{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1357 Esas<br>KARAR NO:2025/679 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2012/222 Esas- 2021/741 Karar<br>TARİH:10/11/2021<br>DAVA:Menfi Tespit<br>KARAR TARİHİ:24/04/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin mimarlık, inşaat ve taahhüt işleri ile iştigal etmekte olduğunu, ... Evlerinin müteahhidi olduğunu, yaptığı projelerin kamuoyunun teveccühüne mazhar olması nedeniyle, birçok banka gibi davalı banka da müvekkille çalışmak istemiş ve kredi teklifinde bulunulduğunu, bu meyanda müvekkil şirketin, İstanbul, Eyüp ilçesi, ... köyünde üstlendiği 19 adet daire için kat karşılığı inşaat işinin finansmanı için davalı banka ile 26.04.2007 tarihinde 600.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi (...) imzalayarak bankaca açılan ... nolu ... hesabından kredi ve ... nolu Teminatlı Kredi Mevduat Hesabı (TKMH) kullanmaya başladığını,  müvekkil ile davalı bankanın toplam dört tane ... imzalandığını, davalı bankanın teminat olarak alınması gerektiğini belirterek müvekkil şirket yetkilisi ve eşinin iradesi dışında zorla imzalı bir boş senet aldığını, müvekkili bu sözleşmeler kapsamında çeşitli tarihlerde arttırılan kredi limitleri ve verilen ipotek teminatları çerçevesinde rotatif krediler hesabını kullandığını, zaman zaman anapara geri ödemesi yaptığını, üçer aylık önemlerde tahakkuk ettirilen dönemsel faizleri ödediğini, müvekkilinin en son 29.09.2008 tarihinde 225.000 TL tutarında dönemsel faiz ödemesini davalı bankanın 2008 yılında dünyada baş gösteren finansal krizin iyice belirginleşmesini bahane ederek, 2008 sonbaharında müvekkilimin herhangi bir gecikmiş veya ödenmemiş dönemsel faizi olmamasına rağmen, yaklaşan küresel mali krizi bahane ederek kullandırmış olduğunu, kredinin geleceği açısından ek protokol yapılması gerektiği izlemini vererek, müvekkilimin elinde kalmış olan son gayrimenkul olan, Çorlu'daki sanayi arsasının üzerinde 14.11.2008 tarihinde 2.000.000 TL'lik ipotek tesis edildiğini, ipotek tesisinden kısa bir süre sonra, 31.12.2008 tarihinde, müvekkilin davalı bankaya anapara ve akdi faiz toplami sadece 2.338.695 TL borcu bulunmakta iken, davalı müvekkilinin anapara ve akdi faiz toplamı olarak 2.941.000 TL borçlu olduğunu ileri sürerek Beyoglu ... Noterliğinin 31.12.2008 gün ve ...yevmiye nolu ihtamamesi ile hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, ancak müvekkil şirket yetkilisinin bir ödeme yapmak için bankaya gittiğinde tesadüfen bundan haberdar olunca Beşiktaş ... Noterliğinin 09.01.2009 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile itiraz edildiğini, davalı bankanın aynı anda müvekkillerden ... imzalandığı sırada boş olarak alınan bonoyu geçmiş tarih ve vadeli olarak, banka kayıtlarına göre görünen borcun dahi 759.000,00 TL fazlası kadar doldurulup, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine 2008/2470 D.İs esas numarası ile ihtiyati haciz kararı aldığını, ....sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsusu haciz yoluyla esas takibe geçildiğini, ayrıca aynı alacak için ... sayılı dosyası ile ... ve ...'in şahısları hakkında kefil sıfatıyla genel haciz yoluyla şirket ve ... hakkında ... sayılı dosyaları ile de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla üçüncü bir mükerrer takip başlatıldığını, müvekkili hakkındaki takiplerden hemen sonra 16.02.2009 tarihinde, 360.000 TL, 02.07.2009 tarihinde ise 1.198.695 TL olmak üzere toplam 1.558.695 TL ödeme yapmasına rağmen davalı banka tarafindan bu ödemelerin icra dosyalarına beyan edilemeyerek takip konusu alacağın tamamı üzerinden devam ettirildiğini, davalı bankanın alacaklı olmadığı bir meblağ için kredi sözleşmesine teminat olarak aldığı senetle kambiyo takibi yaparak haksız menfaat sağlandığını, davalı bankanın önce müvekkile ait tüm taşınmazları teminat olması gerekçesi ile ipotek ettirdiğini, sonra da bir yandan teminat olarak alınmış boş senedi suistimal ederek, diğer yandan usulsüz ve haksız bir hesap kat ile müvekkilin tüm malvarlığına el koymayı amaçladığını, müvekkilinin 2.258.455,00-TL kredi alacağı bulunduğu halde önce kredi ödemelerini durdurarak müvekkili nakit darlığına soktuğunu, hakkında icra takiplerinin açılmasına neden olduğunu, daha sonra, 3 Aralık 2008 tarihli dönemsel faiz ödenmesini dahi beklemeden aynı gün noterden gönderdiği ihtarname ile müvekkilinin kredi hesaplarını kat ederek 3.567.236,48 TL' nin sekiz gün içinde ödenmesini talep ettiğini, bununla da yetinmeyen davalı bankanın ayni anda ... imzalandığı sırada müvekkillerden boş olarak alınan bonoyu geçmiş tarih ve vadeli olarak banka kayıtlarına göre görünen borcun dahi 759.000,00 TL fazlası kadar doldurulup, İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesine 2008/2470 D.İş esas numarası ile ihtiyati haciz kararı aldırdığını, ... sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla esas takibe geçerek müvekkilin tüm malvarlığına ihtiyati haciz koydurduğunu, banka böylece müvekkilin taşınmazlardan bir veya ikisini satarak borcu ödeme imkânını ortadan kaldırıp, tüm mallarına el koymayı amaçladığını, nitekim sonraki aşamalarda müvekkilin tüm malları satış aşamasına getirilerek, özellikle müvekkilinin ve eşinin şahsi gayrimenkullerinin icra yolu ile...bank A.Ş. tarafindan yok pahasına satın alındığını, keza anapara borcunun önemli bir kısmı ödendiği halde tamamı üzerinden işlem yapılmasının kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin davalı banka ile imzaladığı toplam 5.200.000-TL'lik ...'ye karşılık, bizzat bankanın  anayasa ilkelerine uymadan kayıtlara göre kredinin 3.209.455TL'sini kullanması ve aynı zamanda bu kredilere karşılık olarak 12 adet gayrimenkul üzerine 10.100.000 TL değerinde davalı banka lehine ipotek kredinin teminatı olarak verilmesi karşısında davalı bankanın müvekkillerin ticari yaşamlarını bitiren işlemleri yapmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, davalı bankanın müvekkiline verdiği kayıtlara göre müvekkilinin davalı bankaya anapara ve akdi faiz toplamı olarak sadece 2.338.695 TL (banka 2.941.000 TL olduğunu iddia etmektedir) borcu bulunduğunu, bu borca karşılık yaklaşık 12.000.000 TL civarındaki malvarlığına el koyulduğunu, bankanın müvekkiline verdiği kayıtlara gore, 31.12.2008 tarihinde, müvekkilinin davalı bankaya anapara ve akdi faiz toplamı sadece 2.338.695 TL borcu bulunduğunu, buna karşılık müvekkilinin 16.02.2009 tarihinde, 360.000 TL, 02.07.2009 tarihinde ise 1.198.695 TL olmak uzere toplam 1.558.695 TL ödeme yaptığını, davalı banka vekilinin kendi el yazısı ile verdiği makbuzda ödemelerin anaparaya mahsuben alındığını beyan ettiğini, bu durumda müvekkilinin kalan borcu 780.000 TL iken ne alınan ödemelerin icra dosyalarına beyan edildiğini, ne de taşkın hacizlerin fek edildiğini, davalı banka kendi kayıtlarına gore belirlediği kredi borcuna hesap kat işleminden sonra akdi faizden ayrı ve buna ek olarak oranında temerrüt faizi işlendiğini, akdi faiz ile birlikte anaparaya kümülatif olarak '0 oranında faiz tahakkuk ettirildiğini, müvekkile karşı kötü niyetli bir operasyon başlatıldığını, ferileri ile birlikte bakiye 750.000 TL kalan borca karşılık müvekkilin 12.000.000,00 TL'yi aşan malvarlığını uhdesine geçtiğini, davalının giriştiği takiplere göre müvekkilinin borçlu olmadığının izah edilmesi gerektiğini, müvekkili ile davalı arasında tek bir borç ilişkisi mevcut olduğunu, bu borcun kredi ilişkisinden kaynaklanan anapara ve akdi faizden ibaret olduğunu, müvekkilinin davalı banka ile başka bir alışverişi olmadığı gibi, müvekkili taraf aleyhine başlatılan her üç takibin aynı borç sebebine dayandığını,  dolayısıyla her üç takibin haklı olup olmadığının ayrı ayrı irdelemek gerektiğini, ... sayılı dosyası ile yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan takip ve takip dayanağı bonoya dayalı takip başlatıldığını, takip dayanağı 04.12.2008 tarihli senedin teamül olarak genel kredi sözleşmesine teminat olduğu söylenerek boş olarak alındığını, banka çalışanları tarafından, muvekkilin bilgisi ve rızası dışında doldurarak icra takibine konulan senedin kredi sözleşmesine teminat olarak aldıkları boş senet olduğu, gerek vekilleri Av. ... -Av. ... tarafindan Şişli CBS'nin 2010/488025 Sor. sayılı dosyasına verilen 26.01.2011 tarihli dilekçede açıkça beyan ve ikrar edildiğini, davalı banka vekilleri senedin kredi sözleşmesine teminat olarak verildiğini açıkça beyan ettiklerini, yine kredinin kullandırıldığı dönemde merkez şube müdürü olarak görev yapan ... da Şişli CBS'nin 2010/48802 Sor.sayılı  dosyasına verdiği 09/03/2011 tarihli ifade de aynı şekilde \"benim görev yaptığım dönemde söz konusu ticari kredi sözleşmeleri kapsamında bankadan aldığı krediye teminat olması için sozleşme ve ipoteklerin dışında çoğu bankanın yaptığı gibi müştekiden senet de alınmıştır\" şeklinde beyan ettiğini, keza, senedin, banka kayıtlarında mevcut olmadığı gibi BDDK incelemesi ile tespit edildiğini, davalı bankanın ilgili şube müdürü aleyhine İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/30 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını, yine senetteki yazıların ...'leri yazan kişiye ait olduğu Emniyet Kriminal raporu ile tespit edildiğini, takip dayanağı senedin genel kredi sözleşmesine teminat olarak alındığını, boş iken sonradan gerçek borç miktarının üzerinde doldurulduğu, bu nedenle kayıtsız şartsız borç ikrarı içermediğini ortaya koyduğunu, Yargıtay 12. HD. müstakar kararlarında, senette \"bedeli nakden alınmıştır\" yazmasına rağmen- bononun teminat senedi olduğunun diğer birtakım vakıa ve belgelerden anlaşılması halinde, teminat için alındığı bu şekilde anlaşılan senedin ilk hamili olan lehtarın elinde kaldığı sürece kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamayacağını, yapılan takibin İİK.nun 170/a maddesi gereğince iptali gerektiğini, çünkü teminat koşullarının yerine getirilip getirilmediğinin tespitinin yargılamayı gerektirdiğini, borçlunun itirazlarını inceleyecek olan tetkik merciinin ise, sınırlı inceleme yetkisi dolayısıyla bu konuda karar veremeyeceği görüşünü kabul ettiğini, \"takip kredi mukavelesine bağlı teminat senetlerinin tahsili gerekip gerekmediğinin, gerekiyorsa ne miktarda gerektiği halinin muhakemeyi gerektirdiği düşünülmeden mukaveleye bağlı olup TTK nun 688. maddesi gereğince kayıtsız şartsız borç ikrarını havi olmaması nedeniyle 170/a maddesi de gözetilmeden itirazın reddolunmasının isabetsiz olduğunu, banka kayıtları esas alınsa dahi banka kayıtlarında mevcut olmayan bedelsiz bir senede dayanarak yapılan takibin iptali gerektiğini, gerek BDDK, rapor ve gerekse İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/3E.sayılı dosyası münderecatına göre takip dayanağı senedin banka kayıtlarında mevcut olmadığının sabit olduğunu, davalı tarafın bir banka olduğunu, müvekkil ile davalı arasındaki tek ilişki kredi ilişkisi olduğunu, eğer müvekkili bu senedi bir ödeme karşılığı vermiş olsaydı senet mutlaka banka kayıtlarında mevcut olduğunu, ayrıca senet, kredi sözleşmesi sırasında teamül denilerek ve boş olarak alındığı için bedelsiz olduğunu, bu nedenle banka kayıtların işlenmediğini, müvekkilinin kullandığı krediye oluşan borç yapılan anapara seri ödemelerine rağmen fazla talep edilen alacağın ortaya konulması ve müvekkilinin fazla miktar kadar borçlu olmadıklarının tespitini, müvekkilin davalı banka ile imzaladığı veya davalı bankanın usulsüz olarak arttırdığı toplam 5.200.000 TL'lik ...'ye karşılık, bizzat bankanın kayıtlarına göre bu kredinin 3.209.455TL'sini kullandığının sabit olduğunu, yine bizzat davalı bankanın kayıtlarına göre, müvekkil bu kredi ilişkisi boyunca davalı bankaya sadece kredi anapara geri ödemesi olarak 07.12.2007 tarihinde 308.455,00-TL, 28.05.2008 tarihinde 575.000,00-TL ve 21.06.2008 tarihinde 446.000,00-TL ödeme yaptığını, aynı şekilde davalı banka kayıtları ile sabit olduğu üzere müvekkili davalı bankaya -hiçbir bildirim ve talep ya da ihtar olmadan 29.09.2008 tarihine kadar 696.485.76-TL faiz ödemesi yaptığını, bankanın dava açma aşamasında müvekkiline verdiği onaylı cari hesap dökümüne göre ise kat tarihine göre müvekkilinin borcunun akdi faiz ve anapara toplamı olarak 2.338.695TL olduğunu, banka her ne kadar hesap kat ihtarnamesinde kredi anapara ve faiz borcu toplamının 2.941.000 TL olduğunu ileri sürmüş ise de, bu meblağa kredi kullanımının dondurulduğu Ekim-Kasım Aralık 2008 aylarının faizinin eklendiğinin anlaşıldığını, oysa bu dönemde bankaca müvekkiline yapılan herhangi bir ödeme bildirimi bulunmadığı gibi, bankanın kendi haksız eylemi ile faiz tahakkukunun haksız olduğunu, öte yandan takibe konulan senet miktarının tutturulabilmesi için, hesap kat ihtarnamesinde fazladan yazılan alacak kalemleri mevcut olduğunu, müvekkilinin davalı bankada kredili mevduat hesabı bulunmadığı gibi müvekkili tarafça kredili mevduat hesabı olarak imzalanmış herhangi bir sözleşme söz konusu olmadığını, müvekkilinin davalı bankaya birçok kereler yüklü mevduatlar yatırdığını, ancak ... hesapları dışında davali bankadan hiçbir kredi almadığını, dolayısıyla 322,809,05 TL'lik anapara ile 14.009,93TL faiz ile vergi alacağının hayali olduğunu, aynı şekilde müvekkilin çek hesabı için kredi kullanması söz konusu olmadığını, doğal olarak böyle bir krediye ihtiyaç da olmadığını, bankanın müvekkiline kendi isteği dışında verdiği 10.000. TL'lik kredi kartı hiç kullanmadığını, borç tahakkukunun haksız olduğunu, ayrıca bankanın hesap katı yaptığı 31.12.2008 tarihinde henüz tahakkuk etmemiş olan 356.723,65-TL dönem faizinin  haksız olduğunu, keza bankanın kredi ilişkisi boyunca müvekkiline bildirmeden tek taraflı olarak tahakkuk ettirdiği veya arttırdığı faizlerin tamamının geçersiz olduğunu, buna göre son dönem faizi ile birlikte toplam 838.222,5-TL faiz haksız olarak tahakkuk ettirilerek borca ve senet içeriğine eklendiğini, yine müvekkilinin, ... sayılı dosyası ile başlatılan takipten sonra 16.02.2009 tarihinde, 360.000.- TL., 02.07.2009 tarihinde ise 1.198.695.