{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1943 <br>KARAR NO:2025/459<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:14/10/2020<br>NUMARASI:2019/83 Esas -  2020/543 Karar<br>DAVA:Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/04/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkili davacı şirket arasında 17.04.2007 başlangıç tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi ile iş ilişkisi kurulduğunu, davalı işçinin 22.05.2016 tarihinde iş yerinden istifa ederek ayrıldığını, davalının şirkete verdiği dilekçede \"17.04.2007 tarihinden bu yana firmanızda çalışmaktayım. Kişisel sebeplerden dolayı, kendi isteğimle 01.06.2016 tarihi itibariyle işten aynlmak istiyorum. İşten ayrılışımda tarafıma ödenmesi gereken kıdem tazminatı ve kullanmadığım izin günlerinin tarafıma ödeme yapılması hususunda, gereğini arz ederim\" diyerek kişisel sebeplerden dolayı işten ayrılmak istediğini ve hak ettiği kıdem tazminatı ile kullanmadığı izin günlerinin ücretinin kendisine ödenmesini talep ettiğini, davalının kişisel sebeplerden istifa ettiğini ifade ettiğini ancak, davalının işten ayrılma sebebinin kişisel sebepler  olmadığını, müvekkili firmada uzun yıllar çalıştıktan sonra ayırılan ve müvekkili firmaya rakip bir firma kuran ...'ın talimatları ile hareket ederek, rakip firmada işe başlayacağı için müvekkili firmadan ayrıldığının tespit edildiğini, davalının ...'ın hissedarı olduğu ... Şti. bünyesinde çalıştığını, davalının rakip firmada işe girmekle müvekkili firma bünyesinde edindiği bilgi, beceri ve tecrübeleri rakip firmada kullanacağından müvekkil ile imzaladığı Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'nin 1.4 maddesindeki sır saklama yükümlülüğü ve 1.6 maddesindeki personel 2 yıl süre ile işveren nezdinde hizmet vermiş olduğu müşterilerine doğrudan veya dolaylı olarak hizmet vermemeyi kabul ve taahhüt eder hükümlerine aykırı hareket ettiğini, yine yazılı bir sözleşme ve sözleşmede bu hususta bir madde olmasa dahi bir işçinin çalıştığı iş sebebiyle edindiği ticari sırları ifşa etmemesi gerektiğini, davalı tarafından daha evvel müvekkili firmanın müşterisi olduğu için hizmet verdiği müşterilere gayri ahlaki ve gayri yasal olarak, ... Şti. adına ilişki kurarak ticari faaliyetlere girdiğini, müşterilerden ve tedarikçilerden gelen şikâyetler üzerine duruma muttali olan müvekkili şirketin iş bu davayı açmak zorunda kaldığını, müvekkili şirket bünyesinde genç yaşında ve hiçbir vasfı tecrübesi olmadan işe başlayan davalının yıllar içinde müvekkili şirket bünyesinde aldığı eğitimler ve deneyimler neticesinde üst düzey bir elaman haline geldiğini, işten ayrılmadan önce müvekkili şirket adına fuarlara katılacak deneyim, bilgi ve beceriye ulaştığını, ancak müvekkili şirkette daha önce çalışan bir arkadaşının talebi ile müvekkili şirketten ayrılarak ve daha önemlisi müvekkili şirketten edindiği müşteri ve tedarikçi bilgileri gibi ticari sır niteliğinde belge ve bilgileri yeni girdiği işyerinde kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini, davalının çalıştığı firmanın müvekkili ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve rakip olarak ifade edilebilecek bir firma olduğunu, davalının sosyal medya hesaplarından da \"...