmek üzere kesin süre verilmesine rağmen davacı tarafça bu hususta beyan ve delil sunulmadığı görülmüş, davalı tarafa da yapılan ödemelerin hangi faturaya ilişkin yapıldığına ilişkin beyan ve belge ibrazı için süre verilmiş ve davalı tarafından 01/03/2021 tarihinde uyap sisteminden sunulan dilekçede ödemelerin tek bir faturaya ilişkin yapılmadığı cari hesap borcu üzerinden yapıldığı beyan edilmiştir. Ödemelere ilişkin dekontların incelenmesinde de hangi faturaya ilişkin bir ödeme olduğunun açıkça belirtilmediği görülmüştür. Hal böyle olunca mahkememizce tarafların karşılıklı olarak incelenen ticari defterlerinde düzenlenen faturalar ve ödemeler göz önüne alınarak ve yapılan ödemeler ilk olarak düzenlenen fatura tarihi esas alınarak mahsubu yapılmak suretiyle takip tarihi itibariyle gerek cari hesap gerekse takip konusu faturalardan dolayı alacak miktarı belirlenmiştir. Her iki tarafın ticari defterlerinde de açıkça görüleceği üzere, taraflar arasındaki ilişki ilk olarak davacı tarafın davalı adına düzenlemiş olduğu ve  dava konusu olmayan 11.08.2017 tarihli 4.808,62 USD bedelli navlun faturası ile başlamış olup, davalı tarafından 2000 USD olarak ilk ödeme yapılan 18.09.2017 tarihine kadar; davacının toplam bedeli 10.841,78 USD olan 5 adet  faturayı davalı adına düzenlediği, davalının faturaları ticari defterlerine kaydettiği ve netice olarak bu beş adet faturadan dolayı davacının alacaklı olduğu sabit olmakla, davalı tarafça yapılan 2000 USD ilk faturadan başlamak üzere mahsup edildiğinde( 4.808,62 USD-2000 USD) davacının davalıdan 11.08.2017 tarihli 4.808,62-USD bedelli faturadan bakiye 2.808,62 USD alacak ile  11.08.2017 tarihli 3.692,20 USD bedelli, 21.08.2017 tarihli 263 USD bedelli, 07.09.2017 tarih 459,66 USD bedelli, 13.09.2017 tarihli 1.618,30 USD bedelli faturalardan kaynaklı toplam 8.841,78 USD alacağı bulunmaktadır. Akabinde davacı tarafından davalı adına 18/09/2017 tarihli 1078,60 USD ve 19.09.2017 tarihli 397 USD bedelli faturalar düzenlenmiş olup, davalı tarafından da ticari defterlere kaydedilmekle davacının toplam alacağı 10.317,38 USD olmuş, davalı tarafından 27.09.2017 tarihinde davacıya 6.763,82 USD ödemenin yapıldığı görülmüştür. Yapılan ödemenin fatura tarihleri dikkate alınarak mahsubu yapıldığında davacının  11.08.2017 tarihli 4.808,62 USD bedelli, 11.08.2017 tarihli 3.692,20 USD bedelli, 21.08.2017 tarihli 263 USD bedelli faturalardan bir alacağının kalmadığı, alacağın  07.09.2017 tarih 459,66 USD bedelli, 13.09.2017 tarihli 1.618,30 USD bedelli , 18/09/2017 tarihli 1078,60 USD ve 19.09.2017 tarihli 397 USD bedelli faturalara ilişkin ve toplam 3.553,56 USD olduğu anlaşılmıştır. Devamında davacı tarafından davalı tarafa 30.09.2017 tarihli 198,8 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 253,40 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 243,50 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 253,40 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 1.132,20 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 262,20 USD bedelli,  31.10.2017 tarihli 3.949,96  USD bedelli,  ( Bu fatura dava konusudur) ve 31.10.2017 tarihli, 441,25 USD bedelli faturaların düzenlediği ve davalı tarafından da ticari defterlerine kayıt altına alındığı, hal böyle olunca davacının toplam 10.288,27 USD alacağının bulunduğu görülmüştür. Davalı tarafından 13.11.2017 tarihinde 5.897,06 USD ödeme yapılmakla, ödemenin fatura tarihleri dikkate alınarak mahsubu yapıldığında davacının  07.09.2017 tarih 459,66 USD bedelli, 13.09.2017 tarihli 1.618,30 USD bedelli , 18/09/2017 tarihli 1078,60 USD ve 19.09.2017 tarihli 397 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 198,8 USD bedelli, 30.09.2017 tarihli 253,40 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 243,50 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 253,40 USD bedelli, 30.09.2017 tarihli 1.132,20 USD bedelli,  30.09.2017 tarihli 262,20 USD bedelli faturalar yönünden alacağının tamamen ödendiği görülmüş, davacının bakiye  31.10.2017 tarihli 3.949,96  USD bedelli, (Bu fatura dava konusudur) ve 