-TL ve toplam olarak da 1.558.695.TL ödeme yaptığını,  davalı banka vekilinin kendi el yazısı ile verdiği makbuzda ödemelerin anaparaya mahsuben alındığını, müvekkilinin davalı bankaya kalan borcu 2.338.695-1.558.695 -780.000TL iken davalının ... sayılı dosyası ile talep ettigi miktar 3.560,000TL olduğunu, takip dayanağı senedin ise 3.700.000TL olarak doldurulduğunu, yine davalının hesap kat ihtarındaki meblağ 3.567.236.48TL olup, takip sonrasında yapılan ödeme ve gerçek dışı oluşturulan kredili mevduat ve çek hesabı ile kredi kartı kalemleri düşüldüğünde davalı bankanın 1.949.013,98TL. fazla ödeme talep ettiğinin görüldüğünü, müvekkilinnin borçlu olmadığı miktarın takipten tenkisi, yine her türlü hesaba göre fazla doldurulduğu sabit olan takip dayanağı senedin iptali gerektiğini, gelinen aşamada davalı bankanın hukuk kurallarını hiçe sayarak müvekkili aleyhine devam ettirdiği takibin davalı bankanın kendi hesabına göre 2.787.236,48TL'yi müvekkiline verdiği cari hesaba göre ise 1.949.013,98TL fazla olması nedeniyle müvekkilinin borçlu olmadığı miktar kadar tenkis edilmesini, keza hiçbir hesaba uymayan ve teminatı olduğu ...'ye aykırı şekilde doldurulan takip dayanağı bononun iptali, dolayısıyla takibin iptalini de talep ettiklerini, takip dayanağı senedin banka kredi sözleşmesi nedeniyle alındığını, senet lehdarının aynı zamanda hamil olduğunu, kredi borcunun yargılamayı gerektirdiğini ve bu nedenle mücerret borç ikrarını içermediğini, kayıtsız şartsız borç ikrarı içermeyen belgenin bono vasfi taşımadığı sabit olmakla da iptali gerektiğini, ayrıca, yürütülen takip nedeniyle müvekkilinin taşınmazlarının tamamının satılarak hakkın elde edilmesi imkansız hale geleceğinden davanın sonuçsuz kalmaması için, müvekkilinin satış bedelinin tamamına yakınını ödemiş olması ve davalı banka alacağının ipotekle teminat altına alınmış olması karşısında teminatsız olarak icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu, talebin kabulü ile öncelikle ... sayılı dosyası ile yürütülen takibin teminatsız olarak durdurulmasını, müvekkilinin davalıya 1.949.013,98TL anapara ve 838.222,5-TL faiz toplamı 2.787.236,48 TL olmak üzere  borçlu olmadığının tespitini,... sayılı dosyası ile yürütülen takibe dayanak 04.12.2008 düzenleme tarihli 25.08.2012 vadeli 3.700.000 TL bedelli emre muharrer senedin kambiyo senedi niteliğinde olmadığını, bu nedenle müvekkilinin bu takipten dolayı borçlu olmadığının tespitini, takibin ve senedin iptalini, senedin kambiyo senedi niteliği taşıdığı kabul edilse bile yine aynı kambiyo senedinin vade tarihi itibariyle 1949,013,98TL anapara ve 838.222,5-TL faiz toplam: 2,787.236,48-TL bedelsiz (karşılıksız) olduğunun tespitini, senedin ve takibin bu miktarda iptalini, kötü niyetli davalının alacağının %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu olan ... sayılı dosyasına davacı borçlularca kanuni süresi olan beş gün içerisinde kambiyo vasfina itiraz edilmemiş olup dosyanın kesinleştiğini, takibin açılmasından ve kesinleşmesinden üç yıl sonra bu mahiyette bir davanın açılmasının davacı borçluların ne kadar kötü niyetli olduğunu açıkça gösterdiğini, ancak davacıların sonrasında süresinde olmamak üzere takibin kambiyo vasfına itiraz ederek bir takım davalar açmış ise de mahkemelerce reddine karar verildiğini, İstanbul 11.İcra Hukuk Mahkemesi 2010/2786 Esas 2010/2577 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararı, 2010/2864 Esas 2010/2578 Karar sayılı ve 15.12.2010 tarihli kararı, 2010/2957 Esas 2010/2776 Karar sayılı ve 27.12.2010 tarihli kararı, İstanbul 8.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/17 Esas 2011/4 Karar sayılı ve 07.01.2011 tarihli kararı, 2011/860 Esas 2011/906 Karar sayılı ve 12.07.2011 tarihli kararında görüleceği üzere davacı borçluların taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı borçlu şirketin hakim ortağı olan ...'in 2007 yılında müvekkili şirket Merkez Şube ile temasa geçerek, sahibi olduğu ... Ltd. Şti.'nin uzun yıllardan beri çeşitli müteahhitlere danışmanlık hizmetleri verdiğini, başta \"...\" olmak üzere özellikle  Kemerburgaz bölgesinde iş yaptığını,... Kooperatifi ile anlaştığını, kendisinin müteahhitlik yapacağını ve sözkonusu işin kat karşılığı yapılacağı için finansman desteğine ihtiyaç duyduğunu, 22.08.2008 tarihinde yapılan kredi tahsisinde banka nezdinde firma lehine, 3.000.000 TL borçlu cari hesap ve 300.000 TL kredili mevduat hesabi, 10.000 TL kredi kartı ve 43.500 TL çek kredisi limiti tesis edildiğini, kredilere ilişkin 26.04.2007 tarihli 600.000 TL, 19.07.2007 tarihli 500.000 TL, 21.09.2007 tarihli 2.100.000 TL ve 28.04.2008 tarihli 2.000.000 TL limitli, ... ve ... kefalet imzalı genel kredi sözleşmeleri alındığını, ekspertiz değerleri toplamı 6.696.086 TL olan 12 adet gayrimenkul üzerinde 10.100.000 TL tutarında ipotek tesis edildiğini, firmanın nakit sıkışıklığına düştüğünü, çeklerini ödeyemediğinin anlaşıldığını, aynı tarihlerde firmanın piyasaya olan borçlarından dolayı çeklerinin arkasının yazılmaya başlandığını, karşılıksız çeklerinin çıktığı istihbarat kayıtlarından görüldüğünü, kasım ayı içerisinde çok sayıda alacaklısı tarafından hakkında icra takipleri başlatıldığı bilgisinin edinildiğini, aynı tarihlerde davacı şirketin piyasaya olan borçlarından dolayı çeklerinin arkası yazılmaya başlanmış ve .... Şti., ... A.Ş., ... A.Ş., ..., ... A.Ş. gibi çok sayıda alacaklısının icra takibine geçtiğini, nitekim 17.11.2008 tarihinde... sayılı dosyasından, 26.11.2008 tarihinde ... sayılı dosyasından, 04.12.2008 tarihinde ... sayılı dosyasından, 31.12.2008 tarihinde ... sayılı dosyasından yüksek tutarlarda icra takipleri açıldığını, bu takiplerde gayrimenkulleri üzerine hacizler konulduğunu, bu esnada firmanın kredilendirilen inşaat işlerini yaptığı ...düştüğünün öğrenildiğini, nitekim bu durumun daha sonra kooperatiften edinilen yazı ile teyid edildiğini, bu gelişmeler ışığında firmanın nakit akışlarının ve mali durumunun bozulduğunu, davacı borçlu hakkında yukarıda belirtildiği gibi hakkında onlarca takip yapıldığını, çeklerinin arkasının yazıldığını, senetlerinin protesto olduğunu, ayrıca 31.10.2008 ve 30.11.2008 dönem faizlerini ödeyemediğini, 30.11.2008 tarihinden itibaren limit aşımına girdiğini, durum böyle iken davacı borçlunun ortada bir şey yok iken kredi hesaplarının kat edildiğinin iddia edilmesinin anlaşılır bir durum olmadığını, davacının dava dilekçesi içerisinde birçok gerçek dışı beyanda bulunduğunu, davacı vadesinde ödenmemiş hiçbir borcunun olmadığını iddia ettiğini, oysaki firmanın müvekkil banka nezdinde kredili mevduat hesabının 31.10.2008 ve 30.11.2008 dönem faizlerini istemediğini, hesabı 30.11.2008'de limit aşımına girdiğini, söz konusu durum müvekkili bankanın kayıtlarında açıkça görüldüğünü, 2.941.545.TL borçlu cari kredi hesaplarından kullanılan anapara kredi borcu bulunduğunu, 322.809,55.TL kredili mevduat hesabından kaynaklanan anapara kredi borcu bulunduğunu, bu durumda iki ayrı krediden kaynaklanan anapara borcu toplam 3.264.354,55 TL olduğunu, davalıların bu konuda büyük bir yanılgı içerisinde bulunduklarını işleyen faiz ve BSMV toplamının ise 302.881,93 TL olduğunu, toplam alacağın ise 3.567 236,48 TL olduğunu, davacı borçluların iddiaları hiçbir belge ve kayda dayanmamakta olup kullanılan kredi tutarı müvekkili banka kayıtlarında açıkça görüldüğünü, davacı borçluların Beyoğlu ...Noterliği'nin 31.12.2008 tarihli kat ihtarnamesinin 06.01.2009 tarihinde tebliğ olduğunu, ihtarnameye karşı Beşiktaş ... Noterliği'nin 09.01.2009 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi içerisinde cevap verdiklerinin görüldüğünü, davacı borçluların sanki aradan aylar geçmiş gibi ifadeler kullanmakta olduğunu, oysaki kanuni süresi içerisinde kat ihtarnamesine itiraz ettiklerini, bu durumda hesap kat ihtarnamesinden tesadüfen haberdar oldukları hususunun gerçek dışı bir beyandan öteye gidemediğini, davacı borçlunun takibe konu bononun boş olarak alındığı iddiasında bulunmadığını, ancak davacının bu iddiaları Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/48802 Sr.  sayılı dosyasında kapsamlı bir şekilde incelendiğini, 2011/11829 Karar no ile verilen 17.06.2011 tarihli kararda \"şüpheli banka yetkililerinin şikayete konu olan senedi müştekiler ile aralarındaki hukuki ilişki ve anlaşmaya aykırı surette ve alacak miktarından fazla olarak doldurduklarına ve icra takibine konu ettiklerine, senette sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerine dair haklarında kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte delil bulunmadığı...\" gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, söz konusu karara davacı itiraz etmiş ise de Beyoğlu 4.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2011/996 D.İş sayılı dosyası ile itirazın reddine karar verildiğini, sözkonusu kararın kesinleştiğini, ilgili ilamların dilekçe ekinde sunulduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/74404 soruşturma nolu dosyasından aynı mahiyette iddialarda bulunmuş ise de Savcılık makamınca 22.03.2012 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile \"Kapatılan Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/48802 soruşturma ve 2011/11829 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı Kararı'na konu soruşturma evrakının niteliğini ve esasını etkileyecek yeterlilikte yeni delil ibraz edilmediği nedeniyle vaki istem ile ilgili olarak kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, ilgili karara davacı itiraz etmiş ise de Bakırköy 7.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/402 D.İş sayılı ve 29.08.2012 tarihli kararı ile itirazın reddine karar verildiğini, bu kararın kesinleştiğini, davacı borçlunun bonoya ilişkin gerçek dışı mahiyette olan tüm bu iddiaların reddedilerek kesinleştiğini, mükerrer takiplerin açıldığını, oysaki İİK m.45/son hükmü açık olup \"ipotekle temin edilmiş faiz ve senelik taksit alacaklarında, alacaklının intihabına ve borçlunun sıfatına göre rehnin paraya çevrilmesi veya haciz yahut iflas yollarına müracaat olunabilir.\" hükmü bulunduğunu, bu durumda gerek kambiyo, gerek ipoteğin nakde çevrilmesi ve gerekse genel kredi sözleşmeleri üzerinden takibe geçilmesinin ise İİK m.45/son fikrası gereğince hukuken mümkün olduğunu, genel kredi sözleşmeleri üzerinden takibe geçilir iken kredili firma olan ... Konut'un borcu ipotek ile teminat altında bulunduğundan kendisi hakkında genel haciz yolu ile takip açılmadığını, İİK m.45/1 maddesinin gereğinin yerine getirildiğini, tüm bu takiplerin Yargıtay içtihatları gereği \"tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla\" açılmış olduğunu, mükerrer takipten bahsedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, 16.02.2009 tarihinde yapılan 360.000 TL ve 02.07.2009 tarihinde yapılan 1.198.695.TL ödeme tutarlarının anaparadan mahsup edilmediğini iddia ettiklerini, ancak ekte sunulu bulunan 17.02.2009 tarihli ... imzalı yazıdan görüleceği üzere tutar 360.000.-TL değil, 355.000.-TL, ödeme tarihinin 16.02.2009 değil 17.02.2009 tarihi olduğunu, görüleceği üzere 355.000 TL tutarın 100.000.TL sinin...Bank A.Ş. 'ne ve 255.000 TL'sinin ... A.Ş.'ne ödenmesi talep edilmekle, banka tarafından yapılan tahsilat tutarı 17.02.2009 tarihinde sadece 100.000.TL olup toplamda da 1.298.695.TL tahsilat yapıldığını, söz konusu tutarın müvekkilinin banka tarafindan anapara ve dava ve takip masrafları borcundan mahsup edilmiş olup müvekkil banka kayıtlarında açıkça görüldüğünü, bu durumun İstanbul 7.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/1545 Esas sayılı dosyasından yapılan 28.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda da açıkça görüldüğünü, davacı borçluların beyanlarının gerçek dışı olduğunu, davacı borçlular davaya konu bononun boş olarak verildiği ve teminat senedi olduğunu iddia ettiklerini, ancak davacı borçluların bu iddiaları soyut bir iddiadan öteye gitmediğini, zira senedin teminat senedi olduğuna ilişkin iddiaların yazılı belge ve kayıtlar ile ispat edilmesinin zorunlu olduğunu, senedin tanzim edildiği tarih dikkate alınarak yürürlükte bulunan kanunlar çerçevesinde; TTK m.592 gereği tedavüle çıkarılır iken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçenin anlaşmalara aykını bir şekilde doldurulursa bu anlaşmalara riayet edilmemiş olması keyfiyetinin hamile karşı ileri sürülemeyeceğini, HUMK m. 288 gereği \"bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve iflası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri karşısında senetle ispat olunması gerektiğini, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme 5.000,00 TL veya borçtan kurtarma gibi herhangi bir sebeple 5.000,00 TL den aşağı düşse bile senetsiz ispat edilemeyeceğini\", davacı borçlu yanın takibe konu bononun teminat senedi olduğu veya boş olarak teslim edilmesi ile sözleşmeye aykırı doldurulduğuna ilişkin tüm iddialarını yazılı belge ve kayıtlar ile ispat etmek zorunda olduğunu, ancak davacı borçlu bugüne kadar herhangi bir yazılı belge ve kayıt sunamamış olup takibe konu bononun bir teminat senedi olduğu hususunun ispatlanamadığını, kaldı ki sözkonusu senedin gerçekte bir teminat senedi olmadığını, davacı kredili firma ve kefillerinin hesap kat tarihi itibari ile borçlarının toplam tutarının 3.567.236.48.TL olduğunu, yukarıda belirtildiği üzere gerek İstanbul 7.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/1545 Esas sayılı dosyasından yapılan 28.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda ve gerekse Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/48802 Soruşturma numarasından yapılan 16.05.2011 tarihli bilirkişi raporlarında anapara ve faiz tutarları net bir şekilde de tespit edildiğini, davacının kullandığı kredilerin belli olduğu ve bu tespitlere rağmen halen bu kredilerin kullanılmadığı hususunun iddia edilmesi anlamsız olarak gözüktüğünü, ... sayılı dosyası ile genel kredi sözleşmeleri üzerinden açılan takip 12.08.2010 tarihinde açılmış olup anapara olarak 2.293.088,88.TL. talep edildiğini, ... sayılı dosyası ile ipotegin nakde çevrilmesi yolu ile takip açılmış ancak ipotek tutarı toplam 4.500.000.TL olduğundan ve faizli bakiye bu tutarın üzerinde bulunduğundan anapara tutarı belirtmediğini, görüleceği üzere kat ihtarnamesi üzerindeki tutar 3.567.236.48.TL iken sonrasında açılan icra takibinde anapara tutarının 2.293,088.88.TL olarak gösterildiğini, bu durumda toplam 1.274.147.60 TL.. nin anapara ve dava takip masraflarından mahsup edildiğini, toplamda tahsilat tutarı olan 1.298.695.TL nin 1.274.147,60.TL. si anaparaya ve artan 24.547,40.TL'nin icra takip masraflarına alındığını, bu durumda yapılan tahsilatların icra dosyasında mahsubu yapılarak takibe geçildiğinin açıkça gözüktüğünü, davacının bu meyandaki itirazlarının hiçbir hukuki mesnedi bulunmadığını, davacı borçlu faize itiraz ettiğini, ancak genel kredi sözleşmesinin 5. maddesi son derece açık olup temerrüt tarihinde bankaca tespit edilmiş en yüksük ticari kredi faiz oranının yıllık olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizi ödeneceğinin taraflarca kabul edildiğini, ancak uygulamaya bakıldığında müvekkili bankanın bu oranı kullanmadığı ve takibe geçilirken üzerinden temerrüt faizi hesapladığını, bu oran üzerinden temerrüt faizi talep edildiğini, banka kayıtlarından ve icra takip dosyasından açıkça görüldüğünü, durum bu kadar net iken bu orana itiraz edilmesinin haksız ve dayanaksız bir itiraz olarak gözüktüğünü, sözkonusu bononun bir teminat senedi olduğunu iddia edildiğini, ancak davacıların soyut iddiaları ile kalmakta olup dosyaya senedin teminat senedi olduğuna ilişkin yazılı bir belge ve kayıt sunamadıklarını, senedin bankaya neden verildiğine ilişkin bir senet bordrosu sunulmadığını, ayrıca senet üzerinde veya arkasında senedin teminat senedi olduğuna ilişkin bir ibare de bulunmadığını, senet borçlularının senede karşı bu iddialarını yazılı delille kanıtlaması HUMK'un 280 ve 290. maddeleri hükmü gereği olduğunu, emre muharrer senedin mücerret borç ikrarına havi bir belge niteliğinde olduğunu, bononun bu niteliğinden dolayı teminat maksadı ile verildiğini, ancak ve ancak HUMK un 290.maddesi gereğince yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, bu hususun Yargıtay içtihatlarıncada kabul edilmekte olup davacı yanın iddialan hukuki mesnetten uzak gözüktüğünü,  ...'nın Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde verdiği 09.03.2011 tarihli ifadesine bakıldığında \"Benim görev yaptığım dönemde sözkonusu ticari kredi sözleşmeleri kapsamında bankadan aldığı krediye teminat olması için ipoteklerin dışında çoğu bankanın yaptığı gibi müştekiden senette alınmıştır.