\" ibaresi kullanarak işyerini ve yaptığı işi ilan ettiğini,  davalı tarafın müvekkili şirketin sahibi olduğu ticari itibarı kullanarak, çalıştığı şirkete haksız kazanç sağladığını, müvekkili şirketin sahip olduğu avantajlar, indirim oranları ve kolaylıkların davalının yeni çalıştığı firmaya da gösterilmesi için müvekkili şirket ile tedarikçi şirketler arasındaki ticari sırlar koz olarak kullandığı ve hukuka aykırı haksız kazanç elde edildiğini, müvekkili şirketin ve müvekkili şirketin aile şirketi olan diğer ... Grup şirketlerinin yıllar içinde edindiği ticari itibar ve ticari sırların davalı tarafça hoyratça etrafa saçıldığını, davalı tarafça yapılan bu iş ve işlemler nedeniyle müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını, davalı tarafça İstanbul 3. İş Mahkemesi'nin 2016/378 E. sayılı dosyası ile işçilik alçaklarının tahsiline yönelik olarak dava ikame edildiğini, hukuka aykırı bir şekilde işten ayrılan, belirsiz süreli iş sözleşmesini iş kanununa aykırı davranarak fesheden ve daha sonra yasa, yönetmelik, iş sözleşmesi ve dürüstlük kuralına aykırı davranarak müvekkilin maddi ve manevi zarara uğramasına sebep olan davalıdan maddi ve manevi tazminat talep etmek ve yine davalının sözleşmenin 1.6. maddesine aykırı davranması nedeniyle, aynı maddenin son cümlesi \"... Aksi durumda işçi işverene 2 yıllık brüt ücreti tutarında cezai şart Ödemeyi kabui ve taahhüt eder.\" hükmü gereği müvekkil şirkete 2 yıllık brüt ücreti kadar cezai şart ödenmesi için dava ikame edilmesi zorunluğu hasıl olduğunu beyan ederek 2 yıllık brüt ücret karşılığı cezai şartın 1.000,00 TL'nın, 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; rekabet yasağının ihlali iddiasına dayanılarak talep edilen cezai şart alacağına yönelik uyuşmazlığın, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değeriendiıilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevli olup olmadığı sorununun öncelikle çözülmesi gerekli olduğunu, iş sözleşmesinin devamı arasında rekabet yasağının ihlali şeklindeki sadakatsizlik iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturduğunu, bu rekabet yasağının sözleşmeden veya kanundan kaynaklanmasının hukuki sonuçlan aynı olduğunu, ancak işçinin, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı davrandığı iddiasıyla, cezai şart alacağı talep edildiğini, rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitiminden sonraki bir tarihte ihlal edilmesi iş mahkemelerini görevli olmaktan çıkardığını, bu nedenle ticaret mahkemelerinin görevine giren cezai şart alacağına yönelik davada görevsizlik kararı verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafından ikame edilen iş bu alacak davasının tamamen hukuki olmayan gerekçeler ile açılmış bir dava olduğunu, kesinlikle kabul edilmediğini, davalı müvekkilinin 17.04.2007 tarihinde akdedilen iş sözleşmesi ile ... işyeri numaralı davacı şirkete ait işyerinde arge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, İş sözleşmesinin kendisi tarafından ... sayılı eski İş Kanunun halen yürürlükte olan 14/5.maddesi uyarınca fesih edildiği tarihe kadar aralıksız kesintisiz olarak hizmet ifa ettiğini, davalı müvekkilinin davacı şirketteki hizmet akdinin sonlanma nedeninin yasada belirtilen yaşlılık aylığı bağlanması  öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sarısını tamamlayan işçinin kendi istekleri ile işten ayrılmaları halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı yönündeki yasal düzenlemeye dayandığını, müvekkilinin de yasanın kendisine hak olarak tanıdığı bu durumdan dolayı  İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Şişli Sosyal Güvenlik Merkezinden aldığı 1I.05.2016 tarih 3601642B.E.K-6910101 sayılı yazı ile 17 yıl sigortalılık süresini doldurduğunu prim ödeme gün sayısının ise 5435 gün olduğunu belgeleyen ve 1475 sayılı Mülga İş Kanunun yürürlükteki 14. Maddesinin 5.bendi uyarınca kıdem tazminatı almaya hak kazandığına dair resmi yazısı ile işveren davacı şirkete müracaat ederek iş akdini bu sebepten dolayı sona erdirdiğini ve kendisine kanunun amir hükmü uyarınca kıdem tazminatının ödenmesini istediğini, davacı şirketin davalı müvekkili tarafından açılan ve halen İstanbul 3. İş Mahkemesinin 2016 / 378 E sayılı dosyasında derdest olan davadan sonra işbu hukuki dayanaktan yoksun davayı ikame ettiğini,  davacı şirketin davalı