31.10.2017 tarihli, 441,25 USD bedelli faturalardan dolayı toplam 4.391,21 USD alacağı kalmıştır. Devamında davacı tarafından dava konusunu oluşturan 14.11.2017 tarihli 60 USD bedelli, 15.11.2017 tarihli 1.346,98 USD bedelli, 17.11.2017 tarihli 4.561,42 USD bedelli, 17.11.2017 tarihli 203,80 USD bedelli, 28.11.2017 tarihli 494,50 USD bedelli, 29.11.2017 tarihli 2.258 USD bedelli, 30.11.2017 tarihli 217 USD bedelli  faturaların düzenlediği ve davalı tarafından da ticari defterlerine kayıt altına alındığı, hal böyle olunca davacının toplam 13.532,91 USD alacağının bulunduğu görülmüştür. Davalı tarafından 15.12.2017 tarihinde 441,25 USD ödeme yapılmakla, ödemenin fatura tarihleri dikkate alınarak mahsubu yapıldığında davacının  31.10.2017 tarihli 3.949,96  USD bedelli faturadan bakiye 3.508,71 USD alacak ile  31.10.2017 tarihli, 441,25 USD bedelli, 14.11.2017 tarihli 60 USD bedelli, 15.11.2017 tarihli 1.346,98 USD bedelli, 17.11.2017 tarihli 4.561,42 USD bedelli, 17.11.2017 tarihli 203,80 USD bedelli, 28.11.2017 tarihli 494,50 USD bedelli, 29.11.2017 tarihli 2.258 USD bedelli, 30.11.2017 tarihli 217 USD bedelli faturalardan toplam 13.091,66 USD alacağının kaldığı görülmüştür. Devamında davacı tarafından 15.12.2017 tarihli 2.869,80 USD bedelli, 15.12.2017 tarihli 1.688,20 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 7.819,30 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 8.991,30 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 6.355 USD bedelli,  21.12.2017 tarihli 219,10 USD bedelli,  21.12.2017 tarihli 596,20 USD bedelli  faturaların düzenlediği ve davalı tarafından da ticari defterlerine kayıt altına alındığı, hal böyle olunca davacının takip tarihi itibariyle  toplam 41.630,56 USD alacağının bulunduğu ve bu alacağın dayanağını (31.10.2017 tarihli, 441,25 USD bedelli fatura dışında) takip konusu faturaların oluşturduğu  görülmüştür. Takip tarihinden sonra ancak dava tarihinden önce davalı tarafından 17.04.2018 tarihinde 1.406,98 USD ve 26.04.2018 tarihinde 3.949,96 USD ödeme yapılmıştır. Esasen takip sonrası ve dava öncesi yapılan ödemelerin TBK 100 gereği mahsubu gerekmekteyse de davacı tarafça bu yönde bir itiraz ve talepte bulunmadığı göz önüne alınarak, mahkememizce yapılan ödemelerin fatura tarihleri göz önüne alınarak mahsubu yapıldığında, 31.10.2017 tarihli 3.949,96  USD bedelli, 31.10.2017 tarihli 441,25 USD bedelli, 4.11.2017 tarihli 60 USD bedelli, 15.11.2017 tarihli 1.346,98 USD bedelli fatura bedellerinin ödendiği ve davacının 17.11.2017 tarihli 4.561,42 USD bedelli, 17.11.2017 tarihli 203,80 USD bedelli, 28.11.2017 tarihli 494,50 USD bedelli, 29.11.2017 tarihli 2.258 USD bedelli, 30.11.2017 tarihli 217 USD bedelli, 15.12.2017 tarihli 2.869,80 USD bedelli, 15.12.2017 tarihli 1.688,20 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 7.819,30 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 8.991,30 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 6.355 USD bedelli,  21.12.2017 tarihli 219,10 USD bedelli, 21.12.2017 tarihli 596,20 USD bedelli fatura alacaklarının ödenmediği ve neticede bu fatura bedelleri kadar toplam 36.273,62 USD alacaklı olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı vekili tarafından taşıma ilişkisinin davacı tarafça gereği gibi yerine getirilmediği, davalı şirketin zarara uğradığı bu zararın mahsubu gerektiği yönünde savunmada bulunulmuş ise de bu hususa ilişkin dosya kapsamı itibariyle bir delilin mevcut olmadığı, davalının takasa konu alacağının bulunduğu iddiasının ispata muhtaç olduğu, kaldı ki tarafların ticari defterlerinde de bu hususta bir kayıt yer almadığı ve defterlerin uyum içinde olduğu anlaşılmakla savunması yerinde görülmemiştir. Netice itibariyle davacının davalıdan 36.273,62 USD asıl alacağının bulunduğu, fazlaya ilişkin asıl alacak talebinin açıklanan gerekçeler ile yerinde olmadığı yine işlemiş faiz talebi yönünden de takip öncesi davalıyı temerrüte düşüren bir belgenin dosya kapsamında yer almadığı görüldüğünden temerrütün takip ile başladığı ve takip öncesi işlemiş faiz talebinin reddi gerektiği, takip