\" şeklinde olduğunu, ...'nın ifadesi genel mahiyette olup takibe konu bononun teminat senedi olduğuna ilişkin olmadığını, kaldı ki sözkonusu bono ....'nın görev yaptığı dönemde değil şube müdürü olan ....'nun görev yaptığı dönemde tanzim edilmiş ve müvekkili bankaya ibraz edilmiş bir senet niteliğinde olduğunu, o nedenle sözkonusu ifadenin davaya konu senet ile hiçbir ilgisi olmadığını, ...'nin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde verdiği 06.09.2012 tarihli ifadesinde ise \"Bankacılık uygulamasında genel kredi sözleşmelerinde müşteriden boş senet alınmadığını, böyle bir uygulama olmadığını, müşteriden herhangi bir boş senet veya genel kredi evrakı alınmadığını ifade ettiğini, ...'nın ifadesinin dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, senedin tanzim tarihi 04.12.2008 tarihi olup o tarih itibarı ile ....'nın müvekkili Bankanın Merkez Şubesinde görevli dahi olmadığını, meyandaki iddialarında hiçbir hukuki mesnedi bulunmadığını, davacı borçlu BDDK tarafından yapılan inceleme neticesinde takibe konu bononun banka kayıtlarında mevcut bulunmadığı gerekçesi ile  Banka şube müdürü hakkında İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/30 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 1995/4740 Esas 1996/1622 Karar sayılı ve 28.02.1996 tarihli ilamından görüleceği üzere \"Bono mücerret borç ikrarına havi bir belge olup, lehdarının ticari defterlerinde kaydının bulunmaması, o bono ile alacaklı olunmadığını göstermeyeceği gibi bonodan dolayı bir alacağın varlığını ispat külfetini lehdara yükleme sonucunu doğurmadığını, bu itibarla söz konusu bononun teminat maksadı ile verildiğini HUMK'nun 290.maddesi hükmü gereğince yazılı delil ile kanıtlaması gerekeceğini, bononun müvekkili banka kayıtlarında kayda alınmamış olmasının bononun kambiyo vasfını etkilemediğini, kaldı ki BDDK raporunda da bu hususun sehven yapıldığı ve bankanın senedi kayda almayarak bir menfaat elde edemeyeceğinin belirtilmekte olup bononun kayda alınmaması bir suç değil bir kabahat niteliğinde olduğunu, yani idari bir para cezasını gerektirecek niteliğinde olduğunu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/74404 Soruşturma nolu dosyasından verilen 22.03.2012 tarihli Ek Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararda \"Müştekinin aynı konulardaki ancak yeni delil ikamesine dayalı şikayeti nedeniyle tekrar yapılan incelemede, kriminal raporda da açıklandıği üzere yazı yaşının tayininin mümkün olmadığı gibi, bilirkişi raporundaki tespitlere göre de suça konu senedin müşteki ile Banka arasındaki hukuki ilişki ve anlaşmaya aykırı şekilde ve alacak miktarından fazla olarak doldurulduğu hususunda kamu davası açılmasına yeterli ve elverişli deliller bulunmadığı, buna göre de banka çalışanı olan ...'ün bu aşamada beyanının alınması ve yeniden imza incelemesi yaptırılmasının esasa etkisi bulunmadığı, zira burada önemli olan hususun söz konusu senedin metin kısmının taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulmuş olup olmadığının belirlenmesi olduğunu, senedin boş olarak teslim edildiği hususunu kabul etmemek kayıt ve şartı ile davacı borçlu yanın müvekkili Banka Merkez Şube personelinin neredeyse tamamı için bu iddiada bulunmuş olup bu isimden sonra kim hakkında iddiada bulunacağının merakla beklendiğini, oysaki savcılık makamınca durum net bir şekilde tespit edilmiş olup senedin kim tarafından doldurulduğunun hiçbir şekilde önem arz ettiğini, senedin başkaları tarafından doldurulduğunun iddia edilmesi halinde ise senet tutarının taraflar arasında varolan anlaşmaya aykırı doldurulup doldurulmadığının önem kazandığını, yapılan bilirkişi incelemelerinde  iddiaların haksız olduğunun açıkça kabul edilmiş durumda olduğunu,  davacıların İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/30E.sayılı dosyasına atıfta bulunarak senedin kayda alınmamış olmasının nedeni ile teminat senedi olduğunu kabul ettirmeye uğraştığını, ancak yukarıda belirtildiği gibi Yargıtay içtihatları doğrultusunda kayda alınmamış olmasının kambiyo vasfını etkilemediğini, yıl sonu yoğunluğu ve vadesinin yakın olması nedenleri ile sehven kayda alınmadığını, senedin kayda alınmış olması ile kayda alınmamış olması arasında davacı borçlular açısından hiçbir fark bulunmadığını, senedin kayda alınmış olmasının borçlunun durumunu değiştirmeyeceği gibi senedin kayda alınmamış olması yine borçluların durumunu ağırlaştırmayacağını, ve aynı zamanda müvekkili Bankaya bir menfaat de sağlamadığını, bu hususun ileri sürülmesinin usul hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, borçlunun hesap kat ihtarnamesinde görüleceği üzere -2.941.545.TL borçlu kredi cari hesaplarından kullanılan anapara kredi borcu bulunduğu, -322.809,55.TL kredi mevduat hesabından kaynaklanan anapara kredi borcu bulunduğunu, bu durumda iki ayri krediden kaynaklanan anapara borcu toplam 3.264.354,55 TL olduğunu, davalıların bu konuda büyük bir yanılgı içerisinde bulunduklarını, işleyen faiz ve BSMV toplamının ise 302.881,93 TL olduğunu, toplam alacak ise 3.567.236,48 TL olduğunu, yapılan tahsilat toplamının ise 1.298.695 TL olduğunu, bu tutarın öncelikle masraf ve anaparaya mahsup edildiğini, durumun banka kayıtlarında mevcut olduğunu, davacı borçlu büyük bir yanılgı içerisinde olup hesap kat tarihinden önceki ödemeleri de hesaba kattığını, oysaki hesap kat ihtarnamesinde sözkonusu mahsuplar yapılmış olup belirtilen ödemelerin dava ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacının kredili mevduat hesabının (KMH) bulunmadığını, bu hususa ilişkin herhangi bir kullanım yapmadığını ifade ettiğini, ancak bu iddiası gerçek dışı olup gerek İstanbul 7.İcra Hukuk Mahkemesinde ve gerekse Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yapılan bilirkişi incelemelerinde KMH hesaplarından yapılan kredi kullanımları tespit edildiğini, bu hususa ilişkin kayıtların banka nezdinde mevcut olduğunu, bilindiği üzere KMH hesabı mevduat hesabınızda para bulunmadığı zaman kullanılan bir kredi niteliğinde olduğunu, yani hesapta para bulunmasa dahi çekler KMH hesabına borç kaydedilmek kullantan suretiyle ödenebildiğini, bu durumda kullanılan para kadar Bankaya borçlanıldığını, davacı borçlu firma özellikle internet üzerinden bu şekilde kullanım yaparak çeklerini ödediğini,  EFT'ler yapıldığını, bu kullanımları yapan şahsın kredi kullanmadığını iddia etmesi son derece kötü niyetli olduğununu, davacı borçluların bu meyandaki itirazlarının haksız olup hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, keşif ve bilirkişi incelemelerinde durum açıkça ortaya çıkacağını, öncelikle davacı borçluların davaya konu senedin ...ye aykını doldurulduğu, mücerret borç ikrarı içermediği iddiaları haksız olup hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2010/48802 Soruşturma ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nin 2011/74404 Soruşturma sayılı dosyalarından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlardan görüleceği üzere konu keşif ve bilirkişi incelemeleri yapılarak incelenmiş olup verilen kararların kesinleştiğini, bu durumda senedin sonradan doldurulduğunu, ...'ye aykırı doldurulduğu iddia edilemeyeceğini, durum böyle iken senedin ve takibin iptalinin talep edilmesi haksız olup hukuki dayanaktan yoksun gözüktüğünü, davacı borçluların ihtiyati tedbir talebi haksız olup ancak ve ancak icra takip dosyasının kapak hesabı üzerinden teminat karşılığı tedbiren durdurulmasının mümkün olduğunu,  teminatsız  durdurulma talebinin hiçbir hukuki gerekçeye dayanmadığını, müvekkili banka ile davacı şirket arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi'nin 48. maddesinde taraflar arasında çıkacak her türlü uyuşmazlıklarda müvekkil bankanın defter ve kayıtlarının geçerli olacağı, uyuşmazlıkların bunlara dayalı olarak çözümleneceği ve bunların kesin delil teşkil edeceği kabul edildiğini, tarafların hür iradeleri ile kabul etmiş oldukları bu çerçevesinde başkaca bir delil ileri sürme hakkı bulunmadığını, o nedenle davacının delil listesinde yer alan başkaca delillerin kullanılmasına muvafakat etmediklerini, davanın reddini ve %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini, dava harcının tamamlattırılmasını, haksız  ihtiyati tedbir taleplerinin reddini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun açılan davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 10/11/2021 tarih ve 2012/222 Esas- 2021/741 Karar sayılı kararında;\"Davacıların dava dilekçesindeki dayanmış olduğu hangi vakıaların hangi deliller ile ispatlayacağı noktasında açık bir somutlaştırma olmadığı, davacıların açmış olduğu dava ile talep ettiği hukuki korumanın ne olduğu sonuç itibariyle açıklanmış olduğu halde davacıların maddi ve hukuki açıdan taleplerine dayanak olan hususlar ile ilgili belirsizlik görüldüğünden bu noktada açıklama yapılması için davacılara 20/06/2019 tarihinden itibaren ve tekrarlanan şekilde açıklama yapmaları amacı ile yeniden süre ve imkan tanınmıştır.Bu çerçevede 08/04/2021 tarihli duruşmada açıklayıcı beyan dilekçesi sunulmamış olsa dahi davacılar vekili \"dava ve  takibe konu senedin kambiyo senedi olmadığına ilişkin bir dava açtıklarını, davayı açan vekilin dava dilekçesinin net olmasa bile ıslah dilekçesi ile taleplerini açık açık belirttiğini, bu davanın konusunun icra takibine konu emre muarrer senet olmadığına ilişkin bulunduğunu, bu senedin kötü niyetle takibe konulduğunu, kötü niyet meselesi mahkemeler tarafından resen dikkate alınmak  ve araştırılmak zorunda olduğunu, kötü niyet ile ilgili 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığını, menfaat yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verildiğini,  02/12/2020 tarihli dilekçede kötü niyetin tespitine ilişkin dava dilekçesini sunulduğunu, dava dilekçesinde belirtilen hususların mahkemece araştırılmasını, kambiyo senedi üzerinde tahrifat olduğunu, almış oldukları özel rapor ile saptandığını, bu kambiyo senedi üzerindeki tahrifata ilişkin grafolojik inceleme yapılması talepleri bulunduğunu\" açıklayarak belirsizliği gidermiştir.Davacılar vekilinin duruşma sırasındaki beyanıyla ilgili olarak bu yönde yazılı beyanda bulunması için davacılar vekiline süre verilmiş, davacılar vekili 22/04/2021 tarihli ve belirsizliği giderilmesine ilişkin dilekçesinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan takip ile sınırlı olmak üzere İİK m.72 hükmüne dayalı menfi tespit davası açtıklarını tekrarlamış, yine aynı dilekçede dayanak kambiyo senedinin bedelsiz olup kredi alacağı için kambiyo ilişkisi kurmaya müsait olmadığını ve bononun bedelsiz olduğunu, kambiyo senedi olsa dahi üzerinde tahrifat olduğunu, ayrıca kambiyo senedi olarak kabul edilse dahi senet üzerindeki borç miktarı ve sorumlu olunacak miktarın tespit olunmasını talep etmiştir.Takibe konu miktarlar ve dava değeri dikkate alınarak yargılama sırasında harç eksikliği tamamlanmak suretiyle yargılamaya devam olunmuş, bu suretle Harçlar Kanununun m.27., m.29, ve m.32 hükümleri çerçevesinde harç eksikliği giderilmiştir.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı  m.141 hükmü ile düzenlenmiştir. Dilekçelerin verilme aşamasındaki düzenlemeye göre;\"(1)Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.(2)İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.\"düzenlemesine yer verilerek, yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır.Açıklanan hükme göre dilekçenin verilmesi aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı ve iddiayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir.Bu çerçevede davacılar vekilinin dava dilekçesi ile talep etmiş olduğu, hangi sonucun hangi vakıa ile ispatlamak istediğini belirtmesi ve bu yönde gerekli somutlaştırmayı yapması, özellikle dayandığı vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırması, bu şekilde somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi gerekir. Aksi halde kanun koyucunun gerekçesinde belirtilmiş olduğu üzere \"bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır\".Davacıların dava dilekçesi ile asıl amaçlarının ....sayılı ve kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluna konu olan bono yönünden borçlu olmadıklarına yönelik dava açmayı amaçladığı, bu davadaki taleplerin içerik olarak incelendiğinde birbirinden bağımsız ve birbiriyle örtüşmeyen farklı vakıalara dahi dayandığı, nitekim dava dilekçesinde belirtilen vakıalar dışında ayrıca davacılar vekilinin usulüne uygun olarak sunduğu ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde yer almayan yeni ve farklı bir vakıaya dahi dayandığı anlaşılmaktadır. Tüm bu farklı vakıalar ile ilgili davacıların dinlenilme hakkının kısıtlanmaması açısından ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir.O halde davacılar tarafından davalı banka aleyhine adı geçen icra takibine konu olan bonodan dolayı borçlu olunmadığı için bonodan ve bu bonoya konu takipten dolayı borçlu bulunulmadığı amacına dönük ve İİK m.72 hükmüne dayalı menfi tespit davası olarak açıldığı tartışmasızdır.Davacılar vekilinin dava dilekçesindeki sonuç kısmındaki her bir talebi açısından, her bir talep ile ilgili ayrı bölümler halinde ayrı ayrı gerek vakıa ve gerek deliller yönünden açık ve belirli şekilde somutlaştırma yapılmamış olsa dahi davacıların sunduğu dava dilekçe içeriği ve akabinde belirsizliğin giderilmesine ve bu suretle uyuşmazlığın tespitine yönelik beyanlar içeriği dikkate alındığında dava konusu uyuşmazlıklar tespit edilmiştir.Adı geçen icra takibine konu bononun düzenlenmiş olması noktasında davacılar ile banka arasındaki tek ilişkinin kredi ilişkisi olacağından dayanak olan bononun boş olarak alındığından bedelsiz olup olmadığı, yine bu boş olarak verilmiş olan bononun davalı banka çalışanları tarafından ifade edildiği üzere krediye teminat olması için alınması karşısında bu bononun kayıtsız şartsız borç ikrarı içermemesi nedeniyle teminat vasfı taşımakla davacıların bu bonodan dolayı borçlu olup olmadığı, yine bu bonoya esas olan takipten sonra yapılan ödemeler ve gerçek dışı oluşturulan kalem düşüldüğü takdirde davacıya fazla ödeme yapılması nedeniyle bu bonodan dolayı davacıların borçlu olup olmadığı ve nihayet ıslah dilekçe içeriği dikkate alındığında davacıların tahrifata konu olduğunu belirttikleri hususlar karşısında bononun sahte olması nedeniyle davacıların davalı bankaya borçlu olup olmadığı, buna göre davacıların İİK m.72/f.5 hükmüne, davalının ise İİK m.72/f.5 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin kabulünün mümkün olup olmadığı noktalarındadır.Menfi tespit davasına konu olan miktarlar nedeniyle davaya konu olan toplam değer üzerinden HK m.27.ve HK m.32 gereği harç eksikliği yargılama aşamasında tamamlanmış, bu suretle yargılama işlemlerine devam olunmuştur.Uyuşmazlık hususları ele alınmadan önce menfi tespit davası açısından ispat hukukuna ilişkin genel açıklama yapılacaktır.Dava konusu uyuşmazlıklar gözetildiğinde her bir uyuşmazlık açısından ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılması gerekmekte olup somutlaştırılan vakıa ve deliller, belirsizliklerin giderilmesine yönelik ve tamamlayıcı nitelikteki açıklamalar dikkate alınmış; ancak en önemlisi davacıların dilekçenin verilmesi aşamasındaki ve ıslah dilekçesindeki talep sonuçları ile bağlı kalınmıştır.\"2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran; iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir.Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu, ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları)\" O halde dayanılan vakıalar karşısında ispat yükü davacıların üzerindedir. Buna göre uyuşmazlık hususları sırasıyla değerlendirilmelidir.a)Adı geçen icra takibine esas bonoda gözüken banka ve davacılar arasında kredi ilişkisi dışında başkaca bir ilişki olamayacağından bu yöne ilişkin bedelsizlik iddiası üzerinde öncelikle durulacaktır.Bankacılık mevzuatında, özellikle Bankacılık Kanununda kredili sayılan işlemler sınırlı sayıda olmayacak şekilde düzenlenmiş; ancak kredinin yasal bir tanımı yapılmamıştır.Tüm kredi işlemlerini kapsayacak eksiksiz  bir tanım yapılması pek mümkün görünmese de \"güven\", \"vade\" ve \"risk\" şeklinde kabul edilen kredi unsurlarından faydalanmak suretiyle; kredi derecelendirme sistemleri ile yapılan değerlendirmeler neticesinde, kredinin geri ödeneceği konusunda kendisine güven duyulan gerçek veya tüzel kişilere, bir miktar paranın veya banka itibarının, geri alınmak kaydıyla, belirli bir bedel (faiz ve/veya komisyon) karşılığında ve belli bir süre içinde ödünç verilmesi olarak tanımlanabilir. (S.Gümüş, 2014, Bankacılıkta Pazarlama, sayfa 674) Bu tanımda da görüleceği üzere bankalar ödünç vermiş oldukları parayı geri alabilmek düşüncesi ile doğal olarak teminat alabilmektedirler.Bankaların almış oldukları bu teminatların tümü doğal olarak izlenecek takip yolunda da farklılıklara yol açacaktır. Nitekim somut olayda davalı bankanın taraflar arasında varlığı tartışmasız olan kredi ilişkisi dışında başkaca bir ilişki bulunduğu anlaşılamadığından ve ispat dahi edilemediğinden bankanın vermiş olduğu kredi için teminat olarak bu bonoyu düzenlediği, bu açıdan bankanın davacılar ile olan kredi ilişkisi dışında ve bu çerçevede bonoyu düzenlemesi dikkate alındığında dayanak olan bononun bedelsiz olduğu kabul edilebilir değildir.Esasen \"bankaların munzam senede istinaden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatmış olmaları, aynı kredi borcu için diğer takip yollarını kullanamayacağı anlamına da gelmemektedir. Çoğu zaman bankalar tahsilde tekerrüre yer verilmemesi kaydı düşülmek suretiyle aynı kredi alacağı için hem kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip, hem genel haciz yolu ile takip, hemde ipoteğin para çevrilmesi yolu ile takibi eş zamanlı yürütmektedirler\". (İsmail KABAN, Yavuz TOPÇU, Bankacılık Kredi Süreçlerinde Kullanılan Munzam Senetlerin Hukuki Boyutu Temelinde Muhasebeleştirmesi ve Denetimi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 64,84-101;2020, Sayfa 91) Nitekim davalı banka da kambiyo senedine dayalı olarak takip yapmayı tercih etmiştir.Taraflar arasındaki kredi ilişkisi dışında başkaca bir ilişkinin bulunmadığı, aksine iddia ve savunma olmadığı, sözleşme tarihleri ile bono tarihlerinin bu çerçevede uyumlu olduğu ve başkaca bir ilişkinin varlığının da ispat olunamaması karşısında, varlığı tartışmasız olan kredi ilişkisi çerçevesinde davacıların sorumluluğuna esas olan ve imzalarını da inkar etmedikleri bononun taraflar arasında kredi ilişkisinin bulunması nedeni ile bedelsiz kaldığı kabul edilemez. Zaten davalının devletin resmi kurumlarının denetiminde olan ve mevcut mevzuata uygun olarak kredi veren bir banka olması karşısında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve  E:2003/19-781, K:2003/768;  12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu nedenle finans kurumu olan davalı bankanın bankacılık uygulamalarında da sıkça rastlandığı üzere müşterilerden almış olduğu bonoyu bulundurmasında yasaya aykırılık yoktur. Esasen taraflar arasındaki varlığı tartışmasız olan genel kredi sözleşmesinin 11.2 ve 16.5 hükümleri dikkate alındığında bankanın kredi ilişkisini kat ettikten sonra bonoya dayalı takip yapmasında yasaya aykırılık dahi bulunmamaktadır. Bu çerçevede davacıların dava dilekçesindeki asli talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibe esas bono nedeni ile talep olunan miktar yönünden taraflar arasında kredi ilişkisi dışında başkaca bir kambiyo ilişkisi bulunamayacağından ve bu tutarlar kadar banka alacaklı olduğundan dolayı bedelsizliğe dayalı olmak üzere, davalıya 1.949.013,98-TL ana para ve 838.222,05-TL faiz toplamı olmak üzere 2.787.236,48-TL borçlu olmadığının tespitine dair davacıların talebinin sübut bulmadığından ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 15.HD 2010/7409E.sayılı 2011/1840K.sayılı ilamı) b)Davacıların diğer dava konusu yaptıkları husus takibe konulan bononun teminat bonosu niteliğinde olmakla kambiyo senedi niteliği bulunmadığı, bu nedenle davacıların borçlu olmadığı noktasındadır.Bu uyuşmazlıkla ilgili davalı bankanın takip tarihi itibariyle davacıların borçlu olduğunu ve  takibe konulan bonoların tüm unsurlarının tamam olduğunu savunarak davanın reddini talep ettiği açıktır. TTK'nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda uygulanması gereken TTK'nun 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesi dahi mümkündür. Bu tür bono düzenlenirken veya tamamen doldurulmamış bono tedavüle çıkarılırken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yolundaki iddialar ise  yazılı belge ile ispat olunmadığı sürece bono geçerli olacaktır. (Yargıtay 19.HD 2011/14752E. 2012/7000K.sayılı ilamı) Taraflar arasında düzenlendiği tartışmasız olan bonodan dolayı bononu teminat bonosu olarak verilmesi nedeniyle davacılar borçlu olmadığını beyan etmektedir. Ne var ki dosya kapsamından, banka ile müşteri arasında varlığı tartışmasız olan kredi sözleşmesi dışında başkaca bir akdi ilişkinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kredi ilişkisi çerçevesinde alınan bilirkişi kurulu raporlarında irdelendiği üzere ödemeler hariç tutulduğunda dahi her üç davacı açısından borç miktarı dava tarihi itibariyle bile 6.109.653,42 TL, ödemeler dahil olunduğunda ise her bir üç davacı açısından borç miktarı dava tarihi itibariyle 2.801.858,14 TL asıl alacak, 1.554.230,00 TL işlemiş faiz tutarındadır.Davacılar dava konusu icra takibine konu bu bononun davalı bankaya teminat amaçlı verildiği ve borcun ise ödendiği gerekçesiyle teminat bonusundan dolayı borçlu olmadığı iddiasında bulunmuştur.Hatta dosya kapsamındaki beyanlardan taraflar arasındaki akdi ilişki kapsamında fazla ödemesinin de bulunduğunu, bu nedenle alacaklı olduğunu dahi ileri sürmüşlerdir.Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin tümüyle değerlendirilerek mevcut sözleşme hükümleri ve verilen bonoyla, yapılan ödemeler nazara alınarak davacıların yaptıkları ödemelerden dolayı bonolardan mahsubu gereken miktar olup olmadığı, varsa ne miktar olduğu belirlenerek buna göre menfi tespit talebinin değerlendirilmesi ve ilişkinin tümüyle irdelenerek sonuca varılması gerekir.O halde sırf davacıların iddia etmiş olduğu üzere dava ve takibe konu olan bononu teminat senedi olması davacıların davalarının bu nedenle kabulünü gerektirmez. (Yargıtay 11.HD 2018/2636E. 2016/7562K.sayılı ilamı) Mahkememizce atanan ve konusunda ehil emekli bankacı bilirkişilerin yer almış olduğu heyetin hazırlamış olduğu 23/06/2016 tarihli rapora, akabinde yine aynı bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu birinci ek rapor,  09/10/2018 tarihli ikinci ek rapor tek tek dikkate alındığında raporların birbiriyle uyumlu olduğu, davalı bankanın takip tarihi itibariyle davacılardan 3.660.979,06 TL asıl alacak, 10.982,93 TL komisyon, 36,70 TL ihtiyati haciz masrafı, 160,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücret alacağı olmak üzere toplamı 3.672.158,69 TL tutarında en az alacaklı olduğu, dava tarihi itibariyle ise yukarıda açıklandığı üzere ise davalı bankanın 3.615.859,69 TL asıl alacak, 2.482.614,10 TL işlemiş faiz ve yine diğer fer'i kalemler gözetildiğinde 6.109.653,42 TL toplam alacaklı olduğu, ödemelerin BK m.100 gereği faizlerden düşüldüğü, kalan olması nedeniyle kalan rakamların ana paradan ise düşüldüğü, bu çerçevede dava tarihi itibariyle dahi davacının 2.801.858,14 TL asıl alacak; 1.530.554,23 TL temerrüt faizi; 10.982,93 TL komisyon; 36,70 TL ihtiyati haciz masrafı; 160,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere 4.343.592,00 TL tutarında alacaklı olduğu saptanmıştır.Bu itibarla takip tarihi ve dava tarihi itibariyle takibe konu bononun temin etmiş olduğu kredi ilişkisinden doğan asıl alacak ve işlemiş faiz miktarları tek tek tespit edilmiş, daha sonra ve ayrıca takip sonrası yapıldığı ispatlanan ödeme miktarları ve ödeme tarihleri ile ilgili BK m.100 hükmüne uygun mahsuplar yapılmıştır. Bulunan miktarlar dikkate alındığında ise halihazırda takibe konu bononun tamamının teminat vasfının davacılar aleyhine ve ancak davalı banka lehine devam ettiği, bononun teminat vasfının ortadan kalktığının ise ispat olunamadığı sonucuna varılmıştır.Her ne kadar davacılar tarafından bu konuya ilişkin Yargıtay kararlarına dayanılmış ise de bu kararlar, takip hukuku çerçevesinde, takibe konu bonoyla ilgili dar yetkili olan, vermiş oldukları karar kesin hüküm teşkil etmeyen ve sadece sınırlı deliller kapsamında yargılama yapan icra mahkemesince verilmiş kararlara ilişkin Yargıtay uygulamasını yansıttığından somut olayda emsal niteliği taşımamaktadır. Öte yandan İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/30E.sayılı dosyasına bu talep yönünden delil olarak dayanılmış ise de adı geçen ceza davasına esas iddianame içeriği ve karardan anlaşılacağı üzere iddiaya konu olan husus dava konusu olan bononun, bankanın muhasebe kayıtlarına gerçeğe aykırı şekilde ve muhasebeleştirme kuralı çerçevesinde bankaca gereğinin yapılmaması, bononun bankaca kayıt dışı bırakılması noktasındadır. Bu nedenle ceza davasına konu iddianamenin dayandığı eylem ile ilgili  dava sonucu ne olursa olsun dava konusu olan bononun teminat vasfı olup olmadığı noktasında delil niteliği taşımamaktadır.Hal böyle olunca takibe konu bononun teminat vasfında olduğu iddiasıyla takibe konu bononun kambiyo senedi niteliği bulunmadığı ve bu nedenle davacıların bonodan dolayı borçlu bulunmadığı noktasındaki iddia dahi yasal delillerle ispatlanamamıştır.c)Davacıların, takibe konu olan bononun vade tarihi itibariyle yapılmış olan ödemeler nedeniyle 2.787.236,48 TL kısmının muaccel olmadığı iddiası ile bu miktarlar tutarında olmak üzere bonodan dolayı borçlu olup olmadıkları ve bu nedenle bu miktar çerçevesinde senet ve takibin iptalinin gerekip gerekmediği konusunda uyuşmazlık da ayrıca ele alınmalıdır.Menfi tespit davalarında uyuşmazlık dava tarihi dikkate alınarak çözümlenir.Hal böyle olunca mahkemece yapılması gereken iş, davalı bankanın davacıya vermiş olduğu krediler ile ilgili yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak davalı bankanın davacıdan talep ettiği asıl alacak, faiz ve diğer masraflar toplamının ne olduğu saptanıp bundan sonra varılacak uygun sonuca göre karar verilmesidir. (Yargıtay 19.HD 2012/8015E. 2012/16137K.sayılı ilamı)Bu durumda mahkemece yapılacak iş, borçluların takiple temerrüde düştükleri gözetilerek, takipten ödeme tarihine kadar geçen sürede işleyecek faizin hesaplanması, yapılan ödemelerin mahsup olunması, dava tarihi itibariyle davacıların borçlu olup olmadığının tespiti ile sınırlı hareket edilecek, bu nedenle takip öncesi itibariyle tespit yapılamayacaktır.(Yargıtay 19.HD. 2008/10904E. 2009/4407K.sayılı ilamı) Hal böyle olunca menfi tespit davalarında davacının borçlu olup olmadığı dava tarihi itibariyle ele alınacaktır. Dava tarihi ve takip tarihi itibariyle dahi bonodan dolayı borçlu olduğu saptanan davacıların bononun vade tarihi itibariyle dahi borçlu olmaları doğaldır. Zira davacıların vade tarihi itibariyle bonoda belirtilen miktar kadar borçlu olmamaları halinde talep tarihi ve dava tarihinde de borçlu olamayacağı açıktır. Ne var ki davacılar lehine oluşan böyle bir durum ispatlanamamıştır. Kaldı ki açıklanan bilirkişilerin kök ve ek rapor içerikleri, hesaplamaları, tespit edilen rakamlar dikkate alındığında, icra takibine esas olan bono nedeniyle davacıların bononun vade tarihi itibariyle ve ödeme nedeniyle bu kısımla ilgili borcunun olduğu, borcun ise muaccel olduğu anlaşılmakla borcun muaccel olmadığına yönelik tüm taleplerin dahi bu nedenle reddolunması gerekmiştir. Kaldı ki vadesi gelen bonodaki miktarın muaccel olmadığına dair somutlaştırılmış bir vakıa ve delil de yoktur.Öte yandan davacılar vekili HMK m.31 hükmü çerçevesinde 22/04/2021 tarihli dilekçelerinde bono tarihi itibariyle davacıların sadece borç miktarı ile sorumlu olacağının ve bunun miktarının tespitini talep etmiş iseler de yerleşik Yargıtay uygulamasından kabul olunduğu üzere davacıların borçlu oldukları miktarları talep etmekte hukuki yararları olmadığı açık ise de yukarıda açıklandığı üzere davacılar dava dilekçelerinde ve cevaba cevap dilekçelerinde bu yöne ilişkin herhangi bir talepte de zaten usulen bulunmamışlardır. Bu çerçevede davacının iddiasını genişletmesi ve değiştirmesi niteliğindeki bu talep uyuşmazlık konusu dahi değildir. d)Davacıların ıslah dilekçesine konu edilen diğer talepleri ise düzenlenme tarihindeki tahrifat nedeniyle bononun geçersizliği ve bu nedenle davacıların borçtan sorumlu bulunup bulunmadıkları, davacı ...'in imzasının kendisine ait olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Kaldı ki davacılar vekili 22/04/2021 tarihli dilekçesi ile bonodaki tahrifata itiraz ederek bir anlamda talebini daraltmıştır. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu karşısında ispat yükünün kime düşeceğinin öncelikle tespiti ve uyuşmazlığın halli gerekir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK.nın m.190 hükümüne göre, ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Buna göre iddia olunan vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkartan taraf davacı olmakla davacı ispat yükü altındadır. Ancak davacının ispat yükü altında olması karşı tarafın \"karşı ispat faaliyeti\" çerçevesinde delillerini göstermesine ve bu delillerin toplanmasına engel değildir.Uyuşmazlıkla ilgili davacıların somutlaştırdığı vakıa ve deliller ile sınırlı olmak üzere inceleme yapılacaktır. Esasen davacılar vekili 04/06/2021 tarihli duruşmada soruşturma konusu olan husus ile ilgili İstanbul CBS tarafından bono üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadığı için ATK nezdinde senet üzerinde inceleme yapılması talebinde bulunulmuştur.Davacılar vekilinin ıslah dilekçesine konu olan hususlarla ilgili somutlaştırmış oldukları vakıa ve deliller ve İstanbul CBS dosyası dikkate alındığında İstanbul CBS'nin 2012/56863Sr.sayılı dosyasına istinaden yapılan soruşturmada sadece davacı ...'ın imzasını taşıyan, boş olan ve hukuki kapsamındaki kredi sözleşmesinin teminatı olarak verilmiş olan senedin sahtecilik suçuna konu olamayacağı, yine dosya mevcut içerisinde mevcut 28/05/2013 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü İstanbul Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen altı sayfalık rapor içeriğine göre soruşturmaya konu 3.700.000,00 TL bedelli bonodaki imzaların fotokopi/montaj yoluyla oluşturulmadığı, ıslak mürekkepli kalemle oluşturulduğu, adı geçen senedin düzenleme tarihindeki bölümündeki el yazılarının mevcut olmakla birlikte bu yazıların silinti, kazıntı veya ilave yoluyla tahrifat  yapıldığını gösterir nitelikte herhangi bir bulgunun tespit edilemediği, davacı ... adına atılan kefil imzası ile ... isimli şahsın mevcut mukayese imzalarının karşılıklı olarak incelendiği, bu inceleme sonucunda inceleme konusu imza ile ... isimli şahsın mevcut mukayese imzalar arasında kaligrafik ve tipografik özellikler yönünden uygun bulunduğu, bahse konu imzanın ... isimli şahsın eli ürünü olduğu hususlarının açıkça belirtildiği, bu çerçevede İstanbul CBS tarafından tüm bu konuları içerecek şekilde olmak üzere davalı banka çalışanları lehine olmak üzere dosyamız davacıları aleyhine kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair 23/10/2016 tarihinde karar verildiği, verilen karara müşteki ... tarafından itiraz dahi olunduğu, itirazla ilgili İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 13/02/2017 tarihli ve 2017/480D.