müvekkilinin davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olduğunu ve bu ticari sırların davacı şirket aleyhine kullanıldığı yönündeki iddialarının ispattan uzak gerçek dışı iddialar olduğunu, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra bir işçinin aynı sektörde başka bir firmada çalışmaya başlaması haksız rekabet teşkil etmeyeceğini, bu durumun anayasal çalışma hürriyeti kapsamında bir hak olduğunu, bu sebeple davacı şirketin aksi yöndeki hukuki dayanağı olmayan ispattan uzak iddialarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...taraflar arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin 1.6 maddesinde \"işbu sözleşmenin personelin kendi rızası ile sona ermesi veya işveren tarafından sona erdirilmesi durumunda, personel 2 yıl süre ile işverenin nezdinde hizmet vermiş olduğu müşterilerine doğrudan veya dolaylı olarak hizmet vermemeyi kabul ve taahhüt eder. Aksi durumda işçi işverene 2 yıllık brüt ücreti tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder\" şeklinde düzenleme bulunduğu, iş akdi kapsamında davalı işçinin davacı şirkette 17/04/2007 tarihinden itibaren arge sorumlusu olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin 22/05/2016 tarihinde davalı işçi tarafından sonlandırıldığı, davalı işçinin 22/09/2016 tarihinde davacı şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren dava dışı ...nde işe başladığı, davacı yanın davalının sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasıyla işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalı işçi davacıya ait işyerinden emeklilik için yaş dışındaki diğer şartların tamamlanması nedeniyle ayrılmıştır. Bu sebeple işten ayrılan işçinin daha sonra başka bir işte çalışmasını engelleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi davalı işçinin bu eyleminin sır saklama yükümlülüğüne ve geçerli bir sözleşmeyle öngörülen rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İş akdinin bitiminden sonra işçinin işverene karşı rekabet etmeyeceğine ilişkin rekabet yasağı sözleşmesi yapılması mümkün ise de taraflar arasındaki belirsiz süreli iş sözleşmesinde düzenlenen rekabet yasağı şartında rekabet yasağına konu işlerin türü ve yeri bakımından bir kısıtlama bulunmadığı gibi işçinin bu yöndeki yükümüne karşı işverenin karşı edimi de düzenlenmediğinden 6098 sayılı TBK'nun 444 ve devamı maddeleri uyarınca rekabet yasağı şartının ve cezai şart hükmünün geçerli olmadığı kabul edilmiş, davalı işçinin davacı şirkette kumaş arge elemanı olarak işe alındığı, üst kademe yönetici veya çalışan sıfatı olmaksızın vasıfsız elaman olarak bu şekilde çalışmaya devam ederek iş akdinin sonlandığı sabit olmakla davalı işçinin davacı şirketin hangi ticari sırlarına vakıf olduğu, vakıf olunmuş ise sonradan işe girdiği şirkette bu sırları kullanıp kullanmadığı, davacı şirketi ne  şekilde ve ne miktarda zarara uğrattığı, davalı işçiye yönelik maddi ve manevi zarar istemi kusur sorumluluğuna dayalı olmakla davalı işçinin kusur teşkil edebilecek haksız bir fiili davacı yanca elverişli delillerle ispat olunamadığından davanın tüm talepler bakımından reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme gerekçesinin hukuka aykırı olup, yargılama sırasında bahsedilen hususların ispat edildiğini, dinlenen tanıklar davalının şoför olarak işe girdikten sonra yıllar içinde kumaş arge elamanı olarak çalıştığını ve şirketin tedarik zinciri ve tedarik usulleri ve tedarik ücretleri hakkında şirket sırlarına vakıf olduğunu, Mahkemenin cezai şart hususunda herhangi bir hüküm kurmadığını, Mahkemece, müvekkili şirket ile davalının çalıştığı şirketin müşterilerinin aynı olduğu hususunun tespit edilmediğini ifade ettiğini, ancak bu tespitin de hatalı olduğunu, davalı ... ile Müvekkili ... arasında 17.04.2007 başlangıç tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi ile iş ilişkisi kurulduğunu, davalı ..., kişisel sebeplerden istifa ettiğini ifade ettiğini, ancak, Davalı ...’