{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1254 <br>KARAR NO:2025/452<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO:2018/958 <br>KARAR NO:2021/262<br>KARAR TARİHİ:06/04/2021<br>DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:30/04/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirketin davalı firmaya vinç hizmeti verdiğini, vinç hizmetlerinin bazen asıl firmaya bazen de asıl firmanın gösterdiği diğer firmalara verildiğini, işlerin tamamının İstanbul ili Ümraniye ilçesi ... Tesislerinde olduğunu, bu hizmetler  karşılığında şirkete 11/11/2016 tarihli 10.679.00 TL bedelli fatura düzenlendiğini, düzenlenen bu fatura karşılığında davalı firmadan ödeme talep edilmiş ise de herhangi bir ödeme yapılmadığını, ödeme yapılmaması nedeniyle fatura bedelinin ... sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, davalı şirket tarafından haksız olarak takibe itiraz edildiğini beyan ederek itirazın iptalini ve müvekkili lehine tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında iddia edildiği üzere fatura kesilmesini gerektirecek yazılı veya sözlü herhangi bir sözleşme bulunmadığını, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğünü taşıyan davacı firmanın yazılı bir sözleşme yapmadan, yazılı birtakım taahhütler almadan 10.679,00 TL gibi yüksek bedelde bir hizmeti vermesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu bedelde bir hizmeti verecek tedbirli, basiretli bir tacir muhakkak ki karşı tarafın imzasını içeren bir işleme dayanacağını oysaki davalıya ait ne ıslak imza, ne de güvenli elektronik imzaya dayanan bir talimat karşı tarafça mahkemeye sunulmadığını, sözlü birtakım iddialarla davalının borçlandırılmasının kabul edilmemesi gerektiğini, faturanın düzenlenebilmesi için taraflar arasında temel bir borç ilişkisinin bulunması gerektiğini, taraflar arasındaki ticari ilişki yazılı bir sözleşmeye dayanıyor ise faturanın bu sözleşmeye uygun olarak düzenlenmiş olması gerektiğini, bahsi geçen faturanın davalıya gönderilmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; ''...Davada taraflar arasında uyuşmazlık noktasının davacının icra takibine konu ettiği faturadaki yazılı hizmeti davalıya verip vermediği, davacının takibe konu edilen faturadan dolayı alacaklı bulunup bulunmadığı yönlerinde çekişmenin toparlandığı anlaşılmıştır. ...Davacının iddiaları ve davalının savunmaları bu esaslarda incelendiğinde takibe konu faturadaki isteminin haklılığını davacının  davalıdan sadır irsaliye ve teslim fişi ile vb. somut yazılı belgelerle veya tarafların ticari defter ve kayıtları gibi kesin deliller ile ispat yükünü yerine getirmesi gerektiği anlaşılmıştır. ...Davalının incelenen ticari defter ve kayıtlarında ise icra takibinin dayanağı teşkil eden faturanın davalı kayıtlarında bulunmadığı ve bu noktada davalı kayıtlarının hiçbir kayıt içermediği anlaşılmış ve artık HMK 222/3 gereğince davacının ticari defter ve kayıtlarının kendisi lehine delil olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır.Öte yandan davacının davalı adına düzenlediği 11.11.2016 tarih 137614 nolu \"Vinç Hizmet Bedeli\" açıklamalı 9.050,00 TL + 1.629,00 TL KDV olmak üzere toplam 10.679,00 TL tutarlı faturanın irsaliyeli fatura olduğu, faturanın teslim alan bölümünün boş olduğu, verilen vinç hizmeti ile ilgili fatura ekinde ve/veya fatura muhteviyatında hangi tarihlerde ne kadar hizmet verildiğine dair açıklayıcı bir bilginin olmadığı, irsaliyeli faturaların özelliği gereği, fatura ve irsaliyede bulunana tüm bilgilerin bulunması gerektiği dolayısı ile Malın ya da hizmetin miktarı, cinsi, tutarı ya da fiyatının ayrıntılı bir biçimde belirtilmesi veya tevsik edici belgelerinde irsaliyeli fatura tesliminde, irsaliyeli fatura ile birlikte muhataba imza karşılığı teslim edilmesi gerektiği halde teslim alanın irsaliye üzerinde bulunmadığı, davacının dayanak olarak sunduğu Vinç Çalışma Tutanaklarında okunan firma isminin... İnşaat isminin olduğu tutanakların silik ve okunaksız olmasından dolayı imzalı olduğunun söylenemeyeceği, davalının ... İnşat' ın alt işvereni olduğuna dair bir delilin olmadığı yine davacının dava konusu faturayı davalıya tebliğ ettiğine dair bir delilin olmadığı, vinç  çalışma tutanaklarının okunaksız ve hizmetin kime verildiğinin belli olmadığı, dolayısı ile davacının, davalıya verdiğini iddia ettiği vinç hizmetini tahkikat yargılaması devamında ispat edememesine göre davanın  reddine...\" karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; İcra takibine ve davaya konu fatura karşılığı yapılmış vinç hizmetinin müvekkili tarafından eksiksiz şekilde yerine getirildiğini, davalı yan ile aralarındaki ilişkiye güvenen müvekkilinin takip konusu faturayı tebliğ etme gereği duymadığını, vinç hizmet tutanaklarında isimleri ve imzaları bulunan kişilerin davalı yan işçileri olduğunu, bu yüzden tutanaklarda isimleri bulunan bu kişilerin tanık olarak dinlenmesi gerektiğini, mahkemenin bu konuda eksik inceleme yaptığını ve söz konusu delilleri yeteri kadar incelemediğini, basiretli bir tacir sıfatı ile söz konusu faturayı defterine işleyen müvekkilinin, davalı yanın ticari defterlerinde yer alan eksiklik nedeniyle mağdur edildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır.Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. ... sayılı dosyasında; davacı tarafından 10.679,00 TL alacağın (11/11/2016 tarihli fatura) tahsili istemiyle başlatılan icra takibine yönelik ödeme emrinin davalıya 02/03/2018 tebliği üzerine yasal süre içerisinde 07/03/2018 tarihinde davalı taraça itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu ve davanın İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal süre içerisinde açıldığı tespit edilmiştir.İzmir ATM'ye talimat yazılarak davalı ticari defterlerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tanzim olunan raporda; davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, taraflar arasında ticari ilişkiyi gösterir bir kayda rastlanmadığı, takibe konu edilen faturanın defterlerde kayıtlı olmadığı, 2016 yılı BA formlarında dava konusu faturanın beyan edilmediği tespit edilmiştir.Mahkemece davacı ticari defterlerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tanzim olunan raporda; davacı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, dava dosyası içeriğinde mevcut deliller arasında taraflar arasında vinç hizmeti ile ilgili bir sözleşmenin, davalı tarafından vinç hizmeti alınmasına yönelik talebin ve davacı tarafından verilen fiyat teklifinin olmadığı, davacının dava dosyasına sunduğu 18 adet Forklift -Vinç Çalışma Tutanakları incelendiğinde \"Tarih:, Firma Adı:, Başlama Saati; Bitiş Saati:, Toplam Saat:, Araç Plaka No:, Yer:, Şoför:, Firma Temsilcisi:\" bölümleri mevcut ise de tutanakların çok silik olmasından dolayı okunamadığı, sadece bir adet İş Takip Formunda okunduğu kadarı ile \"Firma Unvanı: Halas İnşaat, İş Başlama Saati 11:00, Bitiş Saati:17:00, Araç Plaka: ..., Açıklama: katlara kum ve... çekme, Firma Yetkilisi: Halas İnşaat\" yazılı olduğu ancak imzanın olup olmadığının anlaşılamadığı hususlarında kanaat bildirilmiştir. <br>İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde \"İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın  \"İspat Yükü\" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972).6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz.Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da  imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde  alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Dava ve takip konusu faturanın davalı tarafa tebliğ edilmediği davacı vekilinin istinaf dilekçesindeki beyanları ile de kabulündedir. Nitekim fatura tebliğ edilmediğinden ve davalı tarafça ticari defterlerine kaydedilmediğinden fatura nedeniyle alacaklı olduğu hususunda ispat yükü davacı üzerindedir. Davacı, hizmetin davalı tarafa verildiğini iddia etmekte ise de bu yönde bir delil sunmamıştır.Davacı vekili istinaf dilekçesinde tutanaklarda isimleri bulunan kişilerin tanık olarak dinlenilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de tutanaklardaki yazıların silik olması sebebiyle okunamadığının tespit edilmesi ve okunaklı suretlerinin ibraz edilmemesi, ayrıca tutanakları imzalayan kişilerin kimler olduğu hususunda yargılama aşamasında açıklayıcı beyanda bulunulmaması karşısında delillerin yeterince incelenmediği yönündeki itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamı itibariyle sunulan deliller kapsamında taraflar arasında ticari ilişki olduğu ve davacının takibe konu edilen fatura nedeniyle alacaklı olduğu ispatlanamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 59,30 TL 'nin mahsubu ile bakiye 556,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.30/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f8f62da6c2504c29","SID":"ac0f89cfb2bbc3a2"}}