İş sayılı karara istinaden \"itirazın reddine\" dair karar oluşturulduğu,hatta konuyla ilgili Adalet Bakanlığı nezdinde kanun yararına bozma talebinde dahi bulunulduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/56863Sr.sayılı dosyasına istinaden verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile ilgili kanun yararına bozma talep olunduğu, Başsavcılık tarafından 18/07/2014 tarihli yazı ile olumsuz görüş bildirildiği, görüş yazısında yeni delil bulunmadığının ayrıntılı olarak açıklandığı, kanun yararına bozma talebinin de Adalet Bakanlığınca red olduğu, bu yöne ilişkin iddianın ispatlanamadığı anlaşılmıştır.Bu suretle uyuşmazlığa esas bonodaki sahteciliğe dair beyanın konunun uzmanlarınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik  yöntemlerle yapıldığı, bu alet ve yöntemlerle incelemeye konu bonoda iddia olunan sahtecilik durumunun mevcut olmadığı, imzanın ...'e ait olduğu açıklığa kavuşturmuştur.Esasen ıslah dilekçesine konu edilen uyuşmazlıkla ilgili yerleşik Yargıtay uygulaması kapsamında, ıslaha konu yeni delillerin sunulması mümkün olmakla birlikte davacılar vekili savcılık soruşturma dosyasındaki delillere dayanmıştır. Bu konuda taleple bağlılık esastır.Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açık zorunluluk olmadıkça bekletici sorun ile ilgili dar çerçevede yorum yapmaktadır. Aslında mahkemenin bu uygulaması Fransız hukukundaki \"Davanın yargıcı savunmanın da yargıcıdır\" ilkesinin bir yansımasıdır. Bu ilke uyarınca mahkeme, kendi görev alanına girmeyen konuya ilişkin dahi yargılama yapar. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarına göre \"bir bekletici sorun iddiası karşısında kalan hakimin, görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede çözülmesini beklemek yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumlarda ileri sürülen hususu karara bağlayabilir...\"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Türk hukuk sistemine göre, hukuk mahkemelerinin ceza mahkemelerinin kararlarına tabi olmadığını, bu nedenle ceza davasının sonucunu beklemek için yargılamayı uzun bir süre ertelemek durumunda bulunmadığını açıklamaktadır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Mustafa TÜRKOĞLU/Türkiye B no. 58922/00, 08/08/2006) O halde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamaları ile benimsendiği üzere Mahkememizin banka ile ilgili savcılık soruşturma yapılsa dahi sonucunu beklemesi zaruret arz etmemektedir.Zaten somut olayda davacıların sahtecilik iddiasına ilişkin iddiasının sübut bulmadığı bu yönden de ortaya çıkmıştır.Kaldı ki dava konusu bonoda sadece davacıların imzalarının varlığı karşısında diğer kısımların yani düzenleme tarihinin sonradan doldurulması münhasıran davacılar lehine yorum yapmayı gerektirmemektedir.Hemen belirtmek gerekir ki takibe konu bononun unsurlarının eksik düzenlenmek suretiyle düzenleyen tarafından teslimi edilmesine engel hal olmayıp önemli olan husus tedavüle çıkarıldığı an itibariyle bononun zorunlu unsurlarının tamamlanmış olmasıdır. 6102 sayılı TTK. m.680 hükmü gereği bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu kanunda belirtilen belgelerle  ispatlanmalıdır. O halde öncelikle bononun tedavüle çıkarıldığı an itibariyle zorunlu unsurlarının tamam olup olmadığı hususunun ele alınması gerekmektedir. Nitekim davacılar vekilinin dava dilekçesi içeriğinde, teknik olarak bu deyime açıkça yer verilmese de öncelikle dava konusu bononun zorunlu unsuru durumundaki düzenleme tarihinin tedavül sonrası yazıldığına ilişkindir.Bu husus davalı tarafından ısrarlı şekilde inkar olunduğu gibi 6102 sayılı TTK.nun 690. maddesi göndermesi ile bonolarda da uygulanması gereken TTK.nun 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesi dahi mümkündür.Bilindiği üzere düzenleme tarihi 6102 sayılı TTK m.776 hükmü uyarınca bonoda yer alması gerekli zorunlu unsurlardandır. Ne var ki bu belgenin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiası davacılar tarafından yer, zaman, kişi, konu açısından ispatlanamamıştır.TTK'nun 690. maddesi yollaması ile bonolarda uygulanması gereken TTK'nun 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesi mümkündür. Bu tür bono düzenlenirken veya tamamen doldurulmamış bono tedavüle çıkarılırken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yolundaki iddaların yazılı belge ile ispat olunmadığı sürece bono geçerliliğini korur. Somut olayda dava ve takibe konu bonoların takibe konulduğu aşamada tüm unsurların tamam olunduğu, bu noktada davalı banka aleyhine sonuca varmayı gerektirir somutlaştırılmış delil mevcut olmadığı anlaşılmakla davacıların ıslah dilekçesine konu edilen ve bonoda tahrifat olması nedenine dayalı davalarının dahi ret olunması gerekmiştir. Sonuç olarak;İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir...Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa 64). Bu şartlarda davacıların ayrı ayrı incelenen her bir vakıaya dayalı davaları yönünden ispat yükünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır.O halde davacıların asli ve fer'i talep niteliğinde olan, birbirinden bağımsız nitelik taşıyan ve takip konusu kambiyo senedinden dolayı borçlu olmadıklarına yönelik menfi tespite dair asli ve fer'i taleplerinin reddi gerekir.Davalı aleyhine açılan dava ret olmuş ise de davalı alacaklının alacağını tedbir nedeniyle geç almasını gerektirecek ve infaz edilmiş bir tedbir mevcut değildir.Bu nedenle İİK m.72/f.4 hükmü uyarınca davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi yasal olarak mümkün bulunmadığından davalının tazminat talebinin ret olunması gerektiği gibi tüm davacıların menfi tespite ilişkin tüm talepleri ret olduğundan dolayı ve yasal koşulları oluşmadığından İİK m.72/f.5 hükmüne dayalı davacıların tazminat taleplerinin dahi ret olunması Mahkememizce değerlendirilmiştir.Yapılan açıklamalar karşısında davacıların, dava dilekçesindeki asli talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibe esas bono nedeni ile talep olunan miktar yönünden bedelsizliğe dayalı olmak üzere, davalıya 1.949.013,98-TL ana para ve 838.222,05-TL faiz toplamı olmak üzere 2.787.236,48-TL borçlu olmadığının tespitine dair talebinin sübut bulmadığından ayrı ayrı reddine; davacıların, dava dilekçesindeki asli talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibine esas olan bononun emre muharrer senet olarak teminat bonosu olmakla kambiyo senedi niteliğinde olmadığından dolayı açmış olduğu menfi tespit talebinin ve bu suretle senet iptali talebinin ayrı ayrı reddine; davacıların, dava dilekçesindeki feri talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibine esas olan bononun vade tarihi itibari ile 1.949.013,98-TL ana para ve 838.222,05-TL faiz toplamı olmak üzere yapılan ödeme nedeni ile 2.787.236,48-TL kısmının muaccel olmadığına dayalı\" bu yönden borçlu olmadığının tespiti ile senedin ve takibin bu yönden iptaline\" dair tüm taleplerin ayrı ayrı  reddine, davacıların, ıslah dilekçesine konu ettiği,  kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibine esas olan bononun emre muharrer senet olarak sahte olduğu vakıasına dayalı olarak açtığı menfi tespit talebinin ayrı ayrı reddine; bu suretle davacıların adı geçen takibe konu bono ile ilgili açmış olduğu tüm menfi tespite yönelik taleplerinin reddine; davacıların tüm talepleri yönünden talep ettikleri ve İİK m.72/f.5 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin şartları oluşmadığından ayrı ayrı reddine; davalının, davacıların tüm talepleri yönünden talep ettiği ve İİK m.72/f.4 hükmüne dayalı tazminat talebinin tüm talepler ve tüm davacılar yönünden şartları oluşmadığından tümden reddine dair karar verilmiştir...\"gerekçesi ile,''I-1-Davacıların, dava dilekçesindeki asli talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibe esas bono nedeni ile talep olunan miktar yönünden bedelsizliğe dayalı olmak üzere, davalıya 1.949.013,98-TL ana para ve 838.222,05-TL faiz toplamı olmak üzere 2.787.236,48-TL borçlu olmadığının tespitine dair talebinin sübut bulmadığından ayrı ayrı reddine, 2-Davacıların, dava dilekçesindeki asli talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ....sayılı icra takibine esas olan bononun emre muharrer senet olarak teminat bonosu olmakla kambiyo senedi niteliğinde olmadığından dolayı açmış olduğu menfi tespit talebinin ve bu suretle senet iptali talebinin ayrı ayrı reddine,3-Davacıların, dava dilekçesindeki feri talebine konu olan ve kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ...sayılı icra takibine esas olan bononun vade tarihi itibari ile 1.949.013,98-TL ana para ve 838.222,05-TL faiz toplamı olmak üzere yapılan ödeme nedeni ile 2.787.236,48-TL kısmının muaccel olmadığına dayalı\" ve bu yönden borçlu olmadığının tespiti ile senedin ve takibin bu yönden iptaline\" dair tüm taleplerin ayrı ayrı  reddine,4-Davacıların, ıslah dilekçesine konu ettiği, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan ....sayılı icra takibine esas olan bononun emre muharrer senet olarak sahte olduğu vakıasına dayalı olarak açtığı menfi tespit talebinin ayrı ayrı reddine,Bu suretle davacıların adı geçen takibe konu bono ile ilgili açmış olduğu tüm menfi tespite yönelik taleplerinin reddine,5-Davacıların tüm talepleri yönünden talep ettikleri ve İİK m.72/f.5 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin şartları oluşmadığından ayrı ayrı reddine, 6-Davalının, davacıların tüm talepleri yönünden talep ettiği ve İİK m.72/f.4 hükmüne dayalı tazminat talebinin tüm talepler ve tüm davacılar yönünden şartları oluşmadığından tümden reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/222 Esas ve 2021/741 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, yerel mahkeme kararının usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu ve kaldırılması gerektiğini,“Üzerinde tahrifat yapılarak davalı banka tarafından baskın gibi uygulanan icra işlemlerinde kullanılmış olan teminat senedinin iptali” olan dava dosyası ile ilgili olarak, İstanbul 25 Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ... A.Ş. ile hukuk mücadeleleri ile ilgili olarak verilmiş olan 2016/235 sayılı kararda belirtilmiş olan “...yoğun ve ısrarlı hak arama niteliği... doğrultusunda devam ettirilen dava ile ilgili olarak;1.Mahkeme tarafından, delillerin tespiti hususundaki taleplerinin hiçbirinin yerine getirilmediğini, 2.Davanın esası olan ve suç senedine dönen teminat senedi aslının, konu ile ilgili olarak sayısız talep dilekçesi vermelerine rağmen, mahkeme kasasına alınarak kriminal incelemeye gönderilmediğini,3.İlki Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespiti yapılmış olan ve 3 adet olup toplamları 3.100.000.00 TL olan Genel Kredi Sözleşmeleri ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından teslim alındığını ve sayı ve miktar olarak tahrifat yapılmış olduğunu tespit ettikleri ve 4 adet ve toplamları 5.200.000.00 TL olan 2 farklı Genel Kredi Sözleşmesi arasındaki farklılıklar ve ikincisinin tahrifatla yeniden düzenlenmiş olduğu hususundaki iddialarının, hazırlanmış olan özel kriminal raporlara ve dönem müdürünün de bu konu ile ilgili savcılık beyanına rağmen dikkate alınmadığını, iddiaları doğrultusunda kriminal incelemeye gönderilmediğini, 4.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen 4 adet ve toplamları 5.200.000.00 TL olan Genel Kredi Sözleşmelerinde, şirket ortağı ...'in kefalet imzalarının da adına atfen ve sahte atılmış olduğu (İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma No: 2021/14120) iddialarının raporlarla tespit edilmiş olduğu halde, mahkeme kasasına alınarak kriminal incelemeye gönderilmediğini,5.İtirazlı bilirkişiler tarafından ise bu tahrifatlı ve üzerlerinde sahtecilik yapılmış olan İkinci Genel Kredi Sözleşmelerinin dikkate alındığını, kendilerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki şikayetlerinde ise -sahtecilik konusunda uzman olmadıkları- düşüncesi ile kendilerini savunduklarını,6.Karar da alınmasına rağmen, davalı bankadan üzerlerinde inceleme yapılabilmesi için dosyaya sunulmasını istedikleri belge asılları mahkemeye sunulmadığı gibi, bu nedenle de herhangi bir zorlayıcı yaptırım da yapılmadığını, tam tersine davalı banka lehine karar değişikliğine gidilerek itirazlı bilirkişiler tarafından kontrolleri dışında 'sözde' yerinde tespit imkanı sağlandığını, fakat 'sözde' yerine tespitin yapılması ile ilgili olarak istedikleri kamera kayıtlarının da dosyaya konulmadığını, yani yerinde tespit de yapılmadığını,7.Mahkeme tarafından, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından hazırlanmış olan eksik ve taraflı raporun nihai rapor kabul edildiğini ve yeniden kriminal inceleme yapılması hakkındaki taleplerinin kabul edilmediğini,...bank A.Ş. ile mevcut yargı sürecinde, bankanın yetkili ve avukatlarının, Soruşturma Makamları ve Mahkemelere vermiş oldukları beyan ve ifadelerde, bankacılık şemsiyesi altına gizlenerek uyguladıkları, yalan, aldatma ve konuyu saptırmaya çalışmanın yanında, soruşturma veya davalarla ile ilgili bütün belge asıllarının yetkili makamlara teslim edilmemesi neticesinde banka lehine geciktirilerek bu günlere gelinen hak ve hukuk mücadelelerinin, ...bank A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı ...'nin, “Eğer dediklerimizi yapmazsan, hayatı sana zehir ederiz.” açık tehdidi ile başlamış olan çok yönlü ve birbirlerine bağlı bir hukuk mücadelesi olduğunu,İstinaf dilekçelerinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmekte olan ... sayılı soruşturmada, ...bank A.Ş.'nin yönetim Kurulu Başkanı ...'nin; “Eğer dediklerimizi yapmazsan, hayatı sana zehir ederiz.\" tehdidinin davanın esasını oluşturduğunu, ...bank A.Ş.'nin uygulamış olduğu bütün hukuk ve etik dışı yaptırımlar incelendiğinde bankanın bütün bu hukuk dışı işlemlelri birlirine bağlı olarak ve çok önceden düşünüp planlayarak uyguladığının açık olarak ortaya çıkarıldığını ancak mahkeme tarafından dikkate alınmadığını,...bank A,Ş. tarafından, elinde kullanmış oldukları kredinin 4 katı değerinde gayrimenkul ipoteği varken ve küresel kriz bahanesi ile ilave ipotek dahi aldığı ve bu krediye ait zamanında ödenmemiş tek bir devre faizi de olmadığı halde, hiç bir bildirimde bulunmadan ve Genel Kredi Sözleşmelerinin imzalanması sırasında zorla almış oldukları senedin tahrif edilerek kullanılmış kredinin çok üzerinde bir değerde doldurulduktan sonra, infaz gibi yürütülmüş olan hak ve hukuk dışı işlem ve yaptırımların;1.Dava konusu olan teminat senedinin, ...bank A.