ın işten ayrılma sebebinin kişisel sebepler olmadığı, müvekkili firmada uzun yıllar çalıştıktan sonra ayrılan ve şirketimize rakip bir firma kuran ...'ın talimatları ile hareket ederek, rakip firmada işe başlayacağı için müvekkili firmadan ayrıldığını, davalı ..., ...'ın hissedarı olduğu ... Şti. bünyesinde çalıştığını, müvekkili şirketin ve müvekkili şirketin aile şirketi olan diğer ... Grup şirketlerinin yıllar içinde edindiği ticari itibar ve ticari sırların hoyratça etrafa saçıldığını, davalı tarafça yapılan bu iş ve işlemler nedeniyle müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını, açıklanan nedenlerle, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/83 E. ve 2020/543 K. Sayılı 14.10.2020 tarihli davanın reddi hakkında verilen kararın Bozulması'na ve yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 444 vd. maddelerinde düzenlenen ve iş sözleşmesi ile kararlaştırılan işçinin rekabet etme yasağını ihlal sebebine dayalı cezai şart ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir .İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, rekabet yasağı kaydının geçerli olup olmadığı,  rekabet yasağına bağlı olarak cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı, davacının maddi ve manevi tazminat  taleplerinin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.1.Taraflar arasında 17.04.2007 tarihinde belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalanmıştır. Davalı 11.05.2016 tarihli dilekçesi ile istifa etmek suretiyle iş akdini feshetmiş, 22.09.2016 tarihinde dava dışı  ... Şti.'nde çalışmaya başlamıştır. Dosya kapsamından davacı ... A.Ş. ile dava dışı ... Şti.'lerinin faaliyet konuları aynı olup, her iki şirketin de hazır giyim ve konfeksiyon alanında faaliyet yürüttükleri, davalının hem davacı şirkette hem de dava dışı şirkette kumaş arge elemanı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi Eski Borçlar Kanunu yürürlükteyken imzalanmış ise de davalının iş akdi, 6098 sayılı TBK yürürlüğe girdikten sonra 22.05.2016 tarihinde “emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması” olarak tanımlanan 14 kodu ile sona ermiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. Maddesinde, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümlerinin uygulanacağı; aynı Kanun'un 4. Maddesinde ise, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Taraflar arasında Eski Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu dönemde akdedilen hizmet sözleşmesinde; işçinin, işten ayrıldığı takdirde 2 yıl süreyle rekabet etmeme yükümlülüğü altına girdiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmü, davalının işten ayrıldığı 2016 yılında hüküm doğurmaya başlamıştır. Bu durumda 6101 sayılı Yasa'nın 4.maddesindeki düzenleme uyarınca dava konusu rekabet yasağı ve cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü konusunda Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 11.HD.'nin 16.03.2016 tarih ve 2015/6975 E.- 2016/2969 K. sayılı kararı).TBK'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir.Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmemiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklanan süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterli sayılmalıdır. (Yargıtay 11.H.D.'nin 2015/12450 E - 2016/6672 K.sayılı, 16.06.2016 tarihli kararı).TBK’nın 445. maddesi “(1)Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.