{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. KONYA BAM   6. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ......<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  6. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: ......<br>KARAR NO\t: ......<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>BAŞKAN\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>ÜYE\t\t: ......  (...)<br>KATİP\t\t: ......  (...)<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/07/2024<br>NUMARASI\t\t: ... Esas ... Karar<br>İSTİNAF EDEN DAVACI\t: .........  <br>VEKİLLERİ\t\t: Av.......Av.......<br>İSTİNAF EDEN DAVALI\t: .........   <br>VEKİLLERİ\t\t: Av......& Av......<br>DAVA\t\t\t: Şirket Ortağı Olmadığının Tespiti ve Alacak <br>İSTİNAF KARARININ<br>KARAR TARİHİ\t: 25/03/2025<br>YAZIM  TARİHİ\t: 07/04/2025<br>Davacı  tarafından davalı aleyhine Konya....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olmadığının tespiti ve alacak davasında 26/02/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen  02/09/2021 tarih ... Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/05/2022 tarih ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı,  davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 03/07/2024 tarihinde tesis edilen karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dosyanın  dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendi; <br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yürürlükte bulunan tüm yasa ve mevzuatlara aykırı bir şekilde mevduat topladığını, şirket yöneticileri hakkında ceza dosyalarında suç işlemek, örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılamalar yapıldığını, davalının kar payı yapacağını ileri sürerek para toplamış olduğunu, müvekkilinin mevduatını geri istediğinde alamamış olduğunu, müvekkilinin iradesinin hileli hareketlerle fesada uğramış olduğunu,  davalı şirketin istediği an müvekkiline geri ödeneceği garantisi ile müvekkilinden bir miktar para tahsil edildiğini, karşılığından usulsüz olarak hisse senetleri ve ortaklık belgeleri çıkardığını, ancak müvekkilinin şirkete ortak olmak gibi bir amacının olmadığını, davalının Bankalar Kanununa aykırı hareket ettiğini, verilen hisse senetlerinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı olmadığını, davalının hukuka aykırı davranışlarının hem SPK'nın hem diğer resmi kurum ve kuruluşların raporlarında hem de yerel mahkemelerce bilirkişilerce tespit edilmiş olduğunu, davalı tarafından SPK ya sunulan listeler incelendiğinde müvekkilden tahsilat yapıldığının açık olduğunu, iş bu davada faizin başlangıç tarihinin haksız fiilin gerçekleştiği tarih olduğunu, açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmakla şimdilik 1000 Euro'nun  dava  tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince faiziyle birlikte tahsil edilmesini dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddia ettiği ödeme tarihinin çelişkili bir şekilde açıklandığını, davacıdan teminat alınması gerektiğini, davacının dayanak gösterdiği belgenin davalıyı ilzam etmediğini, davacının iş bu davada bankacılık mevzuatı hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki beyanlarının yasaya aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirkete davacının müvekkilinin bankacılık, SPK, TTK ve BK hükümlerini ihlal ettiğine dair iddialarının doğru olmadığını, davacıdan hile haksız fiiline dayalı para alındığına ilişkin iddianın doğru olmadığını, bir an doğru olduğu kabul edilse bile; davacı tarafça BK'nın 28 ve devamı maddelerinde belirtilen yasal bir yıllık hakdüşürücü dava açma süresi içerisinde dava açmadığını,  bu nedenle haksız fiiller için BK'nın 60 sebepsiz zenginleşme için aynı yasanın 66 sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan talepler için aynı yasanın 125. maddesinde belirtilen sürelerin geçmesi sebebiyle alacağın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesi içeriğinde davacının yedinde hisse senetlerinin bulunduğunun belirtildiği nazara alındığında; davacının şirket ortağı olduğunu, TTK 329 ve 405. maddeleri gereğince davacının dava açma hakkının bulunmadığını, bu nedenle davacının dürüst davranmadığını, açılan davanın esastan da reddi gerektiğini belirtmiştir. <br>Davacı  tarafından davalı aleyhine Konya....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olmadığının tespiti ve alacak davasında 26/02/2020 tarihinde tesis edilen karara karşı, tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine dairemizce yapılan inceleme sonucunda verilen  02/09/2021 tarih ... Esas - ... Karar sayılı kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/05/2022 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. <br>ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI: <br>Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile  7194 sayılı Kanun'un 41.maddesinin  Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı, <br>Davacı tarafın; şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına dayalı başvurusu üzerine; <br> Anayasa Mahkemesinin  19/12/2023 tarih 2022/103656 başvuru numaralı kararında; \"...10. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Turgay Kılıç (B. No: 2020/21022, 14/12/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede  alacağın tahsili için uygun hukuki yollara başvurmuş olmasına rağmen yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılan başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Somut başvuruda anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Bu doğrultuda başvurucuların Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.<br>11. Başvurucular ihlalin tespit edilmesi, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.\" gerekçesiyle başvurucu yönünden mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,<br>-Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, <br>-Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE şeklinde karar verilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; \"....Davalı .........  A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin)zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır.<br>Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir.<br>Dosyadaki mevcut bilirkişi raporuna göre davacının davalı şirkete en son 17/08/1999 tarihinde para yatırdığı belirlendiğinden, Mahkememizce de en son işlem (ve haksız fiil) tarihinin 17/08/1999 olduğu kabul edilmiş, bu davanın açıldığı 12/11/2018 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı .........  