Ş. tarafından, Genel Kredi Sözleşmelerinin imzalanması sırasında ve sözde usul gereği nedeni ile zorla ve baş olarak alındığını, fakat dönemin müdürü ... tarafından miktar hanesi 1.000.000.00 TL olarak doldurulduktan sonra kasaya alınmış olan teminat senedinin, bütün bu hukuk dışı işlemlerin merkezinde olduğunu,2.Bankanın elinde kendi değerlendirme raporlarına göre, kullandırmış olduğu kredinin 4 misli tutarında teminat ipoteği varken, ilave ipotek talebi ile ellerinde kalan son gayrimenkulün de Kasım 2008'de ilave teminat olarak alındığını,3.Kullanılmış olan kredinin 4 katı tutarında gayrimenkul ipoteği de verilmiş olduğunu ve bu kredi ile ilgili ödenmemiş hiçbir devre faizi de olmadığı halde, küresel kriz bahane edilerek ve bankanın BDDK'ya karşı ileri sürmüş olduğu \"...Müşterinin bankamıza olan taahhüdünü yerine getirmeyeceği ve 31.12.2008 tarihli kredili mevduat hesabı ve ... faizlerini ödemeyeceğinin anlaşılması...” beyanındaki “...taahhüdünü yerine getirmeyeceği ve ödemeyeceğinin anlaşılması...” şeklinde, aklın ve hiç bir hukuk düzeninin kabul edemeyeceği bir nedenle, mahkemenin dikkate almadığı toplantı CD'sinde Genel Müdür Yardımcısı ...'in ileri sürmüş olduğu gibi, kredi hesabının kat edilmesi kararı alındığını, 4.Kullanılmış olan kredinin 4 katı tutarında gayrimenkul ipoteği de verilmiş olduğu ve bu kredi ile ilgili ödenmemiş hiçbir devre faizi de olmadığı halde, kredi hesabının kat işlemine sebep yaratabilmek için, teminat olarak alınmış olan 1.000.000.00TL tutarlı teminat senedinin, banka avukatlarının şube müdürlerinden ...'nun ve bankanın bütün yetkililerinin, senedin kendileri tarafımızdan doldurulmuş olduğu beyan ve iddialarının aksine, Genel Kredi Sözleşmelerini hazırlamış olan banka görevlisi tarafından, miktar hanesi tahrifle silinmek sureti ile, kullanılmış kredinin çok üzerinde bir tutar olan 3.700.000.00 TL borç tutarı ile yeniden doldurulduğunu, «Senedin boş olan düzenleme tarihi üzerine sözde 04.12.2008 düzenleme tarihi yazıldığını, «Senedin boş olan ödeme tarihi bölümüne ise, sözde düzenleme tarihinden sadece 21 gün sonra olan 25.12.2008 tarihinde de ödeme tarihi olmak üzere doldurulduğunu ve senetle ilgili hiçbir ihbar veya bildirim yapılmadan, kredi hesaplarının kat edilerek gayrimenkullerinin yok pahasına elde edilmesi için planlanmış olan hukuk dışı işlemlere başlandığını,5.Daha sonra da, kendi düzenlemiş oldukları bu senetle ilgili olarak kanun gereği ihbarname gönderilmeden, hiç bir bildirim ve ihtar yapılmadan ve bilgileri dışında olduğu için de ödenmemiş olması bahane edilerek tahrif edildiğini, 31.12.2008 tarihinde, 26.04.2007 tarihli 600.000.00 TL, 19.07.2007 tarihli 500.000.00 TL, 21.09.2007 tarihli 2.100.000.00 TL, 28.04.2008 tarihli 2.000.000.00 TL tutarlı Genel Kredi Sözleşmeleri'ne dayanılarak ....Şti ile ... ve ...'in de (adına atfen atılmış imzaların sahte olarak düzenlenmiştir) bu sözleşmelerdeki kefalet imzaları nedeniyle sorumlu tutularak, 3.567.236.48 TL borcun bulunduğu iddiası ile ve Genel Kredi Sözleşmesinin 11.Madde'nin 2. Bendi ile 16.Madde'nin 5. bendine istinaden kredi hesabı kat edildiğini,Halbuki, sözleşmenin 11. 2.maddesinde, “Müşterinin, bu sözleşme veya banka ile akdettiği diğer herhangi bir sözleşme hükümlerini ihlal etmesi...” diyerek başlayan şartlarında, ”...Resen tayin edeceği bir süre içinde alacağının geri ödenmesini talep edebilir yahut sözleşmeyi fesh edebilir.” ön şartının bulunduğunu ve kredi sözleşmesinin feshedilebilmesi için, herhangi bir sözleşme ihlalinin gerekliliği şartı aranarak, eğer fesih yapılsa dahi, bankaya borcun ödenebilmesi için kesinlikle, süresini banka dahi tespit etse, “Ödeme için uygun bir sürenin verilmesi”, şart koşulmasına rağmen, hesap kat ihtarnamesinde ihtarnamenin tebliğinden itibaren 8 gün olarak belirtilen ödeme süresi için, ihtarnamenin tebliği dahi beklenilmeden,31 Aralık 2009 tarihinde ve yılbaşı tatilinin öğlene kadar olan yarım günlük iş süresi içinde, Beyoğlu ... Noterliğinden hesabın kat edilmesi ile ilgili ihtarnamenin ardından, aynı gün ve birkaç saat içinde İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden bütün maddi varlıklarına İHTİYATİ HACİZ kararı alınarak, bu maddenin çiğnendiğini,16.5 maddesinde ise “Müşteri, vadesi gelen ana para, faiz veya bu sözleşme tahtında ödenmesi gerekli herhangi bir tutarın vadesinde ödenmemesi...” diye başlayan şartlarında, kesinlikle ödenmesi gereken fakat ödenmemiş olan bir taahhüdün bulunmasını şart koşulmakla beraber, böyle bir aksaklığın bulunması halinde ise, ”...Bankaca yapılacak yazılı bildirimden 30 gün içinde bu durumun giderilmemesi... üzerinde haciz veya benzeri bir işlem yapılıp bunların 30 gün içinde kaldırılmaması...” halinde, bankanın sözleşmenin gereğini yerine getirebileceğini,Şart koşulmasına rağmen, açık olarak belirtilmiş olan bu maddeye rağmen, banka tarafından iddia edilen aksaklıklar hakkında, ki bu konuda Hesap Kat İhtarnamesinde herhangi bir bildirim olmadığını, hiçbir bildirim yapılmadığı gibi, bu konuda 30 gün de dahil olmak üzere herhangi bir sürenin verilmesinin dahi söz konusu olmadığını ve 31.12.2008 tarihinde kredi hesapları kat edilerek zaten bankaya ipotekli olan bütün gayrimenkulleri üzerine ayrıca tedbir kararı da alındığını, bu çarpık durumun şikayetleri ile ...bank A.Ş. ve en tepe yöneticileri hakkında yürütülmekte olan ceza soruşturması kapsamında BDDK tarafından yapılmak zorunda kalınan incelemede, banka tarafından BODK'ya verilmiş olan 21.10.2011 tarih ve 2011/2109 sayılı dilekçenin 4 sayfasının 24. satırında, “...31.12.2008 tarihli kredili mevduat hesabı ve BCH faizlerini ödemeyeceğinin anlaşılmasının üzerine...” olarak ifade edildiğini ve korkunç gerçeğin ikrar edildiğini, oysa ...Şti'nin, Genel Kredi Sözleşmeleri doğrultusunda, kredinin kat edildiği güne kadar, ödenmemiş tek bir devre faizi olmadığı gibi, yerine getirilmemiş tek bir taahhüdün de bulunmadığını, buna rağmen...bank A.Ş. tarafından, ....Şti.'nin kredi hesabı, ödenmemiş hiçbir devre faizi borcu yokken, devre faizlerinin \"..Ödemeyeceğinin anlaşılması...” nedeni ile kat edildiğini, 6.Bütün mal varlıklarına el konulabilmesi için de, hesap kat ihtarnamesinde belirtilmiş olan ve sözde Genel Kredi Sözleşmelerinden doğan alacağı ve ipoteğe bağlı alacak takibi ile ilgili olarak bankanın elinde zaten mevcut olan ve talep edilen borcun 4 katı tutarı olan 10.200.000.00 TL'lik 1.derecedeki gayrimenkul ipoteği sorun yaratabileceğinden, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinden talep edilen İhtiyati Tedbir kararında, krediye teminat olarak alınmış olan senetlerden, 1.000.000.00 TL tutarlı olanın tahrif edilerek düzenlenmiş olan 3.700.000.00 TL tutarlı suç senedi kullanıldığını,Şikayetleri ile ilgili olarak açılmış olan bütün soruşturma ve yürütülen davalarda da, bankanın bütün yetkili ve avukatları tarafından, bu senedin, yalan beyanla bankaya olan borçlarına karşı, kendileri tarafından düzenlenerek verilmiş olan bir borç senedi olduğu ve ödenmediğinin iddia edildiğini,Düzenleme tarihi 05.12.2008 olarak gözüken işbu 3.700.000.00.TL tutarlı senetle ilgili olarak;İhbarname gönderilmediği için, böyle bir senedin varlığından haberlerinin olmadığını,Bankanın yetkili ve avukatlarının, bu senedin bankaya olan borcumuza karşılık olarak kendileri tarafından hazırlandığı yönündeki iddiaların yalan olduğunu, bu senedin üzerindeki yazıların Genel Kredi Sözleşmelerini düzenlemiş olan banka yetkilisinin elinden çıkmış olan raporlarla tespit edildiğini,Bu suç senedinin, ihtiyati tedbir kararı alınarak icra işlemlerinde baskın şeklinde kullanabilmek için düzenlendiğini ve itiraz edilememesi için de ihbarname gönderilmediğini,Senedin, bankanın ticari defterlerinde de kaydının yapılmadığını ve bu nedenle de şube müdürü ...'nun hapis ile cezalandırıldığını ve 8 sene sonra ise kurtarılmaya çalışıldığını, dosyanın itirazları üzerine Yargıtay incelemesinde olduğunu, Dosya itirazımızla yeniden YARGITAY incelemesindedir.7.Yukarıda ve 5. maddede de belirttikleri gibi davalı banka ... A.Ş. Tarafından planlanmış hukuk dışı işlemlere, gönderilmiş kredi kat ihbarnamesinin -aslında yapılmamış olan- tebliğlerinde de devam edildiğini,... Şti.'ne gönderilmiş olan kredi kat ihbarnamesinin de tebliğinde hukuksuzluk ve yolsuzluk yapmış olduğunu ve Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/111549 numaralı soruşturması kapsamında tebliğin yine posta görevlisinin ısrarı ile, şirketle hiçbir ilişkisi olmayan apartman görevlisine yapılmış olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle, hesap kat ihbarnamesinin ....Şti.'ne yapılması gereken kanuni tebliğinin de yapılmamış olduğunun açık olarak ortaya çıkarıldığını,8.Yine, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında 2016/108828 CBS ile soruşturma yapıldığını ve yapılan soruşturma kapsamında, tebliğ ile ilgili olarak kefillerin adres bırakmadan ayrılmış olduğu beyanını yapmış olan görevlinin, kendisine bu beyanı posta görevlisinin yaptırdığını ve tebliğ adresinde hiçbir zaman oturmadıkları hakkında ifade verdiğini, bu nedenle de hesap kat ihbarnamesinin kefillerle ilgili kanuni tebliğinin yapılmamış olduğunun açıkça ortaya çıkarıldığını,9.Hesap kat ihtarnamesinin gerek davacı şirkete ve gerekse Genel Kredi Sözleşmelerinde kefil olarak gözüken şirket ortaklarına tebliğ edilmemesine rağmen, tebliğ edilmiş gibi kesinleştirilerek, borcun temerrüt şartlarının da oluşmuş olduğu varsayımı ile 12.01.2009 tarihinde ... vasıtası ile icra işlemleri başlatıldığını,Bankanın, hesap kat ihtarnamesinde belirtilmiş olan sözde alacağının 3.567.236.48 TL olduğunu,İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin vermiş olduğu ihtiyati tedbir kararına esas olan alacak tutarının esası suç senedinin tutarı olan 3.700.000.00 TL olduğunu,... beyan edilmiş olan asıl alacak tutarının ise 3.660.979.06 TL olduğunu,Bir bankanın, aynı zaman diliminde talep etmiş oluduğu sözde alacağının, kaynak ve miktarlarının birbirlerini tutmamasının dahi mahkemenin dikkatini çekmediğini,10.Kredi hesabının kat edildiği 31.12.2008 tarihine kadar, miktarı dava sürecinde olan, fakat bankanın kendi kayıtlarına göre 2.941.545.00 TL krediye karşılık 1.329.455.00 TL kredi geri ödemesi yapıldığını ve bu süre içinde toplam 696.485.76 TL devre faizi ödendiğini ve yine bu süre içinde de, krediter ile ilgili olarak ödenmemiş hiçbir devre faizi borçlarının da olmadığını,11.Kredi hesabının kat edildiği sırada, miktarı dava sürecinde olan fakat bankanın kendi kayıtlarına göre kullanılmış olan 2.941.545.00 TL krediye karşılık 1.329.455.00 TL kredi geri ödemesi yapıldığını ve bu süre içinde toplam 696.485.76 TL dönem faizi ödendiğini,12.Kredi hesabının kat edilmesinden sonra ve kendi düzenlemiş oldukları suç senedi ile uygulamış oldukları icra işlemlerinden sonra ise, ilk 6 ay içinde, bankaya nakit olarak 1.558.695.00 TL daha ödendiğini, bu ödeme ile beraber kullanılmış olduğu iddia edilen 2.941.545.00 TL krediye karşılık bankaya yapılmış olan nakit ödemelerin toplamının 3.584.635.76 TL'ye ulaştığını,13.Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanmış olan mali rapor ile, 3 adet ve toplamları 3.100.000.00 TL ile daha sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmiş olan ...'lerle de 4 adet ve toplamları 5.200.000.00 TL tutarlı olan 2 farklı Genel Kredi Sözleşmesinin bulunduğunun tespit edildiğini, tahrif edilerek sayı ve miktarlarının arttırılmış olduğunu iddia ettikleri ve bu tahrifatların kriminal raporlarla da tespit edilmiş olduğu Genel Kredi Sözleşmelerinde belirtilen 5.200.000.00 TL kredinin ise sadece 2.941.545.00 TL'sinin kullandırıldığını,Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaptırılmış olan mali bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olan Genel Kredi Sözleşmesi sayısı 3 ve toplam miktarlarının 3.100.000.00 TL olduğunu,İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kriminal incelemeye gönderilmiş olan Genel Kredi Sözleşmelerinin sayısı 4 ve toplamlarının da 5.200.000.00TL olduğunu,Banka tarafından tamamı silindikten sonra yeniden yazılmak sureti ile tahrif edilen ve sayı ve toplam tutarları arttırılan sözleşmelerde, şirket ortağı olan ...'in adına atfen atılmış imzaların takliden ve sahte olarak atılmış olduğu ve yine yetkili müdür imzalarının da takli'den ve sahte olarak atılmış olduğunun tespit edildiğini,14.Kullandırılmış son kredi tarihi olan 31/07/2008'de kullanılmamış bakiye kredi alacaklarının 2.258.455.00 TL olduğunu, karşılığında gayrimenkul teminatı vermiş oldukları ve sözde genel kredi sözleşmelerinde belirtilmiş olan bakiye kredi alacaklarının, devam eden Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında kullandırılmadığını, küresel kriz bahane edilerek bakiye kredi alacaklarının kullanılmasının engellendiğini, fakat şirket ve kefillerin kullandırılmayan kredi limitinden sorumlu tutulduğunu, alınmamış ipotekler iade edilmediği gbi bu teminatlara da icra ve haciz işlemleri uygulandığını, 15.Kullandırılmış son kredi tarihi olan 31/07/2008 tarihine kadar olan 15 ay süresince ... A.Ş.'ye 896.485.76 TL faiz ve 1.329.000.00 TL ana para ödemesi ile kullanılmış olduğu iddia edilen kredinin %69'u olan toplam 2.025.485.76 TL geri ödeme yapıldığını,16.Şikayet etmiş oldukları Genel Kredi Sözleşmelerindeki toplam 5.200.000.00 TL tutarındaki krediye ve bu krediye karşılık da 10.200.000.00 TL tutarlı gayrimenkul ipoteği alınmış olmasına rağmen sadece 2.941.545.000.00 TL kredi kullandırdığını, sözleşmelerde belirtilmiş olan kredi tutarının 2.258.455.00 TL tutarındaki bakiye kredi tutarının ise kullandırılmadığını,Kredinin teminatı olarak alınmış olan 10.200.000.00 TL tutarındaki gayrimenkul  ipoteğinin, kullandırılmayan 2.258.455.00 TL'lik bakiye kredi tutarının karşılığı olan, yani kullandırılmayan %43.5'un teminatı 4.437.000.00 TL tutarındaki gayrimenkul ipoteği iade edilmediğini ve teminatlarda bu oranda bir iade yapılmadan, kredinin tamamı kullandırılmış gibi, teminatların tamamında icra işlemleri uyguladığını, sadece bu işlemin dahi, olağan üstü kötü niyetin ve aslında da yapılmış olan nitelikli dolandırıcılığın en önemli göstergesi olduğunu,17.Netice itibariyle faiz haricinde kalmış olan 1.328.850.00 TL borca karşılık, toplam değerleri 9.000.000.00TL'yi aşan gayrimenkullerin hukuk dışı ve infaz gibi İcra işlemleri ile eritilerek icra satışları ile gasp edildiğini,18.Bütün bunların yanında infaz işlemlerinin bitmediğini, İrtifak Tapulu olduğu için bankaya ipotek olarak verilmeyen tek gayrimenkul üzerine, bankanın elinde kullanılmış olan kredinin 4 katı gayrimenkul ipoteği olduğu halde, 31 Aralık 2008'de kredinin kat edildikten ve 31/12/2008 tarihinde alınmış olan ihtiyati haciz kararından sadece 4 gün sonra, mevcut teminatlar yeterli bulunmayarak haciz konularak satışa çıkarıldığını, İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından ise, satıştan 1 gün önce, 2010/667 Esas ve 2010/1593 Karar sayılı karar ile borç miktarı kadar taşınmaz haciz ve ipotekli iken ve ipotekli taşınmazlar dahi satılmazken bu satışın talep edilmesinde hukuki yarar bulunmadığından, intifa hakkına konulan haczin kaldırılmasına karar verildiğini,19.Suç senedi ile yapılmış olan İcra işleminden tam 20 ay sonra, Taşkın haciz nedeni ile İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin satışını iptal etmiş olduğu ve irtifak hakkı ile sahip oldukları için ipotek olarak veremedikleri son gayrimenkulü yeniden elde edebilmek için, satışın iptal edilmesinden sadece birkaç gün sonra 12.08.2010 tarihinde, aynı borç için 2. İcra işleminin başlatıldığını, 20.Suç senedi ile ilgili soruşturmaların derinleşmesi ve bankanın yapmış olduğu kanunsuzlukların açık olarak ortaya çıkmaya başlaması üzerine ise, hesabın kat edilerek suç senedi ile ilk icra işleminin başlatılmış olduğunu, 31.12.2008 tarihinden tam 29 ay sonra, 08.06.2011 tarihinde, dilekçelerinde belirtmiş oldukları, ipoteğin nakde çevrilmesi ile ilgili olarak ve yine aynı borç için 3. İcra işleminin başlatıldığını, 21.Bankanın avukatı ...'ün, “...ben zaten icra'dan alacağımı söyledim, sizden almak yerine icradan alırım...” beyanı doğrultusunda (Toplantı CD'si), ... A.