(2)Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmünü haiz olup, anılan madde hükmü ile 6098 sayılı Kanun, 818 sayılı Kanun'dan farklı olarak, rekabet yasağı ile ilgili doğrudan mutlak bir geçersizliğin öngörülmediği, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri ile somut olgu nazara alınarak rekabet yasağının aşırı nitelikte olması halinde, yasağın kapsamı bakımından hakime uyarlama yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Hakime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında ve gerekse de ihlal halinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği kuşkusuzdur. TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup, kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı  Kararı) Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 1.maddesinin 6.bendi; \"İş sözleşmesinin personelin kendi rızası ile sona ermesi veya işveren tarafından sona erdirilmesi durumunda, personel 2 yıl süre ile işverenin nezdinde hizmet vermiş olduğu müşterilerine doğrudan ve dolaylı olarak hizmet vermemeyi kabul ve taahhüt eder. Aksi durumda işçi işverene 2 yıllık brüt ücreti tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt eder.\" şeklinde düzenlenmiş olup, sözleşmede rekabet yasağının geçerli olacağı yer belirlenmemiştir. Bu durumda TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca rekabet yasağı, hakim tarafından kapsam olarak yani coğrafi sınır yönünden sınırlandırılmalıdır. Sınırlandırma yapılırken davalının davacı nezdinde çalıştığı il sınırlarının esas alınması hakkaniyete uygun olur. Davacı şirket merkezinin İstanbul'da bulunduğu, dava dışı ... Şti.'nin merkezinin de İstanbul'da olduğu nazara alındığında rekabet yasağı hükmünün İstanbul ili için geçerli olduğunun  kabulü gerekir. Ayrıca iş sözleşmesinde rekabet yasağına konu işlerin türü belirtilmemiş ise de rekabet yasağı hükmünün, davacının faaliyette bulunduğu iş konusu ile ilgili ve davalının somut göreviyle sınırlı olarak geçerli olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda Mahkemece rekabet yasağı şartının geçerli olmadığının kabulü yerinde değil ise de  davalının, davacı şirketteki pozisyonu, davacının müşteri çevresi, fiyat ve pazarlama politikası ile işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı vermediği gibi davalının, davacı şirkette çalıştığı dönemde müşterileri tanıdığı, davalı şirketin sırlarına ve müşteri portföyüne sahip olduğu, sahip olduğu bu bilgilerini de yeni girdiği işte  kullanması halinde davacıya önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunduğu hususlarının ispatlanmadığı gözetildiğinde davalı işçi yönünden rekabet yasağı koşulları gerçekleşmemiş olup, mahkemece cezai şart talebinin reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğru olmuştur. 2. Davacı, davalının müşteri ve tedarikçi bilgileri gibi ticari sır niteliğinde belge ve bilgileri yeni girdiği işyerinde kullandığını ve çalıştığı şirkete haksız kazanç sağladığını  belirterek maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürmüştür.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği  zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, dava dışı şirket ile davacı şirketin 2016-2017-2018 yıllarında müşteri portföyleri karşılaştırılmak suretiyle davalının dava dışı şirkette çalışmaya başladığı tarihten sonra aynı firmalar ile çalışıldığı tespit edilmiş ise de  davacı ticari defter ve kayıtlarına göre davalının dava dışı şirkette çalışmaya başladıktan sonra davacının zarara uğradığının anlaşılamadığı belirtilmiş olup, davacı tarafça, davalının davacı şirkette çalışırken hangi ticari sırlara sahip olduğu, sahip olduğu ticari sır var ise bu sırları dava dışı şirkette ne şekilde kullandığı , davacı şirketin bu yolla ne tür bir maddi ve manevi zarara uğradığı dosya kapsamındaki delillere göre ispatlanmamıştır. Bu nedenle mahkemece davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.10/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b9c77ae4e2389ef9","SID":"34741d6521fb79bd"}}