konusu 1.217,68 USD vade farkı faturasına ilişkin yapılan inceleme de gerek faturanın takip tarihi sonrası düzenlenerek kayda alınması gerekse  YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da  açıklandığı üzere anılan faturanın davalı ticari defterlerinde yer almadığı, taraflar arasında vade farkının ödeneceği hususunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı yine vade farkının davalı tarafça kabul edildiğine  kısacası taraflar arasında teamül haline geldiğine dair bir uygulamanın da dosya kapsamı itibariyle ispatlanamamış olması göz önüne alındığında vade farkı faturası yönünden  davalı tarafın itirazının yerinde olduğu anlaşılmakla, açılan davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile davalının  İstanbul Anadolu 25. İcra Müdürlüğünün 2018/3909 esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin  36.273,62 USD asıl alacak ve asıl alacağa  3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca USD cinsinden para miktarına takip tarihinden talebi aşmayacak şekilde yabancı paralara uygulanacak temerrüt faizinin uygulanması suretiyle devamına, fazlaya ilişkin asıl alacak ve işlemiş faiz isteminin reddine, hükmedilen  36.273,62 USD asıl alacağın takip tarihi itibari ile Türk lirası karşılığı üzerinden ve taktiren %20'si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine( İtirazın iptali davalarında davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksız olması ve alacağın likit olması şarttır. Dosyaya konu alacağın cari hesap ilişkisi/faturaya dayanması sebebiyle alacağın likit ve davalının haksız olduğu anlaşıldığından icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.)...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının  İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 36.273,62 USD asıl alacak ve asıl alacağa 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca USD cinsinden para miktarına takip tarihinden talebi aşmayacak şekilde yabancı paralara uygulanacak temerrüt faizinin uygulanması suretiyle devamına, fazlaya ilişkin asıl alacak ve işlemiş faiz isteminin reddine, hükmedilen 36.273,62 USD  alacağın, takip tarihi itibari ile Türk lirası karşılığı üzerinden ve taktiren %20'si oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin herhangi bir kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını, davacı ile müvekkili arasındaki ticari ilişkinin dava konusu olayla sınırlı olmadığını, farklı işlerin yapılmasınında söz konusu olduğunu, müvekkilinin uyuşmazlık sürecine kadar ödemesini aksatmadığını, gerçekleştirilen her hizmete yönelik ödemelerini titizlikle yerine getirdiğini, davacı tarafın iddialarını ispatlaması yahut müvekkili firmanın zararını gidermesinin beklendiğini ancak davacının hiçbir şekilde uzlaşma yoluna gitmediğini, aksine kötü niyetli olarak takip başlattığını, müvekkili şirkete ikame edilen davada hukuki yararın bulunmadığını, davacının haksız kazanç elde etmek amacı ile başlatmış olduğu takip sürecini dava yolu ile tahsil etmeye çalıştığını, davacı firmanın kendi hatasından doğan zararları görmezden geldiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin davacı firmanın taşıyan, davalı firmanın ise taşıtan konumunda olduğu bir ticari ilişki olduğunu, davacı firmanın müvekkili tarafından taşıttığı malı gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek hasarsız ve gecikmesiz şekilde alıcıya ulaştırmakla yükümlü olduğunu, fakat davacının taşıma sırasında gecikmeye, hasarlı ve eksik teslimata sebep olduğunu, alıcıların söz konusu taşıma işlemlerinde gecikme olduğunu ve eksik malın ulaştığını, ayrıca hasarlı olarak teslim edildiğini ifade ettiklerini bu nedenle alıcıların müvekkili firmanın alacaklarına bloke koyduğunu, uğradıkları zararları mahsup ettiklerini, müvekkilinin müşterilerini kaybettiğini, söz konusu tutarın 62.000,00 USD olduğunu, bu tutarın dahi davacının alacaklı olduğu tutardan fazla olduğunu, mahsup taleplerinin defaten mahkeme aşamasında dile getirildiğini, beyan olarak sunulduğunu ancak gözardı edildiğini, bilirkişinin dava konusu raporu, taraflarınca mail üzerinden