Ş. tarafından, kredi hesapları kötü niyetle kat edildikten sonra ve suç senedi ile uygulamış oldukları infaz gibi icra işlemleri neticesinde, bütün gayrimenkullerinin hak ve hukuk dışı icra satışları ile elde edildiğini ve hemen ertesinde yapılmış olan satışlarla tapu devirleri yapılmak sureti ile olağan üstü hukuk ve etik dışı karlar elde edildiğini,22.Kredi hesaplarının kötü niyetle kat edilmiş olduğu hakkındaki huzurdaki davanın esasını doğrudan ilgilendirmesine rağmen, bankanın genel müdür yardımcısı, şube müdürü ve avukatının da katıldığı 2011 Haziran ayındaki toplantı CD'si ve saatler süren bu toplantıda konuşulanlar içinde, huzurdaki davanın konusu olan senedin adının dahi geçilmediği halde ve bankanın kötü niyetini de açık olarak ortaya çıkaran en önemli delillerden biri olmasına rağmen dikkate alınmadığını,23.Kredi hesabının kat edildiği sırada, miktarı dava sürecinde olan fakat bankanın kendi kayıtlarına göre kullanılmış olan 2.941.545.00 TL krediye karşılık 1.329.455.00 TL kredi geri ödemesi yapıldığını ve bu süre içinde toplam 696.485.76 TL dönem faizi ödendiğini ve yine bu süre içinde krediler ile ilgili olarak ödenmemiş hiçbir devre faizi olmadığını, kredi hesabının kat edilmesinden sonra ve kendi düzenlemiş oldukları suç senedi ile uygulamış oldukları icra işlemlerinden sonra ise, ilk 6 ayda bankaya nakit olarak 1.558.695.00 TL daha ödendiğini, bu ödeme ile beraber kullanılmış olduğu iddia edilen 2.941.545.00 TL krediye karşılık bankaya yapılmış olan nakit ödemelerin toplamının 3.584.635.76 TL'ye ulaştığını, buna rağmen faiz haricinde kalmış olan 1.328.850.00 TL borca karşılık, toplam değerleri 9.000.000.00 TL'yi aşan gayrimenkuller, infaz gibi icra işlemleri ile eritilerek icra satışları ile gasp edildiğini, 24.Soruşturmaya esas iddiaları ile ilgili yeni delilerin kesin olarak ve kriminal raporlarla tespit edilerek dosyaya kazandırılmış olmasına rağmen, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından; kamu davası açılması için yasanın öngördüğü anlamda sunulmuş olan “yeni deliller” ile, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 173/6 Maddesi uyarınca, Bakırköy 8.Ağır Ceza Mahkemesinden karar verilmesinin talep edildiğini,25.Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin “Talebin reddine” kararını vermesi üzerine de, ... A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı ..., eski Genel Müdür ..., eski Genel Müdür Yardımcısı ... ve Merkez şube eski Müdürü ... hakkındaki, 5411 sayılı Bankacılık Kanununa aykırılık, bedelsiz kalan senedi kullanma, hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma ve özel belgede sahtecilik, suçlarını kapsayan 2012/56863 sayılı Ceza soruşturması ile ilgili Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş olan RED kararının \"Kanun yararına bozma” talebi ile Adalet Bakanlığı'na gönderildiğini,26.Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 01.09.2014 tarih ve ... - ... -... .. - .. -.../ ... sayılı kararla, Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının bozulmasının istenmesi talebi ile dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiğini,27.Dosyanın 02.10.2010 tarihinde, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ne gönderildiğini ve 2014 /18696 numarası ile arşivde iken iç yapılanma ve görev değişikliği ile Yargıtay 21. Ceza Dairesi'ne devredildiğini, dosyanın Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 16.06.2015 tarihli ve 2015/2060 numaralı kararı ile şüpheliler hakkında “Nitelikli dolandırıcılık” suçu yönünden de, kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceğinin belirlenmesi bakımından gereğinin takdir ve ifası talebi için yeniden Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gönderildiğini, 28.Adalet Bakanlığı Çeza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 25.03.2016 tarihli ve ... - ... - ... - ... - ... - Kyb sayılı kararla, “Nitelikli dolandırıcılık” suçu yönünden de, kanun yararına bozma yoluna gidilmesi talebinin kabul edilerek, dosyanın yeniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiğini ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın da karara katılması üzerine dosyanın Yargıtay 15.Ceza Dairesi tarafından incelemeye alındığını,29.Son darbe teşebbüsünden sonra, 4 üyesi göz altına alınmış olan Yargıtay 15. Ceza Dairesi tarafından ise, Yargıtay üyeliklerinin sona erdirilmesi ile ilgili kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeye başlandığı günlerde, olağan üstü bir hızla ve birkaç gün içinde, “Kanun yararına bozma” taleplerinin reddedildiğini, 30.Bu doğrultuda, Kanun Yararına Bozma taleplerinin esası olan ve“Sahtecilik” temelinde yürütülmüş olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/56863 Dosya sayılı soruşturma ile buna - karşı olarak aynı suçlamalarla davalı bankanın şikayeti ile açılmış olan soruşturmaların takipsizlikle sonuçlandığını, İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince yürütmeye çalıştıkları adalet ve hukuk mücadelesinin, “İcra işlemlerinde kullanılmış olan teminat senedinin ve Genel Kredi Sözleşmelerinin Kriminal incelemeye gönderilmemesi temelinde” aleyhlerine neticelendiğini, Kanun Yararına Bozma taleplerinin esası olan ve “Sahtecilik” temelinde yürütülmüş olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/56863 dosya sayılı soruşturma ile, davalı bankanın aynı şekildeki şikayetleri ile açılmış olan ve birleştirilen soruşturma dosyaları gözlerden uzak tutularak incelenmeden verilmiş olan kararların hukuk ve hakkaniyet dışı olduğunu, 31.Şirket gayrimenkulleri ile ilgili olarak, davalı banka tarafından huzurdaki davanın konusu olan suç senedi dayanak yapılarak... alınmış olan satış kararının, 12.07.2011 tarihinde banka tarafından iptal edildiğnii, sonradan ipoteklere bağlı olarak başlatılmış icra takibi neticesinde 04.06.2012 tarihinde satıldığını,Bu şekilde, öncelikle senede dayanarak yapılmış olan satışların iptali ihtimaline karşı davacılar aleyhine tedbir alındığını, Satış işlemlerinin de, yine davacılar aleyhine 1 seneye yakın geciktirilmek sureti ile, hem satışlardan daha fazla gelir elde etme imkanı yaratıldığını, hem de haksız bir şekilde kalan borca ilave faiz geliri elde etmek imkanı yaratıldığını,Hakkaniyet dışı yapılan bu işlemlerin yapılmış olan bütün hukuk dışı işlemlerde olduğu gibi dikkate alınmadığını,32.Bankada bozdurularak yatırılan 525.000 USD'nin hesap ve kayıtlarda bulunmaması ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 03.03.2020 tarihinde yapmış oldukları şikayet ile açılmış olan soruşturmanın da devam ettiğini, netice olarak da ... A.Ş.'nin kendi düzenlemiş oldukları bu senedi kullanarak uygulamış olduğu infaz gibi icra işlemlerine karşı sürdürmekte oldukları hukuk mücadelesinin 25/08/2010 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları şikayet ile başlayan hukuk sürecini ve banka tarafından düzenlenmiş suç senedi ile bu senedini düzenlemiş olan banka yetkilisinin hazırlamış olduğu ve tahrifat yapılarak üretilmiş olan Genel Kredi Sözleşmeleri ile yapılan hukuk dışı işlemler olduğunu,Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/488802 sayılı soruşturma dosyası kapsamında \"Bilirkişi tarafından incelenmesi\" kararına karşı olarak 09/05/2011 tarihinde, bankanın avukatı ... tarafından verilmiş olan olağan dışı tehdit dilekçesi doğrultusunda, bu gerek senet ve gerekse de Genel Kredi Sözleşmelerinin kriminal incelemeye gönderilemeden devam ettiğini, ... A.Ş. tarafından gasp edilmiş olan maddi ve manevi haklarının geri alınabilmesi için uzun yıllardır devam ettirmeye çalıştıkları hukuk davasında, karşılarına çıkan en büyük sorunun, 5411 Sayılı Bankalar Kanununun 155.Maddesinde açık olarak belirtilmiş olan güven adlı hukuksal değerin korunması için, bankalardan elde edilecek güvenilir bilgi ve belgelerin gerçeğe uygun kayıtlarının olması gerektiği emredici hükmüne rağmen, davalı banka ...bank A.Ş.'nin, bütün yönetici, müdür ve avukatlarının, gerçek dışı ifade ve beyanlarının olduğunu, bu gerçek dışı ifade ve beyanların Gerekçeli Karardaki en belirgin ifadesinin, 9. sayfa 9. satırında yer alan;  “Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yapılan bilirkişi incelemelerinde KMH hesaplarından yapılan kredi kulianımları tespit edildiği...” ifadesi olduğunu, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/48802 dosyasında yaptırılmış olan 16.05.2011 tarihli Mali Bilirkişi raporunda yapılmış olan böyle bir tespit bulunmadığını, KMH sözleşmelerinin ödenmemiş devre faizi ve borç yaratabilmek için sonradan ve sahte olarak düzenlenmiş olduğuna dair şikayetleri ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde açılmış olan ve huzurdaki davayı doğrudan etkilemesine rağmen dikkate alınmayan 2018/168890 sayılı soruşturmanın devam ettiğini,Ayrıca,bu raporda dava konusu suç senedinin bankanın ticari defterlerin debulunmadığının da tespit edildiğini, Genel Kredi Sözleşmelerinin 2.000.000.00 TL, 600.000.00 TL ve 500.000.00 TL olarak 3 adette toplam 3.100.000,00 TL olarak tespit edildiğini, buna rağmen bu güne kadar dikkate dahi alınmadığını, davalı bankanın avukat ve yetkilileri tarafından, tüm soruşturma ve davalarda, bankalar kanununa aykırı olarak, gerçeklerden kaçınıldığını ve kavram kargaşası ile aleyhlerine hüküm verilmesine çalışıldığını, huzurdaki davanın tam da temelinde olan Merkez şube müdürü ... hakkında bilgi ve belgelere dayanarak yapmış oldukları şikayetle “5411 Sayılı Bankacılık kanunu MADDE 155- Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak' suçu kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında 2016/108174 Sayılı soruşturma açıldığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma talebine ise, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından, akıl almaz bir şekilde, ...'nun ifade ve beyanlarını yapmış olduğu mercilerin resmi merciler olmadığı kabulü ile soruşturma izni verilmediğini, bunun üzerine de ... tarafından, iftira iddiası ile 2017/155717 Sayılı Soruşturmanın açılması sağlanmış ise de, 07.03.2018 tarihinde 2018/21986 Karar numaralı KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR verildiğini, bu soruşturma ile ilgili hemen bütün bilgi ve belgelerin, huzurdaki dava ile doğrudan ilgili olan ve davalı banka ... A.Ş. adına Gerekçeli Kararın sayfalarını dolduran hususlarla ilgili olduğunu, yine aynı şekilde, banka adına bütün bu beyanların kullanılmasına müsaade eden ... A.Ş.'nin Yönetim Kurulu üyelerinin tümü hakkında da, “5411 Sayılı Bankacılık Kanunu MADDE 153. Yetkili mercilerce istenen bilgi ve belgeleri vermemek ve MADDE 155 gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” şikayeti ile açılmış olan soruşturma ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma talebine Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından izin verilmediğini,Davalı banka ... A.Ş'nin şikayeti ile açılmış olan 2016/155435 sayılı soruşturma ile ilgili olarak da, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11.10.2018 tarihinde 2018/74183 karar numarası ile KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR verildiğini,Görevlendirilmelerine kanuni sürelerinde gerekçeleri ile birlikte sayısız defalar itiraz etmiş olmalarına rağmen, hukuk camiasında, “kadrolu banka bilirkişileri' olarak nitelendirilmiş olan bilirkişilerin vermiş oldukları raporlarla ilgili itirazlarının yine sürelerinde mahkemeye sunulmuş olmasına rağmen dikkate dahi alınmadığını, tüm gerekçeli itirazlarının, ...bank A.Ş. tarafından bilerek kapsamı genişletilmiş olan, sayfalar tutan klasörlerin içinde görünmez olarak dikkatlerden kaçırılmaya çalışılmasına rağmen, özet olarak bazı önemli hususlar aşağıda sunulduğunu; -Huzurdaki davanıın temelinde olan ve ... A.Ş. adına, genel müdür ... ve genel müdür yardımcısı ... tarafından müştereken imzalanarak BDDK'ya verilmiş olan 31.12.2008 tarih ve 2011/2109 sayılı yazının 4. sayfa 23. satırında açık olarak belirtmiş olan, “...Müşterinin bankamıza olan taahhüdünü yerine getirmeyeceği ve 31.12.2008 tarihli kredili mevduat hesabı ve... faizlerini ödemeyeceğinin anlaşılması üzerine, 31.12.2008 tarihinde hesapları kat edilerek 3.567.236.48 TL toplam alacak tutarı üzerinden yasal takibe geçilmiştir...” beyanının dosyalarda bulunduğu, -Dosya ile ilgili olarak hiçbir incelemede bulunmayan ve davalı olan bankayı, davalı olarak dahi nitelendiremeyen bilirkişilerin, bankanın BDDK'ya karşı beyanınının ve hesap kat nedeninin dikkate alınmadığını,-Hazırlamış oldukları raporlarda ...bank A.Ş. tarafından kredi hesabının kat edilmesi için sebep aramaya çalışmasının ve bu nedenle de delil niteliği taşımayan ve hukuki hiçbir niteliği olmayan sözleşmeleri esas olarak almış olmalarının kabul edilebilir bir hukuk hatası olmadığını,Bilirkişilerin dosyadaki gerçek verilerden kaçındıklarını, ...bank A.Ş.'nin BDDK'ya vermiş olduğu 21.11.2011 tarih ve 2011/2109 sayılı savunma dilekçelerinde, herhangi bir ödemenin aksatılmış olmasından değil, “...ödemeyeceklerinin anlaşılması üzerine...” diye ifade edildiğini, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığında Bilirkişi ... tarafından hazırlanan 16.05.2011 tarihli Mali Raporda tespit edilen kredi sözleşmelerinin sayısının ve toplam limitlerinin ne olduğu sorularına bilirkişilerin verecekleri cevabın davalı banka aleyhine olacağı için, cevaplandırmaktan kaçındıklarını, 3.700.000 TL'lik bononun davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığının bilirkişi ...'nun raporunda tespit edilip edilmediği olmasına rağmen, bilirkişilerin davalı bankanın aleyhine olan bu hususta da görüş bildirmekten kaçındıklarını,Bilirkişilerin sözleşme sayılarındaki ve toplam bedeldeki farklılıkları ortaya koymaktan, açıkça kaçındığını ve kendilerine dilekçe ile sorulan soruları, başta ödenmemiş devre faizinin bulunup bulunmadığı konusunda sorulan soru dahil, cevaplandırmakta da özensiz davrandıklarını, tüm bunların bilirkişilik görevinin ihmali ve suçu olduğunu,Belgede sahtecilik suçlamasına ilişkin olarak yürütülmekte olan soruşturmaların bekletici mesele yapılmasının zorunlu olduğunu, bu nedenle KMH Sözleşmelerinde yapılmış olan tahrifat ve sahtecilik ile ilgili olarak açılmış olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2018/168890 Sayılı Dosya, Genel Kredi Sözleşmelerinde ... adına yapılmış olan imza sahtekarlığı ile ilgili olarak açılmış olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma No: 2021/14120 Sayılı dosya ile Bankada bozdurularak yatırılan 525.000 USD” nin hesap ve kayıtlarda bulunmaması ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na 03.03.2020 tarihinde yapmış oldukları şikayet ile açılmış olan soruşturmaların bekletici mesele yapılması gerekirken yapılmadığını,Yerel mahkece davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmişse de A.A.Ü.T uyarıncadavanın reddi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, yerel mahkeme kararında davalı lehine dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedildiğini, karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T'nin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre, davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 4.080 TL olduğunu ve davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemenin kararının bu yönden de kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davacı ... Ltd.Şti. ile davacı banka arasında akdedilen ve diğer davacıların müşterek ve müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmeleri kapsamında teminat senedi olarak davacılar tarafından imzalanıp boş olarak bankaya verildiği ve anlaşmaya aykırı olarak sonradan düzenlendiği ve tarih ve bedelinde tahrifat yapıldığı iddia edilen İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... sayılı icra takibine dayanağı bonodan ve icra takibine konu borçtan dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Mahkemece davacı ... ve diğerleri vekili Av. ...'a gerekçeli karar ekli davetiyenin 22/12/2021 tarihinde tebliğe çıkarıldığı ve 27/12/2021 tarihinde tebliğ edildiği, yine davacı ... ve diğerleri vekili Av. ...'a  gerekçeli karar ekli davetiyenin tebliğe çıkarıldığı ve 05/01/2022 tarihinde tebliğ edildiği, dosyada davacılar tarafından söz konusu vekillere verilen vekaletnamelerinin bulunduğu, gerekçeli kararın tebliğ edildiği tarih itibariyle vekaletnamenin geçerli olduğu, davacı vekili Av. ...'