A.Ş.'nin cevap dilekçesiyle zamanaşımı itirazında bulunduğu görüldüğünden, davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve 2022/840 E. 2023/4352 K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de;<br>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. yasanın yürürlüğe girdiği 07/12/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K., 03.04.2014 gün ve 2013/17933 E. 2014/6603 K.,  30.05.2016 gün ve 2016/119 E. 2016/5924 K., 29/09/2016 gün ve 2015/15025 E. 2016/7632 K., 05/04/2018 gün ve 2016/9030 E. 2018/2444 K., 07/05/2018 gün ve 2017/1180 E. 2018/3234 K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. yasanın geçici 4. maddesinin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir.<br> Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve Mahkememizce de gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmelerinin hukuken mümkün olduğu sonucuna varılarak, güncel içtihatların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.  <br>Ancak, Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır....\" gerekçesiyle davacının davasının zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine  karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının eksik inceleme sonucunda deliller toplanmadan ve sürpriz karar verme yasağına aykırı olarak verildiğini, somut olayda müvekkilinin parasının halen davalı şirketin uhdesinde olduğunu, bu nedenle zamanaşımından söz edilemeyeceğini, yerel mahkeme kararı anayasanın 10. maddesinde düzenlenen ''kanun önünde eşitlik'' ilkesini ve bu bağlamda AİHS tarafından güvenceye alınan adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkını ihlal ettiğini, davanın zamanaşımından reddedilmesi kararının kesinleşmesi durumunda müvekkilinin mahkemeye erişim hakkı engellenerek hak arama özgürlükleri engellenmiş dolayısıyla adil yargılanma hakkının bu bağlamda da ihlal edilmiş olacağını, müvekkili aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihalilini teşkil ettiğini, yerel mahkeme kararın kaldırılarak davanın  kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı nedeniyle reddedilen davada hukuka ve kanuna aykırı bir şekilde  davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine karar verilmediğini,  işbu kararın yargılama giderleri ve ücreti vekalet yönünden usûl ve yasaya aykırı olduğunu, yargılama giderlerinin ve nisbi vekalet ücretinin davacıya yükletilmesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kâr payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemiyle açılan davada yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir. <br>\"dava açıldığı andaki mevzuata göre davasında haklı olup da dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü gereğince davada haksız çıkmış sayılamayacağı, bu nedenle doğrudan yargılama giderlerine mahkum edilemeyeceği, yargılama giderlerinden sorumluluğun HMK'nın 331. maddesi gereğince davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre belirleneceği ve yargılama giderlerine buna göre hükmedileceği gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir...\" Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/11/2009 tarih 2009/18-421 Esas 2009/526 Karar sayılı ilamı<br>  Davalı tarafın süresinde zamanaşımı definde bulunduğu, zamanaşımı def'i yönünden davacı taraf lehine usuli kazanılmış bir hakkın söz konusu olmadığı, davalının eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilin işlendiği tarihin tespitinin önem arzettiği, dosyadaki bilgilere göre taraflar arasındaki haksız fiil tarihi ve davanın açıldığı tarih nazara alındığında; davalı tarafın zamanaşımı def'inin 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 765 sayılı TCK hükümlerine göre zamanaşımı def'inin değerlendirilmesi gerektiği, buna göre; 818 sayılı yasada genel zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu, 765 sayılı yasanın 102/4 ve 104/2. maddelerinde ise, eyleme uyan zamanaşımı süresinin 5 yıl, uzamış zamanaşımının 7,5 yıl olduğu, dosya içerisinde mevcut  belgelere göre davacının  davalı şirkete 25/02/1999, 27/04/1999, 12/05/1999 ve 17/08/1999 tarihlerinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın ceza zamanaşımı süresi olan 7,5 yıllık süre geçtikten sonra 12/11/2018 tarihinde açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin ve  yargılama sırasında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 22.04.2022 tarih 2021/7 Esas 2022/2 Karar sayılı kararı ile haksız fiilin işlendiği tarihin, paranın alındığı tarih olduğu ve zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı kararlaştırıldığından Yargıtay HGK'nın 18/11/2009 tarih 2009/18-421 Esas 2009/526 Karar sayılı kararı doğrultusunda  davalının yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılması  ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin  usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından tarafların istinaf başvuru taleplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1- Tarafların istinaf başvuru taleplerinin ESASTAN REDDİNE,<br>2- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,8‬0 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,  <br>3- Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,8‬0 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,  <br>4- İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,  <br>5- İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, <br>6- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4.maddesi gereğince kararın dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,  <br>7- Dava dosyasının temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ilk derece mahkemesine gönderilmesine, <br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararın HMK'nın 361/1 maddesi gereğince; taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dairemize, temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçe ile temyiz kanun yoluna başvurma talebinde bulunulabileceğine  25/03/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan ...<br> e-imzalıdır <br><br>Üye ...<br> e-imzalıdır <br> <br>Üye ...<br> e-imzalıdır <br> <br>Katip ...<br>e-imzalıdır <br><br><br><br><br><br>......<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1b19132ef1aa9c63","SID":"c44492fbee60e122"}}