alınan evraklar ile gerçekleştirdiğini, pandemi sürecinde uygulamanın neredeyse online üzerinden olacak şekilde devam ettiğini, müvekkili şirketin mahsup taleplerine ilişkin takdirin uzmanlık alanı dışında kaldığı şeklinde belirtildiğini, bilirkişi unvanının mali müşavir olduğunu, mahkeme kararında CMR uzmanı olduğunun ifade edildiğini, CMR uzmanı olsa dahi yetki kapsamı dışında kaldığını, taşımacılığın hatasız gerçekleştiği ispatının taşıyanda olduğunu, TTK hükümleri gereğince diğer yasal dayanaklarla beraber taşıyanın eşyanın ziya veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan sorumlu olduğunu, ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, kanunun gecikme  halinde dahi zararın oluşmasında mahsuba yer verdiğini, TTK 875/3 fıkrada gecikme halinde herhangi bir zararın oluşmasa da taşıma ücretinin gecikme süresi ile orantılı olarak indirileceği, taşıyıcının her türlü özeni gösterdiğini ispat etmiş olması gerektiğinin belirtildiğini, TTK 1178.maddede ise taşıyanın sorumluluğunun düzenlendiğini, iddia edildiği gibi gerekli özenin gösterilerek gerçekleştirilen bir taşımanın söz konusu olmadığını, emsal karar ve içtihatlar kapsamında mahkemenin itirazlarını değerlendirmediğini, mahkemenin bilirkişinin uzmanlık alanı dışında kalan konularda kendi gerekçelerini izah etmek durumunda olduğunu, mahsup taleplerinin yerleşik uygulamada mevcut olan hukuka uygun bir talep olduğunu, müvekkilinin herhangi bir kötü niyet içerisinde olmasının söz konusu olmadığını, davacının haksız kazanç elde etmek gayesinde olduğunu, mahkeme tarafından gerekli araştırma yapılmadığını, delillerin toplanmadığını iddia ederek, kararın gerekçelendirilmemesi ve tanık dinletme ve diğer taleplere ilişkin ara karar kurulmamasının yerine getirilmemesi, ispat yükümlülüğünün gözetilmemesi, mahsup ve kötü niyet tazminat taleplerine ilişkin ara karar kurulmaması, icra inkar tazminatına hükmedilmemesi yönlerinden istinaf açıklamalarının kabulü ile kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hava yolu taşımasından kaynaklanan faturaya bağlı alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, taşıma ilişkisinin varlığı, davacı şirketin taşıyıcı şirket, davalı şirketin taşıtan şirket olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, takip konusu yapılan faturalardan dolayı davacı taşıyıcının alacak hakkını ispat edip edemediği, taşımanın gecikmeli, hasarlı gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, davalı tarafın buna yönelik mahsup savunmasının yerinde olup  olmadığı ve değerlendirilip değerlendirilmediği, davacı taşıyanın taşımada kusurlu olup olmadığı, mahkemece eksik inceleme ve yeterli olmayan rapora göre karar verilip verilmediği, kabul edilen miktar yönünden icra inkar tazminatına karar verilmesinin ve reddedilen miktar yönünden kötü niyet tazminatına karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında çok sayıda hava yolu ile gerçekleştirilen taşıma ilişkisinin mevcut olduğu, buna ilişkin olarak taşıma senetlerinin düzenlendiği, davacı şirket tarafından taşımaya ilişkin olarak davalı şirket adına düzenlenen çok sayıda USD döviz cinsinden faturalar ve vade farkı faturasına ilişkin olarak toplam 43.211,94 USD alacağın tahsili amacı ile davalı hakkında 14.02.2018 tarihinde İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığı, fatura tarihlerinin 2017 yılına ait olduğu, vade farkı faturasının ise 14.02.2018 tarihli olup, tutarının 1.2017,68 USD olduğu, takip talebindeki USD döviz kuru karşılığının 164.585,64 TL olarak gösterildiği, davalı şirket tarafından icra takibine karşı faiz ve ferileri olmak üzere itiraz ettiği, davacı şirketin ise İİK 67.maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece tarafların delillerini dosyaya ibraz etmeleri ve gerekli delillerin dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 15.01.2020 tarihli bilirkişi heyet raporu ve 22.09.2021 tarihli ek bilirkişi raporu alınmıştır.Taraf vekillerinin beyan ve itirazları sonrasında mahkemece yukarıda yer verildiği üzere davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Taraflar