ın gerekçeli kararın tebliğe çıkarıldığı tarihten sonra 23/12/2021 tarihinde vekillikten çekilme dilekçesi sunduğu, vekillikten çekilme dilekçesinin 03/01/2022 tarihinde asillere tebliğe çıkarıldığı, HMK'nın 82/1 maddesi uyarınca vekillik görevinin çekilme dilekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta daha devam ettiğinden gerekçeli kararın tebliği tarihinde görevinin devam ettiği ve gerekçeli kararın tebliğ işlemlerinin usulüne uygun olduğu, davacı asiller tarafından imzalanmış 10/01/2022 tarihinde istinaf dilekçesi sunulduğu, ayrıca davacı ... tarafından içeriği hemen hemen aynı süresinde 17/01/2022 tarihli istinaf dilekçesi sunulduğu görülmüştür. Davacılar vekili Av. ... adı belirtilmek suretiyle sunulan 18/02/2025 tarihli dilekçe ile gerekçeli kararın usulüne aykırı yapıldığı ve söz konusu dilekçesinin istinaf dilekçesi olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, yukarıda belirtildiği üzere gerekçeli kararın tebliğ işlemlerinin usulüne uygun olduğu, davacılar tarafından süresinde istinaf dilekçesi sunulduğu, 18/02/2025 tarihli dilekçede de daha önce belirtilen istinaf sebeplerinin yinelendiği, söz konusu dilekçenin vekil tarafından verilmiş gibi kaleme alınmış ise de sadece şirket yetkili temsilcisi ... tarafından imzalandığının ve yine asil tarafından verildiğinin anlaşıldığı, söz konusu dilekçenin süresinde verilen bir istinaf dilekçesi olmadığı gibi daha önce verilen tüm dilekçeler ve istinaf dilekçeleri ile aynı hususları içerdiği anlaşılmakla, Dairemizce süresinde sunulan istinaf dilekçeleri dikkate alınarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Davacılar tarafından dava dilekçesinde ilk önce dava konusu 04/12/2008 düzenleme tarihli, 25/12/2008 vade tarihli 3.700.000,00 TL bedelli, düzenleyenin davacı şirket, diğer davacıların kefil ve davalı bankanın lehtar olduğu bononun sadece imzalanarak boş bir şekilde davacı ... Ltd.Şti. ile davacı banka arasında akdedilen ve diğer davacıların müşterek ve müteselsil kefil olduğu genel kredi sözleşmelerininn teminatı olarak verildiğini, ancak banka tarafından aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak düzenlenmek suretiyle icra takibine konu yapıldığını, davacılar tarafından yapılan ödemelerin dahi mahsup edilmediğini, davacıların genel kredi sözleşmelerinin kat ihtarında ve icra takip talebine belirtilen miktarda borcu olmadığını iddia etmiştir.Davacılar, yargılamanın sonraki aşamalarında ve istinaf dilekçesinde dava konusu bononun tarihinde ve miktarında tahrifat yapıldığını, o dönem kredi sözleşmeleri akdedildiği sırada muhatap olunan şube müdür ... tarafından davacılardan 1.000.000,00 TL miktarlı teminat senedi olan bono alındığının davalı bankaya gönderilen ihtarnamede ve soruşturma dosyasına verdiği dilekçe ile beyan edilmesine rağmen bu husus dikkate alınmak suretiyle bono bedelinde tahrifat yapılarak bedelinin 3.700.000,00 TL olarak değiştirildiğini,  Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada üç adet ve toplam limiti 3.100.000,00 TL olan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dört adet toplam limiti 5.200.000,00 TL olan genel kredi sözleşmeleri tespit edildiğini, bu hususunda genel kredi sözleşmelerinin sayı ve miktarlarının arttırılarak tahrifat yapıldığını gösterdiğini, davacı ...'in kefalet imzalarının da adına sahte olarak atıldığını, Mahkemece tahrifat ve sahtecilik iddiaları hakkında herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadığını, ödenemeyen devre faizi borcu olmamasına rağmen kredi hesabının kat edilmesi kararının kötü niyetli ve sözleşmenin 11.2 ve 16.5 maddelerine aykırı olduğunu, kat ihtarnamelerinin davacılara tebliğ edilmemesine ve temerrüt şartı oluşmamasına rağmen icra takibi başlatıldığını, 525.000 USD nin bozdurulmasına rağmen davalı bankanın kayıtlarında bulunmadığını, KMH sözleşmelerinde yapılan tahrifat ve sahtecilik ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/168890 soruşturma sayılı dosyası ile genel kredi sözleşmelerinde davacı ... adına yapılan imza sahteciliğine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/14120 soruşturma sayılı doyasının ve 525.000 USD nin bozdurulmasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yapılan şirkete ilişkin soruşturma dosyasının beklenilmesi gerektiğini, AAÜT'sinin 13/4 maddesi uyarınca davalı lehine maktu vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerekirken nispi vekalet ücreti takdirine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.Somut uyuşmazlıkta; davacı ... Ltd.Şti. ile davacı banka arasında akdedilen ve diğer davacıların müşterek ve müteselsil kefil olduğu davacı tarafından dava dilekçesinde de inkar edilmeyen ve sahtecilik iddiasına bulunulmayan davanın konusu 26/04/2007 tarihli 600.000,00 TL limitli, 19/07/2007 tarihli 500.000,00 TL limitli, 21/09/2007 tarihli  2.100.000,00 TL limitli, 28/04/2008 tarihli 2.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmeleri akdedilmiş ve davacı tarafa kredi kullandırılmıştır. Davalı banka tarafından Beyoğlu ... Noterliği'nin 08/09/2009 tarih ve... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile akdin feshi ile genel kredi sözleşmesinin 11.2 ve 16.5 maddeleri uyarınca hesap kat edilmiş ve davacılara hesap kat ihtarı tebliğe çıkarılmış, davacı asıl borçluya tebliğ edilmesine rağmen kefillere bila tebliğ iade edilmiştir.Davacı banka tarafından alacağın tahsili için dava ve icra takibi dayanağı olan Mahkemece de genel kredi sözleşmelerinin teminatı olarak verilen bonoya dayalı olarak takip başlatılmış ve davacılar tarafından genel kredi sözleşmesinin teminatı olarak imzalı ve boş olarak verilen bononun davalı tarafından anlaşmaya aykırı olarak sonradan düzenlendiği ve tahrifat yapıldığı, ayrıca genel kredi sözleşmelerinde sahtecilik ve tahrifat yapıldığı iddia edilmiştir. Davacılar tarafından genel kredi sözleşmelerinde tahrifat yapıldığı ve davacı kefil ...'in imzalarının sahte olduğu iddia edilmiş ise de, dava konusu genel kredi sözleşmelerinin davacılar tarafından dava dilekçesinde kabul edildiği ve tahrifat yapıldığına ve imzanın sahte olduğuna ilişkin bir iddianın bulunmadığı, ayrıca banka tarafından genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/604 esas ve 2012/349 karar sayılı dosyasında yapılan yargılamada genel kredi sözleşmelerine itiraz edilmediği gibi gerekçeli kararda bilirkişi incelemesi ile banka alacağının şirket kayıtlarında yer aldığının belirtildiği, bu dosyada Mahkemece yapılan yargılama sonucunda banka alacağının hüküm altına alındığı ve kesinleştiği, yine davacı şirket tarafından banka aleyhine İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/186 esas ve 2018/116 karar sayılı dosyasında hesabın haksız olarak kat edildiğinin ve talep edilen faiz miktarının haksız olduğunun tespitine ilişkin açılan davada dava dilekçesinde genel kredi sözleşmelerinin kabul edildiği,yargılama aşamasında ıslah dilekçesi ile genel kredi sözleşmelerinde tahrifat iddiasının ileri sürüldüğü, yargılama sonucunda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği, davacılar tarafından dava konusu genel kredi sözleşmelerinin ve kullanılan ve kullandırılmayan kredilerin bizzat istinaf dilekçesinde de kabul edildiği, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü'nün 28/05/2013 tarihli uzmanlık raporuna göre dava konusu genel kredi sözleşmeleri altındaki davacı kefil ...'e atfen atılan imzaların bu şahsın eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı ve takipsizlik kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiği, söz konusu raporu düzenleyen personelin davacılar tarafından şikayet edilmesi üzerine yapılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verildiği ve kesinleştiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/14120 soruşturma sayılı doyasında davacı tarafından yeni delil sunulduğundan bahisle tekrar inceleme yaptırıldığı ve İstanbul Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği'nin 29/11/2022 tarihli raporuna göre de genel kredi sözleşmelerindeki davacı ...'e atfen atılan imzaların bu şahsın eli ürünü olabileceğinin değerlendirilmesi üzere tekrar 07/03/2023 tarihinde takipsizlik kararı verildiği, davacının tüm iddialarına ilişkin kanun yararına bozma talebinin dahi reddine karar verildiği dikkate alındığında davacılar tarafından uyuşmazlığa ilişkin yargılamaların devam ettiği Mahkemelerde ve huzurdaki yargılamadaki dava dilekçelerinde ve istinaf dilekçelerinde kabul edilen, kullandırılan kredilere ilişkin ödemeler yapılan genel kredi sözleşmelerinde tahrifat yapıldığı veya imzaların sahte olduğuna ve soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılmasına ilişkin istinaf sebepleri ve senedin davacılar tarafından bankaya verildiği kabul edildiğinden banka kayıtlarında bulunmamasının da sonuca etkisi bulunmadığından buna ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacılar tarafından genel kredi sözleşmelerinin haksız olarak kat edildiği iddia edilmiş ise de, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmelerinin 11.2 ve 16.5 maddesi uyarınca davacının mali durumunun bozulduğunun tespiti üzerine hesapların kat edilmesinde sözleşme hükümlerine herhangi bir aykırılık bulunmamaktadır. Davacılar tarafından kat ihtarının tebliğ edilmediği ve davacıların temerrüte düşmediği ve icra takibinin başlatılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, bizzat davacılar tarafından davalı bankaya gönderilen ve dava dilekçesi ekinde bulunan 09/01/2009 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile kat ihtarının ve ekinde hesap özetlerinin kendilerine gönderildiğinin ve kabul etmediklerinin beyan edildiği dikkate alındığında kat ihtarının kendilerine gönderilmediğine ve tebliğ edilmediğine ilişkin iddiasının kabul edilemeyeceği, kaldı ki alacaklı banka tarafından hesap kat edilerek borçlulara ihtarname gönderilmiş olup, alacağın muaccel hale gelmesi için kredi hesabının kat edilmesi yeterli olup ayrıca hesabın katına ilişkin ihtarnamenin borçlu veya kefile tebliğinin zorunlu olmadığı, davalı asıl borçlunun sözleşmede belirtilen adresine tebligat çıkarılmakla borçlu şirket İİK'nın 68/b maddesi gereğince hesabın kat edildiği tarih itibariyle temerrüte düştüğü, kefillere çıkarılan kat ihtarnamesinin bila iade edilmesi sebebiyle kefillerin icra takip tarihi itibariyle temerrüte düştüğü anlaşılmakla davacıların aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafından dava ve icra takibinin dayanağı olan dava konusu 04/12/2008 düzenleme tarihli, 25/12/2008 vade tarihli 3.700.000,00 TL bedelli bononun davacılar tarafından imzalanarak davalı bankaya verildiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki temel ihtilaf dava konusu bononun davalı bankaya imzalı fakat boş olarak verilip verilmediği, boş olarak verilmesi halinde taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulup doldurulmadığı, bono bedeli ve tarihleri üzerinde tahrifat yapılıp yapılmadığı hususundadır. Davacı tarafından Mahkemece senet aslı üzerinde bu iddialara ilişkin inceleme yapılmaması sebebiyle istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacılar genel kredi sözleşmeleri akdedildiği sırada muhatap olunan şube müdür ... tarafından davacılardan 1.000.000,00 TL miktarlı teminat senedi olan bono alındığının davalı bankaya gönderilen ihtarnamede ve soruşturma dosyasına verdiği dilekçe ile beyan edilmesi sebebiyle bono bedelinde tahrifat yapılarak bedelinin 3.700.000,00 TL olarak değiştirildiğini iddia etmektedir. Ancak söz konusu kişinin geçerli yazılı deliller ile desteklenmeyen beyanı tek başına davacılardan alınan bono bedelinin 1.000.000,00 TL olduğunu ve sonradan tahrif edildiğini göstermeyeceği gibi, davacılar tarafından söz konusu kişinin beyanına kadar yargılama boyunca senedin imzalı ve boş olarak verildiği iddia edilmiş, hiç bir zaman senet bedelinin 1.000.000,00 TL veya başka miktar olduğu iddia edilmemiştir. Dosya arasında bulunan senet fotokopisinde de senet üzerinde çıplak gözle miktar kısımlarında iddia edilen şekilde tahrifat yapıldığı izlenimi verecek bir bulgu görülmemiştir. Mahkemece gerekçeli kararda da detaylı bir şekilde irdelendiği üzere taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin teminatı amacıyla verilen imzalı bononun boş olarak davalıya verildiğinin kabulü halinde TTK'nun 690. maddesi yollaması ile TTK'nun 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesinin mümkün olduğu ve geçerli olduğu, söz konusu bononun diğer tüm unsurlarının anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun iddia eden davacılar tarafından geçerli ve yazılı kesin deliller ile ispat edilmesi gerektiği, ancak davacılar tarafından bu hususları ispatlar delil dosyaya sunulmadığı, dosyada bulunan bilirkişi raporları ile de davacıların genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçlarının halen devam ettiği dikkate alındığından teminat vasfının devam ettiği ve davacılar tarafından iddia edilen hususların ispatlanamadığı, savcılık tarafından bu iddialara ilişkin başlatılan soruşturma sonucunda verilen takipsizlik kararının kesinleştiği, esasında davacılar tarafından boş olarak verildiği iddia edilen senede ilişkin tahrifat iddiasında bulunulmasınında kendi içerisinde çelişkiliği olduğu, yazı yaşı tayinine yarayan bilimsel herhangi bir yöntemin bulunmadığı, bu hususlar dikkate alındığında Mahkemece senet üzerinde inceleme yaptırılmasının sonuca etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafından KMH sözleşmelerinin sahte olarak düzenlendiği iddialarına ilişkin soruşturma sonucunun beklenmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, bilirkişi raporundan bankaca ... kredisi dönem faiz ve eklentilerinin davalı bankanın inisiyatifi  ve davacıların kabulü ile KMH borcuna kaydedilerek bu hesaptan yatan para ile ödendiği ve söz konusu borcun ...kredisi dönem faizi ve eklentisi olduğu dikkate alındığında davacının  KMH sözleşmelerinin sahte olarak düzenlendiği iddiasının somut uyuşmazlık bakımından sonuca etkisi olmadığı anlaşıldığından söz konusu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı tarafından bankada bozdurularak yatırılan USD cinsi paranın banka hesap ve kayıtlarında olmamasına ilişkin soruşturma sonucunun beklenmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, davacı tarafından söz konusu paranın davalı bankaya tesliminin kendisi tarafından geçerli yazılı ve kesin delil ile ispat edilmesi gerektiği, ancak buna ilişkin dosyaya delil sunulmadığı anlaşılmakla soruşturma sonucunun beklenmesinin esasa etkili olmayacağı anlaşıldığından buna ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dava, icra takibine konu bonodan ve takibe konu borçtan davacıların borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi talebine ilişkin olup, maddei tazminat davası olmayıp, maddi tazminat davalarında uygulama yeri bulan AAÜT'nin 13/4 maddesinin somut uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmadığından Mahkemece tarifenin 13/1 maddesi uyarınca davalı lehine nispi vekalet ücreti takdirine karar verilmesi isabetli olup, davacıların aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Sonuç itibariyle, ilk derece mahkemesinin davanın reddine yönelik kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davacıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacılar tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olmak üzere 24/04/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5c1fda28af36c9e8","SID":"5c1aedb80842718b"}}