arasında hava yolu taşımacılığına dair ticari ilişki mevcudiyeti konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Konusunda uzman bilirkişilerce yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, her iki taraf şirkete ait ticari defter ve kayıtların usulüne uygun şekilde düzenlendiği ve birbirini teyit ettiği tespit edilmiş, fark  gerekçesi açıklanmıştır. Davalı taşıtan şirketin, davacı taşıyan şirketçe düzenlenen  takip konusu faturaların tamamını ticari defter ve kayıtlarına işlenmiş olduğu tespit edilmiştir. Davalı şirket davacı şirketin taşıma işinde gerekli özen ve dikkati göstermediği, taşımaların geç gerçekleştirildiği ve hasarlı olduğu iddiasında bulunularak meydana gelen zararın mahsubunun gerçekleştirilmesini talep etmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen asıl raporda, davalı şirket tarafından dosyaya ibraz edilen tüm deliller incelenmiştir. Deliller arasında yer alan maillerin tamamının yalnızca bir konşimentoya ait olduğu ve söz konusu konşimentoya ilişkin taşımada adı geçen şirket tarafından kayıp eşya, hasar veya servis maliyeti açıklaması ile düzenlenen 62.000,00 USD bedelli yansıtma faturasının imzasız ve kaşesiz olduğu ifade edilmiştir. Bu şekilde düzenlenmiş olan yansıtma faturasının, alacağın varlığını ispat için yeterli olduğunun kabulü mümkün görülmemektedir. Bu durum bilirkişi raporunda da taşımaların navlun ücretlerinden kısmen de olsa kesinti yapılabileceğinin söylenemeyeceği şeklinde belirtilmiştir. Dava dışı şirket tarafından düzenlendiği belirtilen yansıtma faturasının davalı tarafça ödenmiş olduğuna dair herhangi bir delil de dosya içerisinde mevcut değildir. Davalı tarafça mahsup talebinde bulunulmuştur. Mahsup bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin, bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Meselâ,  bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir (MK. m. 907). Bunun gibi, haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görülüyor ki bu olaylarda karşılıklı alacaklar yoktur; sadece, alacağın net miktarını bulmak için yapılan bir hesap ameliyesi bahis konusu olmaktadır (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993, s. 1013).   Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından re’sen nazara alınır (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2021 tarihli ve 2017/15-496 E., 2021/208 K. sayılı kararı). Mahsup talebinde bulunan davalı tarafça talebine konu olan hususlar geçerli delillerle ispat edilememiştir. Davacı taşıyıcının gerçekleştirmiş olduğu taşımaların geciktiği, hasarlı olduğu veya benzeri hususlara ilişkin herhangi bir tutanak veya bilgi, belge mevcut değildir. Kaldı ki davalı şirket tarafından, davacının takibe konu etmiş olduğu navlun faturalarının tamamı ticari defterlerde yer verilmiştir. Diğer taraftan, davalı hasarlı teslime ilişkin olarak iddiasına dayanak, hasara dair herhangi bir yansıtma faturasını düzenlediğine dair delilde ibraz edememiştir. Davacı şirketin tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre takibe konu edilen hava yolu taşımasından kaynaklı fatura alacağına hak kazanmış olduğu ispatlanmıştır. Diğer taraftan, takip konusu alacak faturaya bağlanmış olması nedeni ile İİK'nın 67. maddesi gereğince alacak likit ve taraflarca bilinir olduğundan, kabul edilen alacak üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik yoktur. Kısmi ret nedeni ile ise aynı yasal düzenleme kapsamında davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemiş olması da isabetlidir. Şöyle ki reddedilen miktar yönünden davalı yararına İİK'nın 67.maddesi gereğince tazminata karar verilebilmesi için alacaklı tarafça başlatılan takibin haksız olmakla birlikte alacaklının kötü niyetlide olması gerekmektedir. Somut davada, davacı alacaklının kötü niyetli olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belge mevcut değildir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 8.354,57 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.24.04.2025<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e0102bed85043c58","SID":"add63838e159a7e5"}}